Öğretmen Diyarı

REHBER ÖĞRETMEN, BİR OKULUN ELEMANI DEĞİL PSİKOLOJİK DANIŞMANIDIR


Ülkemizde yıllardır, hak ettiği önemi kazanamayan, tam bir meslek yasası olmayan, yetkin olan-olmayan herkesin el attığı bir bölüm var; Psikoloji. Bu bölüm gereken değeri görmediği gibi, kendi içinde de üniversitelerde psikoloji ve psikolojik danışma ve rehberlik olarak ayrılmaktadır. Bu ayrımın sebebi, rehber öğretmen olmak isteyenler ile psikolog (klinik, sosyal, endüstri v.s.) olmak isteyenleri belirlemek içindir. Aslında, her iki bölümde birbirinden bağımsız değil, iç içe bağlı bir bütündür. Ancak, böyle bir ayrımın yapılması, bu iki bölümün birbirinden uzaklaşmasına, kendi aralarında anlaşmazlık yaşamalarına sebep olmaktadır. Psikolojiye en önemli destek, alandaki insanların ortak hareket etmesi ve sahip çıkmasıyla olması gerekirken, uzlaşmaktan kaçınmaları ve kendilerini düşünmeleri, böyle bir yönetmeliğin çıkmasının da, ne yazık ki en büyük sebebidir.

Rehber öğretmenlik yönetmeliğinde, özellikle psikolojik danışma tanımının kaldırılması, alan dışı olanların da bu mesleği yapabileceğine de işaret etmektedir. Psikolojik danışma ve rehberlik bölümünden mezun olmayanların, bu mesleği ne kadar doğru yönetebileceği ve hakkını verebileceği düşündürücü. Ayrıca, yönetmelikte ki bir tanımda, rehber öğretmenler için “eleman” diye tabir edilmesi, bu mesleğin basite indirgenmesi de üzücüdür. Çünkü, psikoloji sadece onun üzerine konuşmak ile, empati kurmak ile değerlendirilecek bir alan değildir. Bir insanın ya da bir öğrencinin yaşadığı psikolojik süreç özel ve hassastır. Böyle bir hassas yapıya, alanda yetkin insanların değerlendirmeleri ve yönlendirmeleri önem taşımaktadır. Süreci sadece, okul-ders-sınav üçgeni içinde yorumlamak da yeterli değildir. Bu süreç, yaşadığı aile, çevre, geçmiş yaşantıları kısacası tüm yönleriyle ele alınmalıdır. İşte bu noktada, bir mesleğin hakkını kim verecekse, o alanda okuyan ve emek veren o mesleği yapmalıdır. Bu sebeple, rehber öğretmenlerimizden, psikolojik danışman kimliği alınmamalı, onların birer psikolog olduğu da unutulmamalıdır.

Yönetmeliğe göre, rehber öğretmenlerin, zorunlu olarak nöbet görevine tabii tutulmaları, öğrenci gözünde rol çatışmasına neden olacaktır. Nöbetçi öğretmenlik görevlerinde, disiplini sağlamak esastır. Öğrencisini disipline etmeye çalışan bir rehber öğretmen, kendisine danışmaya gelen aynı öğrenciye daha anlayışlı bir yaklaşım göstermek zorundadır. Nöbetteki tavrı yüzünden rehber öğretmenine karşı ön yargıları olabilecek bir öğrenci, rehberlik anlamında da kendini ya anlatmaktan çekinecek, ya da görüşmeye gelmeyecektir. Bu da, öğrenci problemlerin çözümü adına süreci daha çok uzatacaktır. Nöbet dışında, belletici görevinin de rehber öğretmenlere yüklenmesi, öğrencilerin psikolojik süreçleri dışında, yeme, içme, etütlerine kadar zaman ayırmaları anlamına gelecektir. Bir okulda, binlerce öğrenciye hizmet veren bir rehber öğretmen, mesai dışındaki rehberlik çalışmalarını yapması için de yeterli zaman bulamayacak, kendini ve zihnini de tam anlamıyla dinlendiremeyecektir. Bu yüzden de, okuldaki performans ve motivasyonu da düşebilecek, rehberlik hizmetini de layıkıyla veremeyecektir.

Tüm bu görev ve yüklemelerin aksine, rehber öğretmen daha özgür bir şekilde okulunda çalışmalarını sürdürmeleri ve psikolojik danışmanlığını yapmalıdır. Yukarıda da belirttiğim gibi, birçok okulda binlerce öğrenciye sadece 1 rehber öğretmen düşmektedir. Bu rehber öğretmenin, üzerinde onlarca yük varken, her öğrenci ile bire-bir görüşmesi de kolay değil. Her görüşmeye de yeterli zaman ayırması gerekirken, ayrıca sonraki görüşmeler için de randevu verilmelidir. Tüm bu yoğun süreçlerin olduğu bir noktada, rehber öğretmenlerimize daha çok destek verilmeli ve sahip çıkılmalıdır. Çünkü, onlar okulun bir elemanı değil, psikolojik danışmanlarıdır.

Bu mesleği yapmak için, okumuş ve yıllarını vermişlerdir. Biz, toplum olarak onların psikolojisini anlamazsak, onlardan öğrencilerimizin psikolojisini anlamasını da nasıl bekleriz? Onlara gereken desteği vermezsek, öğrencilerimize yönlendirme konusunda yeterli destek vermelerini de nasıl bekleriz? Yine de bu süreçte, rehber öğretmenlerimiz ellerinden gelenin en iyisini yapmakta ve mesleğin hakkını vermeye çalışmaktadır. Bu sebeple, eğitim adına yetkililerin yapması gereken, onlara gereken olanak ve zamanı sağlamalarıdır. Mesleki anlamda, ne kadar sağlıklı bir süreç sağlanabilirse, hizmet olarak da sağlıklı ve uzun vadeli çalışmalarda yapılacaktır. Bu konuda, önce milli eğitim bakanlığı, sonra tüm eğitim kurumlarımızı, rehberlik birimlerine daha çok destek ve imkan vermeye davet ediyorum. Psikoloji alanına verilecek her değerin, geleceğe yapılacak bir yatırım olacağı da unutulmamalıdır.

Son olarak, ben bir psikoloji mezunu ve psikolojik danışma ve rehberlik alanında yüksek lisans yapmak isteyen psikoloji mezunlarının bile kabul edilmediğini gören birisi olarak, ne olursa olun rehber öğretmenlerimizin yaşadığı sıkıntıların bir an önce düzeltilmesini ve hak ettiği değeri almasını istiyorum. Psikoloji ve PDR, her iki alan olarak, alanımıza sahip çıkmalı ve mesleğimizin hak ettiği yere ulaşmasını sağlamalıyız. Bizler, bu alana ne kadar sahip çıkarsak, ileriye daha sağlam bir gelecek de bırakacağız.

Çünkü, psikoloji demek insan demektir. İnsan demek, toplum demektir. Toplumun geleceği de, sağlıklı bir psikolojik yapının da altında yatmaktadır.

Psikolojinin her alanının hak ettiği değere ulaşması dileğiyle…

Özkan Göğercin

Kaynak: Eğitimajansı.com


Tekin, John Dewey’in ve Buber’in Tartışmalarına İşaret Etmektedir

İstanbul ili İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün önemli projelerinden biri olan “Harezmî Eğitim Modeli” yeni dönem çalışmalarının tanıtımı geçen hafta yapıldı. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Faruk Yelkenci’nin, bilgi işlemsel düşünme becerisiyle bilgisayar bilimleri öğretimi, programlara öğretim araçları bilimleri öğretimi, disiplinler arası yaklaşımla bilgisayar bilimleri öğretimi, robotik ve oyun yolu ile bilgisayar bilimleri öğretimi ve dünyada başka bir benzeri olmayan STEM eğitimine sosyal bilimleri de ekleyerek bilgisayar bilimleri öğretimi şeklinde beş ana başlıkta özetlediğiHarezmî Eğitim Modeliyle öğrenciler pilot uygulamalarda özgüven kazanmıştır. Tanıtım toplantısının önemli ve tartışılması gereken saptamalarından birini MEB Müsteşarı Doç. Dr. Yusuf Tekin şu şekilde yaptı: “Çocuklar, okullardaki teorik bilgileri günlük hayatta kullanabilsinler, bir işe yaradığını hissetsinler istiyoruz. Bu proje çok daha farklı bir şey yapıyor. İlkokul çağındaki çocuklar problem tespiti yapıyor. Günlük hayatta yaşadığımız problemler nelerdir, bu dünyaya ilişkin problemler nedir? Önce bunu tespit ediyor çocuklar. Sonra bir hayal kuruyorlar. Sonra da o hayallerini hayata geçirebilecekleri materyaller üretiyorlar. Aslında bizim eğitimle ilgili vermek istediğimiz şey de bu.” Tekin’in bu önemli saptamaları bizi eğitim felsefesindeki önemli bir tartışmaya götürüyor. Bu tartışma bağlamında çocukların okullardaki teorik bilgileri günlük hayatta kullanabilmelerini ve bunun nasıl olacağını ele almaya çalışalım.

Öğrenciler Okulda Öğretilen Bilgilerin Günlük Hayatla Bağlantılarını Kurabilmelidirler

Tekin’in öğrencilerin okullarda öğrendikleri bilgileri, müfredat ve diğer kazanımları güncel hayata uyarlayabilmelerinin önemi şeklinde ifade ettiği nokta, eğitimin olmazsa olmazıdır. Öğrenci günlük hayata uyarlamakta zorlandığı bilgiyi öğrenirken çok istekli olmayacağı gibi; eğer bu bilgiler günlük hayatla ilişkili değilse öğrenci, ezberleyen bir bilgi deposu olmanın ötesine de gidemeyecektir. Tekin, bizi John Dewey’in “eğitim hayata hazırlık mıdır, hayatın kendisi midir” ve egzistansiyalist bireyci eğitim felsefecisi Buber’in Bahçıvan- Heykeltıraş metaforlarına ve eğitimin huni analojisine götürmektedir. Neydi öğrenci merkezli pragmatizmin ve John Dewey’in meşhur tartışması? Yusuf Tekin’in öğrencilerde istediği gelişme bu yönüyle pragmatik eğitim felsefesinin ana amacıdır. Pragmatizm, eğitimi hayata hazırlık olarak değil; kendisi olarak görerek, öğrenciler bu süreçte kendi bilgi ve kavrayışlarını başka problemlerle karşılaştıklarında uygulayabilmeli; bunun için de öğrenciler bilgilerini inşa ederken bunu kolaylaştıracak etkinliklerle yüz yüze bırakılmalı, bunun için de öğretim yöntem ve tekniği olarak proje temelli, işbirliğine dayalı yöntemler kullanılmalı diyordu. Sayın Müsteşar’ın önemle vurguladıkları Harezmî Eğitim Modeli’nin bir ayağı bu eğitim felsefesidir. Yani; pragmatizmin eğitime yansıması, ilerlemecilik ve yapılandırmacılıkta olduğu gibi teoriyle pratiğin bir araya gelmesi, öğrencilerin sosyal yaşama katılma yeteneklerinin, problem çözme becerilerinin geliştiği yerler olmalıdır okullar.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol