Bu haber kez okundu.

ONLAR BİZİM ÖĞRETMENİMİZ DEĞİL

"ONLAR BİZİM ÖĞRETMENİMİZ DEĞİL"

 

19 Ekimde kendisini rahmetle andığımız Aliya İzzetbegoviç ile ilgili önemli bir hatıra nakledilir.

Savaş döneminde; Boşnaklar sürekli olarak 'Biz de Sırpların bize uyguladığı zulümlerin aynısını onlara uygulayalım' talebinde bulunuyorlar. Aliya İzzetbegoviç, yüzündeki o derin bilge tebessümü hiç bırakmadan her seferinde aynı cevabı veriyor:'Bunu yaparsak, onlardan hiçbir farkımız kalmaz. Onlar bizim öğretmenimiz değil ve onlara adaletten başkasını borçlu değiliz.'

Ak Parti kadroları, personel yönetiminde, kendinden önceki siyasi partileri ve anlayışları taklit etmektedir.

2002 öncesi dönemde, kamuya nasıl personel alınıyor ve yükseltiliyorsa, mevcut hükümet de aynı yöntemle personel almaya çalışmak istemekte, üstelik bunu bir hak olarak görmektedir. Oysaki 28 Şubat perdesiyle soyulan ve sadece batık 22 bankadan dolayı maliyeti 47 milyar doları bulduğu ifade edilen sürece, tam da anlayıştan dolayı gelinmişti.

12 yıllık bir süreçten sonra, hala bir çok Bakanlıkta başarılı olunamamasının nedeni, liyakatli insanları seçecek/ yükseltecek bir sistemin kurulamamış olmasıdır.

Oturduğu koltuğu koruma veya makamını yükselmekten başka bir hedefi olmayan yüzlerce, binlerce insana makam verilmektedir. Kişiler, hak ettiği için değil uygun görüldüğü için makamlara atandıklarından, devrimsel hiçbir yenilik yapılamamaktadır. Çünkü atanan bürokratların ana amacı temsil, tören, kabul ve ağırlama ile geçecek sessiz sedasız bir dönemdir.

Ankara'da üst düzey bürokratlarla bir kaç gün oturup kalktıktan sonra tek dertlerinin "neden onun makam odası şu kadar büyük benimki küçük?", "neden o Audi A6'ya biniyor ben binemiyorum?", "neden o Dikmen vadisindeki 1 milyon TL'lik lojmanda oturuyor da ben oturumıyorum" olduğunu çok rahat görürsünüz. Bunun taşradaki versiyonu ise Ankara'dan farklı değildir. Devletin neredeyse tüm imkanlarının önüne verildiği bir çok ilin Valisinin ve kaymakamının derdi değil sorun çözmek, krallığın tadını çıkarmaktan başka bir şey olmadığını görmek için kör olmak gerekmektedir.

OKUL MÜDÜRLÜĞÜ ATAMALARI GÖSTERDİKİ, LİYAKAT BU ÜLKEDEN UZAKTA ARTIK

Bu giriş yazısını, hiyerarşik kademede, en alt sırada yer alan okul müdürlüğü atamaları için yazdık.

MEB'deki tek sorunu, kadro olarak gören Bakan Nabi Avcı ve bürokratları, bu yılın başında, 10 yıllık müdür atama sistemini kaldırdı. Bunun yerine taşrada Vali ve il milli eğitim müdürünün uygun göreceği kişilerin atanmasına imkan veren bir sistem kuruldu. Ancak herhangi bir ile gidip gezdiğinde şunu göreceksiniz. Liyakat bu topraklardan uzak bir diyarda yaşıyor artık. Müdür olarak atanmak için sadece A sendikası üyesi olmanız da yetmiyor. Sendika şubesinde muhalif misiniz değilmisiniz, şube başkanına ne kadar yakınsınız uzaksınız soruları da oldukça önemlidir. Uzaktan bakanlar sadece yetkili sendika üyelerinin 90 ve üzeri puan aldığını düşünmektedir. Evet 90 ve üzeri puan alanlar hep A sendikasına mensuptur. Ancak orada bile ayrım uygulanmaktadır. Sendika şube başkanının adaylığına tehdit oluşturabilecek herkes elenmektedir. Dün haberleştirdiğimiz, bir çok ilde A sendikasının şube başkanlarının 90 ve üzeri puan aldığı yönündeki sonuçları, tüm MEB üst yönetimi tekrar tekrar düşünmelidir.

BİZDEN OLAN KİMDİR?

Bu sistem "bizden olan insanları atayacağız" diye kurulduğunda "Bizden kimdir" diye sormuş ve sistem karşı çıkmıştık. Bugün görülüyorki, "bizden" demek, "liyakatsizlik" demek, "emanetin ehline teslim edilmemesi" demektir.

En küçük bir idari teşkilatta dahi, başarı yöneticiyle bire bir ilintilidir. Yönetici iyiyse o idari birimde bir başarı oluşturulabiliyor. Ancak hali hazırda kurulan sistemle, kendi evini yönetemeyen insanlara 100'e yakın personelin çalıştığı, binlerce öğrencinin eğitim gördüğü okullar emanet edilmektedir.

ÖYLE BİR SİSTEM KURMALIYDIK Kİ...

Bu sistem sadece MEB'i değil, konu eğitim olduğu için tüm ülkeyi çürütmektedir.

Öyle bir sistem kurmalıydık ki, kişinin solcu mu, sağcı mı, muhafazakar mı, Alevi mi, Kürt mü, Paralel mi, Türk mü, Kemalist mi, Adıyamancı mı olduğuna bakmamalıydı.

Öyle bir sistem kurmalıydık ki, bu ülkenin gariban insanlarından kesilen vergilerden finanse edilerek altına araba, oda, sekreter verilerek makam tevdi edilen kişi, 1 yıl sonra, 3 yıl sonra neden başarılı olmadığının hesabını gerekirse mali bedel ödeyerek vermelidir. Buna yönelik bir denetim sistemi kurmalıydık. Bu sayede kendine makam isteyen tipleri eleyebilir, bu sayede idealist insanları ortaya çıkarabilirdik.

6. YÜZYILDA DAHİ OLMAYAN MÜDÜR ATAMA SİSTEMİ KALDIRILMALI

Hicri 6. yüzyılda dahi, Hz. Peygamber Medine'ye giderken Müslüman olmamış ama işinde iyi ve güvenilir bir rehberle hicret etmişti. Bu bilgi Din Kültürü kitaplarında dahi yazıyor. Ancak hali hazırdaki Bakan ve Müsteşar, 6. yüzyılda dahi olmayan bir ilkel sistemi yürürlüğe koydu. Yaşadığımız çürümenin daha da derinleşecek olmasının nedeni bu sistemdir.

Akademisyen kişiliğiyle öne çıkan Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun, "Nabi benim arkadaşımdır", "Yusuf Tekin bizim adamımızdır" demeden, hesap sorması, her türlü kayırmacılığa ve liyakatsiz insanların atanmasına imkan veren bu sistemi de bir an önce kaldırması gerekmektedir.

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Anahtar Kelimeler:
bizim öğretmenimiz değil

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber