Bu haber kez okundu.

Öteki öğretmenler
 

Okulun hademesi, müdürden kulak hırsızlığı yaparak  ‘ücretli öğretmene’ taşımıştı kötü haberi. Büyük bir sır paylaşıyor edasıyla işine son verildiğini söyledi. Her an diken üstünde yaşayan öğretmenin başından âdeta kaynar sular döküldü. Hemen soluğu müdürün yanında aldı. Müdürün cevabı daha da kafasını karıştırdı: “O biz konuşurken duymuş, sen rahat ol!” Koca müdür yalan mı söyleyecekti… Ama çok geçmedi, yanıldığını anladı. Yarı dönem tamam olmadan kadrolu öğretmen geldiği için işine son verilmişti. Onu atılmaktan daha fazla üzen ise müdürün kendisi hakkında öğrencilere söylediği sözdü: “Ağlamayın çocuklar, zaten o sizin gerçek öğretmeniniz değildi.”

Yukarıda anlattıklarımız, mesleğini aşk derecesinde seven genç öğretmen Ahmet Demirci’nin hikâyesinden bir parça. İsterseniz ‘mutsuz’ biten filmi biraz başa saralım. Ahmet, lise yıllarında koymuştur kafasına öğretmen olmayı. Gazi Üniversitesi Dekoratif Sanatlar Öğretmenliği Bölümü’nü kazanır. Başarılı bir öğrencidir. Son sene bütün derslerden en yüksek notu alır ve okulu yüksek ortalama ile bitirir. Hayallerine kavuşmaya ramak kala karşısına Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) çıkar. Öğrencilik dönemindeki başarısına güvenmesine rağmen biraz daha çalışarak sınava hazırlanır. Neticede iyi de bir sonuç alır; fakat kontenjan sıkıntısından kadrolu öğretmen olarak bir türlü atanamaz. Garanti bir iş bulamadığı için de evlilik planları sürekli ertelenir. Hem sözlüsünün hem de Ahmet öğretmenin birçok hayali yarım kalır. Olanlar âdeta gelecek zorlu günlerin habercisidir. İşsiz kaldığı dönem epey sıkıntılı geçer. Ailesiyle arası açılınca son çare olarak mahallesindeki mezun olduğu ilköğretim okuluna ‘ücretli öğretmenlik’ müracaatında bulunur.


Verilen ücrete gönlü razı değildir; fakat yapacak başka bir şey de yoktur. Müracaat kabul görür, artık okulun teknoloji tasarım ve görsel sanatlar öğretmenidir. Meslek heyecanı ve azmi sayesinde kısa sürede öğretmenlerin ve öğrencilerin sevgisini kazanır. Okula en erken gelen öğretmen odur. Lakin bu mutlu günler uzun sürmez. Daha sözleşmesi bitmeden işine son verilir. Şimdilerde yine işsiz ve o kadar çok sevmesine rağmen öğretmenlik bölümü okuduğuna bin pişman.

Ahmet öğretmenin başına gelenler, bugün sayıları 80 bini geçen aynı statüdeki meslektaşlarının korkulu rüyası. Ücretli öğretmenler meselesi eğitim camiasının âdeta kanayan yarası. Fakat bu konu ne bakanlığın gündeminde ne de kamuoyunun.

Şartlar eşit, ücretler farklı!

Okulların açılması yaklaşırken öğretmen açığı konusu gündeme gelmişti. Millî Eğitim Bakanlığı verilerine göre, 127 bin ihtiyaca karşın 42 bin öğretmen atandı. Aslında 33 üyeli Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ülkeleriyle kıyasladığında öğretmen açığının 213 bin civarında olduğu hesaplanıyor. Bakanlığın verileri baz alınsa bile atamalardan sonra 80 binin üzerinde öğretmen ihtiyacı devam ediyor. Bakanlık, meseleyi geçici yöntemlerle çözme uğraşında. Bu hayati mesele için düşündüğü çözüm ‘ücretli öğretmenler’.  

Peki, kim bu eğitimin istismar edilen çilekeşleri?  Millî Eğitim’in can simidi konumundalar; fakat ne öğretmen kimlikleri var ne de pasoları. Öğretmen yokluğunda ilk onlar akla geliyor. Kadrolu öğretmenlerle aynı şartlarda çalışmalarına rağmen aldıkları ücret onlarınkinin üçte biri kadar. Girdikleri ders başına 8 lira alıyorlar.  En fazla 30 saat derse girmelerine müsaade ediliyor. Dolayısıyla eğer idareci uygun görür de tüm limitlerini doldurabilirlerse ellerine geçecek para en fazla 960 lira. Bu miktar, kadrolu bir hizmetlinin aldığı ücretten bile az.

Gelin şimdi kadrosunu almış, devlet güvencesine kavuşmuş bir meslektaşı ile ücretli öğretmenin geliri ve özlük haklarını kıyaslayalım: Kadrolu öğretmen, 30 ders saati mesai yaparsa eline yaklaşık 2 bin 800 lira geçiyor. Kadrolu, her ayın 15’inde maaşını cebine koyuyor. Ücretli ise gerekli prosedürlerin tamamlanmasının ardından ancak maaşını alabiliyor. Dolayısıyla maaş için kesin bir zaman söz konusu değil. Sözleşmeleri eğitim öğretim dönemiyle sınırlı. Sigortaları aldıkları maaş üzerinden yatıyor. Nöbet zorunlulukları olmamasına rağmen nöbet tutmayan yok gibi. ‘Tatil cenneti’ ülkemizde ders saatlerini doldurmak hayli zor. Zaten girmedikleri dersin parasını alamıyorlar. Öğrencilerin dört gözle beklediği tatiller onların kâbusu. Kışın kar yağmasın diye dua ediyorlar. Kafaları hiçbir zaman rahat değil. Hemen hepsinin birinci hedefi kadroya geçmek. Ne yazık ki KPSS’yi kazanmak öyle kolay değil. Bunun için sıkı bir çalışma şart. Onlar da bir taraftan öğretmenlik yaparken diğer taraftan KPSS’ye hazırlanıyor. Bu mesele çoğunun psikolojisini bozmuş. Bazıları ise kontenjan sıkıntısından dolayı tamamen ümidi kesmiş ve KPSS’yi bırakmış. Ücretli olarak çalışmayı kendisine kabul ettirmiş. Bırakın tatili günlük planları bile yok!   

Türk Eğitim-Sen’in yaptığı araştırmaya göre, geçen sene 70 ilde 58 bin 479 ücretli öğretmen çalıştı. Bu sene rakamın 80 bini bulması hatta geçmesi bekleniyor. Bu sayı kadrolu öğretmenlerin yüzde 10’una tekabül ediyor. Ücretli öğretmenler arasında eğitim fakültesi mezunları olduğu gibi eğitimle alakası olmayan bölüm mezunları da bulunuyor. Öğretmenlik formasyonu olmayan iki yıllık yüksekokulu mezunları ile açık öğretim mezunları da aynı statüde çalışıyor. Mesela geçen seneki ücretli öğretmenlerin 23 bin 366’sı eğitim fakültesi, 24 bin 97’si lisans, 11 bin 16’sı ön lisans mezunu. İllere göre en fazla ücretli öğretmen 13 bin 411 ile İstanbul’da. Öte taraftan özel uzmanlık gerektiren zihinsel engelliler için ön lisans mezunları derse giriyor. Geçen yıl İstanbul’da 728, Ankara’da 70, İzmir’de 33 kişi bu şekilde çalıştı.

Müdürün iki dudağı arasında!

Ücretli öğretmenlerin yasal olarak herhangi bir statüleri yok. Sözleşmeleri okul müdürlerinin iki dudağı arasında. Eğer ücretli öğretmen sözleşmeye uymazsa bazı yaptırımlar devreye giriyor. Mesela kara listeye ismi giren öğretmen bir daha sözleşme yenileyemiyor. Dolayısıyla ücretli öğretmen için caydırıcılık söz konusu. Yerine kadrolu öğretmen geldiği zaman yılın ortasında da olsa kapı gösteriliyor. Dolayısıyla görev sürelerinin sonlandırılmasında zaman sınırlaması yok. Bazılarının görev süreleri kelebeklerin ömrü kadar kısa. Bu sene sınıf öğretmeni olarak atanan Onur Yılmaz’ın hikâyesi bu tanıma uyuyor.

Yılmaz, hayatında silinmez izler bırakan zorlu süreci şöyle anlatıyor:  “2009’da mezun olduktan sonra atanamadığım için ücretli öğretmenliğe başladım. İlk deneyimim sadece bir hafta sürdü. 7. günün sonunda rapor alan öğretmen geri döndü. Bana da kapı göründü. Bu durum baştan söylenmemişti. Bir ay boşta kaldıktan sonra bir başka okulda yine rapor aldığı bana söylenmeyen öğretmenin yerine 1 ay çalıştım. O da raporu bitince geri geldi ve ben yine boşta kaldım. Bu işin böyle yürümeyeceğini anladıktan sonra bir çay ocağında çaycılık yapmaya başladım. İkinci dönem nasıl olduysa dönem bitene kadar aynı okulda devam ettim. Aynı zamanda KPSS’ye hazırlanmam gerekiyordu ama hepsini bir arada yapmak zor oluyordu. Sınavdan sonra fırında çalışmaya başladım. Yine atanamamıştım. Sene başında ücretli öğretmenliğe başladım. Bir dönem aynı okulda çalıştıktan sonra şubat atamalarında okula kadrolu öğretmen gelmesi sonucu ben yine ayrılmak zorunda kaldım. İkinci dönem öğretmenlik bulamadım ve fırında çalışmaya devam ettim. Tekrar sınava hazırlanıyordum. Üçüncü senemde dört günlük bir ücretli öğretmenlik deneyimim daha oldu. Bir iki ay fırında çalıştıktan sonra yine iki aylık ücretli öğretmenlikten sonra ancak atanabildim. Bu süreçte maddi yetersizlikler sonucu hayata dair uzun vadeli planlar yapamadım. Ailemle aram bozuldu.”

Ücretli öğretmenlerle dertleştiğinizde kendilerini  ‘mevsimlik ya da taşeron işçi’ gibi gördüklerini söylüyorlar. Bütün bunlara rağmen mesleğini yapabilenler kendilerini mutlu hissediyor. Dönem bitince ‘acaba seneye de çalışabilir miyim’ telaşı sarıyor. Bu yüzden umudunu ücretli öğretmenliğe bağlayanlar işini en iyi şekilde yapmaya çalışıyor. Fakat bütün gayretler, bir sonraki seneyi garantilemiyor. Şimdilerde onlardan pek çoğu ilçe millî eğitimden gelecek ‘görevlendirmeniz yapıldı’  haberini bekliyor. Tıpkı Mine A. gibi. Trakya Üniversitesi Tarih Bölümü’nü bitiren Mine öğretmen, mesleğini yapabilmek için 1,5 sene formasyon eğitimi alır. Fakat memurluk sınavı ile atanamayınca bütün çabaları boşa çıkar. Ailesi bu duruma çok içerler. Özel şoförlük yapan babasının ağladığına şahit olmuş. Masadaki gözyaşları onu bam telinden vurmuş. O da mecburen ücretli öğretmen olarak çalışmaya başlamış. Okula gittiğinde kendisine teklif edilen ücret karşısında hayli şaşırır. Müdüre merakla karışık okuldaki hizmetlinin ne kadar maaş aldığını sorar. Aldığı cevapla şoke olur. Okuldaki hizmetliden bile düşük ücret takdir edilecektir kendisine. Öğretmenler odasında her ay asılan maaş bordrolarında isimlerinin listenin en altında yer alması ve karşılarına ücretli yazılması canını fazlasıyla sıkar. Bazı evraklarda da aynı ibarenin yazılması zor durumda bırakmış Mine öğretmeni: “Bazı öğrenciler geçici öğretmen olduğumuzun farkına vardığında hâl ve hareketleri değişiyor. Bu durum konuşmalarına yansıyor. ‘Öğretmenim’ yerine ‘abla’ diyenler bile var.” Geçen sene sosyal bilgiler öğretmenliği yaptığı okula kadrolu öğretmen atandığı için sözleşmesi yenilenmemiş. İçinde bulunduğu ruh hâli kurduğu cümlelere yansıyor: “Mahalledeki çocuklar beni dışarıda görüp ‘Hocam neden okulda değilsiniz?’ diye sorduğunda ne cevap vereceğimi düşünüyorum.” Kısa zaman önce bir öğretmen arkadaşından aldığı bir telefon onu çok mutlu etmiş. Mine öğretmen, arkadaşının teklifi üzerine aynı okulda sınıf öğretmenliği yapacak.

Sıkıntısı memleketin her yerinde

Ücretli öğretmen meselesi Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yla sınırlı değil. Onları, memleketin hemen her noktasında görmek mümkün. En fazla büyük şehirlerde ihtiyaç duyuluyor. Anadolu’nun her noktasında uygulama bir olmuyor.  Kimi yerlerde ücretli de olsa iş ehillerine teslim edilirken, çoğu yerde eğitimle pek ilgisi olmayan bölüm mezunlarına öğrenci emanet diliyor. Bazı okullarda işletme ve iktisat mezunu olup öğretmenlik yapanlar var. Bazen de branşı farklı olduğu hâlde farklı bir derse giren öğretmenler oluyor. Öğrenci ve veliler çoğunlukla durumdan haberdar değil. Ücretli öğretmen seçiminde en önemli faktör okul müdürü. Herhangi bir sıralama söz konusu değil. Dolayısıyla bazı yerlerde torpil iddiaları eksik olmuyor. Mesela, 16 senedir sözleşmeli olarak okul öncesi öğretmenliği yapan Demet K. bu yıl sözleşmesinin neden yenilenmediğini anlamlandıramıyor. İlk öğrencileri şimdilerde üniversite sıralarında dirsek çürütüyor. Görev süresince gerek idareden gerekse velilerden takdir görmüş. 2005’ten beri memurluk sınavına girmesine rağmen başarılı olamamış. Demet öğretmen duygularını şu şekilde ifade ediyor: “Göğsümü gere gere ‘öğretmenim’ diyemiyorum. Artık çok soğudum. ‘Anaokulu açayım’ diyorum bu defa da stajyerlik şartı önüme geliyor. KPSS’yi kazansam bununla neden uğraşayım ki?”  

Bilindiği üzere, 4 milyon ilköğretim öğrencisini ilgilendiren SBS’de bu sene köklü değişikliklere gidildi. İlköğretimde okul dersleri ve öğretmen kanaati ön plana çıkarıldı. Yeni sistemde fen ve teknoloji, matematik, Türkçe, yabancı dil, din kültürü ve ahlak bilgisi ile inkılâp tarihi ve Atatürkçülük derslerinden bakanlık merkezî olarak 12 sınav yapacak. Ayrıca öğretmenlerin vereceği notlar yerleştirmede daha önemli hâl aldı. Bu yeni sistemde branş dışı öğretmelerin öğrenciler için ne kadar verimli olacağı ayrı bir tartışma konusu.

Ahmet Özer*: YENİ SINAV SİSTEMİ İÇİN HİÇ ADİL DEĞİL

Ücretli öğretmen meselesi ne yazık ki millî eğitimde bir teamül hâline geldi. Bizim bu durumu kabul etmemiz mümkün değil. Çünkü bu uygulama öğretmen ihtiyacını tam anlamıyla çözmüyor. Sınıf öğretmenlerine 1200 lira, diğer öğretmenlere de ders başı 8 lira veriliyor. Bu maaşla öğretmenin sosyal ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değil. Bu arkadaşlar sınıfa girdiği zaman kafalarının rahat olması gerekiyor ki faydalı olsun. Eğitimde yüz ifadeleri bile çok büyük anlam taşır. Bu yüzden kafasında sorunlarla boğuşan öğretmenin verimli olması hayli zor. Bu sene sekizinci sınıf öğrencileri yeni sınav sistemine girecek, 6 dersten soruları yanıtlayacaklar. Dolayısıyla adaletli bir yarış olması için derslere branş öğretmenlerinin girmesi şart. Aslında bu sorunu büyük oranda çözecek atama bekleyen çok sayıda öğretmen mevcut. Yapılması gereken öğretmenle öğrenciyi sağlıklı bir ortamda buluşturmak. Biz hükümete ilk etapta ihtiyacı karşılayacak 100 bin öğretmen atansın teklifi yaptık. Bu meseleye ekonomik olarak bakılmamalı.   (*) Eğitim Bir-Sen Genel Başkan Vekili

İsmail Koncuk*: 350 BİN ÖĞRETMEN ATAMA BEKLİYOR

Ücretli öğretmen istihdamı bugün neredeyse asal istihdam modeli hâline dönüştü. Bugüne kadar gelen yanlış politikalar sonucunda ücretli öğretmen sayısı tavan yaptı. Eğitim-öğretimin kalitesini sıfırlayan, insanı sömüren bu modelin ülkemizde uygulanması utanç vericidir. Ücretli öğretmenler ile eğitim-öğretimden verim ve kalite beklenmesi, öğrencilerimizin başarılı olması neredeyse imkânsız hâle gelmiştir. Bu durum Türkiye’nin gelişmesine en küçük bir katkı sağlamaz. Herkes, eğitimden tasarruf edilemeyeceğini ve öğretmen açığını kapatmaya yönelik istihdam yapılması gerektiğini fark etmelidir.  Eğitim-öğretim faaliyetini sağlıklı bir şekilde yürütebilmeniz sadece kadrolu öğretmenler ile mümkündür.

Ülkemizde 350 bin öğretmen atama bekliyor. Bu gençlerimiz işsizliğin kucağına itiliyor. En verimli, en üretken çağlarını diplomalı işsiz olarak geçiren öğretmenlerin yılları heba oluyor.

Öğretmen açığı da MEB’in açıklamasına göre 127 bin. OECD ülkeleri ile kıyaslandığı ülkemizde öğretmen ihtiyacı daha da artıyor. OECD’nin ‘2012 Bir Bakışta Eğitim Raporu’na göre öğretmen başına düşen öğrenci sayısında (OECD ülkeleri ortalaması) ilkokulda 15,9; ortaokulda 13,7; lisede 13,8’dir. OECD ülkelerinin ortalaması baz alındığında ülkemizde öğretmen açığı ilkokulda 69 bin 775, ortaokulda 109 bin 781, lisede ise 33 bin 598 olmak üzere toplam 213 bin 154’tür.(*) Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı

Mehmet Bozgeyik*: UYGULAMA EĞİTİMİN NİTELİĞİNİ DÜŞÜRÜYOR

Ülkemizde yıllardır yeterince atama yapmamaktan kaynaklı öğretmen açıkları devam ediyor. Hükümetler geçmişten günümüze sorunu geçici tedbirlerle gidermeye çalıştı.  Bunlar; vekil öğretmenlik, sözleşmeli öğretmenlik, ücretli öğretmenlik adı altında gerçekleşti.  Bugün uygulama ücretli öğretmenlik adı altında yapılmaya çalışılıyor. 80 bine yakın öğretmen adayı ücretli öğretmen olarak görevlendiriliyor. Bu arkadaşlarımıza en ücra yerlerde görev verilmekte, iş güvenceleri müdürlerin, ilçe ve il millî eğitim müdürlerinin iki dudağı arasında, istendiği zaman işten çıkarılabilmektedir.  Millî Eğitim Bakanlığı, çeşitli branşlardan 140 bine yakın öğretmene ihtiyacı olduğunu açıklıyor ancak yeterince atama yapmıyor. Bu mesele böyle geçici önlemlerle çözülmeye çalışıldığı için eğitimin niteliği de olumsuz etkileniyor. Çocuklarımız bu yanlış politikalar sebebiyle mağdur ediliyor. O yüzden bakanlık bu uygulamalardan vazgeçmelidir. Tüm öğretmen açıkları kadrolu atama ile doldurulmalıdır. Eğitime daha fazla bütçe ayrılarak fırsat eşitliği önündeki engeller kaldırılmalı ve her bireyin eşit, parasız ve ulaşılabilir eğitim alması sağlanmalıdır. (*) Eğitim-Sen Genel Sekreteri


Kaynak: http://www.aksiyon.com.tr

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Anahtar Kelimeler:
öteki öğretmenler

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber