Bu haber kez okundu.

MÜDÜRLER MEB\'İ DAVA EDİYOR!

PERSONELMEB.NET/ÖZEL HABER

 

İşte bir ilçe milli eğitim müdürünün dava dilekçesinden alınan bir bölüm.

 

"

(...)

Bir memurun kariyeri ek göstergesi ile değerlendirilir. Bu durumda 1/4 ünde maaş alan bir eğitim uzmanının ek göstergesi 2200 dür. 1/4 de bulunan bir öğretmenin ek göstergesi ise, 3000 dir. Bu durumda, Sırasıyla saydığımda; bir ilçe milli eğitim müdürünün emrinde çalışan ve 1/4 dünde maaş alan şube müdürü, milli eğitim şefi, okul müdürü, okul müdür başyardımcısı, okul müdür yardımcısı ve öğretmenden daha alt bir göreve atanmış bulunmaktayım.

         

6528 Sayılı Yasanın 25. maddesine istinaden ilçe milli eğitim müdürlüğü görevime son verilerek il emrine eğitim uzmanı olarak atandım. Aynı gün yerimize asil atama yapılıncaya kadar .........ilçesindeki görevime tekrar görevlendirildim. Şu anda Milli Eğitim Bakanlığı yeniden görevlendirme yapmaya başladı. İlçedeki başarılarımızdan dolayı il milli eğitim müdürlüğünce, tekrar .........ilçesine atanmak için teklifimiz yapıldığı halde, öyle tahmin ediyorum ki yargıya müracaat zamanımızın geçmesini  bekleyen bakanlığımız, atamamızı gerçekleştirmemektedir. 

        

Daha önce değişik KHK ve kanunlarla yapılan benzer görev değişiklikleri ile genellikle görevden alınanların özlük hakları korunurken, yeni MEB teşkilat yasasına önergeyle sonradan dahil edilen il milli eğitim müdür yardımcıları ve ilçe milli eğitim müdürleri özlük hakları açısından tedricen mağdur edileceklerdir. Muhtemelen bu durum, komisyonda acele ile verilen değişiklik önergesinden kaynaklanmıştır. örneğin benim ilçe milli eğitim müdürü olarak şu anda aldığım ek ödeme miktarı 666 sayılı KHK ' nın Ek (I) Sayılı cetvelinde % 180 olarak belirlenmiş iken, atamamın yapıldığı eğitim uzmanının ek ödemesi % 115 tir. Bu durumda; kadrosu normal eğitim uzmanı olan memur benim durumuma gelene kadar benim maaşım dondurulacaktır. Bu da ciddi manada telafisi mümkün olmayan hak kaybıdır.

      

Yine Devlet Memurlarının zam ve tazminatlarının gösterildiği 2006/10344 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararında ilçe milli eğitim müdürünün özel hizmet tazminatı % 135 iken, eğitim uzmanının özel hizmet tazminatı % 100 olarak geçmektedir. İş temininde güçlük zammından kaynaklanacak az bir farkı da hesaba katmazsak bile benim aylığımdan en az toplamda EYDM aylığının % 100 kadar bir eksilme söz konusu olacaktır. Her ne kadar aradaki fark, fark kapanıncaya kadar tazminat olarak ödenecek denmiş ise de, eğitim uzmanı aylığı ilçe milli eğitim müdürünün aylığına yetişinceye kadar yani yaklaşık 6 yıl boyunca aylıklarının sabit kalacağı ve memur maaşlarına yapılacak zamlardan faydalanamayacağım demektir. Bu da, telafisi mümkün olmayan bir hak kaybıdır. Çünkü, aradaki yaklaşık olarak 731 TL.lik fark, yakın geçmişteki yıllık artışlara bakıldığında ancak 6-7 yılda kapanabiliyor.

 

Yapılan bu haksız işlemin; bağımsız Yargıda personel lehine sonuçlanan davaları etkilemeye yönelik olarak idari yargı kararlarına müdahale niteliğinde ve yargı denetimini etkisiz kılmak amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. 

 

İlçe milli eğitim müdürlerinin, çok daha alt düzeyde, Açıkça Anayasaya aykırı olan kanunla eğitim uzmanı kadrolarına atanması, İdare için bağlı yetki haline getirilerek bu işlemlerin idari yargıda iptalini önlenmeye çalışılmaktadır. Böylece personel lehine sonuçlanan davalardaki yargı kararlarının gerekçesi de ortadan kaldırılmak istenmektedir.

        

Görev tanımı bile belli olmayan eğitim uzmanı kadrosu ile ilçe milli eğitim kadro görev unvanı arasında hiçbir benzerlik olmadığı gibi, bu kadrolarla ilçe milli eğitim kadrosu arasında ek gösterge ve tazminat oranları bakımından da büyük farklılıklar vardır.

 

Anayasa’nın 128 inci maddesi uyarınca, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Yasama organı bu bağlamda kanunla düzenleme yaparken, Anayasa’nın 11 inci maddesi gereğince, Anayasa’nın diğer hükümlerine de uygun hareket etmek zorundadır.

    

Her şeyden önce yasa ile yapılan düzenlemelerde, Anayasa’nın kanun önünde eşitlik ilkesine, hukuk devleti ilkesine uygun hareket edilmesi ve ilgililerin kazanılmış haklarına dokunulmaması gerekir. Kazanılmış hakların korunması, hukuk devleti ilkesinin gereğidir. Hukuk devletinde bütün devlet faaliyetlerinin hukuk kurallarına uygun olması önemli ve temel bir ilkedir.            

         

Aynı Yasa ile, kadrolu il milli eğitim müdürlerinin de görevlerine son verilmiştir. Ancak, il müdürleri mağdur edilmeyerek, özlük hakları korunup bunlar için tekrar il milli eğitim müdürlükleri kadrosu ihdas edilerek, il milli eğitim müdürü olarak Bakanlık emrine alınmışlardır. Oysa Anayasanın 10.cu maddesi, "Hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."  "Devlet organları ve idare makamları bütün işlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."  burada yasa koyucu personeli arasında ayırım yapmak suretiyle Anayasayı ihlal etmiştir. İl milli eğitim müdürlerinin özlük haklarını koruyarak eşdeğer kadro ihdas ettiği halde, ilçe milli eğitim müdürlerini ise; konumlarına göre hiyerarşik olarak çok daha alt düzeyde bir kadroya atamak, Anayasanın bu maddesine ters olduğu gibi, personel arasındaki eşitlik ilkesine de terstir.

       

Anayasa’da yer alan hukuk devleti ilkesi, Anayasa’nın temel ilkelerinden biridir. Hukuk devleti; yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan, adaletli bir hukuk sistemine dayanan devlet düzeninin adıdır. Hukuka güvenin, kamu düzeninin ve istikrarın korunması da kazanılmış hakların korunması ilkesine bağlılık ile mümkündür.

Kazanılmış haklar, hukuk devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurdur. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan uygulamalar Anayasa’nın 2 nci maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir.” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi, toplumsal kararlılığı ve hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.

 

Anayasa’nın 10 uncu maddesinde öngörülen kanun önündeki eşitlik ilkesi, yasama ve yürütmenin yetkilerini kullanırken uymak zorunda oldukları Anayasa ve temel hukuk ilkelerinin en önde gelenlerindendir. Yasama ve yürütme, idare edilenler yönünden, hak yaratırken ve külfet getirirken, bu ilkeye uygun davranmakla yükümlüdürler. Anayasa’nın 10 uncu maddesi “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” şeklindeki amir hükmü ile bu hususu net olarak ifade etmektedir.

 

Yani, bu personel karar verirken ve ileriye yönelik plan yaparken yasalara ve hukuka güvenmiştir. Yürürlükteki bir kanuna göre gelecek hakkındaki kararını veren ve hak sahibi olan kişiler, haklarını ilerde çıkacak bir kanunla kaybedecekleri kuşkusu içinde yaşarlarsa ne hukuksal güvenceden, ne de hukuka ve devlete güvenden söz edilemez. Oysa Anayasa Mahkemesi’nin  kararlarında da belirtildiği gibi,  hukuk devletinin en önemli unsurlarından biri de “güvenilir” olmasıdır.

 

Kanun önünde eşitlik ilkesine ve kazanılmış hakların korunmaması nedeniyle hukuk devleti ilkesine aykırılık, söz konusu içe milli eğitim müdürlüğüne; okul müdürlüğü, ilçe milli eğitim şube müdürlüğü görevlerinden sonra atanmış bulunmaktayım.  Bu görevlilerin çoğu, özverili çalışmaları ve belli mesleki kariyerleri nedeniyle bu kadrolara atanmışlardır. Bunların birikimlerinin, çalışma ve çabalarının ürünü olan unvanları, bir kalemde ellerinden alınmakta; gelecekteki yükselme şansları yok edilmektedir.

 

Sırf İdari Yargının önünü kesmek için bu personelin idari yargı haklarını ellerinden alacak şekilde kanun çıkarmak, Anayasa’nın sosyal hukuk devleti niteliği ile bağdaşmaz. Bu şekildeki bir kanun, Anayasanın 11 maddesindeki "kanunlar anayasaya aykırı olamaz" hükmüne aykırıdır.

 

Atamamın öngörüldüğü eğitim uzmanlığı kadrosu daha önce de belirttiğim gibi, statüsü, hiyerarşik konumu, mali ve sosyal hakları bu kişilerin mevcut haklarından çok kötü olan, bu özellikleri itibariyle keyfiliğe açık ve gerçekte de bu şekilde uygulanan bir kadrodur. Eğitim uzmanlığı kadrosu, ilçe milli eğitim müdürlüğü kadrolarına göre hiyerarşik olarak çok daha alt düzeyde bir kadrodur.

 

Çalıştıkları kurumun orta ve üst düzey yöneticileri olan ilçe milli eğitim müdürleri; kazanılmış hakları olan mevcut kadro ve pozisyonları, hiyerarşik konumları, mali, sosyal ve benzeri her türlü özlük haklarının korunup gözetilerek, mevcut unvanlarıyla aynı veya bunun olanaksız olması halinde en azından ona eşdeğer bir kadroya atanması aklın ve adalet duygusunun bir gereği, Anayasada öngörülen hukuk devleti ilkesinin zorunlu bir sonucudur.

 

“Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerinde belirtilen sosyal hukuk devleti insan hak ve hürriyetlerine saygı gösteren, kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde yaşamalarını güvence altına alan, kişi ile toplum arasında denge kuran, çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için sosyal, iktisadi ve malî tedbirler alarak çalışanları koruyan ve insanca yaşamalarını sağlayan, işsizliği önleyen, millî gelirin adaletli dağıtılması için gerekli tedbirleri alan, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyan devlettir. Çağdaş devlet anlayışı, sosyal hukuk devletinin tüm kurumlarıyla Anayasa’nın özüne ve ruhuna uygun biçimde kurulmasını ve işlemesini gerekli kılar. Sosyal hukuk devletinde kişinin korunması, sosyal güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanmasıyla olanaklıdır.” (Anayasa Mahkemesinin E: 1988/19, K: 1988/33 ve E: 1999/50, K: 2001/67 sayılı Kararları)

6528 sayılı Yasa’nın 25 maddesi ile “sosyal hukuk devleti” gereği ilçe milli eğitim müdürlerinin haklarının korunması bir yana, tam tersine  bu idarecilerin mevcut statü ve konumları, nitelikleri, kariyerleri, kazanılmış hakları yok sayılmakta, kendi istek ve iradeleri dışında ve herhangi bir haklı neden yokken, görev unvanları büyük ölçüde düşürülerek henüz konumu, statüsü ve görev tanımı yapılmamış ve uygulamada “şef veya memura denk” sayılan pasif  bir kadroya atanması öngörülmektedir.

 

Yani iptali istenen hükümle çalışanların korunması bir yana, kazanılmış hakları ile birlikte gelecek beklentileri bile ellerinden alınarak mağdur edilmektedir.

 

Anayasa’da yer alan hukuk devleti ilkesi, Anayasa’nın temel ilkelerinden biridir. Hukuk devleti; yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan, adaletli bir hukuk sistemine dayanan devlet düzeninin adıdır. Hukuka güvenin, kamu düzeninin ve istikrarın korunması da kazanılmış hakların korunması ilkesine bağlılık ile mümkündür.

 

Kazanılmış haklar hukuk devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlarındandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan uygulamalar Anayasa’nın 2 nci maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi, toplumsal kararlılığı hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez."

 

DAVA DİLEKÇESİ İÇİN TIKLAYINIZ

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber