Bu haber kez okundu.

MEB’de Stratejik Plan Hataları

MEB ilk stratejik planı 2010-2014 yılı için hazırlamıştır. Bakanlığa bağlı tüm kurumlar da kendi planlarını hazırlayarak bu ilk beş yılı tamamlamışlardır.Bu planın uygulanmasına yönelik birçok sorun yaşanmıştır. Bağlı kurum müdürlükleri bakanlığın hedeflerine uygun şekilde kendi planlarını hazırlayamamış, dönem içerisindeki önemli değişiklikler nedeniyle planlar revize edilmesi gerekirken bunu yapamamış, yıllık izleme raporları hazırlanmamış ve sonuç itibariyle hem kurumlar açısından hem de bakanlık açısından konulan hedeflerin çoğuna ulaşılamamıştır. 


Bakanlığın ikinci stratejik planının 2015-2019 yıllarını kapsayacak şekilde hazırlanması gerekiyordu. Bu yeni planın hazırlanmasında Bakanlık, edindiği tecrübeyle daha doğru adımlar atmaya çalışmıştır. Çalışmalara 2013 yılında başlamış, kendi planını önceden hazırlayıp bunu açıklayarak,  tüm teşkilat birimlerinin bu ana plan hedeflerine uygun şekilde kendi planlarını hazırlamaları yönünde bir takvim ortaya koymuştur. Ancak bu takvime göre 2014 yılı ortasında açıklaması gereken bakanlık planını açıklayamamış, tüm kurumların 31 Aralık 2014 tarihi itibariyle onaylanması gereken stratejik planları da dolaylı olarak geç kalmıştır. Bu gün itibariyle hala Milli Eğitim Bakanlığının stratejik planı yayımlanamamıştır.


Sürecin sıkıntılı gitmesi bir yana içerik itibariyle stratejik palanda çok önemli hatalar yapılmaktadır. Daha önce yapılan bu hataların devam etmesi durumunda Bakanlık yine başarısızlığa ve hezimete uğramaya mahkûm olacaktır.


Bu hatalardan birisi okullaşmaya ilişkin hedeflerdir. Bakanlığın ve il-ilçe milli eğitim müdürlüklerinin koyduğu okulöncesi, ilköğretim ve ortaöğretim okullaşma hedeflerinin tamamında hata vardır.  Bunları ele alırsak;


MEB 2014 faaliyet raporu ve istatistikleri incelendiğinde Bakanlığın özellikle okulöncesinde  stratejik plana koyduğu hedefi gerçekleştirmede son derece başarısız olduğu ortaya çıkmıştır. Bunun sebeplerinden birisi hedef  kriterlerinin  doğru konulmamasıdır.  


Önceki yıllarda ve halen okul öncesi eğitim 3-5 yaş çocuğunu kapsayan bir eğitim olarak tanımlanmaktadır. Oysa okula kayıtta kriter farklıdır. Kademeli eğitime geçişle birlikte  öğrencilerin ilköğretime kayıt yaşlarında da değişiklik yapılmıştır.  Yeni duruma göre İlkokula kayıt yaptıracak çocuklar Eylül ayı itibariyle 66 ayını dolduran çocuklar olup bu yaş grubu 5,5 yaşa denk gelmektedir. Bir yıl sonra ilkokul birinci sınıfa kayıt yaptıracak okulöncesi öğrencileri ise 4,5-5,5 yaş arasındaki çocuklardır. Öyleyse bakanlığın okul öncesinde koyacağı okullaşma hedefi öncelikli olarak  bu grup olmalıdır. Bu grup yani Eylül ayı sonu itibariyle 54-66 ay arasındaki çocukların okullaşması için hedef konulmalıdır. Oysa bakanlık hala, yıl baz alarak (3-5 yaş veya 5 yaş gibi) hedef koymaktadır. Halbuki 5 yaşın karşılığı 60-72 aylık çocuklardır.  Bu çocukların yarısı anasınıfı diğer yarısı 1. Sınıf kapsamındadır. Böyle bir yanlış hedefle doğru sonuçlara ulaşmak mümkün değildir. 


Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz. Öncelikle cetvelin düzeltilmesi gerekir. İlgili genel müdürlüğün bu hatayı görerek, doğru hedefler koyması gerekirken, önceki dönemde okulöncesi okullaşma oranını % 70’in üzerine çıkarılma hedefinin ancak % 38 olarak gerçekleşmesini basın organlarına hala başarı olarak ifade edilmesi inanılmaz bir durumdur. Yeni dönemde de aynı hedefin konulacağı açıklanmıştır. Bu yaklaşımla sorunun çözülmesi imkânsızdır.


Bakanlığa tavsiyem; okulöncesinde okullaşma hedefinde kayıt ayını esas alması, bir yıl ve iki yıl sonra ilkokula kayıt yaşı gelecek öğrenciler şeklinde hedefleri ayırması, buna göre  


Bir sene sonra ilkokula kaydı yapılacak 54-66 aylık çocuklar için hedef….

İki sene sonra ilkokula kaydı yapılacak  42-54 aylık çocuklar için hedef….

36-42 aylık çocuklar için hedef….


şeklinde üç ayrı grupta ele alması, her gruba mevcut okullaşma oranlarına uygun hedefler koyması, özellikle 4,5-5,5 yaş çocukları için konulacak hedefin dönem sonunda % 100’e ulaşacak şekilde olmasıdır. 


Liselerde okullaşma hedefinde yapılan en büyük yanlış ise ortaöğretim kurumlarına devam eden öğrencilerin kayıt sisteminin ikamete dayalı olmadığının gözden kaçırılmasıdır. Liselere kayıtta öğrencilerin büyük çoğunluğu kazanmış oldukları başka illerdeki, başka ilçelerdeki başka mahallelerdeki okullara gitmektedirler. İlçe milli eğitim müdürlükleri ortaöğretimde okullaşma hedefi koyarken ve bu hedefe ulaşıp ulaşamadığını izlerken hiç olmayacak şekilde ilçesindeki kayıtlı lise öğrenci sayılarını esas almaktadır. Örneğin A ilçesindeki çağ nüfusunu ve bu ilçedeki liselerdeki öğrenci sayısını karşılaştırarak okullaşma oranını bulmaktadır. Oysa  o ilçedeki lise öğrencilerinin çoğu başka ilçelerden gelmektedir. O ilçenin çocukları da başka ilçelerdeki veya illerdeki okullara gitmektedirler. Bu şekilde gerçek okullaşma oranın bulunması mümkün değildir.


İlçeler bazında ortaöğretimde okullaşma hedefli konulurken aynen ilkokullarda olduğu gibi adrese dayalı veri esas alınmalıdır. O ilçedeki oturan öğrencilerin ortaöğretime devam edip etmedikleri, devam etmiyorsa kimlerin devam etmediği, bunların devamının sağlanması aynı ilçenin sorumluluğunda olmalıdır. Bunun için öncelikle Bakanlığın e-okul sisteminde düzenleme yapması gerekmektedir.  Bir ilçede ikamet eden çağ nüfusundaki öğrenciler hangi ilde ve ilçede öğrenime devam ederse etsin bu ilçenin okullaşma oranı olarak ortaya koymalıdır. Ancak liselerdeki okullaşma sorunu bu şekilde çözülebilir. 


Konunun uzmanı olmayanlar için daha anlaşılır olması amacıyla bir örnek vermek istiyorum. A ilçesi mili eğitim müdürlüğünden ortaöğretimde okullaşma oranı isteniyor. Okullaşma oranı % 120  diyor. Çünkü ilçede birkaç özel okul var ve bunlara diğer ilçelerden taşınan öğrenciler var.  Okullaşma oranı çok yüksek. Zannedersiniz ki ilçedeki tüm çocuklar liseye devam ediyor.  Sorun yok gibi görünüyor.


Peki diyoruz, sizin ilçenizde ortaokulu bitirip hala ilçenizde ikamet eden ve liseye devam etmeyen kaç çocuk var? Cevap yok.  


Sorun burada gün gibi ortaya çıkıyor. A ilçesinde ikamet eden çocuğu B ilçesindeki okula yerleştiriyoruz. Okula devam etmiyor. B ilçesi çocuğa ulaşamıyor.  A ilçesinin ise durumdan haberi yok. Oysa okullaşma açısından kendisinin sorunu. Bu sistem bozukluğu yüzünden ortaöğretimde okullaşma oranı düşük. Çünkü okullaşmanın kriteri yanlış, okula gitmeyenin takibi ve okula kazandırılması konusunda takip sıkıntısı var.


Bakanlığa tavsiyem; ortaöğretim kurumlarında da aynen ilköğretimler gibi adrese dayalı okullaşma oranı belirlenmeli, her ilçe, her il kendi ilinde ve ilçesinde ikamet eden çağ nüfusunun okullaşmasına yönelik hedefler koymalıdır.


Unutmadan aynı sıkıntı okulöncesi eğitimde de var. Okulöncesinde de ikamete göre okullaşma oranı alınmalıdır. Yoksa okullaşma oranı % 150 çıkan ilçede gerçek okullaşma oranın % 50 olduğu, ilçedeki çocukların yarısının okula gitmediği karşınıza çıkıveriyor.


Stratejik planla ilgili daha birçok hata var. Plan hazırlama sürecinde Bakanlığa her zaman katkı sunmaya hazırız, yeter ki yardım istensin…  Sesimi duyan var mı?


Doğan CEYLAN

Yönetim Bilimi Uzmanı

Maarif Müfettişi

egitimajansi.com


BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber