Bu haber kez okundu.

Lisedeki gence kep giydirirsen üniversite mezuniyetindeki heyecanı azalır, peki ortaokulda giydirirsen ne olur, ya anaokulunda da giydirirsen?
 Lisedeki gence kep giydirirsen üniversite mezuniyetindeki heyecanı azalır, peki ortaokulda giydirirsen ne olur, ya anaokulunda da giydirirsen?

 

Bir ebeveyn için en güzel şey çocuğunun mürüvvetini görmek olsa gerek. Ne büyük bahtiyarlıktır evlilikleri, doktora mezuniyetleri, yüksek lisans mezuniyetleri, lisans mezuniyetleri, lise mezuniyetleri, ortaokul mezuniyetleri, ilkokul mezuniyetleri, anaokulu mezuniyetleri… Yok, artık anaokulunda da mezuniyet olur mu diyenlere, evet olur! Yapan var. Hem de şanıyla, şöhretiyle, kepiyle cübbesiyle…

Aslına bakacak olursanız cübbe giyme ve kep atma işi, bilindiği üzere batı kültüründen gelmekte olup üniversite seviyesindeki mezuniyetlerde bir gelenek. Biz de almışız ama öyle böyle değil neredeyse doğuma kadar götürmüşüz işi… Bu anlamda da bir abartma durumumuz olmuş. Efendim canımız sağ olsun, çocuklarımızın da canı sağ olsun. Onlar için her şey feda!

Fedakârlığa kimsenin bir şey söylemek gibi bir haddi yok. İlgilendirmez! Ancak bunun çocuğun eğitimine katkısına bakmak lazım. Yani lisedeki gence kep giydirirsen üniversite mezuniyetindeki heyecanı azalır, peki ortaokulda giydirirsen ne olur, ya anaokulunda da giydirirsen?

Son günlerde medyada kep ve cübbe ile ilgili uygulamaları, Millî Eğitim kanadından gelen yerel yasaklamaları duyuyor ve okuyoruz. İşin bu tarafında kep ve cübbenin inanç sistemiyle özdeşleştirilmesi, reddediş ve daha farklı bir yaklaşım var. Bu da başka bir fasıl… İşin o tarafına değinmeye de hiç gerek görmüyorum.

Aslında konu kepi-cübbeyi taşıyabilecek olgunluğa erişme meselesi. Ayrıca zamanından önce kullanılan haklar ve sunulanlar bir çocuk için doyumsuzluğa neden olacaktır, unutmayalım!

Kepi attıktan sonra da iş bitmiyor, sırada balo var. Balo da bir başka mürüvvet! Onca sene okumuş, dirsek “çürütmüş” çocuk, hakkıdır, eğlensin. Buna da söylenecek bir sözümüz yok, “Helali hoş olsun.” buyurunuz…

Balonun yapılacağı mekân seçimi ve anlaşması neredeyse bir yıl öncesinden yapılmak zorunda yoksa İstanbul’da bile yer bulmak zor. Demek ki havalı mekân sayısı arzı karşılamıyor. E o kadar okul var hepsi de mürüvvet ister.

Mekân sahipleri de elbette bu mürüvvet için onlar da küçük bir karşılık bekler. “Hediyesi” kişi başı 200 TL’den başlar 1000 TL’ye kadar çıkar. Kişi sayısı ve mekânın “high society” (sosyetik) olma durumu da fiyatı belirler ve daha çok avro veya dolar üzerinden.

Aylar öncesinden özellikle kız öğrencilerde, onlar için “tatlı” anne ve babaları içinse keseyi açacakları günler başlar. Baloda giyilecek elbise modeli bulma, onu diktirme, elbiseye uygun en topuklusundan ayakkabı, mümkünse elbise kumaşında ya da uygun ve elbette uyumlu mu uyumlu, kendi küçük fiyatı büyük çanta… Takı ve aksesuarlar ise tamamen kızımızın tutturmasına, anne ve babasının alım gücünü zorlamasına bağlı… Öncesinden kişisel bakım ve son gün saç yapımı ve “ultra” makyaj!

Bu anlamda erkekler daha az masraflı ama onlarda da bir daha giymeyecekleri veya giyemeyecekleri bir takım elbise, olmazsa olmaz. Kimi takım, kimi ceket-pantolon, kimi smokin, kimisi de frak… Ayakkabıdan başka fazlaca bir harcamaya gerek yok ama yine de bitmez…

Limuzin ya da yat kiralayanlar da olur, babasının arabasını alan da ama en akıllıları bir taksiye atlayıp gidenlerdir.

Hazırlık aşamasının heyecanı ile işleri abartanlar ve trafiği hesaplamadığı için yollarda kalanlar, balo öncesi yapılan kokteyle geç kalırlar. Genelde saat 21.30 gibi artık herkes mekândadır. Aman efendim erkekler hiç durmadıkları kadar dik durup etrafı “keserken” kızlar da o güne kadar hiç giymedikleri topuklu ayakkabılar üzerinde durabilmenin başarısı ve güzelliklerinin farkında bir ruh haliyle diğer kızları gözlerler.

Balo “maskeli” değildir ancak neredeyse hiç kimse kendi gibi davranmaz. Bu arada kokteyl ıskalanır, endam gösterilecek diye yemek servisinin ilki de geldiği gibi geri gider.

Okul yönetimleri ise toplu olarak bir fotoğraf çektirme telaşındadır. İşte o fotoğraf aslında her şeydir! Neredeyse o geceden hatırlanacak, yıllıklarda yerini alacak ve gerçek olan tek şey! BALO FOTOĞRAFI…

Alkollü içki serbestse başka, değilse başka durumlarla ilerleyen gecede yemeğin kalan kısmı da hakkı verilerek yenmez. Dans kısmı, kızlar için o elbiseler içinde pek mümkün olamadığı için eteğini toplayıp, ayakkabısını da çıkartarak elinden geleni yapmakla, erkekler içinse ceketler fora edilerek, kravatlar çıkartılarak geçer.

Bu arada birbirine nispet yapanlar, melankolik “takılanlar” ve ortamı önemsemediğini göstermeye çalışanlar ve gecenin kalanında asıl eğlenceyi farklı bir eğlence mekânında yapmayı organize edenlerle bir balo daha “aynı” şekilde sonlanır.

Geride yenmemiş yemekler, bir daha giyilmeyecek kıyafetler, ergen davranışlarıyla dolu kasılmakla maskelenmiş maskesiz bir balo ve “pahalı bir fotoğraf” kalır.

Ömer Orhan

Kaynak: www.egitimajansi.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber