Bu haber kez okundu.

Sınıflarda Barışa Bir Adım Da Olsa Yaklaşmak

 Eğitimpedia Yazarı – Müjdat Ataman

Ankara, üçüncü kez canlı bomba saldırısı ile karardı. Öfke, nefret, kınama, birlik olma çağrısı, profil fotoğraflarını karartma, bayrak asma, yas ilanı isteme, siyah giyme… Herkes ya da her grup farklı söylemlerle yaşanan acı olay karşısında tepkisini gösteriyor.

Kendini yok ederken yüzlerce masum insanın yaşamını elinden almak nasıl da büyük bir öfkenin sonucudur! Büyük öfkeler ve büyük nefretler biriktirmek, acının kapısını aralamaktan başka bir şeye yaramıyor sanırım. Çevremizde herhangi bir örgütle bağı olmayan ya da herhangi bir politik görüşün fanatiği olmayan ama karşı görüşteki insanları yok etmeye hazır milyonlarca canlı bombayı görmezden gelmemeliyiz. İkisi bir mi, tabi ki hayır ama insanların içindeki öfkenin ne derece büyük olduğunu görmek için biraz sosyal medyayı takip etmek yeterli olacaktır. Twitter’da Ankara’da yaşanan olay sonrası farklı isimlerle açılan özet etiketlerini (hashtag) biraz okuduğunuzda yüzbinlerce insanın küfürlerle, tehditlerle, nefret söylemleriyle birbirlerine saldırdığını görebilirsiniz. Orası sadece sosyal medya deyip geçemeyiz de çünkü öfke ve şiddetin yüzü yaşamın her alanında kendini gösteriyor. Trafikte bile en ufak hataya tahammülümüz olmadan, arabadan inip karşıdakine saldırmaya hazır bekliyoruz. insanlar öfkelenmeye ve kavga etmeye çok hazırlar. Kimsenin bir başkasını anlayışla karşılamak istemediği günlerdeyiz.

Rakel Dink’in söylediği, “Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz” cümlesini düşünmek, analiz etmek ve çıkarımda bulunmak gerekiyor. Bu cümle kendi içinde herkese iş düştüğünü gösteriyor. Bana göre en büyük sorumluluklardan biri de biz eğitimcilerde. Sınıflarımızı bir görüşün egemenliği yerine onlarca görüşün tartışılabileceği ve dinlenebileceği ortamlar haline getirebilirsek barışa katkı sağlamış oluruz. Paylaşmayı, nefret biriktirmemeyi, ötekileştirmemeyi, saygı duymayı, dinlemeyi, düşünceyi düşünce ile tartışmayı öğrenmenin yolu okullardan ve bu süreci yönetmenin yolu da öğretmenlerden geçiyor.

“Saçma”, “saçmalama” okullarda ne yazık ki sıklıkla duyduğumuz sözcüklerden biri. Bazen sınıfta bir konu tartışılırken bir öğrenciden gelen aykırı bir yorum, karşılığını “saçma” olarak buluyor. Özellikle öğretmenlerin öğrencilerden gelecek her türlü yoruma açık olması ve diğer öğrencilerin de aykırı yorumları dinlemeye alıştırması gerekiyor. Çocuklardan gelen hiçbir yorumu saçma olarak değerlendirmemeliyiz. Belki gelen yorum konu dışı olabilir, o anlarda bile öğrenciye yeniden söz şansı vererek konu ile ilgisini kurmasını isteyebiliriz. Farklı yorumları saçma demeden dinlemeye alışan çocuklar, büyüdüklerinde dile getirilen her türlü aykırı görüşü, karşı olsalar bile, en azından sabırla dinleyebilecektir.

Oyun oynayan bir grup öğrencinin arasına girmeye çalışan bir diğer öğrencinin dışlanması eğitimciler olarak sıkça tanık olduğumuz bir yaşantıdır. Bu ve benzeri olaylarda gruba alınmayan, dışlanan öğrenciler akran istismarına uğrar. Bu tür olaylarda da öğretmenin yaklaşımı ve olayı ele alışı önemlidir. Öğrencilere dışlamamanın önemini, kuralları belirterek oyuna almayı küçük yaşlarda farkettirebilirsek, geleceğin yetişkinleri olacak günün çocukları gruba girme ya da gruba alma konusunda daha az sorun yaşayacaklardır.

Sıra arkadaşı ile kalemini paylaşamayan bir öğrenci öğretmenine dönüyor ve “Kalemimi aldı öğretmenim, vermiyor” diyor. Öğretmen de, “Hemen arkadaşına kalemini geri ver” diyerek sorunu çözüyor. Bu basit gibi görünen olay, paylaşım konusunda sorun yaşayan ve kendi çözümünü bulamayıp otoriteden çözüm bekleyen bir öğrencinin yaşantısıdır. Bu olayda bile süreci farklı yönetip, öğretmenin aradan çekilip, iki öğrencinin konuşarak çözüme gitmesi, anlaşamadıklarında öğretmenin sürece rehberlik etmesi önemlidir. Paylaşmayı küçük yaşlarda içselleştiren çocuklar, yetişkin olduklarında paylaşıma dair daha az sorun yaşayacaklardır.

Öğretmen bir öğrenciye söz verir, öğrenci ayağa kalkar, sorulan soruyu yanıtlamakta zorlanır, kısa süre sessizlik olur, beklenir, yanıt gelmez. Diğer öğrencilerin arkadaşlarını beklemeye tahammülleri yoktur, öğretmen de bir başka öğrenciye söz hakkı vererek durumu yönetir. Bu ve benzeri olayların sıklığı özgüveni zedeler, söz alma isteğini azaltır ve beklemekle ilgili tahammül sınırlarını düşürür. Oysa böyle bir durumda sorunun, söz alan öğrenciye belki biraz ipucu verilerek yeniden sorulacak olması, yanıt gelmese bile diğer öğrencilerin saygı duyarak beklemeleri gerektiğinini anımsatılması, hem söz alan öğrenci için hem de arkadaşlarını bekleyen öğrenciler için değerlidir. Öğrenciyken sabırlı olmaya alışan çocuklar büyüdüklerinde alışveriş sırasında, önündeki müşterinin aldığı ürünün barkodu okumadığında ortalığı ayağa kaldırmadan bekleyebilirler.

Okula giderken gördüğü mendil satan Suriyeli çocukla ilgili sınıfta soru soran öğrenci olduğunda, “Şimdi konumuz bu değil” diyerek öğrencilerin bu konuda konuşmasına izin vermezsek, vicdan denen kavramın küçük yaşlarda büyümesine engel oluruz. Bırakalım vicdanın yarattığı iç hesaplaşmalar zihnimizde harekete geçsin. Vicdanların eğitimi için sınıfta işlenen konuların yaşamdan uzak olmaması gerekiyor. Öğrencilerin sadece bilgilerle donanmasından öte, duyguların paylaşabileceği ortamlar yaratabiliriz.

Okuldan eve gelen öğrenci, ailesine “Bugün arkadaşım bana vurdu.” dediğinde bazı aileler, “Sen de kendini korumak için ona vursaydın” diyerek geri bildirimde bulunuyor. Şiddet şiddeti doğuruyor ve bu durum içinden çıkılmaz bir hal almaya başlıyor. Çocuklarımızı korumanın yolu karşı saldırıyı öğütlemek değil, onu okul yönetimiyle durumu konuşmaya yönlendirmek olmalıdır. Saldırganlık ve vurma davranışı küçük çocuklarda normal bir tepki biçimidir ve sıklıkla görülür. Çocuklara duygularını sözel olarak ifade edebilecekleri ortamlar sağlandıkça vurmaya dayalı tepkisel davranış modeli de tekrar etmeyecektir.

Sınıfa öğretmen gelmeden, bir öğrenci yanlışlıkla bir şeyi kırar. Öğretmen sınıfa girer ve kimin yaptığını sorar. Öğrenciler, yapanı bilseler de arkadaşlarının ismini söylemek istemezler, öğretmen baskıyı artırır, arkadaşlarının ismini söylemezlerse herkese ceza vereceğini söyleyerek korkuyu büyütür. Bu davranış modeli, arkadaş arası ilişkileri, grup bilinci oluşan topluluğun kendi aralarındaki güven duygusunu zedeler. Oysa öğretmenin, bu olayı normal karşılayıp, sorumlu olan öğrencinin kendisini görmesini isteyip, dürüstlüğün önemini vurgulaması anlamlı olacaktır. Dürüstlüğün ne denli büyük bir erdem olduğunu küçük yaşlarda öğrenen çocuklar sanırım büyüdüklerinde binbir takla atmayacaklardır.

Sınıfta herhangi bir nedenle öfkelenen bir öğrenci olduğunda genelde ona kızılarak sınıftan dışarı çıkması istenir. Öfkenin, mutluluk gibi, şaşkınlık gibi bir duygu olduğunu unutup bu duyguyu yaşayan biri ile karşılaştığımızda eşleme yapıp “kötü” yargısına varırız. Hatta doğal duygu “öfkenin” çıkmaması ve bastırılması için mücadele ederiz. Oysa öğrencilerimizin öfke duygularını bastırmalarına değil ifade etmelerine olanak vermeliyiz. Belki de öfke duygusunu yaşayıp, tanıyıp, bastırmadan ifade edebilen öğrenciler gelecekte öfkelendiklerinde saldırgan olmayacaklardır.

Daha güzel bir dünyayı barışa inanan çocukların büyüteceğine inançla…


BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber