Bu haber kez okundu.

Oyun Alanı Olmayan Okullar Çocuklara Oyun Oynamamayı Öğretiyor

“Çocuklar teneffüste dışarıda ne yapıyor?”

Bu, bize okulundaki oyun alanını gezdiren bir birinci sınıf öğretmenine sorulan çok dürüst bir soruydu. Öğrencilerimden birisi sordu bu soruyu. Ben, Louisiana Devlet Üniversitesi mühendislik öğrencilerinin bölgedeki devlet okullarında oyun alanları tasarlamak ve inşa etmek için katıldığı bir biyolojik mühendislik tasarımı kursu veriyorum. Mühendislik öğrencilerimin öğrendiği ilk şey, çocukların oyun konusunda gerçek birer uzman olduklarıdır. Bizler sadece çocukların hayal gücüne ve yaratıcılığına destek oluyoruz.

Birinci sınıf öğretmeni, zincir çitle kapatılmış çimenlik alana doğru baktı ve şöyle dedi: “Çocuklar için sadece bu boş alan var, başka bir şey yok. Ama benim öğrencilerimin hayal güçleri o kadar kuvvetli ki, onlar için fark etmiyor. Hayali futbol oynuyorlar. Bazen bir çocuk ayakkabısının birini çıkarıyor ve çocuklar ayakkabıyı futbol topu olarak kullanıyorlar. Diğer zamanlarda hayali kickball (futbol ve beyzbolun karışımı bir oyun) oynuyorlar. Kendi oyunlarını da uyduruyorlar. Mesela ‘Hadi George Washington’ı Kazıp Çıkaralım’ diye bir oyunları var. Bu oyunda elleriyle, yeri kazabilecekleri kadar derin kazıyorlar. Bir keresinde oradaki ağaçtan yere düşen meşe palamutlarından fıstık ezmesi yaptılar. Tabii onlara meşe palamudu ezmesi ile fıstık ezmesi arasındaki farkı anlatmak zorunda kaldım. ‘Benimle Dans Eder Misin?’ ve ‘Kim Milyoner Olmak İster?’ oynuyorlar. Öğrencilerimin hayal güçleri muhteşem!”

Öğrencilerim aynı soruyu bu kez okuldaki üçüncü sınıf öğretmenine sordular. Onun öğrencileri de birinci sınıflarla aynı alanda oyun oynuyorlardı. Ama üçüncü sınıf öğretmeni tamamen farklı bir cevap verdi. Teneffüste çocuklar arkadaşlarıyla konuşurken, ya etrafta ayakta dikiliyorlardı ya da binanın duvarına yaslanıyorlardı. Davranış problemleri yaygındı, çünkü çocukları meşgul edecek hiçbir şey yoktu. Teneffüslerde oyun için duydukları heyecan sıfırdı. Cevabını son zamanlarda sıkça duyduğum bir cümleyle bitirdi: “Oraya yapacağınız herhangi bir şey, şu an sahip olduğumuz alan için büyük bir gelişme olacaktır ve hepimiz tarafından takdirle karşılanacaktır.”

Oyuna erişememek bugün çok yönlü bir problem. Erişememek sorununun yanı sıra coğrafi ve güvenlik ile ilgili engeller de bulunuyor. Pek çok çocuk, bir oyun alanına yakın yaşamıyor ya da oyun alanının kendisi ya da çevresindeki bölge güvenli olmadığı için yakınındaki alanı kullanamıyor. Oyun yerleri engelli insanlar için de ulaşılabilir olamayabiliyor.

Toplumun pek çok kesimi oyuna, özellikle dışarıda oynanan oyuna değer vermekten uzaklaştı. Toplumsal değişimler (bilgisayar oyunları; yüksek kalorili yiyeceklere kolay ulaşım, işlenmiş yiyecekler), eğitimdeki değişimler (çocukların fiziksel aktiviteye ve oyuna ne kadar çok zaman ayırırlarsa akademik olarak o kadar başarılı olacaklarına dair tüm kanıtlara rağmen sınıflarda daha çok, aktif olarak daha az zaman geçirmeleri) ve ekonomik baskılar (yetişkinler için artan çalışma saatleri, azalan aktif zaman ve boş zaman), çocukluktan itibaren daha az aktif ve oyundan uzak bir topluma dönüşmemize sebep oldu.

Çocukların oyun alanlarına erişimlerini artırmak için çeşitli okullarla ve çeşitli topluluklarla yaptığım işbirliklerine yönelik 16 yıllık gözlemlerinden pek çok şey öğrendim. Oyun alanının hizmet ettiği her okul, mahalle ve topluluk özel ve kendine özgü. Onu özel yapan şeyin ne olduğunu belirlemeyi ve bunu oyun alanı yoluyla ifade etmeyi, “topluluğun ruhunu bulmak” şeklinde tarif ediyorum. Bu yüzden bir mahalleye ya da bir okula yaptığımız bir oyun alanı tasarımını alıp aynen başka bir mahalleye ya da okula kurup da aynı etkiyi yaratmayı beklemiyoruz.

Farklı topluluklarla çalışmak bana karşı tarafı suçlamanın ne kadar faydasız olduğunu da öğretti. Suçlamak, girişimciliğimizi öldürüyor. Başkalarını (aileleri, okulları, iş yerlerini, belediyeleri vs.) suçlamaya enerji harcadıkça, o enerjiyi boşa harcıyor oluyoruz aslında. Bir suçlama seansından sonra kendimizi genellikle olanların bizim suçumuz olmadığı ve hiçbir sorumluluğumuzun olmadığı konusunda haklı çıkarmış hissediyoruz. Ve sonra enerjimizi, sorular sormaya ve cevaplarını aramaya kullanmak yerine bambaşka konulara yöneliyoruz. Oysa şu soruların cevabını vermeliyiz?

  • Öğrenciler teneffüste neler yapıyor?
  • Boş bir sahada oynayan bu çocuklar, birinci sınıf ile üçüncü sınıf arasında nasıl bir değişim yaşıyor?
  • Çocuklarımıza oyun oynayacak zaman ve yer temin etmediğimiz zaman onlara nasıl mesajlar veriyoruz?
  • Topluluğumuzun ruhunu tanıyor muyuz?

İnsanları ve politikaları suçlamayı bıraktıktan sonra önümde yapabileceklerime dair geniş yollar açılmaya başladı. Mahallenin ya da okulun ruhunu yakaladım. Birlikte çocukların hayallerindeki oyun alanlarını gerçeğe dönüştürmenin yollarını aradık. Maddi destek peşinde koştuk. Ve sonunda, ister birinci ister üçüncü sınıfta olsunlar bütün çocukların zihinlerini, bedenlerini ve ruhlarını hareket geçirebilecekleri oyun alanlarını yarattık.

Böylece çocukların, boş bir alandaki tek seçenekleri hayal güçleri olduğu için değil, kendileri istedikleri için hayali futbol ve ‘Hadi George Washington’ı Kazıp Çıkaralım’ oynamalarını başardık.

Kaynak: http://parenting.blogs.nytimes.com/2014/10/27/schools-with-no-playgrounds-teach-kids-not-to-play/?_r=0

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber