Bu haber kez okundu.

Şube Müdürlüğünde Çözüm Arayışları

Birçok yargı kararını uygulamamakta ısrar eden Bakanlık, gerçeği görmüş olacak ki artık bu konunun çözümü için düğmeye basmış durumdadır. Bugüne kadar ne yazık ki yanlış kılavuzların kurbanı olup, işi hepten çıkmaza soktuğunu nihayet anlamış olacak ki çözüm noktasında en azından şimdilik arayış içine girmiş durumdadır.

 

Hatırlanacağı üzere önce atamaların sadece sözlü sonuçlarına göre yapılmasını düzenleyen yönetmelik maddeleri Danıştay tarafından iptal edildi, daha sonra mülakatların tamamı İdare Mahkemeleri ve Bölge İdare Mahkemeleri tarafından iptal edildi ve daha birçok bireysel davalarda aynı yönde mülakatları iptal eden yargı kararları çıktı. Bu kararların Bakanlığa tebliğ edilmesinin üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen, en geç 30 gün içinde uygulanması zorunlu olan yargı kararları ne yazık hala uygulanmadı. Bunun üzerine yargı kararlarını uygulamamaktan suç işleyen Bakanlık yetkilileri hakkında TCK 257. Maddesi gereği görevi kötüye kullanmaktan 1 ila 3 yıl hapisle yargılanmak üzere Savcılıklara sendikalar tarafından suç duyurusunda bulunuldu ve hala bu süreç devam etmektedir.

 

Öte yandan bu süreçte 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinde yer alan yargı kararlarının uygulanma süresini 30 günden 2 yıla çıkaran kanun değişikliği de Anayasa Mahkemesi tarafından hiç görülmemiş şekilde jet hızıyla bir hafta içinde hem yürütmesi durdurulup hem de iptal edilince tüm umutlar TBMM'deki Torba kanuna kalmıştı.

 

Torba Kanun görüşmeleri esnasında, yargı kararlarını baypas etmeyi amaçlayan düzenleme de yeni Başbakan'ın hukuk devleti yönündeki hassasiyeti ve bu yöndeki söylemleri doğrultusunda iktidar partisi dahil tüm Siyasi Partilerin ortak kararıyla taslaktan çıkarılınca artık umutlar tükendi.

 

Dahası ve belki de en önemlisi yeni Başbakan Ahmet DAVUTOĞLU'nun hukuk devleti konusundaki hassasiyeti ve söylemlerinden anlaşılmaktadır. Ancak özellikle de Tunceli'de “Artık kamuda atamalar liyakatle yapılacak” şeklindeki sözü bir devlet sözü ve politikası olarak tüm devlet birimleri için emir niteliğinde olduğu için Milli Eğitim Bakanlığı da gerekli mesajı almış olmalı ki doğru olanın yapılması yönünde paradigmalar değişti.

 

Nihayet Türk Eğitim Sen'in son kazandığı dava ile bu konuda tüm tartışmalara ve art niyetli bilgi kirliliğine son veren son sözü yine yargı söyledi ve bu konuya noktayı koydu. Zira hatırlanacağı üzere Türk Eğitim Sen yargı kararlarını uygulaması için Milli Eğitim Bakanlığına resmi yazı yazmıştı. Bakanlık ne yazık ki milyonlarca üyesi bulunan koskoca sendikayı bile ciddiye alıp cevap yazısı bile yazma gereği duymamıştı. Bu tavrıyla hem eğitimcilere ve Türk Eğitim Sen'e nezaketsizlik etmişti hem de resmi yazıya cevap vermemekle hukuk devletinin bir icabını daha yerine getirmemişti. Bana göre ise aslında bu konuda söyleyecek sözü yoktu…

 

Sonuç olarak 60 gün içinde cevap verilmemiş olması hukuk dilinde “zımnen ret” anlamına gelip olumsuz cevap kabul edildiği ve dava açma hakkı verdiği için Türk Eğitim Sen de bu fırsatı çok iyi değerlendi ve bir dava da bunun için açtı. Bu dava aslında bu konudaki davaların anası niteliğindeydi ve bitirici son darbe olacaktı ve nitekim öyle de oldu.

 

Zira bilindiği üzere gerek bazı yanlış kılavuzlar gerek art niyetli çevreler ve gerekse hukuk bilmezler güya “Yargının atamaları değil sadece yönetmeliğin yalnızca mülakat sonucuna göre atama yapılmasını düzenleyen maddelerini iptal ettiğini, yönetmelik de bu yönde değiştirildiğine göre atamaları iptal etmeye gerek olmadığı” yönünde hukuk bilgisinin kırıntısından yoksun cahilce açıklamalarla deyim yerindeyse baltayı taşa vurmuşlardı. Hatta bu konuda Müsteşarın mülakatla atanmış olan şube müdürlerine de bu yönde bilgiler verdiği ve atamaların kesinlikle iptal edilmeyeceği yönünde söz verdiği büyük bir sevinç ve gururla çokça söylendi, yazıldı, çizildi.

 

Oysa hukuk bilgisinin kırıntısına sahip olan ve ülkemizdeki idare hukuk sisteminin uygulama şekline azıcık vakıf olan herkes pek ala bilmektedir ki “Yargı kararıyla iptal edilen bir yasal düzenlemeye göre yapılan tüm işlemler de hukuksuz olduğu için hukuk diliyle doğmamış kabul edilir.” Bu kuralın ülkemizdeki uygulama şekli ise deyim yerindeyse “Kaset geri doğru başa sarar” şeklindedir. Bu konuyu hala tartışma zilletinde bulunan varsa Erzurum İl Milli Eğitim Eski Müdürünün yargı kararıyla koltuğunu 10 defadan fazla geri aldığını hatırlasın yeter, başka söze gerek yok. Dönemin Hükümeti tıpkı şu an şube müdürlüğünde yapıldığı gibi ipe un sermek isteseydi o kişiyi Hakkâri'ye sürüp istediğini yamamaz mıydı? Pek ala yapabilirdi ama hukukun gereği neyse onu yaptı adam her defasında koltuğuna geri döndü. Benzer tartışmalara noktayı koyan en tipik örnek tüm tazeliği ile budur.

 

 İşte Türk Eğitim Sen'in son kazandığı “zımnen ret davası” tüm bu gereksiz tartışmalara son noktayı koymuş olması yönüyle son derece önemlidir, bu konudaki “davaların anası” nitelemesini de hak etmektedir. Nitekim kararın özü yukarıda da yazdığım gibi “Yargı kararıyla iptal edilen bir yasal düzenlemeye göre yapılan tüm işlemler de hukuksuzdur bu nedenle kararların gereği yerine getirilmelidir.” Şeklindedir. Yani Bakanlığa net olarak şunu söylemiştir: Atamalar iptal olmuştur, mülakatların tamamı da iptal olduğuna göre o puanların içinde yer aldığı bir atama da yapamazsın, yaparsan o da iptal olur ve nihayet bu ülke bir hukuk devletidir yapılacak tüm yanlışlar geri dönmeye mahkûmdur.” İşte bu mesajı içinde barındıran bu karar olayı bitirmiş, son noktayı koymuştur.

 

Tüm bu süreçlerden sonra artık çıkmaz sokağın da sonuna geldiğini anlayan Bakanlık il defa bir şey söyledi onu da yanlış söyledi. Nitekim hatırlanacağı üzere Sayın Bakan hem bütçe görüşmeleri esnasında komisyonda hem de Mardin'de yaptığı basın açıklamasında “Şube Müdürlüğü atamalarının iptal edileceğini ve aritmetik ortalamaya göre yeniden yapılacağını” söyledi. Ancak Sayın Bakan ne yazık ki yargı kararları ile tamamı iptal edilmiş olan mülakatları yine hesaba katmadı.   Yani yine baltayı taşa vurdu, yine yanlış yaptı. Oysa herkes pek ala bilmektedir ki yargı kararıyla tamamı iptal edilmiş olan mülakat puanlarının içinde yer aldığı hiçbir atama yapılamaz, inadına yapılsa bile yine yargıdan döner, çünkü zaten hâlihazırda verilmiş kararlar var. Dolayısıyla artık Bakanlık başta Eğitim Bir Sen olmak üzere “Liyakati mülakat zanneden” yanlış kılavuzları bir kenara itip, aklıselim bir şekilde çok yönlü düşünerek yeni bir yol haritası çizmelidir. Ve bunu da kaçınılmaz olarak yapmak üzere olduğu konuşulmaktadır.

 

Sözün özü bu konuda fazla düşünmeye bile gerek yok, en fazla üç tane seçenek vardır bunlardan birine karar verip uygulamaktır:

 

1. Sadece yazılı sınav sonuçlarına göre atama yapmak

 

2. Mülakatları kameralı vb. hukuken denetlenebilir şekilde yeniden yapmak.

 

3. Hem yazılı sınavı hem de mülakatları sil baştan yeniden yapmaktır.

 

Birinci seçenek bana göre en kestirme, en doğru seçenektir. İkincisi ise mülakatın olduğu yerde liyakatten söz edilemez ,dolayısıyla aynı şeyler yine yaşanır. Arıca devlete de külfettir. Şu an bu üç seçenekten sonuncusu üzerinde yoğunlaşma olduğu yönünde bilgiler dolaşmaktadır. Ancak ne derece doğru bunu zamanla hep birlikte göreceğiz.

Kaynak: www.kamuajans.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber