Bu haber kez okundu.

SINIF YÖNETİMİNDE ÖRNEK OLAYLAR

Eğitim denince genellikle akla ilk gelen olgu okuldur. Okul denilen formal örgütte gerçekleştirilen eğitim ve öğretim, daha çok sınıf denilen alt örgütte gerçekleştirilmektedir. Okul kavramı hemen sınıf olgusunu çağrıştırmaktadır. Belli bir yerde toplanarak, bir veya birkaç öğretmenin gözetim ve yönetimi altında ders gören öğrenci kümesi (Oğuzkan, 1981, 138) biçiminde tanımlanan sınıf, öğretmen tarafından yönetilmesi gereken formal bir örgüt özelliği taşır. Belirlenmiş bir amaç için öğretmen ve öğrenciler, sınıf ortamı denilen, çeşitli eğitim-öğretim materyallerinden oluşan bir örgütsel yapı içinde öğretim etkinliği gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Eğitim yönetiminin en temel basamağı olan sınıf yönetimi (Başar, 1998, 13), sınıfta bulunan tüm madde ve insan kaynaklarının en etkili ve verimli bir biçimde kullanılmasının bilgi ve becerisi anlamına gelmektedir. Sınıfı insan kaynağı kapsamında öğrenciler bulunmaktadır. Öğrenciler sınıfta öğrenme etkinlikleri gerçekleştirerek başarılı olmak suretiyle eğitimin kalitesini artırmanın önemli bir boyutu olarak durmaktadırlar. Öğrencilerin başarılarının artması, üstlerindekilerin özellikle öğretmenlerinin kendilerini ne kadar iyi yönettikleri ile doğrudan ilişkilidir (Glasser, 1999, 60). Buna göre, sınıftaki öğrencinin başarısının, öğrencinin ne kadar iyi yönetildiğine bağlı olduğu söylenebilir. Öğrencilerin genellikle yakındıkları hususun, derslerin zor olması değil, sınıfın sıkıcı olmasıdır. Sınıfın sıkıcı olması, öğretmenlerin sınıfı iyi yönetememesi ile ilgilidir. Sıkıcılığı, öğrenciden istenen ile hayatta uyguladıklarımız arasındaki kopukluk olarak değerlendirmek mümkündür. İyi bir yönetici olan öğretmenin sıkıcı olmadığı; öğrenci merkezli eğitim yaparak, öğrencilerin ilgi ve ihtiyaçlarını dikkate alarak, onların derse aktif katılımlarını sağladığı bilinmektedir.

Günümüzde etkili öğretmenlik eğitiminin etkili sınıf yönetimini içermesi gerektiği anlaşılmıştır. Nitekim, Eğitim Fakültelerinde yeniden yapılanma kapsamında programa “sınıf yönetimi” dersinin konmuş olması bu anlayışın sonucunda gerçekleşmiştir. Sınıf yönetimi dersi 2 saat teori, 2 saat uygulama biçiminde uygulanmaktadır. Sınıf yönetimi bir beceri dersi olduğundan, 2 saat teorinin yanında 2 saatlik bir uygulama olması gerektiği düşünülmüştür. Sınıf yönetimine ilişkin kuramsal bilgi, etkili öğretmenlik için gerekli ama yeterli değildir. Çünkü "suya girmeden yüzme öğrenilmez!" Öğrenilen bilgilerin uygulamalı olarak beceriye dönüştürülmesi gerekir ki, etkili sınıf yönetimi sağlanabilsin. Beceri hâline gelmeyen bilgiler “ezber ve kuru bilgiler” olarak kalacağından sınıf ortamında eğitim-öğretim etkinliğinin kalitesine katkıda bulunamayacağı açıktır.

Öğretmenler için en önemli sorunun etkili sınıf yönetimi sağlama ile ilgili olduğu bilinmektedir. Özellikle yeni yetişen öğretmenler için çok önemli bir sorun olan sınıf yönetimi, son yıllarda ortaya çıkan hızlı sosyal ve kültürel değişmeler nedeniyle öğrencilerde meydana gelen değişmelerden dolayı da deneyimli öğretmenler için de sorun olmaya başlamıştır. Tüm dünyada öğretmen yetiştiren kurumlardan mezun olan öğretmenlerin sınıf yönetimi alanında çok yetersiz yetiştiği, yeni öğretmenlerin sınıf yönetimini nadiren öğrendikleri kabul edilmekte ve her yıl hâlâ sınıflarını kontrol altına alamayan çoğu zeki ve potansiyel olarak etkili genç öğretmenler çaresiz kalmakta oldukları ileri sürülmektedir (Mathews, 2000, 23). Ayrıca, son yıllarda yapılan araştırmalar da öğrenci başarısının etkili sınıf yönetimine bağlı olarak değiştiğini ortaya koymaktadır (Erden, 2001, 28). Buna göre, öğretmenlerin etkililiğinin sınıf yönetimine bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Bundan dolayı öğretmen yetiştiren kurumlarda sınıf yönetimi dersi programda yer almaya başlamıştır.

Sınıf yönetimi dersinin programda 2+2 biçiminde yer almış olması, bu dersin uygulamalı bir ders olduğunun göstergesi gibi görünmekle birlikte, gerçekte uygulamanın biçimi tartışma götürür. Örneğin 50 kişilik bir grubun sınıf yönetimi dersinin uygulaması sınıfta yapılmaya çalışılmaktadır. Böyle bir grubun sınıfta nasıl bir uygulama yapacağına ilişkin net bir anlayış görünmemektedir. Öğrencileri tek tek veya küçük gruplar hâlinde okullardaki sınıflara götürme imkanı bulunmamaktadır. Birkaç yıldır uygulanmaya çalışılan sınıf yönetimi dersinin uygulama biçimi, uygulayıcılardan uygulayıcılara değişmekle birlikte genellikle öğrencilere ders anlatımı biçiminde yapılmaktadır. Birkaç yıl bu uygulama biçimini tercih ettikten sonra bu yıl sınıf yönetiminde uygulama biçimini “örnek olayların sunumu” biçimine getirmeye çalıştık ve uyguladık.

Amaç

Bu çalışmada, sınıfta tartışılan sınıf yönetimine ilişkin örnek olaylardan birkaçının paylaşılması amaçlanmaktadır. Bu paylaşımdan elde edilecek geribildirimler, önümüzdeki yıllarda sınıf yönetimi dersinin uygulama biçiminde yeni yaklaşımlar ortaya koymamıza katkı sağlayabilir. Bu çalışmadan, ayrıca kuram ile uygulamanın birbirine yakınlaştırılmasına yönelik bir yarar beklenilmektedir.

Yöntem

Sınıf yönetimi dersinin uygulama çalışmalarında, her öğrencinin bir sınıf yönetimi örnek olayını derste sunma çalışması yaptırılmıştır. Örnek olay, gerçek kişilerce yaşanmış olayların rasyonel olan ve olmayan yönleriyle öğrenme ortamına yansıtılması (Güçlüol, 1985, 68) biçiminde açıklanabilir. Gerçek bir sınıf yönetimi ortamında öğretmen-öğrenci ilişkilerinin yönetiminin örneklendiği bu yöntemde, sınıf yönetiminde kuram ve gerçeğin getirilmesi sözkonusudur. Bu yöntem, öğrencilere sınıf yönetimini sınıfta gözleme, analiz etme yanında, kendi örnek olaylarını derleme ve tartışma imkânı da verebilir. Örnek olay yöntemi, aynı zamanda sınıf yönetiminde ortaya çıkan olayların nedenleri ve nasıllarını daha kolay gösterebilecek niteliktedir (Karasar, 1991, 86). Bu yöntem gerçeklerin objektif bir şekilde açığa çıkmasına yardım edebilir (Nisbet & Watt, 1984, 123). Bu yöntem bir disipline ilişkin bilgi ve beceriyi doğrudan öğretmeyi amaçladığından, sınıfta yapılacak başka tür bir uygulamadan daha fazla etkili olabilir.

Sınıf yönetimi dersinde örnek olay uygulaması uygulanırken şu süreç izlenmiştir:

• Her öğrencinin, kendi başından geçmiş bir olayı öykü olarak okuması ya da anlatması,

• Bu olayda istenmeyen öğrenci davranışının irdelenmesi, değerlendirilmesi,

• Öğretmenin olayda anlatılan istenmeyen öğrenci davranışını yönetme biçiminin değerlendirilmesi,

• Son olarak da, “siz öğretmen olsaydınız ne yapardınız?” sorusunun sınıfa sorulup, yeterince geribildirim alındıktan sonra öğretmenin sunuyu özetlemesi.

Örnek Olay I

Öğretmenimiz sınıfın oturma düzenini, iki erkek ortada bir kız, iki kız ortada bir erkek veya bir kız bir erkek bir kız biçiminde oluştururdu. Ben maalesef iki erkek bir kız şeklinde oturtuldum ve bu durumdan hiç hoşnut değildim. Çünkü içinde yetiştiğim ailede erkeğe yer yoktu. Yıllar sonra öğretmenimle görüştüğümde, bu oturma planını “erkeklerle kızlar kaynaşsın” diye yaptığını açıklamıştı. Ancak sonuç hiç de öyle olmadı. Yetiştiğim aileden aldığım eğitim, bana erkeklerden utanmam, onlarla konuşmamam gerektiğini, hatta onlardan kaçmam gerektiğini öğretmişti. Böyle bir aile eğitimi alan bir bireyin, iki erkek arasına oturtulduğunda, zaten içine kapanık olan ben, dünya ile tüm ilişkilerimi kesecek noktaya geldim; daha çok içine kapandım.

İlkokul 3. sınıfta iken, bir matematik dersinde, her iki yanımdaki erkek arkadaşım kendi aralarında konuşuyordu. Ben aralarında oturduğum için, öğretmenimiz beni görmüş ve benim konuştuğumu sanmıştı. Hiddetli bir biçimde bana doğru bağırarak, beni tahtaya kaldırdı. Tahtada yazılı olan bir matematik sorusunu çözmemi istedi. Ben çok korkmuş olduğum için titriyordum. Bu durumda, değil soruyu çözmek, onu algılamak bile imkânsız idi, benim için. Bu durumda doğal olarak problemi çözemedim. Bu duruma daha çok sinirlenen öğretmenimiz, ani bir hareketle yüzüme bir tokat yapıştırdı. Yediğim ilk ve son tokat etkisiyle sendeledim, ağlayarak yerime oturdum. Öğretmen ise, hiçbirşey olmamış gibi dersine devam etti.

Bu olayda öğretmenin, istenmeyen öğrenci davranışı olarak kabul ettiği iki davranış görülmektedir. Bunlardan biri, öğrencilerin ders esnasında kendi aralarında konuşmaları, diğeri ise, öğrencinin bir matematik problemini çözememiş olması. Öğrencilerin kendi aralarında konuşmuş olmaları, eğer dersin akışını bozacak düzeyde ise, elbette istenmeyen davranış olarak değerlendirilebilir. Ancak ders esnasında hiçbir kıpırdanma ya da fısıltıya tahammül edemeyen bir öğretmenin, iyi bir sınıf yönetimi becerisi gösterebilmesi güç, hatta imkansızdır. Kaldı ki, burada kimin konuştuğunu belirlemek de önemli bir sorun gibi görünmektedir. İkinci davranış da problemin çözülememesi davranışıdır. Bu davranış da elbette istenmeyen davranış olarak değerlendirilebilir. Ancak burada da problemi çözememe nedenlerinin iyi tahlil edilmesi gerekmektedir.

Öğretmenin istenmeyen davranışı algılama biçiminde bir acelecilik, hatta bir acemilik olduğu söylenebilir. Bu olayda, öğrencilerin dersin akışını aksatacak düzeyde bir konuşma davranışı gösterseler bile, durumu anlamaya çalışmak, öğrencileri dinlemek ve sorunun köküne inerek bu davranışı sorun olmaktan çıkarmada etkili bir yönetim sergilenemediği ortaya çıkmaktadır. Nitekim bu acelecilikten dolayı, hiç konuşmamış olan bir öğrenciye “konuşmuş” gibi davranılmıştır. Bir bakıma “yargısız infaz” yapıldığı söylenebilir. Yargısız infaz edilen bu öğrencinin tahtaya kaldırılıp, ondan bir problem çözmesini istemek, onun peşinen rencide olması anlamına gelmektedir. Çünkü o psikoloji içinde bulunan hiçbir öğrencinin, sağlıklı düşünmesini beklemek uygun bir davranış değildir. Öğrencinin tahtada problemi çözememesinin sebebinin, öğrenciden bilgisizliğinden çok, öğretmenin sınıf yönetimi davranışı olduğu açıkça görülmektedir. Öğrencinin bir problemi çözememesinin cezasının “tokat” olmaması gerektiğini söylemeye gerek bile yoktur. ?iddetin hiçbir problemi çözememesi bir yana, yetişmekte olan öğrencilerin kişiliklerinde önemli tahribatlara neden olduğu bilinmektedir. Burada bir Fransız atasözünü hatırlatmanın yeridir: “Atı zorla suyun başına götürebilirsiniz, ama ona zorla su içiremezsiniz”. Öğrenme ile su içme, insan için aynı nitelikleri taşıyan ihtiyaçlardandır. Bu olayda sözü edilen öğretmenin bir bayan olduğunu da hatırlatalım.

Ben olsaydım, dersin akışını bozmayan konuşmaları görmezden, duymazdan gelirdim. Dersin akışını bozacak düzeye gelen konuşmalarda ise, dersi kesip sorunu anlamaya çalışırdım. Konuştuğunu zannettiğim öğrenciyi ceza olarak kesinlikle tahtaya kaldırıp ona soru sormazdım. Bilginin ceza vesilesi olmasına kesinlikle izin vermezdim. Normal şartlarda tahtaya kaldırdığım öğrenci, sorduğum soruya cevap veremediyse onun bu soruyu aslında yapabileceğini, ama şu anda unutmuş olabileceğini söyleyerek, onu rencide etmeden yerine oturmasını söylerdim.

Siz olsaydınız ne yapardınız?

Örnek Olay II

Lise yıllarındaydı. Bir gün matematik dersinde, öğrencilerden birkaçı, sınıfa bazı müstehcen dergilerle gelmişlerdi. Öğretmen dergileri gördü. Öğrencilerle öğretmen tartışmaya başladı. Tartışma giderek büyüyüp kavgaya dönüştü. Öğretmen öğrencilerden birini döverek kolunu kırdı. Daha sonra da bu öğrencileri disiplin kuruluna verdi. Kolu kırılan öğrenci “bir ay okuldan uzaklaştırma cezası” ile cezalandırıldı.

Bu olayda “öğrencilerin sınıfa müstehcen dergi getirmeleri” öğretmen tarafından istenmeyen davranış olarak değerlendiriliyor. Evet, bu davranış istenmeyen öğrenci davranışıdır. Ancak bu davranışı yönetme biçiminde öğretmenin bilinçli davrandığı söylenemez. Böyle bir olaya tanık olan öğretmenin, öğrencilerin önünde olaya müdahale ederek, öğrencilerle tartışması, hatta kavga etmesi öğretmen-öğrenci ilişkilerinin kalitesini olumsuz yönde etkiler. Yine burada da istenmeyen davranışların yönetim biçiminde “şiddeti” ön plana çıkarma olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, okul disiplin kurulunun da devreye konduğu görülmektedir. Okul disiplin kurulunun mümkün olduğunca sınıf yönetiminde devreye konmaması önerilir. Öğretmen sınıfta sınıf kuralları ile liderlik becerisini sergileyip sınıf yönetimini sağlayabilmelidir. Her olayda okul disiplinini devreye sokan bir öğretmenin lider öğretmen olduğu söylenebilir mi?

Ben olsaydım, eğer dergileri görmemek imkânsız ise dergileri alır, masamın gözüne saklar ve dersime devam ederdim. Dersten sonra ilgili öğrencilerle öğretmenler odasında “iki uygar insan gibi” konuşarak, bu davranışın neden uygun olmadığını onlarla paylaşırdım. Bir daha tekrar edilirse benim yapabileceğim bir şey olmadığını, okul disiplinin devreye girmesi gerektiğini söyleyerek, gerekli uyarılarda bulunur ve öğrencilerle hiçbir şey olmamış gibi ayrılırdım.

Siz olsaydınız ne yapardınız?

Örnek Olay III

Lise 2. sınıfta idik. Beden eğitimi dersi için spor salonunda toplanmıştık. Sınıf başkanı elindeki kağıttan bazı isimler okuyordu. Benim ismimi de okudu. Neden ismimi okuduğunu sorduğumda, “öğretmen geç gelenleri yazmamı istedi” dedi. Ders zili çalalı 5-6 dakika olmasına rağmen, öğretmen hâlâ ortalıkta yoktu. Öğretmen saat 13'te başlayan derse 13.10'da geldi. Sınıf başkanından geç kalanların listesini istedi. En samimi arkadaşım Z. ile öne çıkmamızı istedi. Yüz yüze durmamızı istedi. Birden içimde bir korku belirdi. “Acaba ne yapacaktı?” diye içimden geçirdim. Merakla bekliyorduk. Öğretmen bize dönerek, “Birbirinize tokat atın!” dedi. Büyük bir şaşkınlıkla öğretmene bakakaldım. “Ne bakıyorsun, vursana arkadaşına?” dedi. Z. de şaşkın ve korku dolu gözlerle bana doğru bakıyordu. Öğretmene dönerek, “Ben vuramam” dedim. “Siz vuramazsanız ben size vuracağım” diye bizi uyardı. Yapamayacaktım. Tüm sınıf bize bakarken ve en samimi arkadaşım karşımdayken, içimden kendi kendime “hayır” diyordum ki, birden yüzümde Z.'nin attığı tokatla sarsılarak kendime geldim. Öğretmen bana “Sen de vursana?” diye tekrar bağırdı. Ben de artık Z.'ye bir tokat atmak zorunda kaldım. Öğretmen “Devam edin” , “Hızlanın” dedi. Z.'nin yanağı kızarmıştı. Daha fazla vuramayacaktım. Elimi indirdim. Ama Z. devam ediyordu. İkimizin de gözleri doldu. Nihayet öğretmenin “Yeter, sıraya geçin!” komutu ile sıramıza geçtik. Sınıf başkanının listesindeki diğer geç kalanlara da aynı işlem uygulandıktan sonra, hiçbir şey olmamış gibi öğretmen dersine devam etti.

Bu olayda istenmeyen öğrenci davranışı, “derse geç gelmek” olarak görülmektedir. Bu davranış gerçekten istenmeyen öğrenci davranışıdır. Ancak bu davranış öğretmen için de aynı düzeyde istenmeyen davranış olarak değerlendirilmelidir. Derse zamanında gelmeyen öğretmenin öğrencilerinin derse zamanında gelmesini beklemek gerçekçi bir davranış değildir. Derse geç gelen öğrencilerin bu davranışını yönetmek adına öğretmenin seçmiş olduğu yöntem de, başlı başına istenmeyen bir davranış olarak değerlendirilmelidir. Öğrencilerin davranışlarını yönetirken, öğretmenin bazen cezaya başvurması doğal bir davranış olabilir. Ancak bu ceza kesinlikle şiddet içeren bir ceza olmamalıdır. Burada öğretmen hem şiddet içeren bir cezaya başvuruyor, hem de bu cezanın infazını öğrencilere yaptırıyor. Öğrencilerin birbirine ceza uygulamalarını isteyip, bunun seyircisi konumunda olan öğretmenin psikolojik durumunun normal olmadığını söylemek için fazla uzmanlık bilgisine gerek var mı?

Ben olsaydım, geç kalan öğrencilerin bu davranışını önlemenin en önemli ve kestirme yolunun, öğretmenin model olmasından geçtiğini hatırlardım. Alışkanlık hâline gelmeyen geç kalma davranışlarını görmezden gelir, alışkanlık hâline gelen geç kalma davranışlarını da sorunun kaynağını anlamaya çalışarak, yönetmeyi denerdim. Öğrencinin geç kalma nedeni ailevî sorunlardan kaynaklanabilir, okul ile evin uzaklığı ile ilgili olabilir vb.

Siz olsaydınız ne yapardınız?

Örnek Olay IV

Öğretmenlerin korkulu rüyasıydı. Herkes ondan şikayetçiydi. Her derste mutlaka onunla ilgili bir olay olurdu. Oyunlarımıza kabul etmediğimiz Sibel, teneffüs saatlerinin çoğunu ya erkeklerle kavga ederek ya da müdür yardımcısının odasında hesap vererek geçirirdi. Müdür yardımcısının odasından her çıkışında mutlaka ağlardı, yaptıklarına pişman olurdu. Ama birkaç saat sonra yine eski hâline bürünürdü. Sibel derslere de her zaman geç gelir ya da haftanın birkaç günü okula hiç gelmezdi. Gelmediği zamanlar ona kızan öğretmenler, aslında bir bakıma bu duruma seviniyorlardı çünkü onun olmadığı dersler çok sessiz ve huzurlu geçiyordu. Sınıfta en arka sırada oturan Sibel, derlerde herkese sürekli laf atar ve konuşurdu. Sınıf öğretmenimiz hariç tüm öğretmenlerimizden dayak yerdi. Bütün bunlara rağmen, hiçbir öğretmen onu birkaç saatin dışında susturamazdı. En sonunda ya dersten atarlar ya da o hiç derste yokmuş gibi davranırlardı. Biz de onun bu varkenki yokluğunu benimser olmuştuk. Sibel'in babası her hafta okula gelir, müdür yardımcıları ve ders öğretmenleriyle görüştükten sonra, onu bahçeye yanına çağırır ve bir de kendisi döverdi uslanmaz kızını. Sibel yine ağlardı. Sibel hep ağlardı ve hep yaramazlık yapmaya devam ederdi.

Sınıfımızda her iki haftada bir sınıf dolabının anahtar değişimi olurdu. Sınıf öğretmenimiz anahtarı iki haftada bir farklı kişilere verirdi. Bu bir bakıma anahtarı alan öğrenci için ödüllendirme sayılırdı. Çünkü öğretmen, anahtarı sınıfta hep uslu oturanlara, çalışkanlara ya da sınavda yüksek not alanlara verirdi. Açıkçası ben hiçbir zaman anahtarı almaya heveslenmemiştim. Çünkü bu sorumluluk isteyen bir işti. Anahtarı alan öğrenci, sınıf kitaplığındaki kitapları düzenler, kitap alıp-verenlerin adları ilgili deftere not eder, kitapların kaybolmaması için özen gösterirdi. Ayrıca ders sırasında öğretmenin tebeşiri bittiği zaman dolaptaki tebeşirlerden alıp öğretmene vermek de anahtarı alan öğrencinin sorumluluğundaydı. Bütün bu görevler sorumluluk isteyen önemli işler olup, bunların üstesinden gelebilmek için önemli olduğuna inandığı öğrencinin seçilmesi gerekirdi. Sınıf öğretmenimizin kafasından birini seçtiği belli oluyordu. Çünkü görevi isteyen arkadaşlarımıza duyarsız kalıyordu. Fakat bir durum bizim dikkatimizi çektiği kadar öğretmenimizin de dikkatini çekmişti. Sibel adeta yalvarırcasına öğretmenden anahtarı kendisine vermesini istiyordu. Öğretmene yalvararak, etrafında fır dönüyordu. Öğretmen bu duruma oldukça şaşırmıştı. Öğrencilerin hiçbiri öğretmenin anahtarı Sibel'e vereceğini düşünmüyordu. Öğretmen de kendisine inanmayarak, anahtarı Sibel'e verdi. Ona defalarca neler yapması gerektiğini açıkladı, sorumluluklarını hatırlattı. (Devamsızlık yapmaması gerektiğini, dersleri titizlikle takip etmesi gerektiğini, dolabı ve kitapların kaydedildiği defteri düzenli tutması gerektiğini, vb). Sibel bir taraftan öğretmenin söylediklerini onaylama anlamında kafa sallıyor, bir taraftan da mutluluktan âdeta havalara uçuyordu. Biz öğrenciler hem öğretmenimize, hem de Sibel'e şok olmuştuk.

Sibel, o gün bütün teneffüslerde dolabın yanındaydı; kitapları düzenliyor, dolabı temizliyordu. İlk kez o gün müdür yardımcılarının odasına azarlanmak için değil de, kendi isteği ile tebeşir almaya gitmişti. Derslere geç kalan, derslerle ilgisi olmayan Sibel gitmiş, onun yerine tüm hafta boyunca derslere vaktinden önce gelen, görevini düzenli yapan, öğretmenleri ders sırasında takip ederek, tebeşirleri bittiğinde onlara heyecanlı bir şekilde tebeşir yetiştiren “dolap sorumlusu bir kız” gelmişti. Sınıfta sesini duyamaz olduk artık. Babası artık okula çağrılmadığı için, bir gün kendiliğinden gelmişti, kötü bir şey mi var diye...

Sibel'deki değişiklikleri öğrendiğinde onu yine bahçeye çağırmıştı. Ama bu kez hepimiz kızının saçlarını okşayışını görmüştük. Aynı şekilde tüm öğretmenler de onun bu hâlinden çok memnun olmuşlardı. Sınıf öğretmenimiz de kazandığı bu zaferden çok mutlu görünüyordu. Biz öğrencilerin Sibel'e bakışı tamamen değişmişti. İki haftada bir değişen anahtar öğretmenimizin kararıyla artık Sibel'de kalacaktı. Bu karara kimse Sibel ve benim kadar sevinemezdi. Sibel öğretmenimizin farkında olmadan ortaya koyduğu bu sınıf yönetimi yaklaşımı sayesinde hepimizin arkadaşı olmuş, birlikte sevinebilmeye başlamıştık.

Bu olayda öğrencinin uslanmazlığı istenmeyen davranış olarak görülmektedir. Öğrenci sınıfta hem öğrencilerin, hem de öğretmenlerin gözünde baş edilmesi gereken “yaramaz bir kız” olarak değerlendirilmektedir. Öğrencinin davranışlarının tümüyle istenmeyen olarak değerlendirilmesi, öğrencinin varoluşu ile ilgili bir sorun ortaya koymuştu. Öğrencinin sınıfta problem öğrenci olarak algılanmasının nedeni, onun “önemsiz biri” olduğuna karar verilmesi ile ilgilidir. Öğretmen çok da bilinçli olmadan, ama isabetli bir kararla bu öğrenciyi “önemseyerek”, “sen de varsın” diyerek sınıfça dışlanan bu öğrenciyi sınıfın gözdesi hâline getirmeyi başardı. Bu olayda, sınıf yönetiminde öğretilen “sınıfta düzeni bozan öğrencilere sorumluluk vermek işe yarayabilir” bilgisinin somutlaşmış durumu ile karşı karşıyayız. Bu olayda, sınıf yönetiminde öğretilen kuramsal bilgilerin birçoğunun, uygulamada nasıl olabileceğinin cevabını açıkça görmek mümkündür.

Ben olsaydım, bu öğretmenin yaptığının aynısını yapmaya çalışırdım.

Siz olsaydınız ne yapardınız?

Sonuç ve Öneriler

Sınıf yönetiminde yaşanan örnek olaylar, genellikle geleneksel öğretmen davranışlarını örneklemektedir. Ancak son örnek olayda olduğu gibi, okullarda lider öğretmen rolü oynayabilen öğretmenlerin varlığı da bir gerçektir. Yukarıda tartışılmaya çalışılan örnek olaylar, kuramsal bilgilerin uygulamadaki karşılıklarını bulmada, öğretmen ve eğitim yöneticilerine katkıda bulunabilir. Özellikle yeni yetişmekte olan öğretmenler, sınıfı yönetme konusunda çok “acemilik” çektiklerini söylemektedirler. Bu öğretmenler, kuramsal bilgiler bakımından çok donanık oldukları hâlde, hangi olay karşısında, ne yapacaklarına ilişkin örnek uygulamalardan yoksun olmalarından dolayı, sınıf yönetiminde acemilik yaşamaktadırlar. Bu noktada, öğretmen yetiştiren kurumlarda, sınıf yönetimi dersinin kuram-uygulama ilişkisi içinde verilebilmesi için, bu tür örnek olayların sınıflarda paylaşılması ve tartışılması, öğretmen adaylarının sınıfta “neler yaşanabileceğinin” ipuçlarını yakalayabilecek fırsatlar yaratılması önerilmektedir. Deneyimli öğretmenlerin de sınıf yönetiminde yeni yaklaşımların tartışıldığı eğitim etkinliklerinden yararlandırılmasının çareleri aranmalıdır.

Kaynakça

BA?AR, Hüseyin (1998). Sınıf Yönetimi. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara.

ERDEN, Münire (2001) . Sınıf Yönetimi. Alkım Yayınları, İstanbul.

GLASSER, William (1999). Okulda Kaliteli Eğitim( Çev. Ulaş Kaplan).Beyaz Yayınları, İstanbul.

GÜÇLÜOL, Kemal (1985). Eğitim Yönetiminde Karar ve Örnek Olaylar. Kadıoğlu Matbaası, Ankara.

KARASAR, Niyazi (1991). Bilimsel Araştırma Yöntemi. Ankara.

MATHEWS, Jay. (2000). “New Teachers Rarely Learn Classroom Management”, Washington Post Com. 18.Dec. 2000.

NİSBET J. & J. WATT (1984). Contucting Small-Scale Investications In Educational Management. London: The Open University .

O/UZKAN, Ferhan (1981). Eğitim Terimleri Sözlüğü. TDK Yayınları, Ankara.

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber