Bu haber kez okundu.

Yönetici atamaları ve öğretmenlere rotasyon

İTÜ G.V.O, Özel Dr. Natuk Birkan İlkokul ve Ortaokul müdürü Dursun Selçuk Dereci; 'Türkiye 68 müfredatıyla doğruyu bulmuş,sonradan unutmuştur'

İTÜ G.V.O, Özel Dr. Natuk Birkan İlkokul ve Ortaokul müdürü Dursun Selçuk Dereci, 30 yılı aşan bilgi birikimi ve tecrübesiyle, eğitimin rotasını belirleyen özel okulculuk ve Türkiye'nin dünden bugüne değişen eğitim politikaları hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

 

 

Eğitim sisteminde son dönemde yaşanan tahribata karşı çarpıcı çözümler sunan Dereci, eğitimde bütün kararların paydaşlarla birlikte alınmasını, özgürlük ve demokrasi için  katılımcı yönetimin şart olduğunu vurguladı.

 

İşte egitimajansi.com okurları için gerçekleştirdiğimiz röportajdan önemli satır başları;

 

-Eğitimin dünü ve bugününe baktığımızda eğitim sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

‘Amaçlarınız, idealleriniz ve hedefleriniz olacak!'

 

Ağrı Patnos'ta da okudum, Bursa'da da… Bizim dönemimizde okulların birbirinden hiçbir farkı yoktu. Aynı nitelikli öğretmenleri Patnos'ta da gördüm, Ardahan' da da…Bu Cumhuriyet aydınlanmasının en büyük başarılarından bir tanesiydi.

 

Biz başarılarımıza değil başarısızlıklarımıza odaklanıyoruz.Önümüzde ki bütün işlere nicelik açısından bakıyoruz. Eğitimde nicelik açısından hiçbir meseleye bakılmaması gerekir. Bizim ülkemizde eğitimin temel sorunu niteliklerin irdelenmemesidir. Öncesinde çocuklarımızın eğitimdeki fırsat eşitliklerini yaratmak, ikincisi de çocuklarımızın sağlıklı bir nesil olarak yetişmesi için devletin sosyal önlemler almasını sağlamaktır. Bu iki olguyu yaşatmak ve ileri götürmemiz gerekiyor.

 

-Bakanlığın son dönem eğitim politikaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Sürekli olarak sistemi değiştirilen eğitim tiryakiliğinden uzaklaşmak zorundayız. Eğitim ulusal bir meseledir. Toplumun bütün paydaşlarının ortak kararlarıyla ileri götürülmesi gereken bir hedeftir. Mesele eski deyimde milli, şimdiki haliyle de ulusal boyuttadır. Bunu ülkemizde yapabilecek örgütler, sivil inisiyatifler olmalı ama öncesinde siyasal irade şarttır. Siyasal irade, toplumun bütün katmanlarıyla sağlıklı bir ilişki kurmak zorundadır.

 

Bunun çizgisi nedir? Anayasamızda eğitimle ilgili fırsat eşitliğinin sağlanmasıyla ilgili, sosyal adaletin, sosyal devletin sağlanmasıyla ilgili ilkelere uymak, sonra da anayasamızda öngörülen Türkiye Cumhuriyetinin ilkeleri çerçevesinde ve Türk milli eğitiminin temel amaçları doğrultusunda bir program hazırlamak durumudur. Meselenin özü budur.

 

-Sizce eğitimin belli başlı en büyük sorunları nelerdir?

 

Çözüm önerileriniz var mı?

 

*İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri idari ve akademik müdürlükler olarak ikiye ayrılmalı

 

Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığına personel sayısı itibariyle baktığınız zaman dünyanın en büyük şirketlerinden birisi. 850 bin kişiyi yönetebilmek mümkün değil. O yüzden bu yönetim erkini yeni organizasyonlarla, yeni şemalarla desteklemeniz gerekir. Ama buradan şu çıkmasın.Bu eğitimlerin yerel yönetimlere verilmesi tarafında değilim. Ulusal eğitim politikalarının devam etmesinden yanayım. Ama bazı durumlarda daha küçük ölçekli işler yapılabilir. Mesela bizim Milli Eğitim Bakanlığının organizasyon şemasındaki kendi denetimini gerçekleştirdiği en küçük organizasyon ilçe Milli Eğitim Müdürlüğüdür. Bana göre ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri çok önemli işlevlere sahip olması gerekirken, sadece idari anlamda işleyen bir mekanizmaya dönüşmüştür. Önerim, ilçe Milli Eğitim Müdürlüklerinin idari ve akademik müdürlükler olarak ikiye ayrılması, yerinden denetimin yapılmasıdır. Aşağıdan yukarıya denetim yaptığınız zaman bütün problemleri çözmek için önemli bir adım atarsınız.

 

*İhtisas Üniversiteleri kurulmalı

 

Diğer taraftan ihtisas üniversitelerini kurarsınız. İhtisas üniversitelerinin içinde Türkiye'de ki bütün okul modellerini kurarak, orada yetişen öğretmenlerin eğitim alırken okulla bütünleşmelerini ve orada pilot uygulamalar yaparak Türkiye'nin eğitim vizyonunu ve eğitim sistemini geliştirirsiniz.

 

* Branşlaşma Yapılmalı

 

Bir diğer önerim, üniversitenin bir ve ikinci sınıfında mutlaka temel bir öğretmenlik eğitiminin alınması, ikinci sınıftan sonra da branşlaşma yapılması gerekir. Öğretmen almadığı bir formasyonla eğitim vermeye çalışıyor. Bunu ortadan kaldırmamız lazım.

 

İlkokulun 4 yıl olmasıyla özellikle sınıf öğretmenlerinin dil eğitimi konusunda kesinlikle hazırlık sınıfı olarak desteklenmesini ve sınıf öğretmenlerinin 1,2. ve 3,4. sınıf olarak branşlaşmış sınıf öğretmenlerinden yanayım. Sınıf öğretmenleri bu modeled uzmanlaşarak öğrenciye daha çok katkı vereceklerdir. Sınıf öğretmenlerinden Türkçeyi, Matematiği, Fen ve Teknolojiyi, Sosyal Bilimleri iyi öğretmesini istiyoruz. Böyle bir model artık günümüzde yok, olmamalı.

 

*Okul yöneticiliği meslek olarak tanımlanmalı

 

Dünyada da, ülkemizde de okul yöneticiliğinin bir meslek olduğunu da tanımlamak gerekiyor.İkinci sınıftan itibaren okul yöneticiliği bölümü açacaksınız. Ama bu bölümde branşlaşanlara en az beş yıl okulda öğretmenlik yaptırarak yöneticiliğe geçme şansı tanıyacaksınız. Sınıfta, atölyede, derslikte, spor salonunda olmayan bir öğretmenin yöneticilik yapma noktasında ben çok başarılı olacağını düşünmüyorum.

 

O yüzden de işimizi şansa bırakmamalıyız. Bence eğitimde başörtüsü veya benzeri konularla uğraşmak yerine, bu söylediğim konularla ciddi şekilde ilgilenmek gerekiyor.

 

-Yönetici atamaları ve  öğretmenlere rotasyon konusunda ne düşünüyorsunuz?

 

Devlet okullarında okul müdürlerinin belirli dönemlerde rotasyona tabi tutulmasını çok sağlıklı bir durum olarak görüyorum. Yani bir okul müdürü ben de dahil 20-25 yıl aynı yerde olmamalı. Bu mantığa da uygun değil. Belirli dönemlerde rotasyona tutulması gerekiyor, kültürlenmesinin sağlanması, bilgi birikimlerinin başka yerde değerlendirilmesi gerekiyor. Ben buna karşı değilim. Öğretmen atamalarında bu atamaları yaparken kişilerin özlük haklarını da göz ardı etmemelisiniz. Eğitime bu denli hizmet eden bu insanlara meslek hayatlarının sonunda böyle bir yaptırım uygulamayı da ben adaletli, adilane ve aidiyet duygusu açısından sağlıklı bulmuyorum. Çünkü öğretmenlik mesleği biraz duyguların tatmin edildiği bir meslektir. Zaten Türkiye'de ki öğretmenlik mesleği ekonomik olarak Mustafa Kemal döneminden bir müddet sonra çok fazla önde olan bir meslek değildir. Cumhuriyet kurulduktan sonra milletvekilinden daha fazla maaş alan öğretmenlerdir. Öğretmenlerin toplum içinde sadece ekonomik olarak değil, sosyal statülerinin de yükseltilmesi gerekiyor. Sosyal statüsünü nasıl yükseltirsiniz; okullarda ki fiziksel ortamları, bilimsel ortamları zenginleştirirsiniz. Bu zaten otomatikman kamuoyuna yansır. Düşünebiliyormusunuz şu anda Türkiye PISA sınavlarında ilk 10'a girdiği zaman öğretmenin ekonomik durumuyla ilgili toplumda nasıl bir baskı oluşur, nasıl motivasyon oluşur. Hayalmidir derseniz, hayal değildir ama bunun için bir yapılanma gerekir. Türkiye'de bunun örnekleri var. Cumhuriyet aydınlanmasında halkın yüzde 95'inin okuryazar olmadığı bir ülke bugün her ne eksiğimiz olursa olsun orta doğu ülkelerine bakıldığında bizim onlardan ne kadar farklı olduğumuzu gösteriyor. Bilimde, sanatta ne kadar nitelikli insanlar yetiştirdiğimizin farkındayız. Baktığınız zaman pek çok isim var; Melih Cevdet'i de, Nazım Hikmet'i de bu ülke yetiştirmiştir.

 

‘Türkiye 68 müfredatıyla doğruları bulmuş, sonradan unutmuştur'

 

Eğitimde yapılması gerekenlerden biri de Türkiye'de eğitimci yetiştiren üniversitelerin ihtisas üniversitelerine dönmesi gerekir. Eğitimci yetiştiren okullar bir üniversiteye bağlı fakülteler olmamalı. Çünkü ihtisas üniversitesi demek eğitim vizyonu geliştiren bir olgudur. Bunun geçmişte uygulamaları eğitim enstitülerinde yapılmıştır aslında. Türkiye hep doğruları bulmuş ama sonradan unutmuştur.

 

PISA sonuçlarıyla derecelendirme yapılıyor ama bunlara bakmaktan ziyade bir müfredatı 60'lı yıllardan itibaren kaç defa değiştirmişiz, önce ona bakmamız lazım. PISA sınavlarında Singapur çok önde. Biz onların matematik müfredatını inceledik, müfredatın içeriğini merak ettik. Karşımıza ne çıktı biliyor musunuz? Bizim 68 müfredatıyla aynı. Biz doğruları çok önceden bulmuşuz aslında.

 

68 müfredatı çok sağlıklı bir müfredattır. 68'den bu yana eğitim çeşitli dönemlerde hep bir ileri, iki geri gelmiştir. Halbuki Türkiye Köy Enstitüleriyle doğruları bulmuştur. Türkiye, öğretmen okullarıyla, eğitim enstitüleriyle, Anadolu liseleriyle doğruları bulmuştur. Ama maalesef geçmişte bir sürü nedenden dolayı bunlardan vazgeçilmiştir.

 

-Ağırlıklı yabancı dil eğitimi anadilde bir erozyon yaratır mı?

 

Devlet tabi ki yabancı dil eğitimle ilgili rekabet etmekten biraz uzaklaştı. Bir de anadilin korunması anlamında yabancı dildeki birtakım derslerin İngilizce yapılması konusunda bunu zayıflatacağı kanaatine varıldı. Bence hiç öyle bir şey değil. Anadil zaten hayatınızda sürekli kullandığınız bir dil, anadilin bu şekilde ortadan kaybolması mümkün değil.

 

Evet şu anda ülkemizde anadilin kullanılmasıyla ilgili ciddi bir erozyon var. Yani insanların konuşma diliyle, yazma dili arasında ciddi problemler var. Okumak önemlidir ama okumanın gerçekleştirilmesi için de yazma etkinliklerinin de bence desteklenmesi gerekir.

 

-İlköğretimde eğik  yazı modelinin uygulamasını doğru buluyor musunuz?

 

Serbest yazmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Şu anda öğrencilerin üstünde bu tip bitişik eğik yazının motivasyon açısından zaman zaman sıkıntılar doğurduğunu düşünüyorum. Biz hep okumaya odaklanıyoruz. Ama yazma konusunda geride kalıyoruz.

 

Bir de tabii teknolojinin getirmiş olduğu internet kullanımı da yazma etkinliğini azaltmış oldu. Biz okulumuzda yazma etkinliğine çok önem veriyoruz, hem anadilde, hem hedef dilde.

 

Bakanlık kitapları temel harflerle yazılırken bunun yazımının nasıl öğretileceği konusunda 9-10 yıldır bir açıklama yok. Öğrenciler bunu yalan yanlış kendileri öğreniyor.

 

‘Eğitim fedakarlık gerektirir, severek yapılmalı'

 

-İTÜ Geliştirme Vakfı Okulları olarak hangi temel dinamiklere sahipsiniz?

 

İstanbul Teknik Üniversitesi'nde ki 8. yılım, meslekte ise 32. yılım. Şimdi ilkokul ve ortaokul müdürlüğü yapıyorum. İTÜ Geliştirme Vakfı Okulları, İstanbul Teknik Üniversitesi mezunları tarafından, 2000 yıllarında kurulmuş ve İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından da desteklenen bir kurumdur. Okulların bünyesinde Sedat Üründül Anaokulu, Natuk Birkan ilk ve ortaokulumuz var. Özel Ekrem Elginkan Lisesi, bir de 3 yıl önce Beylerbeyi'nde açmış olduğumuz anaokul, ilk ve ortaokul kampüsümüz var.

 

5 temel olgu üzerinde hareket ediyoruz;

 

*Anadil başta olmak üzere temel eğitim

 

Birincisi anadil başta olmak üzere temel eğitim. Birbirinden hiçbir şekilde ayrılmaz ve kıyaslanmaz. Siz iyi bir anadil okuryazarlığı sağlamadığınız sürece hedef dilde bir okuryazarlık sağlamanız mümkün değil.

 

*Hedef dilde yetkinlik sağlama

 

İkinci olmazsa olmazımız, kolej olmamız itibariyle hedef dilde ve birden fazla dili konuşabilen, kendini ifade edebilen, bir ortam sağlamak.

 

*Davranış ve değerler eğitimi

 

İTÜ Geliştirme Vakfı okullarının bence olmazsa olmazlarından birisi de davranış ve değerler eğitimidir. Biz bu konuda özgün bir okuluz.

 

*Beceri eğitimi

 

Bir diğeri de, ben bunu beceri eğitimi altında topluyorum; içerisinde sanat, spor, kültür hepsi var.  Bir okulun en önemli özelliklerinden ve önceliklerinden birisidir. Bizim okulda şu anda 55 tane kulüp var.

 

*Teknolojik eğitim

 

20.yüzyılın gerektirdiği yeterince ve gerektirdiği kadar teknolojik eğitim.

 

Biz bunların hepsini bütüncül bir yaklaşım içinde uygulayan, kamuoyuna göre de başarılı olan bir okuluz.

 

Bizim okullarımızda bu 5 temel öğenin birbirinden çok fazla farkını göremezsiniz.İçinde sosyal beceri de, sanatsal beceri de, teknolojik beceri de vardır.

 

Bizim önemli güçlerimizden birisi İstanbul Teknik Üniversitesi'nin 240 yılı aşan bilgi birikimi ve vizyonudur. Üniversitenin okullarına sahip çıkması, aidiyet duygusu içinde bulunması, veli ve öğrenci profilimiz bizim en önemli güçlerimizden birisidir. Çünkü bizim velimiz eğitime gönül vermiş, eğitim yoluyla bu ülkede bir yere gelmiş insanlar topluluğundan oluşuyor. Okullarımız vizyon ve misyon anlamında velilerimizin hedef misyonlarıyla çelişmiyor. En önemlisi de bu esasında.

 

-İTÜ Geliştirme Vakfı Okulları'nın başarısını neye bağlıyorsunuz?

 

İyi bir eğitim yönetimi, yetkin bir akademik kadro, sürekli yenilenme ve sürekli öğrenme arzusu içinde olma. Bu zaten bir üniversite bünyesinde olduğunuz zaman otomatikman sizi akademik, sosyal ve mantık olarak da güdüleyici bir iştir. Teknik üniversitenin içinde yaşıyoruz, amblemini, renklerini kullanıyoruz, çeşitli atölyelerini, laboratuar ortamlarını kullanıyoruz. Örneğin diyelim ki güneş enerjisiyle işleyen bir otomobil yapıldığı zaman ilk bizim öğrencilerimiz görüyor. Bunlar bizim için önemli.

 

Çağdaşlık, bilimsel eğitim bizim için olmazsa olmazlarımızdan birisi. Her zaman söylediğim gibi biz Cumhuriyetimizin temel değerlerine bağlı özgün bir okuluz. Özel okul kelimesini çok fazla kullanmak istemiyoruz. Bizi örnek almaya çalışan birçok özel okul da olduğunu biliyoruz. Onlar zaman zaman bize geliyorlar, bilgimizi birikimimizi, deneyimlerimizi ve tecrübelerimizi paylaştığımız gibi onların da yaptıklarından feyz almaya çalışan bir okuluz.

 

-Okulunuza öğrenci kabul ederken belirli kriterleriniz var mı?

 

Biz öğrenciyi ilk önce rehberlik anlamında karşılıklı bir görüşmeye alırız. Bu görüşmelerde velinin izni ve onayı alınmak şartıyla uluslararası geçerliliği olan testler yapılır. Ara sınıflarda olursa, akademik alanda bizim belirli opsiyonlarımız vardır. Genel olarak o sınıf düzeyindeki ortalamamızın altında öğrenci almamaya çalışırız.

 

‘Sınıf okul içinde okul da toplum içinde yaşar'

 

-Ortalama sınıf mevcudunuz nedir? Veliler okul seçerken neye dikkat etmeli?

 

Sınıflarımız 24 kişilik ama ilkokulda bunu 22 ye düşürdük. Sınıf mevcudu az olunca daha iyi eğitim verileceği düşünülür ama bilimsel olarak sınıf dinamiklerinin normalde 18-24 olması önerilir. Benim bir tanımın var, sınıf okul içinde, okul da toplum içinde yaşar. Toplum ne yaşıyorsa sınıf onu, sınıf ne yaşıyorsa toplum da onu yaşar.

 

Okul seçerken şöyle bir kanı vardı; ‘sınıf öğretmeni önemlidir'. Sınıf öğretmeni kadar okulun eğitim yönetimi çok daha önemlidir.

 

-Özel okulculuğu nasıl tanımlarsınız?

 

Günümüzde özel okulculuğun geldiği noktadan memnun musunuz?

 

Özel okulculuk öyle kağıtlarda, dosyalarda yazıldığı gibi değil, özel okulculuk yaşanması gereken bir iş. Ben aynı zamanda Türkiye Özel Okullar Birliği ilkokul komisyon başkanıyım. Biz Türkiye'nin her yerinden özel okullarla, okul müdürleriyle çok sağlam ilişki içerisindeyiz. Her dönem, her ay düzenli toplantılar yaparız. Sektör olarak birbirimizi çok destekleriz. Eğer iyi yaptığımız şeyler varsa paylaşırız, eleştirmemiz gereken yerler varsa eleştiririz. Birbirimizi desteklememiz gereken yer varsa da destekleriz.  Bu da sektörel bilincin özel okulculukta geliştiğini gösteriyor. Türk milli eğitimine, Türkiye Cumhuriyetine hizmet veriyoruz bunun bilincindeyiz.Bakanlığın yaptığı çalışmalara da çok destek veriyoruz. Önerilerimiz, desteklerimiz olduğu kadar eleştirilerimiz de oluyor. Bence özel okulculuk da, özel okullar birliği de sivil inisiyatif olarak iyi bir yerdedir. Zaten bu yıl da sivil inisiyatifler arasında Türkiye Özel Okullar Birliği verdiği desteklerden dolayı bir ödül aldı.

 

Ben de uzun yıllardır özel okulcuyum ve bu sektörde olmaktan dolayı keyif duyuyorum.

 

-Eğitim müfredatının bakanlığın sağladığı kaynaklarla sınırlandırılmasını doğru buluyor musunuz?

 

Ulusal bir müfredatı uyguladığınız zaman Türkiye'nin her yerinde aynı kitapların okunması mantıklı. Ancak ben öğrencilere sunulan kitapların içeriklerinin bilimsel temelli olup olmamasıyla ilgiliyim. Bu tip sınırlandırmalar getirmeyi çok sağlıklı bulmuyorum. Eğer iyi bir öğretmen bir şeyi yapmak istiyorsa en büyük kaynağı kendisidir.Kaliteli işler yapmak isteyen bir öğretmen, teknolojik olarak günümüz şartlarında sınırlandırmanız mümkün değil. Okulların farklılığı, aynı programın ne şekilde işlendiğiyle ölçülür. Bu da bir beceri deneyim, tecrübe ve öngörüdür. O yüzden bu tip olgulara pek takılması gerektiğini düşünmüyorum. Ama ulusal müfredat dendiği zaman kitap konusunda biraz daha dikkatli davranmak ve konuşmamın başında değindiğim gibi eğitimde bütün kararları paydaşlarla birlikte almamız lazım.

 

Röportaj; www.egitimajansi.com

Billur Ocak - Arzu Kalaylı

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber