Bu haber kez okundu.

Hayat Karnesinden Yıldızlı Pekiyi Almak

Yıl 1991… Ankara’nın en eski okullarından Ayşe Abla İlkokulu’nda birinci sınıftayım...


Yıl 1991… Ankara’nın en eski okullarından Ayşe Abla İlkokulu’nda birinci sınıftayım. Okuldan o kadar korkuyorum ki, o zaman için benim kadar sessiz sakin bir çocuk, nasıl kaçabileceğimin planlarını yapıyorum beynimin içinde. Kaçamıyorum tabi, ne zaman denesem, biri yakalıyor beni. İsmini bile hatırlamadığım, yeni değişmiş  bir sınıf öğretmenimiz var. Annemi okula çağırmış ve aynen şunları söylemiş: “Sizin kızınız asla okuyamaz! Okursa ben bu mesleği bırakırım.”

Anneciğim ne yapacağını şaşırmış, biraz da panik içinde tanıdığı pedagoglara falan danışıyor, benim kızım niye okuyamaz acaba diye. İçinde ne fırtınalar kopuyor kim bilir. Benimse olan bitenden hiç haberim yok. Yaklaşık bir hafta geçmiş geçmemiş, benim de bugün hala gözümde capcanlı duran bir kare var. O zamanlar çok meşhur olmuş düdüklü şekerler vardı. Çocukların en büyük zevki… Düdük şeklinde, emerken üflediniz mi, ses çıkartır. Annem bilgisayar başında telefonla konuşurken, düdüklü şekerin üzerindeki ismi heceleye heceleye  ve İngilizce ismi Türkçe’ye çevirerek okumaya başladım. Annemin tepkisini hiç unutmam. “Ay ay dur dur bu kız okuyor galiba!” Önüme bir kitabı alelacele getirdi koydu, ben şakır şakır okuyorum.  Ne sevinç ne sevinç!

Yıl 1992… İzmir Özel Çakabey Koleji. İlkokul ikinci sınıfta Ayşe Bek isimli bir öğretmenim vardı. Hiç unutmam. Okuldan ödü kopan benim gibi bir çocuğu, sadece sevgisiyle derslere, kitaplara, ve okulun bir çocuk için dönüştürülebilecek büyülü dünyasına adapte edebilen. Bugün hala, hayatımdadır.

30 yaşındayım, ve doktora yapmak suretiyle hala okuyorum. İlkokuldan lise sona dek, bunu yalnızca bir akademik başarı olarak görmemekle birlikte, takdirden aşağı belge almadım. Ve bu, benim değil, bana okumanın akademik başarıdan çok daha öte bir şey olduğunu öğretebilen Ayşe Bek gibi çok değerli öğretmenlerin ve yaşamı yalnızca aldığım notlarla değerlendirilemeyecek kadar güzel algılamamı sağlayan ailemin sayesindedir.

Ya ortaokul ya da lisede, bütün ders notlarım 5 iken, tarih dersinden dört puanla 4 almıştım. O günden sonraki ilk veli toplantısında babam tarih öğretmenime “Dört dörtlük Handan!” ismini takmış, ve senelerce bu hepimizin arasında kahkaha konusu olmuştu. O öğretmenin kendisi de bunu bilir, ve daha önemlisi, hala hayatımdadır.

Sonra, üniversitede bir dersten kalmıştım. Ortalamam 3.0’ın altında kaldığı için, ve o dönemde akademik başarıyı çok da önemsemediğim için sanırım, üzerine düşmedim. Bugün bu nedenle belki yüksek lisansımı yurtdışında yapmadım ama, ne seçimlerimden, ne de yaşamın beni getirdiği noktadan, bazen ne kadar beni zorlamış olursa olsun hiç de mutsuz veya pişman değilim. Çünkü mutlu ve yetindiklerimizle sürdürdüğümüz bir yaşamın, en büyük başarı olduğunu öğrendim.

----
Geçtiğimiz günlerde, küçücük bir çocuk, oyuncaklardan hayaller kurup gerçeğine dönüştürmesi gereken bir yaşta, sadece takdir alamadığı için intihar etti. Daha hayal kurabilecek kocaman yaşları olması gerekirken önünde. Kalbinde taşıdığı hayalleri değil yazmaya, henüz okumaya bile fırsat bulamadan.

Zaman oluyor, aylarca kitap kapağı açamıyorum. Zaman oluyor, üç haftada beş kitap bitirirken buluyorum kendimi.  Hayatın içinde öğrendiğim bir şey var ki, yaşam hayata kaç kelime kattığınızla değil, hangi kelimelerin altını doldurabildiğinizle yakından ilgileniyor!

Mutluluk, huzur, yardımlaşma, sevgi, anlamak, üretmek, yaratmak, çabalamak gibi kelimeleri ne kadar fazla okursanız, o kadar fazla yaşam yazıyorsunuz bu dünyada. Çünkü mutlu olduğunuz bir yaşamın içinde, o kadar fazla başka yaşama dokunabiliyorsunuz.

----
Okuyamayacağımı düşünen ve bunu bu kadar keskince dile getirebilen o ismini bile anımsamadığım öğretmen şimdi nerede, ne yapıyor bilmiyorum. Mesleği belki de bırakmış, emekli olmuştur. Yine de üzerimde bir emeği vardıysa, teşekkür ederim.

Ama sözüm, Ayşe Bek gibi, adını senelerce hatırlatabilecek kadar güzel yürekli, dünyadaki tüm çocukların hayata birer değer olarak katılmasını sağlayan tüm öğretmenlere ve o güzel çocukların ailelerine…
Bugünkü çocuklar, içlerinde, sizin henüz göremediğiniz, bizlerden bile çok daha büyük yetenekler, değerler saklıyor olabilir. Bir çocuğun hayatına yapabileceğiniz en güzel dokunuş, ona kendisini hayata nasıl geçirebileceğini öğretmektir. Kim olduğunu, kendi yeteneklerini nasıl kullanabileceğini, o yetenekleri kullanırken nasıl zincirleme değer halkaları yaratabileceklerini, ve bu hayattaki en önemli şeyin hayat karnesinden yıldızlı pekiyi almak olduğunu öğretebilmektir.

Bir çocuğun içinde ne taşıdığını, ancak o çocuk yetişkin olup hayata eklendiğinde gerçekten görebilirsiniz çünkü.  Çünkü bir çocuk, tek başına, sizi hiç bilmediğiniz bir dünyaya götürebilir, ve size bile hiç bilmediğiniz yeni şeyler öğretebilir.

Bir çocuk, sizi, ona yalnızca yaşamı nasıl daha güzel okuyacağını öğrettiğiniz için bile senelerce kalbinde taşıyıp büyütebilir. Bir çocuk, sizi seneler sonra bulup, yaşamınızın anlamını sorgularken “iyi ki vardınız!” diyebilir. Biliyor musunuz? Bir çocuk, on dakika karla oynadıktan sonra yarım saat ders çalıştığında, çok daha kolay 4 yerine 5 alabilir. Çünkü mutludur.

Çocuklar, yaşamı doğru okumayı öğrenmenin en gerçek başarı olduğunu gerçekten anlayarak büyüdükleri gün, bu dünya da çok daha iyi bir yer olacak çünkü… İşte en güzel takdir, o gün gelecek.
 
 
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber