MEB; NE BİLİYORSAM HEPSİNİ ANAOKULUNDAN ÖĞRENDİM DEDİRTEBİLMELİ

Çocuklar Yetişkin Olunca Müdahale Etmek İçin Çok Geç

Ne biliyorsam hepsini anaokulundan öğrendim… Robert Fulghum’un yirmi beş küsur yıl önce yazdığı New York Times’da çok satanlar listesinde bir numaraya oturmuş kitabı. Milyonlar satmış, tüm dünyada ses getirmiş, kısa etkileyici hikayelerden oluşan bir kitap. Bu kitapta asıl ilgimizi çeken kitabın adı. İsme bakar mısınız, ne biliyorsam hepsini anaokulundan öğrendim…

Bir Kum Havuzu O Kadar Çok Şey Öğretir ki

Bizim kültürümüzde, kişinin çocukluğundaki huylarının özelliklerinin değişmeyeceği, ihtiyarlığında da süreceği anlamında; yedisinde neyse yetmişinde de odur deriz. Yine bu bağlamda, çocuğun yedi yaşına kadar çeşitli huylar edinip, ihtiyarlasa da bu huyların değişmeyeceği anlamında can çıkmadan huy çıkmaz deriz. Bunlar daha çok günlük bilgiye ve deneyime dayalı halk felsefemizdir. Burada anlatılmak istenen tam da bu kitabın adı gibidir. Ne biliyorsam anaokulundan öğrendim… Kişi anaokulu döneminde hem öğrenmelere çok açıktır hem de hızlı öğrenir verilen her şeyi. Düşünsenize o dönemde bir çocuk bir kum havuzundan bile o kadar çok şey öğrenir ki; her şeyi paylaşmayı, adil oynamayı, insanlara vurmamayı, kendisine ait olmayan bir şeyi almamayı vs.

İlk Yedi Yıl Bana Ver Geriye Kalan Altmış Üç Yıl Senin Olsun

Evet ne de güzel bir atasözü olur değil mi? İlk yedi yıl bana ver çocuğu, geriye kalan altmış üç yıl senin olsun. Bir binanın temelinin olması gibi, insanın temeli de ilk yedi yılda atılır. Bu temel eğitim sistemi ve aile içinde ne kadar desteklenirse bu çocuk o kadar sağlıklı olur, ilerleyen yıllarda. Modern psikoloji teorileri özelde gelişim psikolojisi de bunu desteklemektedir. Sigmund Freud’un psikoseksüel kişilik kuramına göre de özellikle ilk üç dönemde (oral-anal-fallik) yani ilk altı yaşta yaşananlar bireyin kişilik özellikleri üzerinde belirleyici ve önemlidir. Yine Freud’un takipçisi sayacağımız Erik Erikson’da psikososyal kişilik kuramında bu ilk üç dönemi çok önemser ama Freud’dan farklı olarak ilk altı yıl yaşananların ileride bu statiklikten kurtulabileceğini savunur. Erikson bu dönemlerin temel güven, özerklik ve girişimcilik özelliklerinin kazanılması adına önemli olduğunu savunur.

PISA’da Başarılı Ülkelerde Okul Öncesi Okullaşma %100’dür

Gerek bizim kültürümüzdeki yedisinde neyse yetmişinde odurun, gerekse de çağdaş kişilik kuramlarının ortaya koyduğu gerçeklik 0-7 yaş aralığının eğitim adına ne kadar önemli olduğudur. Bu dönemde verilecek eğitim, ebeveyn-çocuk ilişkileri, sıcak, sevecen, hoşgörülü ve izin verici yaklaşım biçimleri bütün kişiliğin gelişimini etkilemektedir. Başbakan Binali Yıldırım’ın ve MEB’in okul öncesi eğitimin zorunlu hale getirileceğini açıklaması önemlidir. PISA’da başarılı ülkelerde okul öncesi okullaşma oranı %100’dür. Okul öncesi eğitimin zorunlu hale getirilmesi ve bu dönemdeki okullaşmanın arttırılması ülkede devrim etkisi yapar. Çünkü okul öncesi eğitimle; çocuğun ilköğretime geçişi kolaylaşır, daha bir sosyal insan olur, öz bakım becerilerini kazanır, , gelişim süreci yakından takip edilir ve çocuk evden sonra düzenli bir yaşama alışır.

Çocuklar Yetişkin Olunca Müdahale Etmek İçin Çok Geç

MEB; insanlara ne biliyorsam hepsini anaokulundan öğrendim dedirtebilmek için bir an önce okul öncesi eğitimle ilgili hedeflerini hayata geçirmelidir. Nobel ödüllü iktisatçı James Hackman; “Çocuklara yatırım yapmak için, onların bir yetişkin olmasını bekleme lüksümüz olmadığı gibi, onlar okula başlayana dek, bekleme lüksümüz de yok. Çünkü o zaman müdahale etmek için çok geç olabilir. MEB’in tüm paydaşları işin içine katarak 0-7 yaş aralığı çocuk eğitimine önem vermesi ilerleyen yıllarda kendi işini de kolaylaştıracaktır.

Şahin Aybek

,

Kaynak: Eğitimajansı.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Eğitim ve Ögretim Eğitim ve Ögretim