Bu haber kez okundu.

Genç Olduğunda Kaybetmemen Gereken 10 Şey
Yaşamı tanırken, her birimiz önce kendimizi, sonra varlığımızı keşfediyoruz, tüm bunlar olurken de dünyayı tanıyoruz. Ve dünyayı tanırken, kendimizden kaybettiklerimiz var.



“Hayat geriye bakarak anlaşılabilir, ancak ileriye bakarak yaşanır” der Soren Kierkegaard. Henüz yeni keşfedilmekte olan Marmaris’in Selimiye ilçesindeki şirin mi şirin, huzurlu mu huzurlu Dantel Pansiyon’unda oturmuş, ileriye doğru bakarken geride bırakmamamız gereken 10 şeyi, ruhumuzun genç kalabilmesini sağlayacak 10 şeyi düşündüm:

    •    Pamuk Helva: Çocukken, başkaları ne der diye düşünmeden, ellerimiz yapış yapış, ağzımız burnumuz pespembe olana dek yediğimiz ve tadını çıkardığımız pamuk helva… Büyürken, başkalarının ne düşüneceğini umursamaya, yargılara, büyük gibi davranmaya o kadar alıştırılırız ki, en keyif aldığımız şeyleri geride bırakmayı öğreniriz. Sen sen ol, pamuk helvayı nasıl keyifle yediğini ve bunun seni ne kadar mutlu ettiğini hiç unutma, ve her yıl en az bir kez, ağzın yüzün pespembe olana dek pamuk helva ye!



    •    Gökyüzündeki Salıncak: Ayaklarının yere bastığı ama uçmaktan da müthiş keyif aldığımız o salıncaklar. Korkmamayı, duygularımızı sonuna kadar hissettiğimiz o uçma hissini, gökyüzüne dokunacakmışız gibi gelen o salıncakları ne zaman geçmişimizde bıraktık? Sen sen ol, ayda bir kez salıncağa bin ve gökyüzüne kanat aç, sana özgürlüğü ve kanatların olduğunu anımsatacak!



    •    Çizgi Film: Pollyanna kadar iyimser, Tweety kadar zıpçıktı, Heidi kadar özgür, Şirinler kadar paylaşımcı, My Little Ponny kadar sihirli, Temel Reis kadar güçlü, Mickey Mouse kadar şirin, Fred ve Barney kadar iyi dost, Sheila ve Heeman kadar savaşçı, Pamuk Prenses kadar temiz olmayı unutma! Çocuğun olmasını beklemeden, çizgi film izlemekten utanmadan, hayallerini yeniden canlandır. Çizgi film hayal kurabilme gücündü, onu kaybetme!



    •    Peluş ayıcıkların ya da oyuncak arabaların: Uykuya dalmadan yanına alıp uyuduğun en sana ait, en sarılınası şeylerdi onlar. Sarılmak huzurdu, uykuya dalışındı. Sarılmak sağlıklıydı, çünkü güven verirdi, sahip olduğunu hissettirirdi. Sarılmak yumuşaktı, sevecendi, sevgi doluydu. Kaskatı olduğumuz bir dünyanın içinde sarılmayı unutma, bu sana kendini hep daha iyi hissettirecek!



    •    Hayvanlar: Çocuklar ne kadar da korkmazlar hayvanlardan, ne kadar düz, ne kadar sınırsız, ne kadar sade bir iletişimleri vardır. Çocukken, bir hayvandan ne kadar korkmadığını, ne kadar koşulsuz güvendiğini hatırla! Güvenmekten vazgeçme, çünkü güvensizlik, güvenmekten vazgeçtiğinde ve sana zarar verebileceklerinden korktuğunda başlar. Sana, kendine ve karşındakine güvendiğin sürece, zarar veremezler. Hayvan sevgisini hayatından çıkartma, sana güveni anımsatacaktır!



    •    Lunapark: Oyun oynamayı unutma! O rengarenk oyuncakların arasında başka bir dünyada hissettiğin gibi, bu dünyada oyun oynamayı seçebilirsin. Kirlenmemiş, temiz, hayallerin odaklı, başkalarına zarar vermeyen, başkalarıyla birlikte, her gün yeniden oynadığın oyunlar… Tıpkı lunaparka gittiğinde attığın kahkahalar gibi, oyunları geçmişinde bırakma, ve insanlara oyun oynamanın güzelliğini hatırlat!



    •    Gözyaşı: Canın acıdığında, düştüğünde nasıl da utanmadan ağlardın… Nasıl da beyaz, nasıl da şeffaftı gözyaşlarının rengi çocukken… Şimdi, hangi ara utanır oldun ağlamaktan, ve hangi ara güçsüzlük anlamına geldi gözyaşı?  Gözyaşı, temizler ruhunu. Utanma gözyaşlarından… Gözyaşlarının ardından sevdiğin birilerinin sana sarılmasının geldiğini, ve seni nasıl gülümsettiğini hatırlasana… Hepimiz bir zamanlar çocuktuk, ve hepimiz ağladık. Gözyaşlarını kurutma, onlar düştüğün zaman yeniden ayağa kalkıp, yeniden gülümseyebilmenin anahtarları çünkü!



    •    Çocukluk arkadaşların: Çocukken, ilk tanıştığın biriyle ne kadar çabuk, ne kadar koşulsuz arkadaş olduğunu hatırla! Beklentisiz verdiğin sevgiyi, ne kadar kolay elele tutuştuğunuzu düşün! Şimdi kazık yemekten korkmanın ne kadar anlamsız olduğunu, sen kazık atmazsan, karşındakine de sana kazık atma imkanı tanımayacağını yeniden fark et. Çocukluk arkadaşlarını hayatından eksiltme ki, sana kirlendiğini bir düşündüğün dünyada samimiyeti hatırlatsınlar!



    •    Tartışmak ve küsmek: Bunlar olumsuz gibi görünür sana şimdi, ama tartışmak da sevmek kadar doğal aslında. Herkesin herkesle aynı fikirde olduğu bir dünya ne kadar sıkıcı olurdu ve ne kadar yerinde sayardı bir düşünsene… Büyürken, tartışmamak için hep içine atmayı öğretirler sana, aman sorun olmasın diye, en büyük sorunu kendi kalbinde yaşarsın. Oysa küçükken, en sevdiğiniz oyunun ortasında kavga edip, iki dakika sonra barışmaz mıydınız? Tartışabilmeyi, ve affedebilmeyi unutma! Kalbin, ancak o zaman yeniden başlamayı bilecek…



    •    Ve sevgi: Çocukken, anneni, babanı, hayatında her kim var ise onu, hayvanları, çiçekleri, seni sevenleri, sana gelen hediyeleri, hatta canını yakanları bile, ne kadar sevdiğini, ne kadar kolay sevdiğini hatırla! Ve büyürken, zaman zaman sevmekten bile ne kadar sıkıldığını… Sevgi, hayatını yaşanabilir kılan tek şey belki de… Çok parası olup sevgisiz bir hayatın içinde boğulan insanlar kadar, hiç parası olmayıp sevgiyle uyanan insanları görmeye çalış. Parayla yaşanabilir bir hayat kurmaktansa, sevgiyle, mutlu yaşayabilecek kadar para kazanabileceğin bir hayatı nasıl devam ettireceğini bulduğunda, çocukluğunda sahip olduğun koşulsuz, nerden geldiğini bilmediğin, hesapsız sevginin, aslında nefes almanın başlangıcı olduğunu da hatırlayacaksın!



Çünkü Halil Cibran’ın dediği gibi, “sevgi de tıpkı ölüm gibi her şeyi değiştirir”



Büyürken, sevgiyle kal…



Dantel Pansiyon’dan hepinize sevgiyle…
 
Damla Aktan: egitimajansi.com
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber