Bu haber kez okundu.

Eğitim İş, 2015-2016 Eğitim-Öğretim Yılı Yarı Yıl Değerlendirme Raporu

Eğitim sisteminin, eğitim emekçilerinin acil çözüm bekleyen sorunlarını bir tarafa bırakan Milli Eğitim Bakanlığı, izlediği politika ve hayata geçirdiği uygulamalarla eğitimde büyük bir yıkım yaratmıştır. Eğitim bir yandan hızla ticarileştirilip paralı hale getirilirken, “tek din tek mezhep” anlayışına uygun olarak dini eğitimi yaygınlaştırma çabaları hızla devam etmiştir. 

HARF DEVRİMİNE KARŞI ARAPÇA DAYATILMAKTADIR

Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu’nun Ekim 2015’te yayımladığı kararla 2016-2017 öğretim yılında ilkokul 2. sınıf öğretim programına Arapça dersi konulmuş, MEB Din Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından da Dünya Arapça Günü olan 18 Aralık gününden itibaren, bir hafta Arapça haftası ilan edilmiştir.  

AKP iktidarı Türk devrimlerinin en önemlilerinden biri olan harf devrimine karşı her fırsatta Arapça’yı tekrar topluma dayatma çabası içerisindedir. İlkokul 2. sınıf öğrencilerine kadar Arapça dersi öğretilme çabası da bunun bir göstergesidir. Buradaki amaç, bu dilin öğrenilmesi değil, Cumhuriyetle gerçekleştirilen eğitim devriminin baltalanmasıdır. Arapça dersinin öğretim programının Din Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanması da dil öğretiminin değil din öğretiminin hedeflendiğinin göstergesidir. Arapça dersi projesinin gerçekte ideolojik bir çerçevede şekillendirildiği ortadadır. AKP iktidarıyla birlikte Cumhuriyet’in kazanımlarına ve ulusal değerlerimize yönelik hızlanarak sürdürülen karşı devrim sürecinin, eğitim üzerinden yürütülmesi son derece endişe vericidir. Tevhid-i Tedrisat Yasası’na açıkça aykırı ve Türk harf devrimine saldırı niteliği taşıyan bu girişimle AKP, zaten fiilen uyguladığı medrese-mektep ikilemini tekrar yaratarak öğretim birliğini tamamen ortadan kaldıracaktır. Osmanlıca, Arapça derken, yakında tüm dersler Arapça okutulacaktır. Bununla yetinilmeyerek Diyanet’in de fetvası ile karma eğitim sonlandırılmak istenecektir.

TERÖR NEDENİYLE ÇOCUKLARIMIZIN EĞİTİM HAKKI ELLERİNDEN ALINMIŞTIR

Bölücü terör nedeniyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde kapatılan veya yakılan 1556 okulda eğitim gören 362 bin öğrenci ve bu okullarda görev yapan 16797 öğretmen terör olaylarından doğrudan etkilenmiştir. Bakanlık, terör nedeniyle sokağa çıkma yasağı ilan edilen ilçelerdeki öğretmenleri, can güvenliklerini sağlayamadığı için hizmet içi eğitim adı altında bölgeden çekmiş; öğrenciler içinse eğitim açığının ileride telafi eğitimiyle giderileceğini açıklamıştır. Ancak okulların eğitim öğretime başladığı 2015 yılı Eylül ayından bu yana geçen yaklaşık 5 aylık süre, telafi eğitimiyle kapatılamayacak kadar uzundur.

Siyasi iktidar, okulların güvenliğini sağlamaktan ve eğitimin kesintisiz olarak devam etmesinden birinci derecede sorumludur. Ancak çatışmalı bir ortamda öğrencilerin, öğretmenlerine ve eğitime her zamankinden çok ihtiyaç duyduğu göz ardı edilerek okulların kapısına kilit vurulmuş, çocukların telafisi güç travmalar yaşamasına neden olunmuştur. Bu kadar ağır travma yaşayan ve öğretim programının gerisinde kalan çocukların, TEOG, YGS ve LYS sınavlarında yaşayacakları mağduriyetlerin giderilmesi için önlem alınmamıştır. 

Unutulmamalıdır ki, öğretmenlerimiz ve ülkemizin geleceği çocuklarımız şiddete maruz kaldıkça, eğitim hakları ellerinden alındıkça, bu ülkenin yarınlara yürümesi mümkün olmayacaktır. Siyasi iktidar, bölgede bir an önce okulları korumalı, öğrencilerin ve öğretmenlerin can güvenliğini sağlamalı, eğitimi kesintiye uğratmayacak tedbirleri almalıdır.

 TEOG’DA MEB, HATALARININ BEDELİNİ YİNE ÖĞRENCİLERE ÖDETTİ

2015 yılında yaptığı değişiklik ile tercihlerde liste sayısını bire düşüren Bakanlık, okul tercihi sayısını ise 15’ten 25’e çıkarmıştır. 12 tercih yapıldığı dönemlerde bile, öğrencilerin ortalama tercih sayılarının 8’i geçmediği göz önünde bulundurulduğunda, bu değişiklik öğrencilere ve velilere kolaylık getirmeyecektir. Tercih ve yerleştirme sürecinde öğrencilerin ve velilerin kafa karışıklığını gideren değişiklikler yapılmalıdır.

25 - 26 Kasım 2015 tarihinde gerçekleştirilen 1. dönem sınav sonuçlarının Ocak 2016’da açıklanacağı belirtilmiş ancak, arka arkaya gelen soru iptalleri ve bir soruya açılan dava nedeniyle gecikmeli olarak 15 Ocak’ta açıklanmıştır. Sonuçları açıklamak için yargı kararını beklemeyen Bakanlık, 5 soruyla ilgili iptal kararı çıkarsa, puanları yeniden hesaplamayacağını hatalı soruları doğru olarak kabul edeceğini açıklamıştır. MEB, her sınavda olduğu gibi bu sınavda da her şeyi eline yüzüne bulaştırmış, hatalarının bedelini öğrencilere çıkartmıştır.

TEOG kapsamındaki derslerin Türkiye ortalamaları ülkemizdeki eğitimin niteliğini ortaya koyması açısından önem taşımaktadır.

 

TÜRKİYE ORTALAMASI

 

DERSLER

1.DÖNEM

2.DÖNEM

Puan

Not

Puan

Not

TÜRKÇE

60,19

3

66,17

3

MATEMATİK

38,53

1

43,08

1

DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ

79,85

4

75,50

4

FEN BİLGİSİ

55,65

3

53,40

2

T.CİNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK

55,95

3

59,79

3

YABANCI DİL

46,90

2

45,64

2

 

TEOG kapsamındaki derslerin Türkiye ortalamasına bakıldığında Matematik dersinin not karşılığının 1 (bir), Fen Bilgisi dersinin 2 (iki), Türkçe dersinin ise 3 (üç) olduğu görülmektedir. Bu not oranları uluslararası düzeyde yapılan PİSA sınavlarındaki başarısızlığımızın nedenlerini ortaya koymaktadır.

Öğretim kademeleri arasındaki geçişte temel olan çocuğun yetenekleridir. Oysa Türkiye'deki sistem, çocuğun yeteneklerine göre bir yönlendirme değil, çocuğun başarısına göre bir yönlendirme yapmaktadır. Başarı ise çocuğun ve ailenin doğrudan belirleyebileceği bir ölçüt olmaktan çıkmıştır. Çünkü eğitimde açık bir eşitsiz yarış söz konusudur. Doğal olarak hem kademeler arasındaki geçiş ve hem de yönlendirme sınav endeksli olduğu müddetçe adil olması mümkün olmayan bir sistem olarak kalacaktır.

TEOG sınavlarının ölçmede yeterliliğinin olmamasının yanında başka problemleri de hayatımıza taşıdığını görebiliyoruz. Tek bir sınav yerine 12 sınavla bir üst kademeye geçişi öngören TEOG, Bursa'da bir kız öğrencinin, beklenen başarıyı sergileyemeyeceği endişesiyle intihar etmesine neden olmuştur. Sistemi bir yap-boz tahtasına dönüştürenlerin bu gerçekleri görmezden gelmesi kabul edilebilir bir durum değildir. 

 KAMU KAYNAKLARIYLA ÖZEL OKULLARA KIYAK

AKP iktidara geldiği günden bu yana eğitimde özelleştirme kapsamında çeşitli adımlar atmıştır. Dershanelerin kapatılma süreci ile bu girişimler hızlanmıştır. 2015-2016 eğitim öğretim yılında binden fazla dershane Temel Liseye dönüşmüştür. Dershanelerin kapatılması ile üniversiteye hazırlık amacı ile öğrenciler Temel Liselere yoğun bir şekilde kayıt yaptırmış, üniversiteye hazırlık maliyeti 12-15 bin TL’ye kadar yükselmiştir. Temel lise, dershanelerin yeni adıdır, derhal kapatılmalıdır.

AKP hükümeti, 6528 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kapsamında özel okullara kayıt yaptıracak olan öğrencilere 3 bin 750 TL’ye kadar destek vermektedir. Bu desteğin toplam maliyeti yaklaşık 1 milyar 116 milyon 300 bin TL’dir. Bu ödenek devlet okullarını geliştirme amacı ile kullanılmalıdır. Ödeneğin devlet okullarına aktarılması halinde öğrenci başına 63,78 TL’lik bir kaynak aktarımı yapılacaktır. Dolayısıyla bin kişilik bir okula yaklaşık 64 bin TL kaynak verileceğinden okulların velilerden zorunlu olarak bağış toplamasının da önüne geçilecektir. Öte yandan bu teşvik başarılı öğrencilere verilmekte ve başarılı öğrenciler özel okullara yönlendirilmektedir. Böylece devlet okullarının altı boşaltılmaktadır.

Kamusal eğitime ayrılması gereken kaynakların dershanelerin dönüşümü bahanesiyle özel öğretime aktarılması, özel okulların eğitim içindeki payının arttırılması için sayısız teşvik ve destek getirilmek istenmesi, iktidarın eğitim politikasının merkezinde halkın değil, piyasa güçlerinin olduğunu göstermektedir.

Yıllardır bir taraftan devlet okullarında eğitimin niteliğini bilinçli olarak düşüren, özel öğretimi özendirmek için özel okulları doğrudan kamu kaynaklarıyla destekleyen, kamusal eğitime ve okullara yeterli bütçe ayrılması ile ilgili talepler gündeme geldiğinde “kaynak yok” bahanesini ileri süren siyasi iktidar, adeta halkımızla alay etmektedir.

 ÖĞRETMEN AÇIĞI SORUNU DEVAM ETMEKTEDİR

Bakanlığın resmi açıklamalarına göre mevcut öğretmen açığının 120 bin olmasına ve 400 bin civarında atanmayan öğretmen olmasına rağmen Eylül 2015’te 37 bin öğretmenin ataması yapılmıştır. Şubat’ta ise 30 bin öğretmenin atamasının yapılacağı açıklanmıştır. Sayının bu kadar düşük olması, Bakanlığın önümüzdeki dönemde de ücretli öğretmen politikalarına devam edeceğinin göstergesidir. 

Genellikle ücretli öğretmenlik, kadrolu öğretmen açığını doldurmak için kullanılmaktadır. Kadrolu öğretmen açığı da hem büyük kentlerin ve hem de ülke coğrafyasının dezavantajlı bölgelerinde bulunmaktadır.  Doğal olarak ücretli öğretmenlik daha çok yoksul halk çocuklarının bulunduğu yerlerde işlevseldir.

MEB'in verilerine göre kadrolu olarak görev yapan öğretmen sayısı 852 bin 66’dır. Açığı kapatmak için de 60 bin ücretli öğretmen çalıştırılmaktadır. Doğal olarak her 14 öğretmenden biri ya da öğretmenlerin %7'si ücretli olarak çalışmaktadır.

Haftada 30 saat çalışan bir ücretli öğretmen bunun karşılığında 1.177 tl kazanmaktadır. Bu kadrolu bir öğretmenin kazandığı paranın 1/3'ü kadardır. Bu durumda eğitimin niteliğinin artmasını beklemek mümkün değildir. 

Durum böyleyken Eylül ayında yapılan atamalarda aslan payı yine Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerine ayrılmıştır. 717 İ.H.L meslek dersleri öğretmeniyle birlikte toplam 4 bin 536 Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni atanmıştır. Şubat ayında ise kontenjanlar henüz açıklanmamasına karşın, Bakanlık yetkilileri en çok ihtiyaç duyulan alanlar içinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisinin ilk sırada olduğunu ifade etmiştir.

Birçok branşta öğretmen ihtiyacı olmasına rağmen, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi branşının ilk sırada olması eğitimin dinselleştirilmesi politikalarının devam edeceğinin açık bir göstergesi olmuştur.

4+4+4 eğitim sistemi ile seçmeli din derslerinin konulması, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerinin özellikle yönetici olarak atanmaları bu branşa olan ihtiyacı artırmıştır. Yine ortaokullarda derse giren Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerinin ilkokulda okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerine de girmesi, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bilinçli olarak planlanmış bu nedenle de Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni ihtiyacı ortaya çıkarılmıştır. Bu masum bir sonuç değildir; bu, hükümetin eğitimde uyguladığı ayrımcı politikaların bir sonucudur.

Bugün okullarımızda bilim ve fen dersleri ile spor ve sanat derslerinin sayısı düşerken Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin sayısı sözde seçmeli ama gerçekte zorunlu din bilgisi dersleriyle haftada 10 saate kadar çıkabilmektedir.

MEB’in 2014/2015 istatistiklerine göre Türkiye genelinde imam hatip ortaokulu sayısı bir yılda 1361’den 1597’ye, imam hatip lisesi sayısı ise 854’ten 1017’ye çıkmıştır. Yine imam hatip ortaokullarında görev yapan öğretmen sayısı 11 bin 408’den 17 bin 325’e, derslik sayısı ise 7 bin 134’ten 10 bin 385’e yükselmiştir. İmam hatip ortaokullarında 22 öğrenciye 1 öğretmen düşmektedir. Öğretmen ihtiyacının had safhaya ulaştığı ülkemizde imam hatiplerin öğretmen kadrosu bakımından avantajlı olması dikkat çekicidir.

2015-2016 eğitim öğretim yılının ilk yarısında eğitimin sayısal durumu kısaca şu şekildedir:

FİZİKİ DURUM VE NİCELİK

  13 yıllık AKP iktidarı döneminde eğitim sisteminin alt yapı sorunları çözülemiyor. Hala ülke genelindeki okulların %31,41’inde birleştirilmiş sınıflı eğitim yapılmaktadır. Sanıldığı gibi birleştirilmiş sınıflı eğitim sadece Doğu ve Güney Doğu da değil ülkenin en gelişmiş kentlerinde de yapılmaktadır.

Örneğin; Ankara da 64, İstanbul da 25, İzmir de 115, Balıkesir de 123, Samsun da 262, Şanlıurfa da 558, Mardin de 270, Van da 297 Yozgat ta 103, Ağrı da 306, Adıyaman da 276 okulda birleştirilmiş sınıflı eğitim yapılmaktadır.

  644.448 öğrenci okula gitmiyor. 2014-2015 eğitim öğretim yılında, ilkokullarda 193.289, ortaokullarda 293.813, liselerde 157.346 toplamda 644.448 zorunlu eğitim kapsamında okullarda olması gereken öğrenci 41 gün ve üzeri olarak sürekli devamsız durumundadırlar. 2014-2015 yılında sürekli devamsız öğrencilerin sayısı 2013-2014eğitim öğretim yılına göre %225 oranında artmıştır.

  507.525 öğrenci çağ nüfusunda olmasına rağmen AÇIK LİSELERE GİDİYOR. Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre zorunlu eğitim çağında olmasına rağmen 299.727 erkek, 207.798 kız öğrenci Açık Liselere kayıt yaptırmıştır.

Milli Eğitim Bakanlığı 2014-2015 istatistiklerine göre açık liselerde toplam 1.253.624 öğrenci eğitim görmektedir. Açık lise örgün eğitimin önüne geçmiştir.

 7955 okul aynı binada.  AKP tarafından “Farklı yaş gruplarının aynı binada eğitim görmesi” 4+4+4 olarak bilinen 6287 sayılı kanunun gerekçesi olarak gösterilmişti. 4+4+4 modeli 4 yıldır uygulanırken ülke genelindeki ilk ve ortaokulların %24,91’inin aynı binada eğitim yapıyor olması, 4+4+4’ün “AKP için” en önemli gerekçesini çürütmüştür.

FATİH PROJESİ

 Fatih Projesinin sadece %14,33’ü tamamlandı. Fatih Projesi 2010 yılında başlamıştır. Başladığı yıl Milli Eğitim Bakanlığı 2014 yılında tamamlanacağını duyurdu. 2014 yılına gelindiğinde 2015 yılında tamamlanacağı söylenen projenin bitim süresi daha sonra 2017’ye uzatıldı, şuan ise 2018’de tamamlanacağı belirtilmektedir.

  Fatih Projesinin donanım ve altyapı hizmetleri için 44.449.478,55 TL, Tabletler için 512.173.855 TL harcama yapılmıştır. 2015 yılı için Projeye 1 milyar TL bütçe ayrılmıştır.

OKULLARDA BAĞIŞ ADI ALTINDA HARAÇ TOPLANMAKTADIR

Milli Eğitim Bakanlığı ile İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı’nın (İHH) işbirliğiyle yürütülen “Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var” projesi kapsamında, öğrencilerden "insani yardım" amacıyla para toplanmaktadır. Proje kapsamında, kampanyaya katılan sınıflar en az bir yıl boyunca, her ay 90 TL toplamayı taahhüt etmek zorundadırlar. Bakanlık onayını gören İl Milli Eğitim Müdürlükleri konuyu kendilerine vazife edinerek tam destekte geri durmamışlardır. Birçok ilden gelen bilgiler ışığında, Bakanlığa ve Valiliklere yaptığımız uyarılara rağmen para toplanmasına devam edilmektedir.

Okullarda, okul aile birlikleri bile bağış aldığında, okul idareleri soruşturma geçirirlerken, Bakanlığın kontrolü kendisinde olmayan, kamuoyunca tartışılan bir vakfa izin vermesi kabul edilebilir değildir. Okullarımızda kampanyaya katılan öğretmen, katılmayan öğretmen; para veren öğrenci, vermeyen öğrenci; yetime yardımı destekleyenler, desteklemeyenler şeklinde ayrışmalara ve tartışmalara yol açan bu uygulamaya imza atan Bakanlık yetkililerini uyarıyoruz. Öğrencileri ve öğretmenleri kutuplaştıran, ayrıştıran, pedagojik olmayan bu uygulamaya derhal son verilmelidir.

 ÖĞRETMENLER BORÇ BATAĞINDA

Öğretmenlerin toplumsal statüleri, ekonomik, sosyal ve özlük hakları, Cumhuriyet döneminden bugüne geçtiğimiz yıllar içinde sürekli gerilemiştir. Özellikle AKP iktidarı döneminde eğitim sisteminde yaşanan köklü değişiklikler, 4+4+4 gerici eğitim yasasıyla Öğretim Birliği’ne vurulan darbe, okul dönüşümleri, siyasi kadrolaşma, yandaş yönetici atama hevesi, eğitimin dini referanslara göre şekillendirilmek istenmesi öğretmenlerin yaşadığı sorunları daha da derinleştirmiştir.

Türkiye'de öğretmenler 180 iş günü çalışmakta ve ortalama 1850 saat derse girmektedir. Avrupa ülkelerinde 240 iş gününde ortalama 1650 saat derse girilmekte ve Türkiye'deki öğretmenlerin 3 katı maaş almaktadır. Yurt dışındaki meslektaşlarına göre daha az zamanda daha çok çalışan öğretmenlerimizin emeğinin karşılığını aldığını belirtmek mümkün değildir. Bu anlamda öğretmenin iş doyumu sağlaması pek mümkün olmamaktadır. İş doyumu yaşayamamış bir öğretmenin verimlilik düzeyi kişisel motivasyonuyla sınırlı kalmaktadır. 

Eğitim-İş’in 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle, 24 ilde 833 öğretmenle görüşerek yaptığı “Öğretmenlerin borç durumlarına ilişkin öğretmen görüşleri” adlı araştırma sonuçları öğretmenlerin ekonomik açıdan yaşadığı sıkıntıları ortaya koymuştur.

Ankete katılan öğretmenlerin yüzde 71’i kredi kartına, yüzde 74’ü bankaya, yüzde 43’ü esnafa, yüzde 36’sı ise şahıslara borcu olduğunu belirtirken, yüzde 46’sı annesinden ve babasından maddi destek alıyor. Borçla geçinmek zorunda kalan öğretmenlerin yüzde 29’u ek iş yapıyor, sinemaya, tiyatroya, tatile gidemiyor, yüzde 7’si maaşına en az bir kez icra geldiğini kaydediyor. Araştırma sonuçları öğretmenlerin yüzde 73’ünün gelecekten ümitli olmadığını ortaya koyarken, yüzde 80’i özgürce fikirlerini açıklayamadığını, yüzde 70’i de siyasi baskı hissettiğini söylüyor. 

 OKUL YÖNETİCİLERİ SİYASALLAŞTIRILMIŞTIR

Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde bulunan okul yöneticilerinin sendikalara üyelik durumları incelendiğinde, okul yöneticilerinin %75,15’inin AKP’nin yandaş sendikası EĞİTİM BİR SEN’e, %14,30’unun Türk Eğitim Sen’e, %7,22’sinin Eğitim Sen’e, %1,63’ünün ise Eğitim İş’e üye oldukları görülmektedir. Buradan anlaşıldığı üzere okul müdürü, müdür yardımcısı olmanın tek şartı iktidarın arka bahçesi sendikaya üye olmaktan geçmektedir.

Niteliğin, başarının ve liyakatin kadrolarında hakim olması gereken Milli Eğitim bakanlığında eğitim bilimleri alanında lisans, lisan üstü eğitim yapmış yönetici sayısının toplam 16 olması, atama ve yükselmelerde liyakatin, ehliyetin geçerli olmadığını, siyasal yönelimlerin etkili olduğunu göstermektedir. Bu niteliksiz yönetim anlayışı eğitim politikalarına yön vermekte, ülkemizin nitelikli insan yetiştirmesine engel olmaktadır.

 MÜLTECİ ÇOCUKLAR EĞİTİMDEN YARARLANAMAMAKTADIR

UNİCEF’in Kasım 2015 Raporu’na göre Türkiye’deki kayıtlı Suriyeli sayısı 2 milyon 181 bin 293’tür. Okul çağındaki Suriyeli çocuk sayısı 746 bin’dir. Bunlardan 451 bini okula gidememektedir. Ülkemizdeki çocukların ancak yüzde 40’ı okula kavuşmuştur. Okula gidemeyen çocukların bir kısmı kayıt dışı çalıştırılmaktadır. Yaşananlar tam bir insanlık dramıdır.

 SONUÇ

Eğitim sisteminin karşı karşıya kaldığı sorunlar, 4+4+4 eğitim sisteminin uygulamaya konulmasının ardından bugün içinden çıkılamaz hale getirilmiştir. Eğitim sorunlar yumağı haline gelmiş, bakanlığın ayağına dolanmıştır. Bugün eğitimdeki mevcut karanlık tablonun sorumlusu, yıllardır yaptığı değişikliklerle eğitim sistemini alt-üst eden MEB ve AKP iktidarıdır.

Eğitimin niteliğini yükseltmek ve çocukların özgür, akılcı ve sorgulayan bireyler olarak yetiştirilmesi için en küçük bir adım atmayan siyasi iktidar ve MEB eğitim sistemini kendi ideolojileri ile dinin ve tek bir mezhebin kurallarına göre biçimlendirmeye devam etmiştir.  Cumhuriyetin kazanımlarından geri dönüş sürecini hızlandırmak isteyen ve bunun için hızla bilimsel eğitimden uzaklaşan AKP iktidarının eğitimden anladığı tek şey cemaat ve tarikat mensuplarının önderliğinde verilen gerici eğitim ve eğitimi paralı hale getirmektir. Değerler eğitimi adı altında okullarımız adeta cemaat ve tarikatlara teslim edilmiş Bakanlık, tarikat ve cemaatlerle işbirliği içinde projeler üretmeye başlamış, cami imamları okullarda yaşam koçluğuna başlamıştır. 

Eğitim-İş olarak, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bilimsel, laik ve demokratik eğitim mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Ülkemizin geleceğini oluşturacak yeni kuşakların, akıl, bilim ve sanat ortamında barış ve huzur içinde verilen bir eğitim sistemiyle yetiştirilmesi için her türlü dayatmanın karşısında olacağız 

 Veli DEMİR

Genel Başkan

 Kaynak: EĞİTİM İŞ

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber