Öğretmen Diyarı

HİÇ, EĞİTİM MÜZESİ OLMAYAN EĞİTİM SİSTEMİ Mİ OLUR?

Tarihsel Süreç İçerisinde Dünya Eğitimine Biz Yön Verdik

Kökenleri Hun, Göktürk, Uygur, Selçuklu ve Osmanlı eğitim sistemlerine dayanan eğitim sistemimiz daha güçlü olmak zorundadır. Biz İngiliz filozof Francis Bacon’un 1600’lü yıllarda söylediği “Bilgi güçtür.” sözünü, 1069’da Kutadgu Bilig’de “Bilgi kimde ise o kişi büyüklük bulur. Bilginin anlamını bilen hastalıktan uzak olur…” şeklinde söyleyen Yusuf Has Haciplerin olduğu bir eğitim sisteminden geliyoruz. Büyük Selçuklular döneminde kurulmuş olan Nizamiye Medreselerinin günümüz üniversite yerleşke düşüncesinin temeli olarak uygulandığı bir eğitim sisteminden geliyoruz. Bugün bile birçok ülkede halen daha çözülememiş olan fırsat eşitliği ve herkese okuma hakkı ilkesi Selçuklularda büyük oranda çözülmüştür. Eğitimin yalnızca bir sınıfın malı olarak kalmamasını ve bilgi edinmenin herkes için gerektiğini Orta Çağ’da Selçuklular uygulamıştır. Osmanlı eğitime o kadar önem verirdi ki, Sahn-ı Seman müderrisleri törenlerde sancak beylerinin önünde yer alırlardı. Biz böyle bir eğitim tarihinden geliyoruz.

Bir Eğitim Tarihi Farkındalığı Oluşturulmalıdır

İşte tam da bu noktada, gerek eğitim tarihimizi öğrenebilmek adına gerekse de bir eğitim bilinci oluşturabilmek adına eğitim müzeleri çok önemlidir. Eğitim müzeleri ortak eğitim geçmişimizin bir ürünüdür. Tarihimizde müzecilik Osman Hamdi Bey ile başlasa da Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün stratejileriyle ileri bir noktaya taşınmıştır. Müzeciliğin kuşkusuz eğitsel boyutları da vardır. Buradaki eğitim yaratıcılığı, eleştirmeyi, soru sormayı, hayal gücünü, ipuçlarından hareketle sentez yapmayı ön plana çıkaran bir eğitimdir. Yani toplumu müzeler aracılığıyla da eğitebiliriz. Ama bu eğitsel işlevinin yanı sıra bir de eğitim sistemlerinin tarihlerini yaşatabilmek adına, eğitim müzeleri de büyük bir öneme sahiptir. Ancak bu yolla bir eğitim tarihi farkındalığı oluşturulabilir ve gelecek nesillere aktarılabilir.

Satı Bey Eğitim Müzeciliğimize Önemli Katkılar Yapmıştır

II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e kadar olan zamanda eğitim müzeciliğimiz ancak Satı Bey’in bireysel katkılarıyla olmuştur. Okul müzesinin; yani eğitim müzelerinin Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilgi alanına girmesi ise “Mektep Müzesi” adıyla 1923 yılında I.Heyet-i İlmiye iledir. Burada müzelerin pedagoji müzesi şeklinde eğitsel bir amaca bağlanma kararı alınmıştır. 1923’ten günümüze geldiğimizde 6’sı il eğitim müzesi, 12 tanesi de okul bünyesindeki eğitim müzeleri olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğümüze bağlı toplam 18 tane eğitim müzesi bulunmaktadır.

Türkiye’nin Eğitim Müzeleri

İl Eğitim Müzeleri: 1-İstanbul Cumhuriyet Eğitim Müzesi 2-İl Türk Eğitim Tarihi ve Teknoloji Müzesi (İzmir Konak) 3-Türk Eğitim Tarihi ve Teknoloji Müzesi (Trabzon) 4-Yaşayan Eğitim Müzesi (İzmir Konak) 5-Atatürk Eğitim Müzesi (Ankara)6-75. Yıl Cumhuriyet Eğitim Müzesi

Okul Bünyesindeki Eğitim Müzeleri: 7-Ankara Kız Teknik Öğretim Olgunlaştırma Müzesi (Ankara)

8-Fatma Aynur Kabalak Okul Müzesi (İstanbul Beyoğlu) 9-İstanbul Refia Övünç Olgunlaştırma Enstitüsü Müzesi (Beyoğlu) 10-İstanbul Beylerbeyi Sabancı Olgunlaştırma Enstitüsü Müzesi (Üsküdar) 11-İstanbul Denizcilik ve Su Ürünleri Galerisi (Beykoz) 12-Çankırı Atatürk Müzesi13-Diyarbakır Silvan Gazi İlköğretim Okulu Atatürk Odası 14-Edirne Lisesi Müzesi 15-Erzurum Necip Çadırcı Müzesi 16-Kars Merkez Alpaslan Lisesi Okul Müzesi 17-Ankara Lisesi Okul Müzesi (Altındağ) 18-İzmir Bergama 14 Eylül İlkokulu Bergamalı “Kadri Eğitim Tarihi Müzesi”

Eğitim Tarihimiz Cumhuriyet Eğitim Tarihinden İbaret Değildir

Bilim ve bütün yapılar bir temel üzerinden her gelenin üzerine bir şey koymasıyla çoğalarak gelişir. Bu anlamda eğitim müzelerimiz bütün eğitim tarihimizi kapsayacak şekilde dizayn edilmelidir. Ülkemizde 18 adet eğitim müzesi olduğunu ifade etmiştik. Ama Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün web sayfasına girdiğinizde eğitim müzeleri bu kadar önemli olmasına rağmen sadece Ankara Atatürk Eğitim Müzesi’nin ve Ankara 75. Yıl Cumhuriyet Eğitim Müzesi’nin adlarını görüyorsunuz. O müze adlarını tıklayıp girdiğinizde de sadece o müzede çalışan insanların isimlerini küçücük bir şekilde görüyorsunuz. Bu kadar önemli olan bu iki müzenin bir web sayfası bile yok. Bakanlığın web sayfasında bütün eğitim müzelerimizin isimlerinin yazıldığı bir liste bile yok. Böyle mi eğitim tarihimize sahip çıkacağız, böyle mi milliyetçi olacağız?İstanbul il Milli Eğitim Müdürlüğü’nün web sayfasına girdiğinizde de İstanbul Cumhuriyet Eğitim müzesi diye bir eğitim müzemiz daha olduğunu görüyorsunuz. Haksızlık etmeyelim; bu müzenin bir web sayfası var. Ama bu web sayfasındaki son güncel duyurunun tarihi ise 2015 yılının 4.ayı ve bu müzede sadece Cumhuriyet eğitim tarihine dair araç gereçler var. Bizim eğitim tarihimiz sadece Cumhuriyet eğitim tarihiyle sınırlandırılamayacak kadar büyük ve derin bir eğitim tarihidir.

Nasıl Bir Eğitim Müzesi?

Teknolojinin bu kadar geliştiği bir dönemde öncelikle tüm eğitim müzelerinin aktif birer web sayfası olmak zorundadır. Öğrencilerimiz müzeye gitmeden bile çok boyutlu görüntülerle bu müzeleri sanal olarak gezebilmelidirler. Müzelerin kendisine gelecek olursak biz binlerce yıllık eğitim tarihine sahip bir devletiz. Eğitim müzelerine gidenler adeta canlı bir eğitim tarihi yaşayabilmelidirler. Eğitimcilerimizde ve öğrencilerimizde bir eğitim tarihi bilinci oluşturabilmek adına; simülasyon, maket, kitap, araç ve gereçlerle yapılabilecek her şey yapılmalıdır. Müzeye giren kişi Asya Hunlarından başlayan süreci Göktürk, Uygur, Selçuklular, Osmanlı sürecini yaşayarak günümüz Cumhuriyet sürecine gelebilmelidir. Kişi medreseleri, Enderunları, Darülfünunu, Rüştiyeleri, Sultanileri, Öğretmen Okullarını, Köy Enstitülerini, Üniversiteleri, Millet Mekteplerini, Halkevlerini; kısacası eğitim tarihimize dair her ne varsa canlı olarak yaşayarak öğrenmelidir.

Eğitim Müzelerinde Canlı Bir Eğitim Tarihi Yaşanabilmelidir

Müzeler, özelde de eğitim müzeleri kişisel ve toplumsal eğitime çok ciddi katkıları olan kurumlardır. Eğitim müzelerimizde çağdaş müzeciliğin tüm gereklerini kullanmak zorundayız. Eğitim müzeleri en üst fiziki donanım ve teknolojiye sahip olmak zorundadır. Adeta birer yaşayan eğitim tarihi merkezleri olmalıdırlar. Seminerler verilmeli, sergiler açılmalı, toplantılar yapılmalıdır buralarda. Buralar birer sessiz eşya deposu olmanın ötesinde internet üzerinden de çok boyutlu, aktif, ziyaret edilebilecek yerler haline getirilmelidir. Milli Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğümüz eğitim müzeleriyle ilgili hangi derin çalışmaları yaptığını kamuoyuyla paylaşmalıdır. Hep beraber eğitim müzelerimizi nasıl daha işlevsel bir hale getirebilirizin yollarını aramalıyız. Eğitim müzelerimiz bütün eğitim tarihimizi yaşatmakta mıdır? Bu eğitim müzelerinde görevli yönetici ve personeller müzecilik ve eğitim tarihimiz konusunda ne kadar uzmandırlar? Bu eğitim müzelerinin hepsinin aktif internet siteleri var mıdır?

Eğitimimizi, Eğitim Tarihimizi Daha İyi Bilerek Daha İleriye Götürebiliriz.

Milli Eğitim Bakanlığımız yaşam boyu öğrenme bağlamında eğitim müzelerinden ve müzelerden en üst düzeyde faydalanmalıdır. Eğitimimizi, eğitim tarihimizi daha iyi bilerek daha ileriye götürebiliriz. Eğitim müzeleri pedagojimizin önemli unsuru haline getirilmelidir. Eğitim müzelerimizde eğitsel drama ön plana çıkarılmalı, müzedeki nesnelere dokunulabilmelidir. Öğrenme ortamlarının okullardan ibaret olmadığını düşünürsek okul eğitim müzelerinin kurulması teşvik edilmeli, öğrenciler ve eğitimciler eğitim müzelerini daha fazla ziyaret etmeli, eğitim müzeleri uygun müziklerin çalınmasıyla çok boyutlu çalışmalarla desteklenmelidir. Unutmayalım; 2237 yıllık eğitim tarihimizin hesabını yapmadan yaşayan eğitimci eğitimci değildir.

Şahin Aybek

Kaynak: Eğitimajansı.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol