Bu haber kez okundu.

İş dünyası üniversiteli işsizlere sahip çıkmadı

Sadece bizde değil tüm dünyada işsizlik, çözülmesi zor ve derin bir mesele haline geldi. Özellikle genç üniversite mezunu işsizler, geleceklerinden büyük kaygı duyuyor. Bu probleme her ülkede, küre-sel kuruluşlarda çözüm yolları aranıyor. Yüksek teknolojinin işin içine girmesi de yeni yapısal reform-ları gündeme getirirken, eskimiş, uygulamadan ve ihtiyaçlara cevap vermekten yoksun eğitim sistem-leri, emek piyasalarında günümüze uygun mekanizmaların geliştirilememesi, işsizliği daha da dramatik hale getiriyor.

 

Büyüme çözüm olamadı

 

Türkiye'de son 10 yılda yüksek büyümeye rağmen yüzde 9-10'un altına düşmeyen işsizlik, yeni ve doğru işleyen sistem arayışlarına yol açıyor. "İşsizlik" konusunu bu alanda çalışan Prof. Dr. Mehmet Hüseyin Bilgin'le konuştuk. Medeniyet Üniversitesi'nde öğretim üyesi ve aynı zamanda İstanbul Ekonomik Araştırmalar Derneği (İEAD) Başkanı olan Prof. Dr. Bilgin'e gelin kulak verelim.

 

*Mehmet Hüseyin Bey, akademik kariyerinizde işsizlikle ilgili neler yaptınız?

 

İşsizlik çalıştığım alanlardan birisi. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi çalışma ekonomisi bölümün-den mezun olduktan sonra işsizlik üzerine yoğunlaştım. İTO kanalıyla 2010'da çıkarılan bir de kita-bım var. Adı, "ABD Deneyimi Işığında İşsizlikle Mücadele ve Emek Piyasası".

 

*Neden Türkiye'yi incelerken "ABD deneyimi"ni örnek aldınız?

 

Çünkü, 2007'de ABD'deki bir üniversitede 4 ay misafir araştırmacı kimliğiyle çalıştım. Proje konum buydu. ABD'nin emek piyasasıyla Türkiye'nin emek piyasasını karşılaştırıp Türkiye için de bazı ders-ler çıkarmayı amaçladım. 2007, küresel krizin aslında başlangıcıydı. Ve ABD dünyanın en düşük iş-sizlik oranına sahip bir ülkeydi ve oran da yüzde 4,6- 4,7 idi. Çalışmam sırasında Dünya Bankası, OECD gibi kuruluşlar da Avrupa ve diğer ülkelere, dünyanın en esnek emek piyasasına sahip olan ABD'yi örnek gösterdi ve "O sistemle işsizliğiniz düşer" diyordu.

 

*Bu öneri, bizim için de geçerli miydi?

 

Dolaylı olarak öyle. Türkiye ile ilgili Dünya Bankası'nın bir raporu vardı, 2006'da. Banka, Türkiye'ye bir "Emek Reformu" öneriyordu. AB'ye üye olmadığımız için de örtülü, dolaylı olarak diyordu ki: "İş-sizlik sorununu çözmek için ABD'yi örnek alın."

 

2001 sonrası hızlandı

 

*Oysa kriz her yerde işsizliği patlattı. Şimdi meseleye hangi açıdan bakmalı?

 

2001 krizinden önce Türkiye'de işsizlik makul bir düzeydeydi. Yüzde 6 gibiydi. Krizin olduğu yıl da yüzde 8'lerdeydi. Bunlar TÜİK'in resmi rakamları. 2001 krizinden sonra da yüzde 10'lara çıktı.

 

İşsizlik kronik hal aldı

 

*Bu oranlar nasıl bir anlam ortaya çıkarıyor?

 

2002 ile 2007 arasında müthiş bir büyüme performansı gerçekleşti. Büyümenin, ihracatın rekor kırdığı bir dönemdi. Hatta 2011 ile 2013'e kadar bile ortalama büyüme yüzde 5'lerde. Buna rağmen işsiz-likte yıllık oran yüzde 10'ların altına hiç düşmüyor. Yüzde 11, 12 oluyor. Yüzde 10 olarak "kronik" bir hal aldı ve "yapısal" bir nitelik kazandı.

 

Yüzde 6'nın altı iyidir

 

*İşsizlikte pozitif eşik oranı nedir?

 

Yüzde 8 oranı sorun olduğu anlamına gelir ama kronik olmaktan çıktığını gösterir. İşsizlik ancak yüz-de 6'nın altına düşmeye başladığı zaman bu sorunun o ülke için artık çok mesele olmadığına işaret eder. Benim öngördüğüm rakamlar bunlar.

 

İşsizlik Sigortası Fonu istihdam için kullanılmalı

 

*Hükümet "İşsizlik Sigortası" birikimini başka yerlerde kullanıyor. Sizce bu ne kadar doğru?

 

Aslında İşsizlik Sigortası'nda biriken paraların başka yerlere harcanması yerine işsizlere yeni istihdam edindirme yönünde kullanılması daha doğru bir yoldur. Böyle çalışmalara "Aktif Emek Piyasası Politikaları" adı veriliyor. Mesela, bir muhasebeci işini kaybettiyse onun "yeni muhasebe sistemleri"ni öğrenip yeniden iş bulması için eğitim kursları açılabilir. Yine üniversite mezunu olup da iş bulamayanlara spesifik konularda yeni programlar verilebilir.

 

Sendikalar kendini yenileseydi Soma'daki facia olmazdı

 

*Sendikacılık konusuna gelirsek bu alanda da işler yürümüyor değil mi?

 

Sendikaların en güçlü olduğu yer Avrupa. ABD'de de Türkiye'de olduğu gibi güçsüzler. Bütün dünyada aslında 1980'li yıllardan sonra güçlerini kaybediyorlar. Özelleştirme, taşeronlaşma gibi konular nedeniyle müşterileri olan işçilerini kaybediyorlar. Fakat Avrupa'da sendikacılığın var olmasının nedeni onların yeni şartlara kendilerini uyarlamasından kaynaklanıyor. Oysa bizde sadece ücret sendikacılığı yapılıyor. Mesela, Soma faciasında eğer sendikalar işgüvenliğini yeterince gündeme taşısaydı, o kadar insan ölmezdi.

 

TOBB ile TÜSİAD'ın eli taşın altında olmalı

 

*Bir işgücü planlaması yapamıyoruz. Yani bize ne kadar mühendis, ne kadar pilot, ne kadar teknik adam, hemşire lazım olacak, bunları nasıl yetiştireceğiz diye düşünmüyoruz değil mi?

 

Bu planlamaların yapılması için işin içinde mesela YÖK olacak. Milli Eğitim, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Bilim Sanayi ve Teknoloji bakanlıkları olacak. TOBB, TÜSİAD, OSB'ler, esnaf ve mesleki kuruluşlar yani tüm iş örgütleri olacak. Böyle bir bütünleşik yapı ya da konsorsiyum diyelim, devlet ona "En az 10 -15 yıl, siz hangi alanlarda ne kadar elemana ihtiyaç duyacaksınız?" diye soracak. Eğitim sistemi de ona göre dizayn edilecek. Mesela, Çin'e ve Rusya'ya ihracat yapan firmaya Çince ve Rusça bilen avukat ve finansçı ile satış elemanı da yetiştirilebilecek.

 

Onlar da günahkar

 

*İşverenlerin de işsizlik konusunda günahı var değil mi?

 

Evet, kimse kusura bakmasın ama işverenler de bu konuda çok günahkar. Çünkü, hazır eleman istiyorlar ve her şeyi devletten bekliyorlar. Ne ellerini taşın altına koyuyorlar ne de paralarını işsizliğin azalması için harcıyorlar. Mesela, TOBB, üyelerinin işyerlerini gençlere daha fazla açabilir. Üniversite öğrencilerine 12 ay boyunca her ay farklı öğrencilerin katılacağı bir uygulama laboratuvarı oluşturabilir. TÜSİAD ise 40 yılda bir kabilinden raporlar çıkarıyor emek piyasası reformuyla ilgili. Onun dışında işsizlikle ilgili bir çalışmasına şahit olmadım.

 

25 milyon çalışanın yüzde 50'si kayıtdışı

 

*Emek reformu nasıl yapılacak?

 

Bizdeki emek piyasası, ABD'lilerin çok güzel söylediği gibi "İstihdam dostu" olmalı. Oysa öyle değil. Şirketlerin istihdam maliyetleri çok yüksek; yüzde 42'lerde. Yani, 100 lira olarak verdiğiniz ücretin yüzde 42'si devlete o ücretle ilgili verdiğiniz paranın bedelidir. OECD'de Türkiye birinci sırada. Çalışan adına işverenler vergi, sigorta primi, stopaj gibi yükler nedeniyle istihdamı kayıtdışına çıkarıyorlar. 25 milyon çalışanın neredeyse yüzde 50'si herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmadan çalıştırılabiliyor bu yolla. Özellikle de tarımda.

 

Meslek liselerini isteyeceklerine o okullara bilgisayar alsınlar

 

*TOBB, "meslek liseleri"nin kendilerine verilmesini istiyor. Sizce böyle yapılmalı mı?

 

İşin doğrusu, TOBB'a çok sıcak bakmadığım için meslek liselerinin verilmesini de istemem. Bence TOBB önce kendi üniversitesini iyi yönetsin. Çok büyük kaynağı var. Üyelerine delegelerine "cep telefonu" almak yerine parasının bir bölümünü üniversitesini büyütüp Anadolu'ya açmak için kullansın. Mesela, Diyarbakır'da, Antalya'da kampüsler kursun. Ayrıca meslek liselerine bilgisayar alıp versinler.

 

RÖPORTAJ / PERİHAN ÇAKIROĞLU

 

\"Bugün\"

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber