Bu haber kez okundu.

Okul Yöneticilerinin Sorunları ve Görevleri

Yöneticilerin temel görevi, öğrencilerin eğitimden en üst düzeyde yararlanabilmesi için okulun ve çevrenin kaynaklarını etkin şekilde kullanılmasını sağlamaktır. Yönetici karar vericidir ve verdiği kararlarla en iyi sonucu alma sorumluluğunu taşır. Ancak, bunu yapmak çoğu zaman hiç de kolay bir şey değil. Özellikle okullarımızın içinde bulundukları durum dikkate alınırsa, bu zorluğun daha da arttığını söylemek mümkün.

 

Okulların birçoğu fiziksel ortam ve eğitim donanımı açısından yetersiz. Bir yandan çağdaş eğitimden söz ederken, öte yandan daha en temel sorunlarını bile çözememiş okulların varlığı can sıkıcı bir durum.

 

Bugün özel okullarla rekabet edecek kalitede fiziksel imkanlara ve eğitim donanımına sahip birçok okulumuz olmakla birlikte kapısı, bacası kırık dökük, ısıtma sorunları çözülememiş, bahçesi bir şeye benzemeyen okullarımız olduğu da bir gerçek. Fiziksel yönden temel sorunlarını çözmüş birçok okulun da fiziksel yönden hiçbir estetik özelliğe sahip olmadığı da ortada.

 

Fiziksel ortamın kalitesi, insanın duygu ve düşünce dünyasında ve öğrenme motivasyonunda sanıldığından çok daha fazla etkili. Okul yöneticilerinden, bu fiziksel ortamın kalitesini arttırması bekleniyor. Ancak, bu sorunun çözümü, birçok açıdan okul yöneticilerinin imkanlarını ve yetkilerini aşıyor. Dolayısıyla, çocuklarımız öyle veya böyle kalitesiz ortam ve mekanlarda eğitim görmek zorunda kalıyor.

 

Yasal düzenlemelerden kaynaklanan sorunlar

 

Yöneticilerin karşı karşıya kaldıkları bir diğer sorun da, yasal düzenlemeler ve bu yasaların uygulanma biçimi. Elbette, herkes mesleki görev ve rollerini yasaların belirlediği çerçevelere uygun olarak yapmak zorunda.

 

Yasalardan ve yasa yapıcılardan beklenen, diğer tüm mesleklerde olduğu gibi, okul yöneticilerinin de görevlerini daha etkin şekilde yapmalarını kolaylaştırmaktır. Yöneticilerin vereceği kararların etki gücünü arttırmak, sorunları daha etkin şekilde çözmelerini sağlamak yasaların sağlayacağı zeminde mümkün.

 

Yöneticiler yasaların oluşturduğu bu güven alanında kendilerini özgür hissetmeliler. Okullardaki birçok sorunu çözmenin başlangıç noktası budur. Oysa ülkemizde, okul yöneticileri birçok açıdan kendilerini güvende hissetmiyor. Bu nedenle yöneticiler, okuldaki herhangi bir sorunun çözümünde inisiyatif kullanmak yerine en risksiz yolu seçiyorlar.

 

Kimi yöneticiler de neredeyse rutinin dışında hiçbir konuda okulu geliştirici bir kararın altına imza atmıyor. Yasaların ve yasa uygulayıcılarının, okul yöneticilerine kontrol edilmesi gereken memurlar olarak değil, desteklenmesi gereken liderler olarak bakmaları gerekiyor.

 

Okul-aile ilişkileri

 

Okul ile aileler arasındaki işbirliğini sağlamak okul yöneticilerinin en zorlu görevlerinden biri. Okuluna sahip çıkan, ihtiyaçlara karşı duyarlılık gösteren, yapılan çalışmaları destekleyen veliler bir eğitim kurumu için en büyük şans, böyle bir okulda yönetici olmak da ayrı bir keyiftir.

 

Ne var ki, yöneticilerin birçoğu bu kadar şanslı değil maalesef. Yaklaşık 1000 öğrencilik bir okulda, 2 bin’e yakın bir veli grubu vardır. Bu çapta bir okulda, tüm ilişkileri sağlıklı bir şekilde yönetmek gerçekten de büyük bir emek ister. Eğitim düzeyleri, ekonomik durumları, yaş grupları, kişilik yapıları, aile kültürleri birbirinden az çok farklı çok sayıda veli.

 

Bu velilerin anne-baba olmalarından kaynaklan hassasiyetleri de düşünüldüğünde, ne kadar büyük bir enerji ile karşı karşıya kalındığı daha iyi anlaşılır. Sonuçta bu enerji büyük bir değer de yaratabilir, risk de...

 

Kimi çocuğuna takar, kimi öğretmene, kimi okuldaki herhangi bir şeye. Kimi zaman haklı kimi zaman haksız bir çok şeyden şikayet eder dururlar. Bu enerji yükünün ortasında kalan yöneticiler, bazen günün büyük bir bölümünü velilerle ilişkilerin yönetimine harcamak durumunda kalıyor.

 

En önemlisi okul çalışanları

 

Yöneticiler için en önemli sorun kaynaklarından biri de okul çalışanlarıdır. Okul içindeki dedikodu kültürü, öğretmenler odasındaki fiskoslar, öğrencisiyle ve velisiyle iletişim kurmayı beceremeyen eğitimciler okul dinamiklerini bozabiliyorlar.

 

Ayrıca, meslektaşları ve yöneticileri ile sürekli çekişme halinde olup motive edici bir dil kullanmak yerine otomatiğe bağlanmış eleştiri dilini kullanan bazı öğretmenler de kurum içi negatif enerjinin kaynağı oluyor.

 

Baştan savma iş yapan, bir yapıp on yapmış gibi anlatarak pazarlama yapan ve sürekli iş yoğunluğundan şikayet eden eğitimciler ve çalışanlar sadece sorunların büyümesine katkı yaparlar. Bu ve benzeri iletişim ve ilişki sorunları, yöneticilerin yeterince başını ağrıtır. Ancak, etkili yöneticilerden de bu tür ilişki oyunlarını profesyonelce yönetmeleri beklenir.

 

Herkesin yönetme tarzı farklı

 

Okul yöneticilerinde olması gereken özellikleri şöyle sıralayabiliriz:

 

Kendini tanımalı ve yöneticilik tarzını keşfetmeli: Her yöneticinin yönetme tarzı birbirinden farklıdır. Bir yöneticinin başarılı olabilmesi için, kendi kişilik özelliklerini tanıması ve kendisi için uygun yöneticilik tarzını (geliştirici, adanmış, ilgili, bütünleşmiş vb.) keşfetmesi gerekiyor.

 

Profesyonel olduğunu unutmamalı: Yöneticilikle ilgili faaliyetler, hayatın tümü haline getirilmemeli, işin bir parçası olarak görülmeli. İşini yaparken, duygularını yönetebilmeli. Bilgi ve akıl odaklı yöneticilik yapmalı.

 

İlkelerle hareket ettiğini göstermeli: Kurum içinde adalet, eşitlik, saygı, hak kavramlarını yaşayan değerler haline getirmeli. Bu değerleri de şahsında somutlaştırıp örnekleştirmesi gerekiyor.

 

Otoritesini, makamından daha çok insani ilişki kalitesinden almalı: Gücünü makamından alan yöneticilerin çoğu, makamdan ayrılınca aynı saygınlığını koruyamazlar. Bu nedenle, insani ilişkilerin gerektirdiği dürüstlük, açıklık, saygı gibi değerleri yöneticiliğin bir gereği olarak değil, insan olmanın bir gereği olarak görmeli.

 

Tepkilerini, kişiye değil, eylemine yöneltmeli: Okul çalışanlarının, görevleri ile ilgili suistimalleri karşısında haklı olarak yetki kullanımı söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda, kişi hedef haline getirilmemeli, eyleminin gerektirdiği kadar bir yaptırımla yetinilmeli.

 

Yöneticilik becerilerini geliştirmeli: Ülkemizde birçok yönetici maalesef eğitim yönetimi ile ilgili hiçbir kaynağı takip etmiyor. El yordamıyla ve sezgilere dayalı olarak yapılan yöneticiliğin günümüz bilgi birikimiyle örtüşmeyeceği açık. Bu nedenle, yöneticilerin mutlaka alanıyla ilgili okumalar yapması ve kendini geliştirmesi gerekiyor.

 

Bir okulda, iyi bir yönetici harika işler yapabilir. Sonuçta, ülkemizin ve eğitim sistemimizin sorunları ortada. Elbette bir yöneticiden tüm eğitim sorunlarını çözmesi beklenemez. Ancak, ideallerini ve heyecanlarını kaybetmeyen bir yöneticinin çok şey yapabileceği de açık.

 

Okul yöneticisi olup hiçbir değer üretmeyen, işgal ettiği makamın gerektirdiği becerilere sahip olmayan, görevini suistimal eden yöneticilerin aksine, mesleğini hakkıyla yerine getirmeye çalışan ve her tür saygıyı hak eden yöneticilere gerçekten de çok ihtiyacımız var.

 

Yrd. Doç. Dr. Oktay AYDIN - Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi

 

mebpersonelleri.com

 

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber