Bu haber kez okundu.

Eğitimde Yapıbozumu: 19. Milli Eğitim Şurası

Eğitim-iş Genel Eğitim Sekreteri Önder Yılmaz yazdı.

Giriş

 

Eğitim sistemleri bir felsefe üzerine inşa edilir. Nasıl bir insan yetiştirmek istediğiniz bu felsefenin aydınlattığı zeminde gerçekleşir: Geleceğin yetişkinleri belirlediğiniz temel ilkeler üzerine yetiştirilir ve beklediğiniz toplumsallaşma eğitim yoluyla inşa edilir. Bu anlamda önemli olan "nasıl bir toplumsallaşma" beklediğinizdir. Eğitim sisteminin "yapısı" ya da kalıbı, gelecek kaygınıza göre biçim alır ve siyasallaşmaya oldukça açık bir alandır.

 

Şuranın Yapısı

 

Milli Eğitim Şuraları, bakanlığın en yüksek danışma organı olarak kabul edilir. En azından yönetmeliğindeki tanım böyledir. AKP döneminde düzenlenen üçüncü şuranın diğerlerinden çok daha fazla konuşulmasının altında yatan, önceki şuraların milli eğitim politikasına hiza vermek için kullanıldığı gerçeğidir. Bir başka deyişle siyasal iktidar, şuraları, kendi siyasal çizgisine uygun bir eğitim modellemesi için araçsallaştırmıştır.

 

Bu aracın doğru sonuçlar verebilmesi için önceden yönetmelik değiştirilmiş ve katılacak delegasyonun niteliği ve niceliği yalnızca MEB'in inisiyatifine bırakılmıştır. Şura hazırlıkları da kısa bir zaman aralığına sıkıştırılarak gündem üzerinde bir tekel kurulmuştur. Gündem ve delegasyon, şura boyunca sopa olarak kullanılmış ve kamuoyu aslında önceden belirlenmiş ve yapılandırılmış bir algı içerisinde tartışmalara tanıklık etmiştir. Bir başka deyişle Şura, zaten yaratılacak olan eğitim modelinin hazırlayıcısı olarak işlev görmüştür.

 

Ancak Şura'nın mevcut yapısı Şura'nın işlevinin önüne geçmiştir. Şura, MEB'in en yüksek danışma organı olarak işlev görmesi gereken bir kurumken, yapısı nedeniyle bir danışma kurulundan çok, iktidarın politikalarını besleyen bir tiyatroya dönüşmüştür.

 

Şura'nın temel gündemi, siyasal iktidarın ve yandaş sendikanın politik görüşlerinin eğitim sisteminin içine yerleştirilmesinden ibarettir. Bir başka deyişle, Milli Eğitimin içinde bulunduğu temel sorunlar ötelenmiş, yok sayılmış, onun yerine belli bir siyasi görüşe seçmen ve oy devşirecek mekanizma gözüyle eğitim sistemi ele alınmıştır. Bu anlamda "öğretim" sözcüğü düşük yapmış, yerine siyasal iktidarın "öğretisi" konmuştur.

 

Bunun acı sonuçlarını yakın zamanda hep birlikte gözleyeceğiz. Biçim ve içerik açısından bakıldığında, Şura, tercihini "biçimden" yana koymuş ve buna göre tavsiye kararları almıştır.

 

Şura Öncesi Yaratılan Gündem

 

Şura öncesinde yaşanan tartışmalar Şura'nın önüne geçmiş ve eğitimin gündemini belirlemiştir. Bu tartışmaların en başında "Karma Eğitimde Zorunluluğun Kaldırılması" ile "Anadilde Eğitim" talepleri gelmektedir.

 

İki talep de Şura gündemine girmemiş ve Şuranın içinde tartışılmamıştır. Bunlar eğitsel değil siyasal talepler olduğu için amaç Şura'da görüşmek değil, kamuoyunda tartıştırmaktır. Her ikisinin de eğitimle ilgilenenler için can alıcı sonuçları olacağı açıktır.

 

Şura'da Yaşananlar

 

Şura 4 ana gündem maddesiyle toplanmıştır.

 

-Öğretim Programları ve Haftalık Ders Çizelgesi

 

-Öğretmen Niteliğinin Artırılması

 

-Eğitim Yöneticilerinin Niteliğinin Artırılması

 

-Okul Güvenliği

 

Hiç kuşku yok, dikkatler "Öğretim Programları ve Haftalık Ders Çizelgesi Komisyonunda" yaşanan tartışmalar üzerinde yoğunlaşmıştır. Zira bu komisyon, son derece siyasallaşmış taleplerin gündeme geleceği öngörüsünü üzerinde taşıyan bir komisyondu.

 

Şuranın Paradoksu

 

Şura, baştan aşağıya çelişkilerle doludur. Şuranın ilk gününde Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, "gündem dışı bir şey görüşülmeyeceğini ve karar alınmayacağını" kamuoyuna ifade etmiş olmasına rağmen, tüm şura boyunca gündem dışı öneriler yer almış ve karar altına alınmıştır.

 

Şura'da dile getirilen talepler "demokrasi" adına dile getirilmiş ancak karşıt görüşlere yönelik baskıcı bir tutum takınılarak Şura'nın paradoksal bir havada cereyan etmesine neden olunmuştur.

 

Şurada Dili: Algı Yapılandırması!

 

Şura'da dile getirilen talepler genellikle "vatandaşın böyle istediği" veya "demokrasi gereği" olarak öne sürülmüş ve algı yönetimine dönük bir dil oluşturulmuştur.

 

Kamuoyu bu nedenle "eğitimin niteliğinin artırılması" ile ilgili değil siyasal taleplerin eğitimin konusuymuş gibi tartışıldığı gündemle meşgul edilmiştir.

 

Şuranın Çabası

 

İşte 19. Şura'yı girişte belirttiğimiz felsefi temel üzerinden değerlendirmek, güncel kaygılar ve güdümlenmiş beklentilerin ötesinde bizi daha anlamlı sonuçlara ulaştıracaktır.

 

AKP'nin, uzun erimli iktidar süreci içerisinde eğitim sistemini bir yapboza dönüştürdüğü düşünülebilir. Yapboz formülünden yola çıkarak da "modellemeye çalıştığı bir sistemin olmadığı" varsayılabilir. Oysa gerçeğin bunun tam tersi olduğunu düşünüyoruz: AKP, en azından iki konuda sistemli çalışmaktadır: Birincisi eğitim sistemi kapitalizmin emirlerine açık hale getirilmiştir. Sistemin tamamı kapitalizmin istediği "yarışmacı, rekabetçi, bencil ve güçlü olana boyun eğmeyi" içeren öğrenci yetiştirmek üzere planlanmıştır. İkincisi de bu piyasacı anlayışı besleyecek "sorgulamaktan uzak" insan yetiştirme amacını taşımaktadır. Din derslerinin derinleştirilmesi de buna içkin bir adımdır. Yoksa, din ve eğitim arasındaki ilişki "Tanrı ve kul arasındaki ilişkinin" niteliğinin artmasına hizmet etmek için geliştirilmiş değildir.

 

Şura tasarımcılarının en belirgin isteği "din derslerinin artırılması ve dini kavramların içselleştirileceği değerler eğitiminin yaygınlaştırılması" olarak netleşti. Şuranın ilk gününden son gününe bu çaba hep hissedildi. Bu çaba şura katılımcılarının büyük oranda ortak paydası olarak da belirdi. Yani yalnızca hükümet yanlısı delegasyon değil, öte yanda milliyetçi-mukaddesatçı tezleri savunan bazı kurumlar da verilen teklifleri ve alınan kararları coşkuyla karşıladı, destekledi. Doğal olarak eğitim üzerine alınan kararların eğitsel olmaktan çok siyasi olduğu gerçeği ortaya çıktı.

 

Din dersinin yaygınlaştırılmasının siyasi bir yönü olmasının yanında, sistemle örtüşen bir de işlevi var. Din ve kapitalizmin birbirini besleyen ortak paydası sistemi kullananların niyetiyle ilişkileniyor: Emek sömürüsü üzerine bina edilen bir ekonomik model olarak kapitalizm, sömürüyü derinleştirmek için her kavramı acımasızca kullanıyor. Bu anlamda dinin siyasallaşması ve sömürünün derinleşmesi Şura'nın gizli gündeminde çakışıyor.

 

Kuşkusuz din dersi üzerinden yaratılan saplantı eğitsel bir talebe değil siyasi bir talebe işaret etmektedir: Siyasal iradenin dayatmasıyla talep toplumsallaşmaktadır. Yaşamın her alanında hegemonik bir güce dönüşen siyasal iktidar, sürekliliğini sağlayabilmenin yolunu eğitim sistemini kendi istediği biçimde kodlamakta bulmuştur. Oysa ülkede din ve ibadet özgürlüğü ve bu ikisine ulaşım son derece serbest ve bol seçeneğe sahip bir görüntü vermektedir. Bu anlamda talep doğal değil yapaydır. Mevcut haliyle bu saplantının, toplumun hassasiyetlerini kaşıyan siyasi rant anlayışı koktuğunu söylemek hiç de zor değildir.

 

Düzenlenen eğitim sistemi bu anlamda siyasal düşünceyi belirlemekte ve siyasal düşünceler yoluyla da kapitalist sistemin sınıfsal yapısı korunmaya alınmaktadır. Eşitsizlikleri üreten sistem, eğitim yoluyla, sınıfsal sömürüyü içselleştiren toplumu her defasında yeniden meşrulaştırmaktadır.

 

Değerler Eğitimi ve Çelişkinin Niteliği

 

Siyaset, eğitim ve ekonomik model arasındaki ilişki her zaman uyumlu bir görüntü vermez. Şura'da üzerinde en çok durulan "değerler eğitimi" gerçek hayatla çelişen "değerleri" de öğretmeyi amaç edinmiştir. Evrensel değerlerin bir kısmının da içinde bulunduğu bu eğitim, sistemin dayattığı gerçekleri görmezden gelerek "davranış" kazandırmayı amaçlamaktadır. Hem eğitim sistemi hem gerçek hayat bir taraftan çocuğa "güçlü ol, yarış, yanındakini geç..." gibi öğretileri aşılarken bir taraftan aynı çocuklara "yardımlaşma, dayanışma, paylaşım..." gibi kavramlar teorik düzeyde verilmeye çalışılmaktadır. Bu çelişki, değerleri özünden yalıtmakta ve eğitimi bir makyajlama ilişkisine dönüştürmektedir.

 

Din Eğitimi

 

Din Eğitiminin zorunlu tutulmasındaki amacın açıklanmasında kullanılan tezlerden biri de "Ahlak kavramının dinden bağımsız" düşünülemeyeceğiydi. Bu tek tipleştirici anlayışın başka inançlara saldırganca yaklaşan nesiller yetiştireceği açıktır. Zaten dönemin başbakanının ağzından çıkan "kindar nesil" yetiştirme anlayışı temel enerjisini de buradan alacaktır.

 

Türkiye'nin de taraf olduğu Çocuk Hakları Bildirgesi 10. Madde: "Çocuklar ırk din ya da başka bir ayrımcılığı teşvik eden uygulamalardan korunacaktır." demektedir. Bütün bunlara rağmen din dersi belirli bir inancın belirli bir yorumu çerçevesinde zorunlu olarak okutulacaktır. Dinde zorlama yoktur diyen anlayışın din dersini zorunlu tutmaya çalışması üstü örtülemeyen bir çelişkidir.

 

İslami kurallara dayanılarak verilen din eğitimi gelecekte son derece ciddi erozyonlara neden olacaktır. İslam hukukunun gereklerine göre yetişen nesiller, bir müddet sonra, modern hukukla çelişen dini gerekçelerle dünyayı anlamlandıracak, toplumsal yapıyı ayakta tutan akıl ve bilim ilkelerinin sarsılmasına neden olacaklardır.

 

Anayasanın 58. Maddesi ve Osmanlıca Türkçesi

 

"Alkollü İçki ve Kokteyl Hazırlama" dersinin haftalık ders çizelgesinden çıkartılması Anayasanın 58. maddesindeki "çocukların zararlı alışkanlıklardan korunması" gibi yüksek bir yarara hizmet edeceği gerekçesiyle gündeme taşındı. Yine Osmanlıca Türkçesinin de "dedelerimizin mezar taşlarını okuyamıyoruz" gerekçesine dayandırılarak "zorunlu okutulması" talep edildi.  

 

Turizm Liselerinde okutulan dersin niteliği, çocuklara alkol almayı öğretmek değil, bir iş kolundaki beceriyi kazandırmaktır. Tipik bir hedef şaşırtma amacı taşıyan teklif önce reddedilip sonra tekrar gündeme usulsüzce alınınca komisyonu terk ederek tepki gösterdik. Kaldı ki kamuoyunun dikkati yine dersin içeriğine değil, ismine çekilmiş ve algı yanılsamasıyla hassasiyetler kaşınmıştır.

 

Osmanlı Türkçesi'nin zorunlu okutulması talebi de ironiktir: Adında "demokrat" sözcüğü olan bir kurum bu dersin "zorunlu" okutulmasını teklif etmiştir. Eski yazıyı okumanın "Osmanlıcayı" öğrenmek anlamına geldiği sanrısı üzerine bina edilen girişim, kuşkusuz, 80 faşizminin izlerini takip etmektedir. Türk-İslam sentezci anlayışı dil devrimiyle hesaplaşmaktadır.

 

Şura ve Eğitimin Niteliği

 

19. Milli Eğitim Şurası eğitimin temel sorunlarının hemen hemen hiç tartışılmadığı, eğitimin niteliğinin nasıl yükseltileceğine dönük vurgulamaların yapılmadığı bir şura olarak tarihteki yerini almıştır.

 

Şura'daki temel anlayış "siyasal iktidarın öznel inancının yaygınlaştıracağı bir eğitimi nasıl yerleştirecekleri" çerçevesinde toplanmıştır. Bu bakış açısının eğitimin temel sorunlarını çözmek gibi bir derdinin olmadığı ortadadır.

 

Eğitim sistemi bir taraftan kapitalist sistemin arzuladığı rekabete dayalı-yarışmacı bir insan tipini dayatmakta öte taraftan da "değerler eğitimi" adı altında yardımlaşma-dayanışma-paylaşma gibi kavramları öğretmeye çalışmaktadır. Uygulamayla teori arasındaki bu çelişki, uygulamanın lehine bozulmakta ve bencil kuşaklar yetişmektedir.

 

Temel Endişe...

 

Eğitimde şiddeti artırdığı ve ders başarısını düşürdüğü gerekçesiyle karma eğitim ortadan kaldırılmaya çalışılmakta ama bu sorunları giderici eğitsel önlemler almaya yanaşılmamaktadır.

 

Öğrencilerin ders dışı becerilerini geliştirmek, boş zamanlarını nitelikli olarak geçirmelerini sağlayacak kazanımlarla donatılmasını sağlamak gibi konulara hiç girmeyen Şura, sürekli olarak siyasal iktidarın ajandasındaki niteliksizliği pazarlamayı kendisine görev edinmiştir.

 

Temelsiz biçimde Cumhuriyetin eğitim sistemini "tek tip insan yetiştirmeye çalıştığı" için eleştirenlerin, yetiştirmeye çalıştığı insan tipinin "tek tip" olarak ortaya çıkması ibretlik bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır.

 

Gündeme getirilemeyen "karma eğitimde zorunluluğunun ortadan kalkması" önerisi de yine gizli ajandalarda yazılı çarpık anlayışlara hizmet etme amacı taşımaktadır.

 

Karma eğitimin varlığı, cinsiyet temelli örgütlenmenin karşısında bir duvar oluşturmaktadır. Kız veya erkek olmasına bakılmaksızın "birey ve insan" olarak değerlendirilen çocuklarımız, içinde bulunduğumuz topluma uyum sürecinde geçmekte ve sosyalleşmektedir. Bu sosyalleşme sürecinin en iyi inşa edecek eğitim sistemi de karma eğitim modelidir.

 

İki cinsi birbirinden ayırarak eğitmek ise, zaten var olan kadın kimliğine yönelik aşağılamaların azalmasına değil artmasına hizmet edecektir. Köy Enstitülerini de kapattıran bu bağnaz düşüncenin hedefinde şimdi karma eğitim modeli bulunmaktadır.

 

Şura'da Verdiğimiz Mücadele ve Önerilerimiz

 

Birinci komisyonda Eğitim-İş olarak verdiğimiz tek önerge "T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük" dersinin adının "Devrim Tarihi ve Atatürkçülük" olarak değiştirilmesidir. Devrim sözcüğünden ürken delegasyonun tarihsel gerçekliği reddedici tutumları nedeniyle bu sembolik öneri reddedilmiştir. Ancak verdiğimiz öneri ile ne kastettiğimiz gayet iyi anlaşılmıştır.

 

Din derslerinin zorunluluk önerisi Anayasanın 24. maddesine referans verilerek getirilmiştir. Anayasayı, darbe anayasası olara niteleyenlerin iki yüzlülüğü hem komisyonda hem de Şura genel kurulda açıkça teşhir edilmiştir.

 

Din eğitiminin çok küçük yaşlardaki çocuklara zorunlu tutulmasının doğru olmadığı, yalnızca küçük yaştaki çocuklar için değil tüm sistemde zorunlu olmaktan çıkarılması gerektiği belirtilmiştir.

 

Din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması pedagojik ve Türkiye'nin toplumsal gerçekliği gerekçe gösterilerek savunulmuştur.

 

Henüz somut işlem döneminde olan çocukların, tamamıyla soyut kavramları içeren ve dolayısıyla insandan insana değişkenlik gösterecek olan inanç öğretimine hazır olmadıkları ifade edilmiştir. Bu tek tipleştirici anlayışın Türkiye'nin inanç coğrafyasına uygun olmadığı ve dayatmacı tutumun terk edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

 

Sanat derslerinin kısıtlanması, dönüşümlü olarak verilmesi ya da ikisinden birinin tercih edilmesi gibi öneriler kabul edilmemiş, tam tersine Müzik ve Görsel Sanatlar dersinin haftada en az iki saat verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

 

Müfredatın içerisine gizlenmiş ve kadın cinsel kimliğini aşağılayan içeriklerin arındırılması ve cinsiyet eşitliği temelinde bir yapılandırmanın yansıtılması gerektiği belirtilmiştir.

 

4. sınıfta okutulan ve Sosyal Bilgiler dersinin içine eklenen İnsan Hakları ve Yurttaşlık Derslerinin 8. sınıf haftalık ders çizelgesine eklenmesi gerektiği belirtilmiş ve yetişkin yurttaşlığa hazırlanan öğrencilerin 14 yaşından itibaren gerekli bilgiyle donatılması gerektiği vurgulanmıştır.

 

Seçmeli derslerin seçilmesinin yerellerde okul idaresine bırakılmasına şiddetle karşı çıkılmıştır. "Öğretmeni olmayan seçmeli derslerin nasıl okutulacağı okul idaresinin meselesi değil, bu derslerin okutulmasını yasal güvenceye bağlayan MEB'in işi olduğu" ifade edilmiştir.

 

4'lük sistemin gelişiyle birlikte ders saatinin artırılmasına rağmen seçmeli derslere yer açmak amacıyla kaldırılan Rehberlik saatlerinin ortaokullarda haftalık ders çizelgesine eklenmesi savunulmuştur.

 

Okuma-anlama becerilerinde eksiklik olan öğrencilerimizin düşünme eğitiminden geçmesine fırsat tanıması amacıyla ortaokullarda Felsefe dersinin okutulmasına destek verilmiştir.

 

Cumhuriyetin Eğitim Devrimi

 

Cumhuriyet her şeyden önce "eşitlik ve özgürlük" temelinde bir inşa projesidir. Cumhuriyetin eğitim sistemi de bu projenin bir parçasıdır. Bu yalnızca tek tek bireyler için düşünülmüş değildir; aynı zamanda, proleter bir ulusu kendi vatanının efendisi yapan bir eylemselliktir.

 

Atatürk, daha Sakarya savaşının arifesinde ve işgal ordularının Anadolu'yu bir kan gölünü çevirdiği dönemde Ankara'da bir Eğitim Kurultayı topluyor ve orada Eğitim Sisteminin nasıl olması gerektiğini şöyle tarif ediyor:

 

"Memleketin çocuklarının birlikte ve eşit olarak almak zorunda oldukları bilim ve fendir."

 

Bugün bu cümle, sendikamızın Eğitim Sistemine bakışını da filtreleyen son derece önemli bir özettir. Başöğretmen daha 1921 yılında memleketin çocuklarının inanış ve etnik kimliğine göre ayırmadan ve cinsiyetlerine bakılmaksızın birlikte eğitim almaları gerektiğin savunuyor. Bu eğitimin keyfi değil zorunlu olması gerektiğini belirten Atatürk eğitim müfredatının da bilimsel olması gerektiğinin altını çiziyor. Ve hepsinden önemlisi eğitimin "eşitlikçi" yapısına vurgu yapıyor.

 

Eğitim-İş olarak Türkiye'nin temel eğitim meselelerine çözüm getirecek bir kurultay toplayacağımızı belirtmek istiyoruz. Hepsinden öte, şimdi eğitim sistemi için yeni bir modelleme gerekmektedir. Gerçek anlamıyla ilerici-eşit-özgür bir toplum istiyorsak önereceğimiz eğitim modeli mevcut bilişim ve mekanik mucitliklerin ötesinde ve hatta yerleşik okul anlayışını aşkın özellikler taşımalıdır. Eğitim-İş, önümüzdeki dönemde II. Devrimci Eğitim Şurasını toplayacak ve eğitim sisteminin çağdaş ve bilimsel niteliği üzerine çalışmalar yürüterek ülkemizin koşullarına uygun bir model ortaya koyacaktır.

 

Önder YILMAZ

 

 Eğitim-İş Genel Eğitim Sekreteri

kaynak: kamugundemi.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber