Bu haber kez okundu.

Okullar açılırken bu olaya dikkat

Eylül ayı, okul çağında çocuğu bulunan aileler için ayrı bir önem taşır; yaz tatili dönüşü, tatil rehavetini üstünden atmaya çalışan aileler, çocukların eğitimine, okullarına, öğretmenine, okul alışverişine odaklanırlar. Milli eğitim sistemi açısından hemen her yıl yeni uygulamaların yapıldığı, lise giriş sınav sisteminin değiştirildiği düşünülürse, çocukları akademik açıdan çok başarılı olan aileler de dahil olmak üzere herkesi az ya da çok bir heyecan sarar. Özellikle akademik açıdan çeşitli yetersizlikler yaşayan çocukların ailelerini… Bireysel farklılıklar ve bu farklılıklara özgü eğitim ve öğretim sistemimizden çok, başarıya odaklanmış bir eğitim ve sınav sistemi olduğumuz düşünülürse bu kaygının ne kadar önemli boyutta olduğu da anlaşılır sanıyorum. Veliler, tuhaf, toplu bir stres ve paranoya altına girmiş gibidir. Bireysel farklılıların göz önünde tutulduğu, her çocuğun tek ve özel kabul edildiği, yetersizliklerinden çok eğitim gereksinimlerine odaklanarak eğitim verildiği ve her çocuk için “bireyselleştirilmiş eğitim programı” hazırlanıldığı bir eğitim sistemine geçilene dek tüm veliler için bu travmatik durum devam edecektir sanırım.

Eğitim gereksinimlerinin dikkate alındığı eğitim sistemlerinde öğrenciye değer verilir ve öğrenci bütüncül bir bakış açısı ile ele alınır, farklılıklar; güçlü ve zayıf yönleri belirlenir, ilişkilerin güçlendirilmesi, öğrenim ve gelişimin desteklenmesi açısından temel odak noktası haline gelmektedir.

Eğitimin önemini bilmem yazmaya gerek var mı? Bireysel ve toplumsal gelişim için eğitim bir gerekliliktir. Eğitim hakkı temel hak ve özgürlükler arasında kabul edilerek uluslar arası sözleşmelerle ve iç hukukta Anayasa ve yasalarla güvence altına alınmıştır. Eğitim açısından en önemli kavramlardan biri de “fırsat eşitliği” kavramıdır; bu sayede herkes, kendi potansiyelinin en üst düzeyde gerçekleştirmesini sağlayacak eğitimi alır.

ÖZEL EĞİTİM NEDİR
Eğitim hakkı-özel eğitim ilişkisi nasıldır? Özel eğitim kimleri kapsar?

“Özel eğitim”’i duyduğunuzda gülümsediğinizi görür gibi oluyorum. Özel eğitim toplumda yaygın olarak bilinenin aksine sadece “engelli eğitimi” değildir. Engel kelimesi özel eğitimi gerekliliğinin sadece bir bölümünü, belki de küçük bir küçük bölümünü ifade eder. Burada çocuğun eğitim gereksinimleri açısından daha farklı terimleri kullanmak gerekir;yetersizlik (özür, yetersizlik ve engel şeklinde ifade edilmektedir),bozukluk (özür, bozukluk şeklinde ifade edilmektedir), engel (özür, yetersizlik ve engel şeklinde ifade edilmektedir), dezavantaj ve özür (fiziksel özürlerle bağlantılı olarak). AB çerçevelerinde okulda bütünleştirme uygulamalarının bireysel özürlerden, etkinlik sınırlılıklarından ziyade, katılım sınırlılıklarına odaklanılan bir farklılık ve çeşitlilik modeli olduğu varsayılmaktadır.

Çocuğunuz “engelli” değildir ancak “okuma, anlama, problem çözme” konusunda sıkıntı ve yetersizlikler yaşamakta, eğitim desteğine, belki de özel eğitime ihtiyaç duymaktadır. Bu sıkıntı az ya da çok, geçici veya kalıcı olabilir. Önemli olan çocuğu “damgalamak” değil eğitim konusundaki yetersizlik ve gereksinimlerine odaklanmak olmalıdır.
Türkiye Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesini 28 Eylül 2009 tarihinde koşulsuz olarak kabul etmiştir. Sözleşmenin bir tarafı olan Türkiye için bu Sözleşme hükümlerinin yasal bağlayıcılığı bulunmaktadır. 24. Maddede Sözleşme taraflarının “tüm düzeylerde bütünleştirici bir eğitim sistemi” sağlaması yönünde bir gereksinime yer verilmektedir. Bu uygulamanın genel politika açısından yetersizliğe yaklaşım konusunda birtakım sonuçları bulunmaktadır. Eğitim perspektifi açısından irdelendiğinde, bu uygulama eğitimin ötesinde yetersizlikleri bulunan öğrencilerin eğitim sistemine tam anlamıyla katılması için ihtiyaç duyacağı hizmetler ve düzenlemelerin araştırılması ve gerçekleştirilmesi anlamına gelmektedir.

Bütün Avrupa ülkelerine benzer şekilde, Türkiye UNESCO Salamanca Bildirgesi ve Özel İhtiyaç Eğitiminde Eylem Çerçevesini (1994) onaylamıştır.

Bildirge özellikle bütünleştirme eğitiminin kamusal ve toplumsal avantajları hususunda nettir. ‘Bir bütünleştirme eğilimi bulunan normal okullarda ayrıştırma temelli tutumlarla mücadele edilmesi, hoşgörülü topluluklar oluşturulması, bütünleştirici bir toplum inşa edilmesi ve herkese eğitim hedefinin yakalanması açısından en etkili mekanizmalardır’.

Türkiye’de 1997 yılında yürürlüğe giren 573 Sayılı Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin ilk maddesinde şu ifadeye yer verilmektedir “Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı; özel eğitim gerektiren bireylerin, Türk Millî Eğitiminin genel amaçları ve temel ilkeleri doğrultusunda, genel ve meslekî eğitim görme haklarını kullanabilmelerini sağlamaya yönelik esasları düzenlemektir”. Bu husus Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’ nin 1. Maddesinde de yinelenmektedir, yönetmeliğin 5. maddesinde toplum, “eğitim ve istihdama katılım”’a ilişkin amaçlara yer verilmektedir.
Sonuç olarak, vizyon ve amaçlar düzeyinde, Türkiye’nin bütün vatandaşlarına yönelik fırsat eşitliği ve bütünleştirici bir eğitim sistemi sunma konusunda kararlı olduğu ve bu yaklaşımın uluslararası anlaşmalarla tutarlı olduğunu söylemek mümkündür.

BU OKUL UYGUN DEĞİL DERLERSE

Bu kadar şeyi niye mi anlattım?

Eylül ayı; yeni eğitim ve öğretim döneminin başlaması ile velilerin asli sorumnluluklarından birisi de “okulda çocuğun hakları”nı öğrenmek olmalıdır. Çocuğunuzun eğitim hakkı koruma altına alınmıştır. Bu koruma en önemlisi farklılıkların korunmasını, önlem alınmasını ve desteklenmesini içerir. Bir çok okul, özellikle özel okullar, diğer öğrencilere göre göreceli olarak daha az başarılı olan, daha çok emek isteyen öğrencileri eğitim sistemi dışına çıkarmak “çocuğunuz bizim okulumuzda çok zorlanır, başarısız olur” “çocuğunuzu başka bir okula alsanız daha iyi edersiniz, bu okul çocuğunuza uygun değil” gibi gerekçelerle velilere baskı yapmakta ve eğitim açısından yetersizlikleri ve özel gereksinimleri olan çocukları istememektedir.

Bu duruma artık bir son verilmesi gerekmektedir.

Veliler ve öğrenciler üzerinde yaratılan bu travma uluslarası sözleşme ve uygulamalara, anayasa ve diğer mevzuat hükümlerine aykırıdır. Özellikle özel okullar, eğitimde bütünleştirme uygulamaları ve “özel eğitim”in kendileri için bir zorunluluk ve yükümlülük olduğunun henüz ayırdında değildir. Hiç bir özel okul yukarıda yazdığım gerekçelerle hiç bir öğrenciyi okuldan uzaklaştıramaz. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından önemle ele alınması gereken konulardan birisi de “çocuğun eğitim hakkının”korunması konusunda göstereceği hassasiyet ve yaklaşım olmalıdır.

Yeni eğitim ve öğretim döneminde velilerin bu hakların bilincinde olarak, okullarla işbirliğine yönelik çalışmalar yapması gerekmektedir. Eğitim sistemimizde tüm okullar “bütünleştirme okulu” oluncaya dek bu hepimiz için “zorunlu” bir çabadır.

Bu konuya ilişkin kavramları, yasal dayanakları açıklamak gerekir; bunlar esas itibarıyla tek bir yazı konusu olamayacak kadar geniştir.

ÇOCUĞUNUZU OKULDAN ALMAYIN

Eğitim gereksinimleri ya da yetersizlikleri veya bazı davranış sorunları nedeni ile okuldan uzaklaştırılmak istenen çocuğunuzu okuldan almak zorunda değilsiniz! Ne çocuğunuzda ne de veli olarak sizde kalıcı hasarlar bırakan bu gibi tutum ve davranışlara karşı haklarınız konusunda aydınlanarak, bilerek mücadele edin, okul ile işbirliği yaparak birlikte çözüme yönelin, yöneltin. İyi ebeveynlik çocuğun sağlığına, beslenmesine, arkadaşlarına, boş zamanlarına, okuluna dikkat ve özen yanında haklarına da dikkat ve özen göstermeyi içerir.

Ne dersiniz bu değişim ve gelişim rüzgarlarının estiği bu Eylül, belki de okulda çocuğun haklarını öğrenmek için de uygun bir zamandır.

Av.Jülide Işıl Bağatur 
Odatv.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber