Bu haber kez okundu.

Türkçe\'yi ortaokulda öğrendim

Çocukluğunuzun Diyarbakır'ı nasıldı?

Bugünkünden daha derli toplu ve daha nezih ve daha temizdi.

- Kaç kardeşsiniz? Çocukluğunuz nasıldı? İlkokul, ortaokul döneminizde nasıl bir hayatınız vardı?

7 kardeşiz. Ben 5.siyim. 7 kardeş olunca en küçükle en büyük arasında 20'den fazla yaş farkı var. Kimi zaman iş, kimi zaman eğitim sebebiyle bütün kardeşler hep evde olmuyordu. Ben kendimi bildim bileli, bütün abilerim evde değildi. Bayramlarda, belirli etkinliklerde, hepimiz bir araya geliyorduk sadece.

- Babanız ne işle meşguldu?

Babam din adamıydı. Müderristi. Resmi görevi de vardı. Köyde yaşamamıza rağmen köy hayatının unsurları, ailenin meşgalesi değildi. Daha çok bizim ailemizde siyasi ve kültürel meseleler, dünya meseleleri ve edebiyat konuşulurdu.

- Kaç yaşına kadar köyde yaşadınız?

12 yaşıma kadar köyde kaldım. Kerpiç bir evde yaşadım, ilkokulu doğduğum köyde bitirdim. Çocukluğumda Dicle ve kerpiç kokusu, çok neşeli, bol yıldızlı geceler ve dolunay hayatımın unsurlarıydı.

- Evde nece konuşulurdu?

Evde tamamen kürtçe konuşulurdu.

- Türkçeyi ne zaman öğrendiniz?

Türkçeyi okulda öğrendim.

-Zorlandınız mı?

Yok. (Gülüyor.) Ben zorlanmadım. Elbette ki her işin, her yeni durumun zorlukları var. Ama bana sıkıntı ve eziyet veren bir durum olmadı.

- Eşiniz nereli? Nasıl tanıştınız?

Eşimin ailesi Bosna'dan İstanbul'a gelmiş bir aile. Kayınvalidem de Adapazar'lı. Eşim de İstanbul'da doğup büyümüş, üniversite eğitimi için Ankara'ya gitmiş. Ben de Ankara'da aynı üniversitede Dil, Tarih ve Coğrafya fakültesinde okuyordu ve ortak arkadaşların vasıtasıyla tanıştık.

- Doğu ve batılı ailelerin evlilikleri kültürel farklılıklar, örf ve adetler açısından bazen zor olabiliyor, siz zorlandınız mı?

Yerel ve evrensel, konjonktürel ve tarihsel, ortak medeniyet değerleri, ortak insani değerleri ön plana çıkarırsanız, aile değerlerinde mutabıksanız mesele yok.

- Eşiniz, çocuklarınız Kürtçe biliyor mu?

Anlıyorlar ama konuşamıyorlar.

- Veteriner hekimlik eğitimi aldınız, bu yönde ilginiz ne zaman başladı?

Ortaokul ve liseyi Diyarbakır'da okudum. Ailemin toprağı yoktu. Abim ben ortaokuldayken arazi kiraladı, tarım yaptık beraber, endüstri bitkisi ekilişi yaptık ama normalde ekonomik anlamda bir tarımsal faaliyetin içerisinde olmadı. Meslek seçiminde insanın temel meselelerini, gerek birey olarak gerek toplum olarak inceleyen, bunu konu edinen, 2 temel meslek kafamda vardı. Biri hekimlik, diğeri de hukuk. Veteriner hekimliği üst sıradaki tercihlerim arasındaydı, bir kaç tane tıp fakültesi yazmıştım bir de veteriner hekimlik yazmıştım. Ankara'da veteriner hekimliği kazandım. Mehmet Akif Ersoy faktörü de var benim hayatımda. Onun mazbut şahsiyeti, örnek bir şahsiyet olması, hem edebiyatçı, hem şair ve bütün eserlerinde toplumsal kaygıları ifade ediyor olması hem de aynı zamanda veteriner hekim olması önem arz ediyor benim için. Türkiye'deki sivil veteriner okulunun, Mülkiye Baytar Mektebi'nin ilk öğrencisi. 20 yıl kadar da veteriner hekimlik yaptı.

 Şiirle tanışmanız ne zaman oldu?

Ortaokul 1. sınıftan itibaren başladı.

- İlk ezberlediğiniz şiiri hatırlıyor musunuz?

Gerçek bir edebiyat kaygısıyla okuduğum ve ezberlediğim ilk şiir. "Elimde, sükutun nabzını dinle. Dinle de gönlümü alıver gitsin! Saçlarımdan tutup, kor gözlerinle, Yaşlı gözlerime dalıver gitsin! Yürü gölgen seni uğurlamakta./ Küçülüp küçülüp kaybol ırakta/ Yolu tam dönerken arkana bak da/ Köşede bir lahza kalıver gitsin!/Ümidim yılların seline düştü/Saçının en titrek teline düştü/Kuru yaprak gibi eline düştü/ İstersen rüzgara salıver gitsin!" Necip Fazıl Kısakürek

- Bakan olunca hayatınızda ne değişti?  Bakanlık hayatınızdan neleri alıp götürdü?

Onun hesabını yapmadım. Ama ilave sorumluluklar geldi. Vaktinizin büyük bir kısmını görevinizle ilgili işlerde ve toplumsal meselelerde geçiriyorsunuz. Bunun için kendinizi geliştirmekle ilgili diğer etkinliklere çok fazla zaman kalmıyor. En büyük kayıp olarak bunu görmek mümkün. Daha çok okumayı ve düşündüklerimi yazıya dökmeyi düşünürdüm.

- Bakanlık döneminiz oldukça uzun. Bu süre içerisinde kendi kendinizi, değerlendirdiğinizde en başarılı bulduğunuz icraat hangisi?

Türkiye'de tarımda reform yapmak benim hayalimdi. En büyük reform alanı Türkiye'de tarım arazilerinin miras yoluyla bölünmesinin önün kesen düzenlemedir. Bu 90 yıllık bir yanlıştı. Mevcut tarım arazilerinin bölük pörçük hale gelmiş olmasını toplulaştırmak ikinci büyük bir reform. Bu yılın sonu itibariyle tamamlanacak olanla birlikte 6 milyon hektar yani 60 milyon dönüm arazinin toplulaştırılmasını tamamlamış olacağız. Bu iki konu çok temel meseleler.  Bir diğer mesele ise Türkiye'de unutulmaya yüz tutmuş, insanların terk ettiği ve kaçtığı bir iş kolu haline dönüştürülen küçükbaş hayvancılığın destekleme kapsamına alınması.

Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa Tarım Bakanlığı'na 81 tane sosyolog aldım. Çünkü bütün tarımsal projelerin uygulaması sonuçta kırsal kesimdedir. Orada yaşayan insanların sosyolojisini, taleplerini, ihtiyaçlarını, değerlerini hesaba katmadan yapacağınız bir projenin hayata geçme kabiliyeti sınırlıdır.

- Köyleri gezdiğimde çok sık dile getirilen şikayet, çoban bulmakta zorlanılması, küçükbaş hayvancılığı desteklerken buna bir çözüm bulabildiniz mi ?

120 saat çobanlık eğitimi veriyoruz ve sonunda sertifika alan çobanları istihtam eden sürü sahiplerine de yıllık 5000 TL para veriyoruz.

 Bölge ile ilgili ön plan çıkan projeler hangileri?

Bu bölge için çok sevindiğim 2 gelişme var. 1 tanesi Diyarbakır'ın tarihi Hevsel bahçeleri 2600 dekar alanda üretim yapılıyor. Diyarbakır'ın sebze bahçeleri burada. Bunlar atık sularla, kanalizasyon sularıyla sulanıyordu. Bir projeyle Devegeçidi barajından, 10 km öteden temiz su getirdik. İkincisi ise Diyarbakır, Batman ve Siirt illerinin üçünde 500 köyde uyguladığımız ve bitme aşamasına gelen bir kırsal kalkınma projesi.  Mesela bu bölgeye çilek yetiştiriciliği geldi. Çok modern meyve ve sebze bahçeleri yapıldı ve tamamı damla sulama sistemleriyle sulanıyor. Mekanizma da güneş enerjisi sistemiyle çalışıyor. Seracılık faaliyetleri getirdik bölgeye mesela Bismil seralarında üretilen domates Antalya'da satılıyor.

-Hevsel'in imara açılacağı dedikoduları dolaşıyor, bir yandan böyle güzel gelişmeler varken bu imar konusu nedir?

Büyük bir cinayet olur. Onu belediye yaparsa cinayettir. Belediye Kırklar Dağı'nı imara açtı ve bununla Diyarbakır'ın kültürüne ve tarihine de çok büyük bir suikast düzenlendiğini düşünüyorum. Rant uğruna Kırklar Dağı'nın üzerine gökdelenlerin dikilmesi feci bir şeydir.

- TOKİ'yle ortak böyle bir ihtimal olduğu söyleniyor?

TOKİ Diyarbakır'da böyle bir işin içine girmedi, sadece 500 civarından konut yaptı tamamı da kentleşmeye açık bölgelerin içinde. Kırklar Dağı'ndaki rezalet proje Büyükşehir Belediyesi'nin imar izni vermesiyle olmuş tamamen özel bir proje. Sivil Toplum kuruluşlarından da medyadan da buna karşı bir ses vermelerini beklerdik.

- Bir tarlanız var mı, uğraştığınız arada kaçtığınız bir toprağınız var mı?

Hayır, imkanım olursa ileride yaparım ama şu an ne vaktim var ne tarlam var.

- Son olarak, bu kadar şiiri nasıl ezbere tutuyorsunuz? Tekrar yapıyor musunuz?

Şiir bir ihtiyaçtır. Sözün ve kelimenin müziğidir. Ben yalnız kaldığımda hiç sıkılmam. O anda elimde yeni birşey öğreneceğim, okuyacağım bir şey yoksa, hafızamdaki şiirlerden birini okurum. Nasıl bir müzik parçasını tekrarlar, söylersiniz, ben de şiiri tekrar tekrar okumaktan, dinlemekten veya hafızamdan onu çağırmaktan hiç bıkmam, usanmam



'Pasuri'nin isim babası benim...”

“Diyarbakır'ın Kulp” ilçesi şu anda Türkiye'nin toplam ipekböceği kozasının yüzde 40'ını karşılıyor. Önceden ipekböceği kozası üretiyorlar ve bunları Bursa'ya satıyorlardı.  Sonra boyanmış iplik olarak yüksek fiyata geri alıyorlar ve bunu da burada dokunma tezgahlarında kız çocukları, kıravat ve şal yapıyordu. Ben Kulp ilçesinde bu üretimi destek kapsamına aldım. Sonra da onlara bir marka bulmaları konusunda tavsiyede bulundum ve bu markanın isim babası da ben oldum. Kulp'un Kürtçe adı Pasur ve Pasuri diye bir marka onlar adına tescil ettim. O markayla şimdi ipek şal ve kravat yapıyorlar ve artık Bursa'ya gitmeden Kulp'ta üretiliyor, işleniyor ve satılıyor, kendi markalarıyla.

ÇÖZÜM SÜRECİNE DAİR...

Çözüm süreci, çok önemli bir tarihsel problemin kalıcı bir barışa dönüşmesinin adıdır. Çözüm süreci tek boyutlu bir mesele değil, bir diğer tarafı bu bölgenin sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik meselelerinin de iyileştirilmesidir. Bu nedenle de tarım sektörü de bu bölgenin tarımın anavatını olması sebebiyle de tarım ve hayvancılık sektörünün burada altyapısının kurulması, kırsal kalkınma faaliyetlerinin projelendirilerek desteklenmesi çözüm sürecinin kalıcı bir barışa dönüşmesinde önemlidir. Ben de bölgenin bir milletvekili ve siyasi kişiliği olarak, hem çözüm sürecinin siyasi boyutuyla ilgili, hem de sosyo ekonomik ve kültürel açıdan yapacağımız çalışmaları bütün gücümle ve imkanlarımla hayata geçirmeye çalışıyorum.

Burcu ÇETİNKAYA
Fotoğraflar Ender Sever

\"Türkiye\"

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber