Bu haber kez okundu.

Eğitim ve Toplumsal Sistem

Eğitim-iş Genel Eğitim Sekreteri Önder Yılmaz yazdı...
Eğitim ve Toplumsal Sistem

Eğitim, hem öğretim programları ve hem de örgütlenişi açısından kapitalin kurallarının yansıdığı bir sisteme dönüştürülmüştür. Müfredat içerisinde eritilmiş rekabet eden, yarışmacı, girişimci ve benzeri kavramlar öğrencileri daha fazla birey yapmak yerine daha bencil hale getirmektedir. Ekonomik yapının eğitim sistemine hükmetmesi, bu anlamda, kendisini yeniden üretebilmenin en önemli koşuludur.

"Modern devlete gücünü veren, onun ikna gücüdür" diyor, Gramsci.[1] Eğitim sisteminin bu ikna gücünü oluşturmadaki işlevi inkar edilemeyecek biçimde baskındır. Buradan bakınca, eğitim yoluyla, insan yetiştirme amacı değil, yetişecek olan insanlar üzerinde bir kontrol sağlama amacı güdüldüğü görülmektedir. Oysa eğitim, bireyin içinde var olan güçleri ortaya çıkartacak bir süreç olmalıdır... Ve bu sürecin organize edilmiş süreklilik isteyeceği tartışılmaz bir gerçekliktir.

Öte yandan eğitim evrensel olarak, daha doğduğu andan itibaren insanoğlunun sahip olduğu bir 'hak'tır. Evrensel haklar, parayla satın alınabilen bir nesne olarak görülemez. Bir başka deyişle, paranız olsa da olmasa da yaşamakla sahip olduğunuz ve içinde bulunduğunuz toplumun size olanaklarını sunması gereken doğal durumdur. Oysa eğitim süreci, bugün, aynı bir meta gibi, parayla alınıp satılmaktadır. İnsanoğlunun geçirdiği evrime ters bir konumlanmadır bu: Bir hakkın metaya dönüşümü!

Yazımız, eğitim sisteminin bu hak ve organize edilmiş sürekliliğini farklı açılardan inceleyecek bir yazı olacak. İktidarın ve dünyanın hakim ekonomik öğretilerinin sindirilmeye çalışıldığı eğitim, hegemonik bir konumlanma olarak, bir tür beyin yıkama aracına dönüşmüştür. Bu dönüşüm, ülkemizde eğitimin piyasalaşmasını ve bu piyasalaşma da bir çıktı olarak 'Ücretli Öğretmenlik' denilen sömürü sürecini doğurmuştur.

Eğitimin Sınıfsal yapısı

Resmi verilere göre Türkiye’nin gelir pastasından en az payı alan yüzde 10’luk kesim, Türkiye’de aileler tarafından gerçekleştirilen eğitim harcamalarının sadece yüzde 1’ini yapabiliyor. Ailelerin toplam eğitim harcamalarının yüzde 49,7’sini ise en zengin yüzde 10’luk kesim yapıyor. [2]

Mevcut eğitim harcamalarında en büyük paya sahip olan yüzde 10'luk kesim büyük oranda bu harcamalarını özel okullara yapıyor. Bugün örgün eğitim kurumundaki 59509 okuldan 7474 okul, özel okuldur. [3] Eğitim sistemindeki özel okulların payı %12,5'tur. Bu da göstermektedir ki, aileler gelir durumlarının yüksekliğine göre çocuklarını öncelikle özel okula göndermektedir.

Türkiye'de eğitim sistemi toplumsal yapının yansıması olduğu kadar, o toplumsal yapıyı yeniden üretmeye yarayan bir mekanizma olarak karşımıza çıkıyor.

Toplum, eğer özel okullara gidenler ve devlet okullarına gidenler diye ayrılıyorsa ortada ciddi bir sorun var demektir. Ayrıca bu ayrım yalnızca özel ve devlet ayrımı değil, kendi içinde de alt kategorilere bölünmektedir. Yani devlet okulları merkez ve çevre okullara, özel okullar da büyük ve butik okullara bölünmüştür. Bu bölünme yalnızca okullarda değil, öğrencilerin ve anne-babaların zihninde de gerçekleşmektedir. Doğal olarak toplumun okullardan başlamak üzere yarıldığı söylenebilir.  

Özel okulların yaygınlaşması bir taraftan teşviklerle sübvanse edilirken bir taraftan da devlet okullarının niteliği düşürülerek dolaylı bir yönlendirme yapılmaktadır.

Özel okullar yalnızca parası olanlara bugün için bir eşitsizlik getirmiyor aynı zamanda gelecekte sağladı iş koşulları nedeniyle de geleceğin eşitsizliğini kuruyor. Özel okullar sınıflı bir toplumun hem nedeni ve hem de sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Böylece sınıflı toplum okullar vasıtasıyla yeniden örgütleniyor.

Bu sistem içinde 'Ücretli Öğretmen' yoksul halk çocuklarına denk gelmektedir. Özel ve merkezi okullarda ücretli öğretmene rastlanmazken, büyük kentlerin gettolaşmış mahalleleri ve taşrada sayıları gittikçe artıyor.  

Rakamlarla Ücretli Öğretmenlik

Ücretli Öğretmenlik, ülkemizde öğretmen açığına yama yapma ve günü kurtarma amacıyla başvurulan bir yöntemdir. Öğretmen açığı on yıllardır kapanmayan bir yaradır.

Türkiye'de öğretmen açığıyla ilgili değişik açıklamalar verilmektedir. Tahmini rakam 125 bin civarında olduğudur. Ücretli öğretmenlerin sayılarıyla ilgili de değişik rakamlar verilmektedir: 2014 yılının sonunda Bakan Avcı'nın yaptığı açıklamaya göre 47,825'dir.[4] 2015 yılının başında yapılmış bir başka çalışmaya göre de 68 ildeki ücretli öğretmenler tespit edilebilmiş ve sayıları toplamda 55,987[5] olarak belirtilmiştir. Verilerden yola çıkarak Haziran 2015 için Ücretli Öğretmen sayısını ülkemizde 60,000 olarak tahmin edebiliriz. Kadrolu öğretmen sayısı da 850,000[6] olduğuna göre her 14 öğretmenden birinin Ücretli olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.

Eğitim sisteminin bu ücretli çalışanlarına, modern ücretli kölelik olarak tanımlanabilecek çalışma koşulları dayatılmaktadır. Ücret karşılığı çalışmak, ders ücreti karşılığı çalışmanın bir başka adı olarak belirmektedir. Bir başka deyişle ücretli öğretmen girdiği ders karşılığı ücret alan öğretmendir.

Haftada en çok 30 ders saati çalışabilecek olan öğretmen ayda 120 saatlik derse girebilecektir. Bir ders saatinin ücreti 9,81tl'dir. Demek ki ücretli öğretmenin aylık geliri 1,177 tl'ye denk gelmektedir. Bu ücreti haftada 30 saat çalışan bir kadrolu öğretmenle kıyasladığımızda büyük bir adaletsizlikle karşılaşmış oluyoruz. 'Eşit işe eşit ücret' ilkesinin havada kaldığı ve eşit iş yapanların ücretleri arasında en az 1/3 oranında ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.

Yine, günde 6 saat üzerinden yapılan bu çalışma, sigorta primi açısından çelişkilerle dolu olmaktadır. 7,5 saat çalışma 1 günlük sigorta primine karşılık geldiğinden ayda 120 saat derse giren ücretli öğretmenin 16 günlük sigortası ödenmektedir. 30 günü doldurmadan sağlık sigortasından yararlanamayacağı için yaklaşık olarak 2 ay-225 ders saati çalışması gerekmektedir.

Olayı formüle edersek karşımıza şöyle bir sonuç çıkmaktadır: Devlet sizden, ülkenin en kutsal işini yapmanızı istemekte ama karşılığında kendi sağlık sorunlarınız için bile sınırlı yardımda bulunmaktadır. Böylelikle en temel insan hakkı olan "Eğitim ve Sağlık" hak olmaktan çıkartılmaktadır. Hem de bu hak, onu elde etmek için çalışan insanlardan çalınmaktadır.

Ücretli Uygulamanın İki Yönü

Ücretli uygulamanın iki yönü vardır; biri ekonomik diğeri eğitsel...

Ekonomik değerlendirmelerin tamamı eşitsizliğe işaret etmektedir. Bu eşitsizliğin iki boyutu vardır, biri kadrolu çalışanlarla eşitsizlik diğeri de emeğin karşılığını alamaması açısından değersizlik.

Kuşkusuz Ücretli Öğretmenlik uygulaması, yalnızca ücretli çalışanların üzerinde bir sömürü ilişkisi olarak değerlendirilemez. İşsizlik politikasını bile isteye güçlendiren liberal sistem, çalışanları yedekleyecek modelleme içindedir. Kadrolu çalışanlar öncelikle atanmayan öğretmenler ve sonra da ücretli çalışanlarla yedeklenmektedir. Emekçi üç kesim birbirine kırdırılmakta ve kadro güvencesiyle çalışanlar üzerinde sopa olarak kullanılmaktadır. Kadrolu çalışanlara "koşullarınızı beğenmiyorsanız, iş bekleyen yüz binler kapıda beklemekte" denilmektedir. Buradan çıkarılacak en önemli ders, çalışanlar ile işsizlerin dayanışmadan yaşam koşullarını iyileştirmelerinin mümkün olmadığıdır.

Eğitsel bir değerlendirmede de olayın iki önemli boyutu vardır. Birincisi, eğitim süreklilik isteyen bir iştir. Öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişki yalnızca "öğretim" ilişkisi değildir. Model olmaktan, davranış değiştirmeye kadar bir çok önemli etken bu ilişkinin belirleyicileri arasındadır. Doğal olarak eğitim süreklilik isteyen bir süreçtir. Ancak son derece olumsuz koşullarda çalıştırılan ücretli öğretmenin, daha iyi olanaklar bulması durumunda yaptığı işi değiştirme olasılığı yüksektir. Bu iş değiştirme durumu, eğitimin talep ettiği sürekliliği baltalamaktadır.

İkinci önemli boyutu verimliliktir. Son derece düşük ücretlerle çalışmak durumunda bırakılan eğitimcinin verimi asla istenen düzeyde olmayacaktır. Çalışma koşulları hem öğretmene ve hem de dolaylı olarak eğitmek zorunda olduğu öğrencilere değersiz olduklarına dair şifreli mesajlar yollamaktadır. Devlet, ülkenin çocuklarına eşit değeri vermediğini ilan etmektedir. Eğitimin ölçülebilir sonuçlarında yaşanan erozyonun, üzerinde değerlendirme yaptığımız verimlilik süreciyle doğrudan ilişkili olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Modern Ücretli Kölelik

Ders ücreti karşılığı çalışmaya mecbur bırakılan 60,000 kişilik bir eğitimci ordusunun içinde bulunduğu durumu hem eğitim sisteminin sınıfsal karakteri ve hem de eğitimin kalitesi açısından değişik boyutlarıyla değerlendirmeye çalıştık.

Çalışanların yedeklenmesi, işçileri basamaklandırma ve esnek çalışma koşullarının dayatılması esasına dayalı kapitalist sistemin bu acımasız çarkları özellikle yoksul halk çocukları ve işsiz kitleler için dönmektedir.

Geçmiş dönemlerin kölelik sisteminde, köle çalıştıranlar, en alt düzeyde de olsa çalıştırdıkları kölelerin, barınmasından, beslenmesinden ve sağlık sorunlarından sorumluydular. Köleci sistemin son derece acımasız yaşam koşulları vardı kuşkusuz. Ama şimdi ücretli kölelikte, belirli bir ücret karşılığı çalışan kişi, bunların hiç birinden yararlanamadığı gibi aldığı ücret de temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmemektedir. Doğal olarak modern ücretli kölelik, her ne kadar özgürleştirilmiş bir takım olanaklar sağlasa da temel insani ihtiyaçları karşılamaktan son derece uzak bir görüntü vermektedir.

Her türlü değeri, parayla değiş tokuş edilebilen metaya indirgeyen sistem, hem çalışanların emeğini ve hem de çocuklarımızın geleceğini acımasızca pazarlamaktadır. Tüm çalışanların ve artık işsizlerin de dayanışması bugün artık her zamankinden çok daha önemli bir gereksinimdir.

Önder Yılmaz

Eğitim-İş Genel Eğitim Sekreteri

[email protected]

Eylül 2015

[1] Gramsci ve Eğitim, Kalkedon Yayınları, İstanbul, I. Baskı, 2011, s. 22

[2] Eğitim-İş'in yaptığı araştırma ve sonuçları için bkz: http://www.egitimis.org.tr/haber-arsiv/lkokula-adim-atmanin-malyet-1153-lra#.VgG6VN_tmko.

[3] http://sgb.meb.gov.tr/istatistik/meb_istatistikleri_orgun_egitim_2014_2015.pdf, s.50

[4] http://www.egitimajansi.com/haber/ogretmen-acigi-110-bin-ucretli-ogretmen-sayisi-48-bin-haberi-34724h.html

[5] http://www.haberler.com/hangi-ilde-kac-ucretli-ogretmen-var-5511696-haberi/

[6] http://sgb.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2015_01/30052657_2015malyiliperf.prog.pdf s. 24. İlgili kaynak tam rakamı 850,960 olarak vermektedir. 

önder yılmaz

kamugundemi.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Anahtar Kelimeler:
eğitim toplumsal sistem

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber