Bu haber kez okundu.

Yaşasın, tatil!

Yaşasın, tatil! Okulların kapanması dört gözle beklenen, abuk-sabuk her şey için tatil edilsin diye dua edilen, tatilin uzamasının “müjde” gibi algılandığı bir ülkede yaşıyoruz. Hayır, sanki her

Baştan kestik, biraz yuvarladık ve sona ekledik… Buna karar verenler acaba haziran ayında bir sınıfın içerisinde sadece 1 saat oturmuş mu? 

Kendimizi kandırmayalım, tüm ülkeler, eğitim öğretim yılını coğrafi ve iklim koşullarına göre belirliyor.

İşin en kötüsü de topyekûn buna seviniyor olunması… Geldiğimiz, eğitimi taşıdığımız nokta bu işte! Okul yoksa sıkıntı da yok!

Yıllık çalışma takvimlerini incelemeye başlayan eğitimcilerin öncelikle tatilleri hesaplıyor olması da durumumuzun ne kadar vahim hâle geldiğinin bir başka göstergesi. Ne yana dönsek bir sakatlık var…

Anaokulunda veya ilkokulun ilk yıllarında herkeste büyük bir heves olsa da, yıllar geçtikçe okullar, evde çocuğu ile baş edemeyen velilerin sığınacağı güvenli limanlar hâline gelmiş. Okul, çocukların oyalanacağı mekânlar olmuş.

Öğrenim süreçlerine baktığımızda, öğrenilenlerin paylaşıldığı, çocukların kendilerini keyifle keşfettikleri yıllar olmaktan çıkmış, zorunlu gidilen ve sınava hazırlık telaşına bürünmüş keyifsiz yıllar hâline gelmiş.

Sınavlar, ülkenin eğitim sisteminin ortasına kâbus gibi çökmüşken gelişmiş ülkelerin bile elini uzatmadığı birçok çare de düşünülmeye ve denenmeye çalışılıyor. Ama nafile…

Binalar ve derslikler eski düzen. Bazı okullarda yeni yöntem ve teknikler kullanılmaya çalışılsa da, tahta sıralar yerini tek kişilik sıralara terk etmiş olsa da değişiklikler çoğunlukla fiziksel. Şanslı okullarda boya badana ve mekânlar elden geçirilirken, aynı ilgiyi ve bakımı görmeyen devlet okulları çoğunlukta. Bölgesel farklılıklar ise çok daha ayrı sorunları içinde barındırıyor. 

Özel okullarda ise durum daha kabul edilebilir ve uygun, hatta biraz fazla uygun! Abartılmış bir gösteriş durumu dahi var. 

Ne var ki son iki yıldır özel okullara çocuklarını kaydedenler için destek veriliyor olması, bir anlamda vatandaşın devlet okullarına bakışını da olumsuz etkilemesine neden olmuş görünüyor. Veliler, devlet okullarına güvenlerini yitirmiş olarak, temel lise veya dönüşen okullara yönelerek bir çıkış yaratmaya çalışıyorlar. Herkes kendi ekonomik durumuna göre bir nitelik peşinde!

Öbür taraftan gelişim denilince, elektronik eşyaya sahip olma diye algılanmış yılları yaşıyoruz. Etkileşimli (akıllı) tahtalar, projeksiyon cihazları, sınıf bilgisayarları, tabletler… 

Öğretmenleri yavaşlatan -ki çoğu öğretmen ilk kez okulda görmüş- elektronik sistemler. Ya kablo sorunları ya da bağlantı veya ölçümleme (kalibrasyon) sorunları nedeniyle zaman kayıpları yaşanıyor. En çok yararlanılacak zamanlarda, deneyimli öğretmenler de teknolojiye uzak diye küstürülmüş veya kenara itilmiş.

Motivasyon yerlerde…

Var mı var günleri… 

Her şey “var” da tutku kalmamış! 

Eğitimciler kenara itilmiş. Formasyona bakan yok!

Nasıl yapmalı?

Öğretmenlerin ve okulların itibarı arttırılmalı, yaşamla örtüştürülmüş ve güncel, çağdaş öğretim programları yazılmalı.

Öğretmenlerin eğitimleri sürekli ve izlenebilir olmalı.

En önemlisi ise eğitim öğretim samimi olarak birincil öncelikte yer almalı.

Vazgeçmek yok! 

Koşarak okula gideceğimiz günlere ulaşmak dileğiyle…

(1 Kasım’da erken seçim… Önünde 29 Ekim… Ortada 30 Ekim… Seçim sonrası derken… Aman!)

Ömer Orhan

Kaynak: egitimajansi.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Anahtar Kelimeler:
yaşasın tatil

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber