Bu haber kez okundu.

Öğretmeninden Bakan Avcı\'ya 2. Açık Mektup

'Sayın Nabi Avcı…

Sevgili Nabi…

Nabi…

Hitaba uygun sözcüğün hangisi olacağı konusunda kendimle ihtilafa düştüğümü İtiraf edeyim.

Sayın’la girmek istedim söze…vazgeçtim. Sözcüğün, saygınlık bağlamında sıradanlaştırılmışlığı, anlam ve önemini yitirmişliği geldi aklıma… ondan vazgeçtim.

Sözcük üzerinde kasıtlı yaratılan bozulmuşluğa, kahredip dururken, bugünkü konumu ne olursa olsun, bir eski öğrencime sayın diyerek hitap etmeyi üzerime düşüremedim…

Ayrıca öğretmeni, öğrencisine sayın der mi..; derse öğretmen-öğrenci ilişkisinin büyüsü bozulmuş olur mu?... Onu da bilemedim.

Sevgili Nabi; diyerek girmek istedim söze… vazgeçtim. Zira, olanlar karşısında, sevgi ile yadedilecek geçmişin sade, duru ve samimi anılarından başka bir şey kalmamışlığına da kahredip bu sözcükle hitap etmeyi de düşüremedim üzerime…

Nabi… diyerek, söze girmek en iyisi gibi… geldi bana.

Sen bunu, 40 yıl öncesine giderek, öğretmeninin sınıfta sana doğrudan hitabıymış gibi algıla… Gelebilecek farklı kaba-saba yorumlara takılma… Dinle onu.     

O sizleri hiç dinlemezlik etmedi… Sizler üzerinde hiçbir emrivaki (dayatma) uygulamadı. Uygulamak isteyenlere de ilk o karşı durdu. Bu nedenle dinle onu.

Ne var ki; bu gün, uygulama konumundan çok; bir biat adına dayatmaları uygulatma konumunda oluşun üzüyor ve kahrediyor onu.

Dönüp soruyor kendisine: Nabi bu mu(ydu)!?.

Sınıfın gönüllü sözcülüğüne soyunan 43 yıl önceki o Nabi Avcı’yı görmek istiyor hala o.

Mantığıyla, okuyarak kazandığı edinimlerle, toplum yararına olmayan gidiş ve girişimlere, akıl dışı davranışlara, dayatmalara, haksız uygulamalara cesaretle karşı duran Nabi Avcı’yı özlüyor. Bulamadıkça da kahroluyor… o senin öğretmenin!.

Dönüp yine soruyor… Nabi bu mu?

Nabi;

Senden iki şey olmazdı… Bürokrat ve siyasetçi…

İkisini de oldun…Ve bu oluşlar, asıl olabileceğin “bilim adamlığı”nın önünü kesti!... Yüz yıl sonra bile, saygınlıkla anılabilecek bir konumdan; bir dönemlik iktidar sonrası unutulmaya mahkum bir konuma itti seni.

Ülkenin 90 yıllık siyasi geçmişinde, senin makamından kimlerin gelip geçtiğine…. ve  bu gün kaç tanesinin hatırlandığına şöyle bir bakarsan daha iyi anlarsın ne demek istediğimi… Bakanlık koridorlarında fotoğraflarından başka ne bırakmışlar geriye, birkaçı dışında…!?...

Eğitimin uzun vadeli bir yatırım oluşu ana fikrinden hareketle, aklın, izanın ve vicdanın gösterdiği yönde, ülkenin gerçek ihtiyaçlarını art niyetlere, kişisel inat ve ihtiraslara kurban etmeden, kula kullar değil, fikri hür, vicdanı hür, demokrasiye adam yetiştirme yönünde tedbirler alınıp, planlamalar yapıla bilmiş olsaydı, bu gün bu ülkede eğitim sorunu çoktan, hem de kökten, çözümlenmiş olmaz mıydı!?...   

Bu yönde atılan adımlar hep yetersiz, hep atıl kaldı. Eğitim, siyasetin kör cehaletine, bireysel ihtiraslara, kendi kalıbında adam yaratma plan ve projelerine terk edildi hep. Devri iktidarınız döneminde de iyileştirici adımlar atıldığı söylenemez. “Adam yetiştirme’nin” kuralları değişmedi hiç!... Tersine, okullar, öğrencisiyle, öğretmeniyle, programıyla, yatırım ve teşvikleriyle…yeni yeni icadedilen sınav sistemleriyle, ticaret-medrese-siyaset üçgeni içinde biat temelli, sormayan, sorgulamayan, teslimiyetçi, esaretçi zihniyete teslim ve mahkum edildi. Ve en olmazı da oldu. Bu esaretçi sisteme “Demokratik eğitim ve özgürleşme!...” adı verildi. Ne inandırıcı değil mi ama!!?.. Ve sen de patronu yapıldın bu yalancı sistemin!..

 

Hani o meşhur deyişle, yetkililerin bilgisiz, bilgililerin yetkisizliğinden yararlanarak, , arka bahçeye adam yetiştirme siyaseti kirletti eğitimi. Ya eğitimin ticarileşmesi..O, bir başka dert!..

Dert büyük. Mektubum öyle çabucak bitivermeyecek. İş ciddi!.. Ülkenin geleceği söz konusu.

Eğitimin ticarileştirilmesi mektubumun ilerleyen bölümlerinde (belki de 2. belki de 3.)devam edilecek… Ama bir kaç cümlemi de bu araya sıkıştırmadan geçemeyeceğim…

Dersanelerin özel okullara dönüştürülme projesi düşüverdi gündeme. Teşvik adına;

A-Öğrenci garantisi… sözü verdiniz.  (Ağlayan bebeye hesapsız emzik vermekti bu aslında)

B-Her öğrenci için 4500 TL devlet teşvikinden söz ettiniz!..

El insaf mı diyelim!... Siz kimsiniz mi diyelim… !?..

Öğrenci garantisini nasıl verirsiniz!?.. Başbakan, muhaliflerine, isteyen veli, çocuğunu istediği okula gönderir, İmam Hatip’lere de gönderir, derken, siz nasıl oluyor da öğrencileri özel okullara yönlendirme sözü verebiliyorsunuz!?.. Öğrencileri özel okullara yönlendirme adına yeni dayatmaların mı peşindesiniz!?.. Resmi okulların işlevini sınırlandırıp, kısıtlayıp, olanaklarını daraltıp, özel okullara aktaracağınız kaynaklarla “cazibeler yaratarak” “tercih dayatması” mı yapacaksınız!?...  Hatırladığım kadarıyla, özel hastaneler için de “müşteri bizden” garantisi vermiştiniz… Özel hastaneler yeterli müşteriyi bulunca da işte olanlar oluvermiş…ve %200’e kadar ücret farkı almayı dayatıvermiştiniz)

Lütfen, Anadolu’nun Bilecik’inden çıkmış, bir Anadolulu olarak, kendi üzerinden ver bu sorunun cevabını… Bu gün üzerinden değil, “o gün’ün Nabi’si” üzerinden… paralı bir okula yönlendirilme dayatması ile karşı karşıya bırakıldığını hiç değilse, hayalen düşün de ver!... Kahredici geliyor değil mi!?..

Gelelim 2. maddeye… Öğrenci başına 4500 TL teşvik!...  Bu teşvikten yine zaten özel okula gidebilecek olanların yararlanacağı açık değil mi!?… Dersane, ücreti 2500 TL. Özel Okul; 15.000 TL. 4500’ünü sen verdin… kalan 10.000’i ne olacak!?... Senin vereceğin 4500 TL, kaç kişiyi ikna edecek!?... İşte örnek: Vereceğin kahvaltı teşviki, asgari ücretliyi 5 yıldızlı otele çekebilir mi sanırsın!?... Bir diğer boyuttan bakalım bir de…  

Diyelim ki; halk, dönüşen okulların da fedakarlık göstermeleri ile, özel okullar beklenenden çok rağbet gördü, 500.000 kişi hücum etti!...(ki 1000.000’da olabilir) Yapılmıştır herhalde  basit bir maliyet hesabı:  

4500 X 500.000 = 2.250.000.000TL. (Bir milyon olursa hesap 5 milyar’a dayanır..)

a)Bu bedele, bir de dönüşüm teşvik bedelleri de eklendiğinde, devletin Milli Eğitim

bütçesi bunu nereden ve nasıl karşılayacak!?... Ek Eğitim Vergileri mi gelecek?.. Kaynak ne?.. Halkın cebini kendi kasası sanan bir zihniyetle eğitimde çare aramak… daha ne kadar… nereye kadar…!?..  Nabi Avcı’nın gözlerini bağlayan, gömez kılan güç… sadece biat mı!?...

b)Ya hele, dönüşüm sonrası… bu talep iki kat olursa… yandı gülüm keten helvası…

Yok eğer “olmaz” üzerinden gidiliyorsa, “dönüşüm” bir aldatmaca olmaktan öte gitmeyecek demektir…Aldatmaca ile kamu oyunun niçin meşgul edildiği sorusu akla gelmez mi o zaman!

Gerek dönüşümün, getireceği yeni yükler ve olumsuzluklar, gerekse, Milli Eğitimin hali-hazırda içinde bulunduğu, saymakla bitmez-tükenmez imdat çığlıklarıyla çözüm bekleyen sorunlara, açmazlara… mektubumun devamında değinmek isterim... Ama şunu peşinen söylemem gerekiyor ki; dönüşüm planlarınız ve teşvikleriniz yandaşlarınız dışında ne kimseyi, tatmin eder ne de kimseyi ikna edebilir.

Bu cümleden olarak, ileri sürülen gerekçelerle ve vaat ettiğiniz teşviklerle…dersanelere kilit vuramazsınız!.. Vuramayacaksınız!.. Artık yeni kaoslara ülkenin tahammülü yok!..     

05 Aralık 2013

Mehmet Halil Arık

Emekli eğitimci – DENİZLİ ([email protected])''

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber