Bu haber kez okundu.

MEB BÜTÜNÜYLE BİTİRİLDİ, SORUMLUSU KİM?

Bilindiği gibi Milletlerin veya Devletlerin İnsan Kaynağını yetiştiren ve yönlendiren iki önemli potansiyel gücü daha doğrusu iki önemli Ordusu vardır. Bunlar silahlı ve kalemli ordulardır. Ülkemiz için bir analiz yapacak olursak Türkiye’de silahlı Ordunun ne hale getirildiğini herhalde bilmeyen yoktur. Silahlı ordularımız üzerindeki planları görmek için kurmay falan olmaya gerek yoktur çevremizde kurulu tuzakları görmek yeterlidir. Ama bizim asıl konumuz kalemli ordulardır ki bu orduların durumu aslında silahlı ordularımızdan çok daha vahim ve elim halde bulunmaktadır. Ama kimsenin umurunda mı, hayır! Herkes doğanın canlılar üzerinde oluşturduğu var olma ve neslini sürdürebilme mücadelesi içinde hareket etmekte ve gelecek koşullar için yağ ve protein depolamadan başka ne bir ideali ne de bir amacı bulunmaktadır. Bu nedenle de günümüzde bütün dünyaya adını yazdırabilen Darwinler,  Maslow’lar, Fureud’ler ve Pavlov’lar ortaya çıkmıştır.

Asıl konumuza dönmek gerekirse Milli Eğitim Bakanlığı son on yıl içinde öyle bir tahribat ve dejenerasyona uğratıldı ki tabir caizse gizli birtakım eller vasıtasıyla etkisizleştirildi. Zaten dikkatle incelendiğinde taktik, stratejik ve mekanik operasyonlar başı ‘Milli’ ile başlayan iki bakanlığa yönelik olarak yoğunlaştırıldı ve tıpkı zenci boksörlerin yumrukları gibi ardı arkası kesilmeyen öldürücü darbeler vurularak herkesin gözü önünde yerlere serdirildi. Bu durumu gören ve görmekte olan ecnebiler de ne kadar dişli dişsiz canavarları varsa hepsini avlanmaya göndermiş durumdalar. Milli Eğitim Bakanlığında Hüseyin Çelik Döneminde başlayan ve daha sonra hızlanan yapılandırma ve teşkilat yasasıyla oynama denemeleri Ömer Dinçer ve Emin Zararsız döneminde iyice kontrolden çıkmış Nabi AVCI ve Yusuf TEKİN dönemindeyse neredeyse tüm uygulamalar, uygulamalardaki amaçlar ve uygulanan yöntemler kelimenin tam anlamıyla tehcir, kıyım ve zulüm hatta imhayı amaçladığını açıkça ortaya koymuştur. Bilinçle Milli Eğitim Bakanlığına getirilen Yusuf Tekin geldiği günden bu zamana kadar eğitimle ilgili elle tutulan ve kayda değer bir tek icraatı ve faaliyeti olmamakla birlikte Milli Eğitim Bakanlığının iskeletini ve ana hafızasını hatta sinir uçlarını yok eden 6528 sayılı yasanın baş mimarı olarak sahnelerde boy gösterdi.

Yusuf TEKİN Majörlüğünde getirilen 6528 Sayılı Kanun evrensel hukuktan tutun da neredeyse en katı kabile kolonilerindeki canlı olma duygusuna dayalı merhamet ilişkilerine dahi taban tabana zıttı ve tüm amacı kıyım ve zülüm yapmaktı. Bu süreç işletilirken diğer yandan meclisten kıyım, zülüm ve yok etme uygulamalarına yönelik meşruiyet desteği sağlayabilecek ve hatta zulmü uygulayacak kişileri birtakım zırhlarla koruyacak yasalar çıkarılmaya başlanmış ve muktedir olunduğu sürece de benzer uygulamalara devam edilecektir. Ama nereye kadar!  Ne zamana kadar! Ne elde edilene kadar! Hangi amaca ulaşılana kadar?  Bundan toplumsal ve Kamusal ne fayda sağlanmıştır veya sağlanacaktır.

Ömer Dinçer ve Emin Zararsız döneminde 750’ye yakın kişi fiilen görevden el çektirilerek oturarak bu kişilere her ay 5,500 TL’ye yakın maaş ödenmektedir. Nabi Avcı Döneminde ise Sadece 1067 Bakanlık Şube Müdürü, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı ve İlçe Milli Eğitim Müdürü Eğitim Uzmanlığı Kadrosuna atanarak yerlerine yandaş ve kan bağı olan kişiler görevlendirilerek neredeyse 1000 kişiye her ay ortalama 3,500 TL maaş ödenerek boşta oturtulmaktadır. Bunlara karşılık olarak da bunların yerlerine görevlendirilecek kişilere aylık ortalama 800 TL vekâlet ücreti ödenecektir. Vergi borçları ile ilgili torba tasarının görüşüldüğü şu günlerde maliye bakanının vergi borçlarından vazgeçemeyeceği yönündeki ısrarı komisyonlarda kabul görmüş ve vergi affından geri dönülmüştür. Peki, holding patronundan tutun da seyyar satıcıya asgari ücretliye varıncaya kadar vatandaştan toplanan vergileri şahsi hırsı uğruna kimin saçıp savurmaya hakkı vardır?

İçinde gerçekten Allah korkusu olan bir insan bir zulüm senaryosu ile binlerce kişinin haklarını gerekçesiz olarak elinden alabilir mi? Sonra da bunların yerine her ay binlerce TL vekâlet ücreti ödeyebilir mi? Bunu yapanların bu ülkeyi sevdiklerine nasıl inanalım, bunu yapanlara sorulduğunda bunu bu ülkenin selameti ve menfaati adına yaptıklarını söylemekten de çekinmiyorlar, fakat ellerinde amaç veya iddialarını kanıtlayacak hiçbir belgeleri de maalesef yok. Biz biliyoruz ki ellerinde belge yok ama zihinlerinde tilki- tavuk dostluğuna dayanan bir senaryo var.

Bundan hareketle şimdi bir analiz yapalım,  eskilerin suçu neydi hangi politikalarda başarısız oldular hangi objektif kriterlere göre değerlendirilerek görevleri sonlandırıldı, Kadroları iptal edilmeksizin hukuken görevleri topluca sonlandırılabilir mi? Bulundukları kadronun en az üç gömlek aşağıda bulunan bir kadroya atanmaları hangi hukuka dayanılarak yapılmıştır. Burada şahıslardan öte Milli Eğitim Bakanlığının birikimleri deneyim, donanım ve kazanımları adeta sel suyuna verilmiştir. İl Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine yeni görevlendirilenler hangi kriterlere göre değerlendirildi, Malum sendika ve daha en az kimlerin referansları olması gereklidir. Bakanlığın hangi amaçları ve hedeflerini gerçekleştirmek için görevlendirildiler gibi soruların yanıtı yoktur çünkü bakanlığın bilimsel ve akademik bir amacı yoktur tüm amaç intikam duygusunun dürtüsüne dayanmaktadır. Bu arada yeni görevlendirilenlerin en önemli ve tek hedefleri bir an önce kadro almaktır. Ondan önce Bakanlığın bir beklenti içinde olması en hafif tabirle saflık olur. Ama yeni görevlendirilen ilçe müdürleri önümüzdeki dönemde istenen okul müdürlerine yeterli puanın verilmesi ve istenmeyenlere yönelikte tasfiye  değerlendirmesini  yapmak zorunda  oldukları  tartışmasız  bir  beklenti  olarak ortada  durmaktadır.

Yeni  görevlendirilenlerin  çoğu  henüz   resmiyeti  ast  üst  ilişkiler genel ve özel yasalar yerleşik  devlet  gelenekleri (Pek  Kalmadı)  ile  çok  fazla  ilgileri  yoktur  yenilerin  benlik  duygularından  çok  ..…senlik   duyguları  vardır  her şeylerini  ona  borçludurlar. O ve muktedirlik varsa varlar yoksa da olmayacaklarını bilirler. Ancak bu uygulamalar; Falkland adaları veya Kuveyt’in işgali gibi ilerde bütün bunların geri tepeceği ve her şeyin eskisinden deha kötü ters düz olacağı ve hiçbir izinin kalmayacağı biline biline yapılan uygulamalardır, sadece zaman kaybı eğitimsiz ve verimsiz geçen bir sürenin verdiği zarar ve tahribat iz olarak kalacaktır.

Şimdilik bu kadarla kaldık, geçek zamanlarda Çalışma barışının zedelendiği hatta yok olduğu, Öğretmenlerin eğitimi ve yetiştirilmeleri ile ilgili Politika belirsizliği,  4+4+4= İHL ortaokulları ve İHL liseleri,  Akıllı Tahtalar, Tabletler, Hizmet içi eğitim Merkezlerinin kapatılması, Maarif Müfettişlerinin fiilen derslere girişlerinin engellenmesi, aday öğretmenlerin zorlu asil atanma süreci ve TEOG ve daha birçok konuda analizlere devam edilecektir.   

Uzman ÇAVUŞ

 

www.personelmeb.net


 

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber