Bu haber kez okundu.

Y. Tekin: Uzman öğretmeni farklılaştıran test sınavı olmamalı

Anadolu Platformunun bu yıl 8.'sini düzenlediği Öğretmen Sempozyumu "Yeni Türkiye'nin Eğitim Paradigması ve Sivil Toplum" üst başlığı ile Gaziantep Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezinde yapıldı.

 

03-04 Mayıs tarihlerinden iki gün süren sempozyuma ülkemizin 60 ilinden 350 öğretmenin katıldı. Sempozyumun ikinci gününde Milli Eğitim Bakanı Müsteşarı Doç. Dr. Yusuf Tekin'in konuşmaları sempozyuma damgasını vurdu.

 

Öncelikle toplantıya katkı sağlayan başta Anadolu Platformu olmak üzere tüm sivil toplum örgütlerine teşekkür ediyorum. Milli Eğitim Bakanlığının yapması gereken bir işi yaparak bizim üzerimizden bir yük alıyorlar, bizi rahatlatıyorlar. Umarım bu sempozyum sonucu ilan edilecek sonuç bildirgesi Milli Eğitim Bakanlığı için bir rehber teşkil eder. Biz de bundan sonraki çalışmalarımızda bu rehberden bu stratejik adımdan hareketle üstümüze düşeni yaparız.

 

Öncelikle şunu söyleyeyim biz öğretmenleri 657 sayılı devlet memurlarına göre istihdam edilmiş bir devlet memuru olarak görmüyoruz. Biz öğretmenleri bir rehber, bir ağabey, kendi çocuklarının eğitimine katkı sağlayan bir veli, bir anne, bir baba olarak tahayyül ediyoruz. Öğretmenlerimizi çalışabilecekleri mekanlar, zeminler oluşturmak için üstümüze düşen ne varsay yapmaya hazırız.

 

Şu paradigma değişikliğinin altını çizmek isterim; biz milli eğitim bakanlığı olarak doğru olduğuna inandığımız hiçbir şeyde mevzuatı bir engel olarak görmeyeceğiz. Bu noktada bu güne kadar bürokratların çok sıklıkla kullandıkları bilmem ne mevzuatına engel gerekçelerini bizden duymayacaksınız. Böyle bir hukuki engel varsa bu hukuki engeli düzeltecek siyasal iradeye sahibiz. Dolayısıyla yapamadığımız şeyleri için gerekçeler üretmeye gerek yok. Sivil Toplum Örgütlerinin, öğretmen arkadaşlarımızın faydalı olacağına inandığı her ne türlü eylem varsa hepsini legalleştirecek mevzuat değişikliğini yapacağımızı taahhüt ediyorum.

 

Bu milli eğitim bakanlığında çok ciddi bir paradigma değişikliğidir. Milli eğitim bakanlığı bu güne kadar bütün eylemlerinde mevzuatı bir engel olarak tanımladı, mevzuatı bir sıkıntı üretecek tembelliğin bir gerekçesi olarak tanımladı biz inşallah bunu yapmayacağız. Bu kapsamda neler yapmayı düşünüyoruz? 15 Mart tarihi itibariyle kanunlaşan metnimiz aslında bu konuda bize ciddi göstergeler sunuyor.

 

Hala Test Sınavıyla Öğretmen Atıyoruz.

 

YGS, YDS vs. gibi sınavları eleştiriyoruz. Öğreticilerimizi test çözmeye zorladığı için tüm başarısızlıkların gerekçesi olarak o sınavları gösteriyoruz. Ama maalesef hala test sınavı ile öğretmen atıyoruz. Yani Eğitim Fakültesini bitiren çocuklarımızı yine test sınavlarına hazırlayıp test sınavlarında karşımıza çıkan tablo şu; a sosyal test çözmeye odaklanmış, öğretme becerilerini kaybetmiş kişileri öğretmen olarak atama noktasındayız. Kanunla bunun kısmen önüne geçmeye çalıştık. Aday öğretmenlik sürecinin sonunda adaylıktan öğretmenliğe geçişi tanımlayan süreci daha somut hale getirdik ve şöyle bir şey yapacağız. Yazın atayacağımız 40 bin öğretmen için şöyle bir prosedür tanımladık. Bu 40 bin öğretmen bir ders dönemi boyunca öğretmenlik yapacaklar. Ders yılı sonunda şimdi planlamasını yaptığımız hizmet içi eğitim programlarına katılacaklar, ardından bir mülakat sınavı söz konusu olacak. Bu mülakat sınavında öğretmen arkadaşımızın bir yıl boyunca gösterdiği performansın öğretmen arkadaşlarından okul idaresinden il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinden oluşturacağımız bir performans kriteri tablosuyla ölçeceğiz değerlendireceğiz, mülakat notuyla birlikte bu kişinin öğretmen olup olmayacağına karar vereceğiz. Kamuoyunda çok tartışıldı, çokça eleştirilen bir düzenleme bu. Yıl sonunda bu mülakat değerlendirme sürecinde başarısız olan arkadaşlara bu başarısızlıklarının gerekçesi olarak ilkin okul, ilçe değiştirerek bir yıl daha aday öğretmen olarak çalışma hakkı tanıyacağız. İkinci şansında da başarısız olan arkadaşlarımızın Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde öğretmen olarak istihdam etmeyeceğiz. Bunu çok önemsiyorum." dedi. Bu yıl 40 bin öğretmenimizi bu şekilde tanımlayacağız.

 

İkinci konu olarak da şunu söylemek istiyorum. Test sınavıyla aldığımız öğretmeleri yine test sınavlarıyla alıp kariyer meslek tanımı çıkartmaya çalışıyorduk. Yani öğretmenlik yapan kişiler bir test sınavına giriyorlar ve uzman öğretmen oluyorlardı. Ben şahsen bununda çok büyük bir yanlışlık olduğuna inanıyorum. Bir öğretmeni diğerinden farklılaştıracaksak eğer bunun kriterinin bir test sınavı olmayacağına inanıyorum. Bir kişiyi diğerinden farklılaştıracaksak başka ölçütlerimiz olması lazım. Öğrencileriyle ne düzeyde ilgilenmiş, ne tür başarılar elde etmiş, ders saatinin haricinde ne tür sosyal etkinlikler yapmış. Ben bir öğretmeni uzman olarak tanımlamak için bu kriterlere bakmak zorundayım. Şimdi bunun hazırlığı var kanundan sonra bu prosedürü işleteceğiz. Yani yine öğretmenlerimiz aday öğretmen, öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmen olarak tanımlanacak ama bu tanımlamada kullandığımız araçları değiştiriyoruz. Test sınavları artık olmayacak.

 

Bir başka husus yine kanunla yaptığımız öğretmen arkadaşlar arasından müdürü de test sınavı ile seçiyorduk. Müdür yardımcısı, müdür baş yardımcısını da test sınavına alıyorduk. Test sınavında başarılı olan kişileri müdür yapıyorduk. Müdürleri kadrolu olarak atıyorduk. Müdür olarak işi öğreninceye kadar okul müdürü olarak çalışıyordu. Bu öğretmen iyi bir idareci değil, ama sınavda başarılı olmuş devam ediyordu. Kanunla bunu da değiştirdik. Bundan sonra performansından memnun olmadığımız, başarısız olan okul idarecilerini idareci olarak çalıştırmak zorunda değiliz. 13 Haziran itibariyle hem maddi manevi değerlerimiz açısından hem eğitim prosedürü açısından bize katkı sağlamayan, uyum sağlayamayan okul müdürü, müdür baş yardımcısı ve müdür yardımcısı arkadaşlar bundan sonra öğretmen olarak çalışmaya devam edecekler. Koşullar ne olursa olsun başarısız olan kişiyi idareci olarak çalıştırmak zorunda değiliz. Kaldı ki idareci olarak çalışan bir kişiyi öğretmen olarak atanmayı bir ceza olarak da görmüyorum. Bu öğretmenlere karşı yapılmış bir nezaketsizliktir.

 

Kanun kapsamında çok önemli addettiğim bir başka husus daha var. Onu da sizinle paylaşayım. Değerli arkadaşlar çok güzel bir bina yapıyorsunuz ama bu okula hizmet puanı esasıyla o okulun değerleri ile o okulun idealiyle hiç örtüşmeyen öğretmenleri gönderiyorsunuz. Mesela bir İmam Hatip Lisesi yaptınız. İmam hatip lisesine tamamen aykırı bir öğretmen gönderiyorsunuz. Sonra adam gönderdiğiniz yerde eline broşürleri alıyor, katalogları alıyor, bizim yaptığımız okulda propaganda yapıyor. Biz bu tür özel önem atfettiğimiz okullarımızı bakan onayı ile pilot uygulamaların gerçekleştirildiği okul olarak tanımlayıp öğretmen ve yönetici seçme hakkına sahip olduk. Bu da benim için bu kanunda çok radikal değişikliklerden bir tanesi idi. Kanun kamuoyunda sadece dershane kanunu ve Milli Eğitim Bakanlığının bürokrasisini değiştiren bir kanun olarak biliniyordu. Bu kanun öyle bir kanun değil. Bu kanun kendi içinde çok radikal değişiklikler öngörüyor. Bir kere en radikal değişikliğimiz öğretmen ve idareci seçiminde test sınavının yerinde olmadığı kanaatini kanunla daha ne bir şekilde ortaya çıkıyor.

 

Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki öyle bir nimetin içerisindeyiz ki Milli Eğitim Bakanlığının en üst düzey yetkilileri sizinle gelip öğrencilerimize idealizminizi yansıtın, değerlerinizi öğrencilerinizle paylaşın, öğrencilerinizi kendi çocuklarınız gibi yetiştirin denen bir ortamda yaşıyoruz. Bu cidden şükrü eda edilemez nitelikte büyük bir nimet. Ben buradaki kitleden bir vatandaş olarak okullarımızdaki çocuklarımıza böyle davranmanızı özellikle istirham ediyorum. Burada bu toplantıyı organize eden sivil toplum kuruluşlarına bize bu değerleri öğrenciler için getirdikleri her şeye kapımız açıktır. Bu benim için bir sorumluluk. Bunu yapmak zorunda olduğum için buradayım." dedi.

 

Türkiye Cumhuriyet kurulduğu günden beri çetelerle mücadele eden bahtsız bir ülke. Her dönem Türkiye'de siyasal iktidarların karşısında değişik çeteler söz konusu olmuş. Bunlardan kimisi insanların can güveliğini, kimisi mal güvenliğini tehdit etmiş. Şimdi başka bir çeteyle karşı karşıyayız. Onlar da insanların beyinlerine hükmetmeyi hedef belirlemişler. Bunun içinde en rahat örgütlenebilecekleri alan Milli Eğitim Bakanlığı olmuş. Yılarca çok masum insanlar olarak aramızda bulunan bu çete mensupları çocuklarımızın adeta beyinlerine tahakküm ediyorlar. Çocuklarımızı test sınavlara mahküm eden çete aslında bu vesayetçi çete. Bir tek şey söyleyeyim size burada test sınavlarını kaldıracağız. Çocuklarımızı okullarımızdaki başarılarıyla bir üst okula yerleştireceğiz. Bu süreçte bizi sınavı sabote etmekle tehdit eden arkadaşlarda bu çetenin mensuplarıydı. Şu ifadeyi aynen söylediler; Bunu yaptırtmayız, bunu yaparsanız çocukların dershaneye olan ihtiyaçları azalır. Dolayısıyla biz sizin bunu başarmanızı engelleriz. Gerekirse sabote ederiz dediler. Söylemeye çalıştığım şey şu bu çete test sınavlarını kendi çıkarlarının devamı için bir araç olarak görüyor." dedi.

 

Konuşmanın ardından program yapılan soru cevap kısmının ile devam etti. Soru cevap kısmının ardından Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir tarafından Doç. Dr. Yusuf Tekin'e günün anısına verilen hediye ile sona erdi.

 

Kaynak:  "www.memurlar.net"

 

\"Memurlar.Net

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber