Bu haber kez okundu.

Okullardaki “İnovasyon” Teknolojiye Değil, Öğrenmeye Odaklanmalı
 Eğitimde “inovasyon”dan söz ederken, sınıfta yaptıklarımızı değiştirmek için harcadığımız çabaya örnek olarak yeni Chromebook’ları ya da parlak, yepyeni akıllı tahtaları gösteririz. Yani, “inovasyon” genellikle, “yeni yöntemler, fikirler ya da da ürünler yoluyla sınıftaki kurulu düzende değişiklikler yapmak” anlamına gelir. Son birkaç yıl içinde gelişmiş dünyadaki pek çok okul, cihaz ya da yazılımlarını öyle ya da böyle bir “inovasyon” görünümüyle satan dağıtımcılara dünyanın parasını kazandırdı. Kesinlikle elimizde daha fazla ıvır zıvır var artık. Yöntemlerimiz de biraz değişiyor olabilir; okullardaki Maker Hareketi, sınıftaki rollerin değişimine böyle bir örnek teşkil ediyor.

Peki her şeyi dikkate aldığımızda, tüm bu “inovasyon” bizi gerçekten değiştiriyor mu?

Pek sayılmaz. Yöntem, fikir ya da ürün ne olursa olsun, inovasyon çabalarımız daha çok yüzlerce yıldır okullarda uygulanan eski yapıları ve uygulamaların esasını yeniden düşünüp değerlendirmek yerine adım adım değiştirmeye odaklanmış durumda. Dünyanın pek çok yerine yaptığım okul ziyaretlerinde, “inovasyon” çabalarının büyük bir kısmının, en çok ihtiyaç duyduğumuz alanda herhangi bir değişiklik yaratmadığını gördüm; bu yeni yöntemler, fikirler ya da ürünler öğrenme faaliyetini, öğrenen kişiye göre dönüştürmüyor. Daha basit bir ifadeyle, günümüzde okullardaki inovasyon çalışmaları, öğrenmeyi güçlendirmek yerine öğretme tekniklerini geliştirme üzerine odaklanmış durumda.

Özellikle günümüzde hemen öğrenebilme becerisi, zihnimizde taşıdığımız bilgiden çok daha önemli olduğu için buna artık bir son verilmesi gerekiyor. Dünya üzerinde dört milyar insan her an internet erişimine sahip; yani bilgili kimselerdense öğrenebilen kimselerin gelişme ve başarılı olma şansı daha yüksek. Yani, eğer okullarda çocuklarımızın güçlü, tutkulu ve kararlı bir şekilde öğrenebilen kimseler olmaları için çalışmıyorsak, onları geleceğe de hazırlamıyoruz demektir.

Ancak inovasyon çalışmalarının öğrenmeyi odağa alabilmesi için sadece teknolojiyi sınıflara yaymak yerine okullara ve sınıflara başka bir gözle bakılması gerekiyor. Yazar ve eğitimci Seymour Papert’e göre bu, ironik bir şekilde yeniyi bırakıp, “öğrenmeyle ilgili sezgisel, empati ve sağduyu sahibi” eski yöntemlere dönmek anlamına geliyor. Bizler de, ancak tutkuyla; belli bir amaç ya da izleyici için; hem o anda hem de sonradan hayatımızla ilgili olan şeyleri gerçekten öğrendiğimizi ve kolay kolay unutmadığımızı biliriz. Sonuçta bu, herkesin bildiği bir şeydir. Yine de okullarda çocukların derinden öğrenebilmesi için gerekli bu koşulların çok azını sağlıyoruz. Öğrencilerin zihinlerindeki soruların cevaplarını aramalarına izin vermiyoruz. Öğrencilerin yaptıkları çalışmaların tek izleyicisi genellikle öğretmenleri oluyor; çalışmaları ne gerçek dünyaya sunuluyor ne de özel bir amacı oluyor. Çocuklarımızın tutkuları ve ilgileri, müfredatla uyumlu olabilme derdine göz ardı ediliyor.

Okullarda ihtiyaç duyulan inovasyonun, teknoloji ya da öğretme tekniklerini geliştirecek araçlarla çok az ilgisi var. Gerçek inovasyon, her şeyden önce çocuklarımızın neden okulda olmalarını istediğimizi “yeniden öğrenmekten” geçiyor. Yazar Seymour Sarason’un söylediği gibi, okulların asıl amacı, çocukların daha sonra da kendileri, başkaları ve dünya hakkında bir şeyler öğrenme isteklerinin sürmesini sağlamak olmalıdır. Sarason’a göre bu amaç genellikle göz ardı ediliyor. Aslında bugüne kadar öğrencilerinin okul bittikten sonra da, okula başladıklarındaki gibi öğrenmeye hevesli olup olmadığını değerlendiren bir okula rastlamadım henüz.

Okullardaki inovasyon, çocukların okula başladıklarında, müfredat yüzünden kendi tutku ve ilgilerini bir kenara bırakmaya zorlamamak olmalıdır; şu anda bunu yapıyoruz. Sarason bunun yerine, çocukların soru ve meraklarıyla işe koyulmamızı ve daha sonra kendi dünyamızı onlara sunmamız gerektiğini söylüyor. Gelecekte ihtiyaç duyduğumuz öğrenebilen yurttaş modelini geliştirip devamlılığını sağlamak için okul ile çocukların dünyasını bir araya getirmemiz ve bunun için işe çocuklardan başlamamız gerekiyor. Ciddi Bir Eğitim Başkanına Mektuplar adlı kitabında Sarosan şunları yazıyor:

“Okullarımızı değiştirmemiz gerekiyor ama bu çabanın yanında düşüncelerimizde, önyargılarımızda ve çocuklarımızın nerede ve kim olduklarına dair algımızda bir değişiklik olmazsa, bu değişiklikler sadece, ne kadar çok şey değişirse her şeyin o kadar aynı kalacağını teyid etmiş olacak.”

Yeni, parlak araçlara ve sonu gelmezmiş gibi duran yeni öğrenme yaklaşımlarına rağmen (tersyüz edilmiş, işbirliğine dayalı, kişiselleştirilmiş, proje tabanlı yaklaşımlar gibi) hiçbir şey değişmedi. Çocuklar hâlâ okulda çok sıkılıyorlar. Biz hâlâ yaratıcılık, merak ve kararlılık gibi ölçülmesi daha önemli olan şeyler yerine, ölçmesi kolay şeyleri değerlendiriyoruz. Kültürlerimiz öğrenme değil öğretme üzerine kurulu ve mevcut “inovasyon” yaklaşımının bu durum üzerinde çok az etkisi var.

Yenilikçi olmamız, geniş anlamda öğrenmeyi nasıl tanımladığımıza bağılı. Eğer öğrenmenin sınav sonuçlarıyla ölçülebilen “öğrenci başarısı” olduğuna inanıyorsak, teknoloji üreticileri bize en son ürünlerini ve yazılımlarını satarak kârlarını artırmaya devam edecekler. Ama bunun yerine öğrenmenin, çocukların gerçekten daha fazla öğrenme isteği duyup duymadıkları ile ölçülebildiğine inanırsak, teknoloji içersin ya da içermesin, sınıflarımıza getireceğimiz her yenilikçi yaklaşım çocuklarımızın farklı deneyimler edinmesini sağlayacaktır.

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber