Bu haber kez okundu.

'İyi öğretmen yetiştiremiyoruz'
 Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları (BUEK) Başkanı Enver Yücel, Marmara Üniversitesi Matematik Bölümü mezunu. Üniversiteye hazırlık için gittiği Uğur Dersanesi'nde öğretmenlik yaparken dersanenin sahibi oldu. Bugün, Türkiye çapında 150 şubesi bulunan Uğur Temel Liseleri, Bahçeşehir Kolejleri ve Bahçeşehir Üniversitesi'nin başında. 40 yıldır eğitim sektörünün içinde. Anaokulundan üniversiteye kadar eğitimin her kademesinde çalışmalar yapan Enver Yücel ile Türkiye'deki eğitim sistemini konuştuk.

"Türkiye öğretmen yetiştirme sorununu çözemedi"

Son 15 yılda Türkiye bir çok alanda hızla ilerleme kaydetti. Ancak eğitimde hâlâ iyi bir seviyede değiliz. Sizce bu neden böyle? 

Türkiye’de son 10-15 yılda çok şey yapıldı. Çok şeyler değişti. Üç bin dolar olan milli gelir 10 bin dolarlara çıktı. Şimdi Türkiye’yi buradan yukarıya sıçratmak için ne yapmak lâzım? Buraya bakıldığı zaman Türkiye’nin beşeri sermayesinin eksikliği ortaya çıktı. Beşeri sermayesinin kaynağı da eğitilmiş insan gücünden geliyor. Yıllardır eğitimle ilgili değişiklikler oldu. Eğitimciler tarafından tam politika ve vizyonu oluşturulamadı. Türkiye’nin eğitimine baktığınız zaman bir taraftan mevcut öğrencilerinizi eğiteceksiniz. Bir taraftan Türkiye’nin kalkınmasını göz önünde bulundurarak ona göre şekillendireceksin. Yıllar geçiyor. Çağlar açılıyor, çağlar kapanıyor. İşte bugün artık ne deniyor? Dördüncü sanayi devrimine geldik deniyor. Değiştirmeniz lâzım. Bunu yapamıyoruz. Eğitimde ne lâzım? Fiziksel ortam, okul, uyguluma için sistem ve bu uygulamayı yapacak öğretmenler lâzım. En başta eğitimdeki en önemli nokta öğretmen sorunudur. Türkiye öğretmen yetiştirme sorununu henüz çözmüş değil. Bizim ülke olarak maalasef iyi öğretmen yetiştiren kurumlarımız, eğitim fakültelerimiz oluşamadı.

Nerede eksik var?

Türkiye’de yanlış olan, rekabete açık olmaması. Eğer 70 küsur eğitim fakültesi tek tip müfredatlarla öğretmen yetiştirmeyi benimsemeseydi, üniversiteler kendi yöntemlerine göre öğretmen yetiştirselerdi o zaman farklılıklar olacaktı. Bugün ABD’den örnek verecek olursak, orada tek tip öğretmen yetiştiren kurumlar yok. Farklı farklı üniversiteler öğretmenler yetiştiriyor. Bunun alıcıları devlet olabilir, özel sektör olabilir, ister alır ister almaz. Bizim sistemimiz rekabete açık değil. Rekabete açık olmayan hiç bir alanda kalite olmuyor. Hele de eğitim fakültelerinde tek bir müfredat var. Bunun değişmesi lâzım. Öğretmeni yetiştirmenin yol ve yönteminin değişmesi lâzım.

Nasıl olmalı?

Türkiye’de öğretmen yetiştirme ile ilgili hizmet içi eğitimleri yapan bir anlayış olmalı. Tabii, bu şuraya kadar da gidebilir. Öğretmen memur mu olmalı, sözleşmeli mi olmalı? Öğretmen mesleğe atanıyor, atandıktan sonra emekli olana kadar hiç bir şey yapmasa kendini geliştirmek için yine hiç bir şey olmuyor. Ama Batı dünyasına baktığımız zaman, üç beş sene içerisinde çeşitli dersle ve sertifika programlarıyla kendilerini yeniliyorlar. 20 sene öncenin eğitim anlayış ve kültürüyle bugünkü eğitimi yapamazsınız, yapmamalısınız. Çok şey değişiyor.

İkincisi, Türkiye’de yine okullar arasında müfredat tek. Tek olabilir, üniter devlettir. Tek bir anlayışla hizmet edilebilir. Ama burada da ezbere dayanan bir eğitim anlayışı var. Bir kere toplum olarak eğitimin ne işe yaradığını eğitim ile ekonomi, eğitim ile zenginlik arasındaki ilişki ve kolerasyonu topluma iyi anlatmamız lâzım. Eğitim, para kazanmak, zenginlik, mutluluk demektir. Eğitimsiz toplumlar gelişemez, isterse petrol bulsun, isterse altın madenlerini bulsun. Eğitimdir insanı zenginleştiren. Bu anlayışla bir eğitim yapsak yine değişebilir. Bizim bu yaptığımız eğitime baktığımız zaman, Türkiye’nin markası yok. Türkiye’nin markasının olmamasının nedeni nedir? Ana okulundaki eğitimdir, ilkokuldaki, lisedeki, üniversitedeki eğitimlerdir. Neticede marka yaratacak olan da bir insandır, fikirdir. Siz tek tiple tasarımcı yetiştiremezsiniz, tek tiple hiç bir şey yapamazsınız. Açık olması, tartışılır olması lâzım. Eğitiminizin analiz ve sentez yeteneğini kişiye kazandırması lâzım. 

Sadece bakanlığın müfredatını öğrenciye öğreterek, "Bunu mükemmel bir şekilde ezberlerse bu en iyi öğrenci oluyor" diye düşünmek yanlış. Bu en iyi öğrenci değildir. İki gün sonra da unutuyor zaten. Bilgi artık her yerde var. O zaman bilgi öğretmek, bilgi depolamak yerine, bilgiyi nasıl kullanacağını öğretmeyi önemsiyorum. 


 
[Fotoğraf: Al Jazeera Türk]

Eğitimciler, öğretmenler önemli diyorsunuz. Sizin de eğitim kurumlarınız var. Siz kendi eğitim kurumlarınızda farklı olarak ne yapıyorsunuz eğitimci yetiştirmek için?

Bizim eğitim fakültemiz var. Burada çok alanımız yok, bir kaç alan var. Meselâ, İngilizce öğretmenliği var. Bir kere YÖK’ün müfredatını uygulamak zorundayım. Ama biz farklı bir yapıya kavuşalım diye öğretmenlerimize ilave olarak işler yapıyoruz. Öğretmen adaylarımızı, üniversitenin içinden çıkarıyoruz. Bizim eğitim fakültemiz okulun içinde. Benim Bahçeşehir Kolejlerim var. Öğretmen adayları sabahtan okula gidiyor. Usta öğretmenlerle derslere gidiyor. Onları takip ediyor. Sonra da kendi teorik dersleri profesörlerinden alıyor. Şimdi tıp fakültesini düşünün. Tıp fakültesinde doktor adayları nerede? Hastanelerde. Peki öğretmenler neden okullarda değil? Nerede yetişecekler bunlar? Sınıfta, amfilerde. Artık uygulamanın içinde olmadan, hangi meslek olursa olsun iyi hizmet yapamazsınız. Mühendis endüstride, sanayide olacak. Öğretmen mi yetiştiriyorsun, öğretmenin uygulama yeri neresi? Dört yıl içinde, 20 gün ya da bir ay staj yapıyor. Bununla öğretmen yetiştiremezsin ki. Mezun edersin, ama iki sene sonra bu ancak öğretmen olabilir. Bu sistemlerin düzelmesi lâzım.

Üniversite sınavı gerçek başarıyı ölçüyor mu? Çok yüksek puanla buraya gelen öğrenci, üniversitede bu başarısını sürdürüyor mu?

Ölçüyor. Ölçmüyor diyemem. Peki her şeyi ölçer mi? İşte burada diyoruz ki öğrenciler okullara bu şekilde alınmamalı. Dünyada öğrencisini seçemeyen üniversiteler neredeyse tek Türkiye’de var. Ben öğrencimi seçemiyorum. Hiç bir okul öğrencisini seçemiyor. Öğrenciler sınav sonucuna göre tercih yapıyor. Üniversite kendi program ve müfredatını kendisi yapmalı. Bağımsız olmalı. Kendi öğrencimi kendim seçebilmeliyim.

"Hoca merkezli kültür değişmeli"

Ne görüyorsunuz öğrencilerde? Sistem onları buraya getirirken nasıl evrilmiş oluyorlar?

Buraya gelen öğrencilerde bir kere her şeyi hocadan bekleyen bir anlayış var. Üniversiteler artık hoca merkezli. Liselerde öyle olmalı da, üniversitelerde ders anlatılmamalı bana göre. Hoca danışmanlık yapmalı, öğrenciye ödevlerini projelerini vermeli. Projelerine göre hoca onu yönlendirmeli. Çünkü, o hocanın anlattığı bilgi cebindeki telefonda var. Artık hoca merkezli, hocanın amfisinde ya da kampusun içinde öğrencinin sınıflarda ders öğrenme anlayışı kültürü değişmelidir. Öğrenciyi ne yaparım? Dünyaya açarım, kişilik sahibi yaparım, dil öğretirim, iletişim kurdururum, sentez ve analitik düşünme yeteneği veririm. Bunların oluşması için onu hazırlarım. Sonra o çocuk dilediğini yapar. Önce problem çözmeyi öğreteceğiz. Ondan sonra kendisi bunları yapabilir.

Öğrenciler tercih ettikleri bölümlere bilinçli olarak mı geliyorlar?

Bilinçli gelmiyor. Çünkü, üniversitenin aşağısında rehberlik hizmeti yok. Öğrenciye birlikte yaşam kültürünü vermeliyiz. İnsan olmayı anlatmalıyız. Değerlerini, empati yapmayı öğretmeliyiz. Analiz sentezi, kodlamayı öğretmeliyiz. Bir kaç tane yabancı dil öğretmemiz lâzım. O hangi mesleği yapmak istiyorsa onu zaten yapar. Bunu anaokulundan itibaren yapmalıyız.

Türkiye’de bilim ve teknoloji konusunda öğrenci eğitmek için çok yatırım yapılmıyor. Siz Fen ve Teknoloji liseleri kurdunuz. Bir farkı var mı diğerlerinden?

Türkiye’de 40 küsur yıldır Fen Liseleri var. Dünyada önce Rusya bu işleri yaptı. Sonra ABD kurdu. Sonra Türkiye'de kuruldu. Ama yıllar içinde bu okullar hep değişti. Bizimkiler hâlâ fen lisesi olarak kaldı. Fen okuyacak çocuk ama yabancı dili yok. İngilizce öğretilmiyor. Bunlar olmaz. Dünyada bu alandaki örnekleri Türkiye’de uygulamalıyız. Biz Fen ve Teknoloji Lisesini 10 yıl önce açtık. ABD’nin süper çok iyi bir lisesi vardır. Wahsington’da Thomas Jefferson High School. Gittim, gördüm, örnek alarak kurduk. Şimdi 10 yıl geçti. Mezunlar atık üniversiteden de mezun olmaya başladı. Bir proje ortada. 

Ne başarı sağladı bu okul bu zamana kadar?

Başarılı oldu okul. Bunlar okurken bir kere yabancı dillerini mükemmel öğrendiler. Her biri projelerini yaptılar. Uluslararası sınavlarda, robotikte dünya şampiyonu oldular. Yazılımda, fizikte başarılı oldular. Sonra bu öğrenciler üniversiteye girdiler. Üniveristede dünyanın en güçlü üniversitelerine Stanford’a, Harvard Üniversitesine girdiler. Hepsi bugün 15-20 bin dolara işlerini buldular. Türkiye’de böyle bir ortam olmadığı için yurt dışında iş buldular.


Sümeyye Ertekin

Muhabir Devamını oku


Kaynak: 
 Al Jazeera Türk

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber