Sınıfta kalan ne öğretmenler ne eğitim sistemi, sınıfta kalan Türkiye’dir.
Geçtiğimiz günlerde PISA 2015 sonuçları açıklanmıştı ve uzunca bir süre eğitim sistemimizi tartışmıştık. Bu sonuçlara göre OECD ülkeleri içerisinde sondan 2.’ydik. Diğer taraftan dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamalarına giremiyoruz. Bu arada eğitimin önemli unsurlarından birini öğretim programlarımızı tartışarak değiştirmeye çalışıyoruz. Öğretim programlarının ne kadar önemli olduğunu bilime ve akla dayalı olması gerektiğini konuşurken, eğitimin diğer önemli ayağı olan öğretmenlerle ilgili KPSS kapsamında yapılan “Öğretmenlik Alan Bilgisi Testlerindeki” önemli sonuçları tartışmaya başladık. Eğitimle ilgili unsurların bütüncül bir bakış açısıyla bilime dayalı olmadan ve eğitimden anlamayan kimselerle ele alınması sonuç getirmez. Yapılan öğretim programı mükemmel de olsa bunu uygulayan öğretmen nitelikli değilse uçamayız ya da öğretmen iyiyse öğretim programı kötüyse de öğretmen sonuç alamaz. Tüm bu eğitim konularını konuşurken ülkemizin eğitiminin nerelere geldiğini görüyoruz. PISA sonuçlarından üniversitelere, öğretmenlerden sınav sistemlerine tüm konular birbiriyle bağlantılı ve bu eğitim sisteminin sonucu. Yeter artık eğitimle ilgisi olmayanlar eğitime yön vermesin. Tüm konuşulanlara ve tartışmalara rağmen maalesef karar vericiler bildiklerini okumaktadırlar. Eğitimde bilgiliymiş gibi şişinerek gezip eğitime yön verip ezber eğitim konuşanların ezberini, yine eğitimin sonuçları bozmaktadır. Eğitim, her aşamasındaki uzman ve bürokratik kimliğinden hızla uzaklaşmaktadır. Sonuç, eğitimciymiş gibi davranan eğitimle ilgisi olmayan insanlar eğitime yön vermektedirler.

Atanamayan Öğretmenler Sorunu Kanayan Bir Yaramızdır.

ÖABT sonuçlarına göre geçen yıl öğretmen adayları kendi alanlarıyla ilgili soruların birçoğunu yanıtlayamadı. Lise matematik öğretmenleri 50 soruda 9 soru ortalamayla en başarısız, Türkçe öğretmenleri ise 50 sorudan 32 doğru ortalamayla en başarılı oldular. Bu elbette tüm boyutlarıyla ele alınması gereken bir sorundur. Ama bu yapılırken toplumda öğretmenler sınıfta kaldı, netleri düşük bu nedenle atanamıyorlar tarzı bir algı yaratılmamalıdır. Atanamayan öğretmenler sorunu toplumumuzun kanayan başka ciddi bir yarasıdır. Bu eğitim emekçileri önemli maddi ve manevi sorunlar yaşayan insanlardır. Aklınızın ve mantığınızın alamayacağı mağduriyetler yaşamaktadırlar.

YÖK ve Üniversiteler Sorumlu!

Yıllarca yeterli alt yapı ve akademik kadro olmadan lise açar gibi eğitim fakültesi açan, atanamayan öğretmenler değil, YÖK ve üniversitelerdir. Ayrıca ortada bir sorun varsa atanamayan öğretmenler bu sorunun nedeni değil, sonucudur. Gerek atanamayan öğretmenler sorununun gerekse de bu öğretmenlerin ÖABT netlerinin düşük olmasının nedeni YÖK ve üniversitelerdir. Bu bağlamda YÖK ve üniversiteler, geçmiş yıllardaki öğretmen yetiştirme ve istihdam politikalarını belirleyenler sorumludur. Bir doktor nasıl ki yanlış ameliyatla hastaya zarar verdiğinde hesap veriyorsa bu yanlış planlamanın, iş zararının da hesabı verilmelidir. Bunlar için de ciddi bir kontrol mekanizması olmalıdır. Örneğin yanlış planlama sonucu yıllardır çalışamayan ve atanamayan öğretmenlerin iş gücünün ekonomiye katılamamasının zararının bedelini kim ödeyecek?

Üniversiteler kadrolaştı

Mutlaka çok başarılı ve çalışkan akademisyenlerimiz var ama senin adamın benim adamım diye alınmış insanlar da var üniversitelerde. Bu sonuçlar eğitim fakültelerinin iflas ettiğinin somut göstergesidir. Üniversite hocalarını özellikle bu bağlamda eğitim fakültesi hocalarını denetleyen performans tarzı bir otokontrol mekanizması olmalıdır. Üniversiteler insanların yan gelip yattığı yerler olamaz. Üniversitelerde aynı soy ismini taşıyan beşik uleması tarzı akademisyenlere de rastlıyoruz. Yıllarca eğitim fakültelerinde hoca klikleri senin adamın benim adamım diye kadrolaşmışlardır. Pandoranın kutusunun açılma vakti gelmiştir. Eğitim fakültelerinde eğitim bilimleri bölümleri daha fazla ön plana çıkarılmalıdır. Eğitim fakültelerine eğitim bilimlerinden eğitimden anlayan akademisyenler yön vermelidir, alan dersi hocaları değil. Bu ülkede Türkiye’nin en büyük eğitim fakültelerinden birinin başına sırf eğitim fakültesini cezalandırmak için fen fakültesinden dekan getirenler olmuştur.

Eğitim Fakülteleri Yeniden Yapılandırılmalıdır!

Ülkemizin öğretmen yetiştirme politikaları hızla gözden geçirilmeli ve eğitim fakülteleri yeniden yapılandırılmalıdır. Bu kadar önemli sorunlar sadece röntgen çekerek ve makyajla kapatılamaz. Yeterince eğitim fakültesi mezunu öğretmen olmasına rağmen eğitim fakültelerine 2. öğretim açılıp daha düşük puanlarla niye öğrenci alındığı açıklanmalıdır. Yıllarca sırf akademisyenler para kazansın diye eğitim fakültesi mezunu olmayanlara bankamatik ve sıkıştırılmış programlarla nasıl formasyon verilmiştir, kimler verdirmiştir? Eğitim fakültesi öğrencileri KPSS kurslarına gitmelerine rağmen ÖABT netleri neden bu kadar düşüktür? Hızla sayıları artmış olan eğitim fakültelerinde ne kadar nitelikli öğretim üyesi bulunmaktadır?

Sonuç itibariyle nitelikli öğrencilerin öğretmenlik mesleğini tercih etmeleri için çeşitli teşvikler uygulanmalıdır. Öğretmenlerin diğer tüm meslek gruplarını yetiştiren kişiler olduğu düşünüldüğünde, öğretmenlik mesleğini tercih baraj başarı sıralaması daha da üstlere çekilmelidir. Belirli bir puan barajını aşan öğrencilere de koşulsuz yüksek öğrenim ve barınma bursları verilmelidir. Diğer taraftan öğretmenlerin sosyal yaşantılarını ve eğitimlerini olumsuz etkileyen mevcut sınav sistemi yeniden düzenlenmelidir.

Eğitim Üniversiteleri ve Kent Enstitüleri Kurulmalıdır!

90’nın üzerinde olan eğitim fakültelerinin pek çoğu derhal kapatılmalıdır. Böylelikle hem atanamayan öğretmen sorununu çözmek adına, eğitim fakültesi öğrenci sayısı azaltılacak hem de nitelik artırılabilecektir. Öğretmen yetiştirme geleneğimizi ve çağdaş özerk üniversite fikrini birleştirmek adına üç büyük ilde birer “Eğitim Üniversitesi” kurulmalıdır. Böylelikle eğitimci olmayan eğitim fakültesi dekanları gibi pek çok komik sorundan da kurtulmuş oluruz. Temel amaç; Köy Enstitüleri, öğretmen okulları ve öğretmen liselerindeki gibi nitelikli öğretmen yetiştirmek olmalıdır. Nitekim nitelikli öğretmen yetiştirmenin eğitim fakültelerindeki akademisyenlere doğrudan bir katkısı olmadığından, bu akademisyenler enerjilerini kendi akademik kariyerlerine vermektedirler. Bu bağlamda eğitim üniversitelerine, tutkuyla, aşkla öğretmenliğe inanmış idealist adaylar yetiştirmek üzere KENT ENSTİTÜLERİ de kurulabilir. Öğretmen yetiştirmeye katkıda bulunan tüm yüksek okul ve fakülteler fiziki mali ve akademik bakımdan en ileri olanaklarla donatılmalıdır.

Sınıfta Kalan Ne Öğretmenler Ne Eğitim Sistemi, Sınıfta Kalan Türkiye’dir.

Diğer taraftan eğitim fakültelerinde eğitimin niteliği artırılmalı, öğretmen adaylarını yetişme süreçleri tüm boyutlarıyla yeniden ele alınmalıdır. Herkes öğretmen yetiştiren yüksek öğretim programlarında öğretim üyesi olamamalıdır. Başka fakülte ve bölümde yer bulamadığı için gelip eğitim fakültelerinde hoca olan ama öğretmenlik mesleğine uzak akademisyenler vardır. Ayrıca eğitim fakültelerinin 3. ve 4. sınıflarında KPSS’ye hazırlık nedeniyle eğitim fiilen durma noktasına gelmiştir. Bu duruma acilen müdahale edilmelidir. AB standartları uyarınca “Ulusal Öğretmen Strateji Belgesi” yeniden hazırlanmalı ve uygulanmalıdır. Ülkemizde şu an 92 eğitim fakültesi ve 212 bin 376 eğitim fakültesi öğrencisi olduğunu düşünürsek sorun, eğitim karar vericilerinin demagoji ve kelime oyunlarıyla geçiştirmeyecekleri kadar ciddidir. Tabela asmakla eğitim fakültesi olunmaz. Sınıfta kalan ne öğretmenler ne eğitim sistemi, sınıfta kalan Türkiye’dir.

Şahin Aybek

Kaynak: www.egitimajansi.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Eğitim ve Ögretim Eğitim ve Ögretim