Bu haber kez okundu.

Parasız Eğitim Parasız Sağlık Mı Dediniz?

Eğitim-iş Genel Örgütlenme Sekreteri Hikmet Pala yazdı
Eğitim ve sağlık herkesin en temel hakları. Türkiye’de mevcut eğitim ve sağlık sistemi büyük ölçüde kamunun egemenliğinde. Bu hizmetlerin büyük kısmı hem devlet tarafından üretiliyor hem de devlet tarafından finanse ediliyor. Maalesef bu hizmetlerin çoğundan yararlananlar memnun değil. Hastaneler hastaların kuyruklarda süründüğü (hatta bazen öldüğü) bir işkence hane. Okullar ise hepten berbat. Ortaokullarda ve liselerde öğrenciler 50-60 kişilik sınıflarda eğitim görüyorlar. Ders araç ve gereçleri yetersiz. Öğretim kadrolarının nitelikleri zayıf. Üniversiteler de benzer şekilde. Türkiye’nin bilime katkısı fakirlik sınırında sürünen bazı Asya ve Afrika ülkelerinin bile gerisinde.”[1]

Bu sözler eğitim ve sağlığın kamusal niteliğine yapılan liberal eleştirinin “sokak ağzıyla” kısa bir özeti aslında. Turgut Özal 1980 sonrasında Türkiye’yi “Küçük Amerika” yapma hayalini kurduğunda, işe önce Kamu İktisadi Teşekküllerini (KİT) özelleştirmeden başladı. 1985 yılında 218 kuruluş, kamuya ait 21 yarım kalmış tesis ve 4 elektrik santrali özelleştirme kapsamına alınmadan önce Başbakan Turgut Özal The Morgan Bank’a özelleştirme planı hazırlattı.

Ama koca koca KİT’lerin satılmasından önce özelleştirme uygulamasına etkin bir kamuoyu desteği gerekiyordu. Büyük bir bilgi kirliliği üretilerek KİT’lerin zarar ettiği, milletin sırtında yük olduğu, yüz kişilik işe üç yüz kişinin girdiği, çalışmadan maaş alındığı, kısaca buraların “arpalık” olarak kullanıldığı kara propagandası yapıldı. Yenidünya düzeninin bir gereği olarak özelleştirme fikri sistemli bir biçimde ile topluma benimsetildi. Büyük sermayenin ve ANAP hükümetinin güdümündeki medya aracılığıyla halkın büyük bir çoğunluğu ikna edildi.

AKP ise Özal’la başlayan özelleştirme uygulamasını hızlı biçimde ve büyük oranda yağmacı bir anlayışla sürdürdü. KİT’lerin özelleştirme süreci beyinlerimizin de bu özelleştirmeye uygun biçimde yeniden formatlanması süreciyle eşgüdüm içinde yürütüldü. “Devlet ekonomiden elini çekmeliydi, son Komünist ülke Türkiye idi. Bu utancın bir an evvel sonlandırılması elzemdi.”

Elektrik üretimi ve dağıtımı, iletişim hizmetleri, Tekel idaresi, ağır sanayi tesisleri artık özel sektör tarafından işletiliyor. Belediyelerde birçok kamusal hizmet özel şirketler eliyle taşeronluk sistemiyle görülüyor. Tabi dilimiz alışmış olduğundan  “kamusal hizmet” diyoruz. Artık bu hizmetler “kar elde etmeye uygun hizmetler” olarak görülüyor ve “hür teşebbüsün” etkinlik sahasında.

Doğduktan sonra kulağıma ilk söylenen türkü “Ordu’nun Dereleri” idi. Türküde geçen “Ordu’nun dereleri aksa yukarı aksa, Vermem seni ellere Ordu üstüme kalksa” dizesi yeni tanıştığım Ordulu olmayan insanların hep merak konusu olmuştur. Derenin yukarı akması mümkün müydü? Yıllar önce açıklamakta zorlandığım bu konu, yaylalarımızdan Karadeniz’e çağlayarak akan derelerimizin üzerine HES’ler inşa edenler sayesinde kafamda netleşti. Evet derenin yukarı akması mümkündü. Önü kesilen derede biriken su büyük kanallarla üç dört kilometrelik tepelere çıkartılıyor, tepenin arka yamacından aşağıya hızlı akıtılarak tribünleri döndürüyor. İşte derelerimizin yukarı akması hayaldi böylece gerçek oldu!

HES’ler sadece bir elektrik elde etme projesi miydi yoksa birileri akarsuların bütün kullanım haklarını elde mi ediyordu? Tarlasının kenarından geçen dereden abdest almak isteyen biri HES şirketinden izin almak zorunda kalabilir miydi? Görülmektedir ki hepsi artık ihtimal dâhilindedir.

Eğer çocuğunuzu en az 10 BİN liradan başlayan fiyatlarla bir özel okula göndermek isterseniz imdadınıza “devlet baba” yetişiveriyor. Bunun 3500 lirasını sizin adınıza özel okula ödüyor. Devletin babalık vasfı, KİT’ler söz konusu olduğunda “üvey baba” suçlaması ile mahalleye dahi sokulmayan bir “Erol Taş” iken, özel okula çocuk gönderebilecek mali güçte olan bir kişiye yardım etmeye kalktığında “Hulusi Kentmen” babacanlığında bizlere takdim ediliyor.

Hizmet Ticareti Genel Anlaşması denilen ve kısa adı GATS olan bir uluslararası anlaşma var. 1947 yılında imzalanan GATS, 1995 yılında faaliyete geçen Dünya Ticaret Örgütü bünyesine alındı. Gümrük uygulamalarını aşamalı olarak kaldırılması ve ticareti tüm dünyada serbestleştirilmesi demek olan GATS’ı Türkiye 1994 yılında imzaladı. 1995 yılında da TBMM’de onaylanarak iç hukukumuzun bir parçası haline dönüştürüldü. Böylece Anayasanın 90. Maddesi hükmünce “Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz” zırhı kendisine giydirildi.

GATS’ı imzalayan ülkeler belirledikleri hizmet alanlarını serbest piyasaya açmak için taahhütlerde bulunuyorlar. Türkiye; haberleşme, eğitim, sağlık, bankacılık, ulaştırma gibi hizmetlerin serbest piyasaya açılması konusunda vaatte bulundu. GATS genişletilme görüşmeleri her on beş günde bir yapılıyor ve ülkelerdeki hizmet alanlarının hızla özelleştirmeye ve serbest piyasa ekonomisine açılması talep ediliyor. Son yıllarda su kaynaklarının serbest piyasaya açılması en revaçta olan konu.

Vergi hizmetleri, iletişim ve telekomünikasyon hizmetleri, enerji keşif, enerjiye bağlı inşaat, enerji depolama ve arzı, içme suyu ve atık yönetimi gibi akla hayale gelmeyecek alanların serbest piyasa ve özelleştirme kapsamına alınması GATS ile öngörülmüş. Böylece kamusal temel tüketim hizmetleri küresel şirketlerin eline geçiyor.

GATS eğitimi de kapsıyor. Çoğu Avrupa ülkesinde tümüyle bir kamu hizmeti olarak görülen eğitimin kamusal niteliğinin ortadan kaldırılması çalışmaları GATS’a üye diğer ülkelere koşut bir biçimde Türkiye’de yürütülüyor.

O yüzden devlet okulları bakımsız bırakılıyor, ödenek aktarılmıyor. O yüzden devlet okullarında çocuklarımız kalabalık sınıflara mahkûm ediliyor. Yazımın başındaki alıntı paragrafa şimdi dönüp tekrar bakalım:

“Hastaneler hastaların kuyruklarda süründüğü (hatta bazen öldüğü) bir işkence hane. Okullar ise hepten berbat. Ortaokullarda ve liselerde öğrenciler 50-60 kişilik sınıflarda eğitim görüyorlar. Ders araç ve gereçleri yetersiz. Öğretim kadrolarının nitelikleri zayıf. Üniversiteler de benzer şekilde. Türkiye’nin bilime katkısı fakirlik sınırında sürünen bazı Asya ve Afrika ülkelerinin bile gerisinde.”

Sonra da Türkiye’de ilk özelleştirme uygulamaları başlamadan önce KİT’ler üzerinde yürütülen kara propagandayı anımsayalım:

“KİT’ler zarar ediyor, milletin sırtında yük, yüz kişilik işe üç yüz kişinin giriyor, buralarda çalışmadan maaş alınıyor.”

Kapitalistler hayatımızın tüm alanlarını ve tüm ekonomik varlıklarımızı, suyumuzu, toprağımızı piyasa ekonomisine açmak ve bunları ticarileştirerek devasa servetlerin sahibi olma isteklerinden vazgeçmeyecekler.

İnsani ve vicdani ütopyaları olanlar ise dünyanın üzerindeki her şeyin bir ekonomik kaynak değil bir doğal varlık olduğuna inanarak, doğaya ve insana saygılı, herkesin mutlu ve sağlıklı yaşayabileceği, sömürüsüz bir hayatın kurulması mücadelesini vermeye devam edecekler.

İnadına Parasız Eğitim, İnadına Parasız Sağlık!

Hikmet Pala

Eğitim-iş Genel Örgütlenme Sekreteri

[1] Murat Çokgezen, http://www.liberal.org.tr/sayfa/herkese-bedava-egitim-bedava-saglik-murat-cokgezen,208.php

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber