Bu haber kez okundu.

Yeni aday öğretmen yetiştirme modeli
 Yeliz DÜŞKÜN - Eğitim Reformu Girişimi (ERG) Politika Analisti
Şubat ayında farklı branşlarda yapılan atamalarla 30 bine yakın aday öğretmen daha eğitim sistemine katılmış oldu. Aynı zamanda aday öğretmenlik sürecini yeniden tanımlayan bir düzenleme yapıldı ve uygulamaya geçildi.

Aday öğretmenler, bu yıl ilk kez uygulanacak bir yetiştirme sürecine girdiler. Hizmet öncesi öğretmen yetiştirme programlarında “öğretmenlik uygulaması” oldukça sınırlı. Bugüne kadar mesleğe yeni başlayan öğretmenler adaylık dönemlerinde de teorik bir eğitim alıyorlardı. Yeni düzenlemede büyük bölümü uygulamalı eğitimden oluşan 26 haftalık bir süreçten geçecekler ve bu dönemde deneyimli meslektaşları onlara danışmanlık yapacak. Yeni aday öğretmen yetiştirme modeliyle, eğitim fakültelerinden teorik birikimle gelen öğretmen adaylarının uygulamaya ilişkin eksiklerinin kapatılması amaçlanıyor.

Düzenlemenin uygulamaya nasıl yansıyacağını, mesleğe yeni başlayan öğretmenlerin gereksinimlerini ne ölçüde karşılayacağını şimdiden değerlendirmek güç olsa da birkaç öngörüde bulunmak mümkün:

1) Teorik eğitimden çok uygulamaya dönük eğitime odaklanılması mesleğe uyum için olumlu bir adım;

2) Yeni düzenleme mentörlük benzeri bir uygulamayı öne çıkardığından en az aday öğretmenler kadar danışman öğretmenleri de ilgilendiriyor, ancak modelin bu boyutunun daha iyi tanımlanması gerekiyor;

3) Modelde aday öğretmenlerin atandıkları bölgelerle bağlarını güçlendirecek önlemler yetersiz kalıyor.

Uygulama ağırlıklı bir yetiştirme sürecine geçiş

30 bine yakın aday öğretmen 1 Mart 2016 itibarıyla başlayan ve ağustos sonuna dek sürecek altı aylık bir yetiştirme sürecine girmiş oldu. Bu sürecin 16 haftası uygulamalı, 10 haftası ise teorik eğitime ayrılmış durumda. Yeni adaylık süreciyle ilgili en önemli değişikliklerden biri de bu; geçmişte herhangi bir uygulamalı yetiştirme süreci söz konusu değildi. Eğitim fakültelerindeki uygulamalı eğitim olanaklarının da sınırlı olduğu göz önüne alındığında, adaylık sürecinde uygulamaya ağırlık verilmesi olumlu bir adım. Uygulamalı eğitim sınıf içi, okul içi ve okul dışı etkinlikler olarak üçe ayrılmış durumda.

Sınıf içi uygulama kapsamında, adaylar danışman öğretmen gözetiminde derslere girecekler; ancak bağımsız olarak derse girmemeleri gerekiyor. Ayrıca danışman öğretmene nöbet sırasında eşlik edecekler ancak kendileri tek başlarına nöbetçi olmayacaklar. Okul içi uygulamaların daha çok okul idarecileriyle birlikte yapılacak çalışmaları içermesi ve okulun genel işleyişini aktarmaya yönelik olması bekleniyor. Okul dışı uygulamalarda ise aday öğretmenlerin rehberlik araştırma merkezi, halk eğitim merkezi, müze gibi alanları ziyaret etmeleri bekleniyor. Tüm bu etkinlikler bir çalışma planı doğrultusunda, danışman öğretmen, okul müdürü ve il veya ilçe milli eğitim müdürlüklerinin üstleneceği sorumluluklarla gerçekleşecek. Örneğin okul dışındaki çalışmaların il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerince belirlenecek bir koordinatör tarafından planlanması gerekiyor.

Danışman öğretmenin rolü

Her bir aday öğretmenin deneyimli meslektaşları arasından belirlenmiş bir danışmanı bulunuyor. Bakanlık, danışman öğretmenlerin belirlenmesi için belirli ölçütler getirdikten sonra bu görevi okul müdürlerine bıraktı. Bu ölçütlere göre danışman öğretmenin en az 10 yıl deneyime sahip olması, ulusal ve uluslararası projelerde görev almış olması, sosyal ve kültürel faaliyetlere katılmış olması, iletişim ve temsil yeteneği güçlü olması gerekiyor. Danışman öğretmen, aday öğretmenle aynı branştan seçiliyor. Bu yöntemle Türkiye genelinde 35 bin danışman öğretmen belirlendi. Danışman öğretmenler yaklaşık 10 günlük bir eğitimden geçtiler.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın basına yansıyan açıklamaları danışman öğretmenlere atfedilen rol hakkında fikir veriyor. Avcı, danışman öğretmenlerin birer “usta” olarak “mesleğin inceliklerini” genç meslektaşlarına aktaracaklarını, aday öğretmenlerin “öğretmen duruşu” kazanmalarına katkıda bulunacaklarını dile getiriyor. Aday öğretmenlerle danışman öğretmenler arasındaki ilişkinin 6 ayla sınırlı kalmayıp daha uzun sürecek bir ilişki olması gerektiği de belirtiliyor. Ancak bu sürekliliğin adaylık süreci bittikten sonra nasıl sağlanacağına ilişkin belirsizlik söz konusu.

Dünyada mentörlerin rolü ve çalışma ilkeleri bakımından farklılaşan mentörlük uygulamaları var. Örneğin İngiltere, Galler ve Kanada’daki “eğitici öğretmen”lik uygulamasında eğitici öğretmenler mesailerinin dörtte birini yeni öğretmenlerin mesleki gelişimine ayırıyorlar ve bunun için ek ücret alıyorlar. Bizde yeni uygulanmaya başlayan modelin ise daha iyi tanımlanmaya, kamuoyunda ve eğitimciler arasında daha fazla tartışılmaya ihtiyacı var. Danışman öğretmenin mentörlük nedeniyle gelen ek iş yükünü gönüllülük temelinde ne ölçüde karşılayacağının da uygulamanın başarısı ve sürekliliği için tartışılması gerekir.

Danışman öğretmenlerin eğitimlerinin gerçekleştiği toplantıların açılışlarına Bakan ve Müsteşar düzeyinde katılımın olması, yeni yöntemin MEB tarafından sahiplenilme düzeyinin yüksek olduğunu gösteriyor. Bu sahiplenme sayesinde uygulamanın daha iyi tanımlanması ve sürdürülebilir duruma getirilmesi için çalışmalara hız verilirse, Türkiye’deki öğretmenlerin gereksinimlerine yanıt veren bir modelin kurulması zor olmaz.

Öğretmen devinimini azaltacak önlemler eksik

Her yıl öğretmen atamalarının çok büyük bölümü öğretmen ihtiyacının yüksek olduğu Doğu illerine yapılıyor. Ancak atanan öğremenler bu illerde, Türkiye’nin batısındaki illere kıyasla daha kısa süre kalıyorlar. Öğretmen deviniminin yüksek olmasının, başta bölgeler arasında akademik başarı bakımından eşitsizliklerin sürmesi olmak üzere, olumsuz etkileri söz konusu. Bu durum, öğretmenlerin atandıkları bölgelere uyum sağlamaları sorununu gündeme getiriyor. Yeni aday öğretmen yetiştirme modeli, bu konuda oldukça mütevazı bir ayrıntı içeriyor. Aday öğretmenlerin atandıkları yerlerde yoğun olarak kullanılan Kürtçe, Lazca gibi dillerle ilgili bir eğitim almaları planlanıyor. Bu eğitim, dilin öğrenilmesini değil, dile aşinalık kazanılmasını sağlayacak düzeyde olacak.

Bunun dışında, öğretmenlerin atandıkları bölgelerle bağını artıracak önlemler yetiştirme modelinde eksik. Aday öğretmenler, adaylık süreçlerini atandıkları okullar yerine kendi tercihlerine uygun olarak farklı illerde geçirme olanağına sahipler ve aday öğretmenlerin yaklaşık beşte biri adaylık süreçlerini İstanbul, Ankara ve İzmir’de geçiriyorlar. Bu uygulama da, onların görev yapacakları bölgelerle bağ kurmalarını geciktirecek nitelikte.

Yeni modelin başarısı izlenmeli

Sonuç olarak, uygulamaya ağırlık veren bir aday öğretmen yetiştirme modeline geçilmesi umut verici. Özellikle aday öğretmenlerin derslere tek başlarına değil, danışman öğretmenlerle birlikte giriyor olmaları oldukça olumlu bir adım. Öte yandan danışman öğretmenlerin rolünün daha ayrıntılı tanımlanması, hem aday hem de danışman öğretmenlerin gereksinimleri göz önünde tutularak geliştirilmesi gerekiyor. Uzun vadede yeni atanan öğretmenlerin mesleğe uyumlarının görev yapacakları bölgelere olan bağlarını artıracak önlemlerle bir arada düşünülmesi, eğitim sisteminin önemli bir sorunu olan öğretmen devinimini azaltmak için yararlı olabilir. Son olarak, her yeni politika gibi yeni aday öğretmen yetiştirme modelinin de başarısının izlenmesi, modelin iyileştirilmesi için oldukça önemli. Mesleki standartlara dayalı bir değerlendirme sisteminin kurulması, aday öğretmen yetiştirme modelinin başarısını ölçmek ve eksikliklerini gidermek için yararlı olacaktır. 
Hürriyet: Haber, Analiz, Köşe Yazısı…
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber