Bu haber kez okundu.

Finlandiya Eğitim Sisteminin “Az, Daha Fazladır” Felsefesine 11 Kanıt (2. Bölüm)

Amerikalı matematik öğretmeni, yazının ikinci bölümünde de Finlandiya’ya dair gözlemlerini anlatmaya devam ediyor.



5.  Daha Az Aday Kabulü = Öğretmenlere Daha Fazla Güven



Çocuklar en az üç en fazla altı yıl boyunca aynı öğretmenle okuyor demiştik. Peki ya çocuğunuzun öğretmeni “kötü” ise? Finlandiya “kötü öğretmen” olmadığından emin olmak için çok uğraşıyor. Sınıf öğretmenliği, Finlandiya da girmek için en fazla çaba göstermeniz gereken, en fazla rekabetin olduğu üniversite bölümü. Finlandiya’daki temel eğitim bölümleri, başvuranların sadece yüzde 10′unu kabul ediyor ve her yıl binlerce öğrenciyi geri çeviriyor. Bir insanın ilkokul öğretmeni olması için sadece en iyi ve en parlak olması değil, aynı zamanda çok sayıda görüşmeyi ve kişilik taramasını da başarıyla geçmesi gerekiyor. Yani sınıfınızın en zekisi olmanız yeterli değil, aynı zamanda öğretmenlik yapmak için doğal bir yeteneğiniz ve güdünüz olmalı.



Finlandiya, öğretme becerisinin, eğitim alarak kazanılacak bir şey olmadığını anlamış durumda. Öğretmenlik genellikle bir yetenek ve tutku. Bazılarında olan, bazılarında olmayan bir şey. Finlandiya’da, öğretmenlik eğitim programı olan az sayıdaki üniversite, sadece bu yeteneğe sahip olan adayları kabul ettiklerinden emin olmak istiyor. Mükemmel notlara ve öğretmen olmak için doğal bir eğilime sahip olmaya ek olarak bütün öğretmenlerin bir yüksek lisans derecesi almaları ve yüksek lisans tezi yazmaları gerekiyor. Tüm bunlar, Finlandiya’daki öğretmenlere inanılmaz bir saygı ve güven duyulmasını sağlıyor. Ebeveynler öğretmenlerin çok nitelikli, eğitimli ve yetenekli bireyler olduklarına güveniyorlar. Onların otoritelerine ya da kararlarına karışmaya ya da karşı çıkmaya çalışmıyorlar. Bir matematik öğretmenine ebeveynlerden genelde kaç e-mail aldıklarını sordum. “Beş ya da altı” diye cevap verdi. “Ah, ben de her gün bu kadar mail alıyorum” dedim. O da şöyle cevap verdi: “Hayır! Bir sömestr boyunca beş ya da altı demek istedim!” Güven ve saygıya dayalı bir toplumda yaşamak nasıl bir şey olurdu acaba?



6.  Daha Az Ders = Daha Çok Teneffüs



Daha önce de söylediğim gibi öğrencilerin günde üç ya da dört (ya da çok nadir beş) dersi oluyor. Bu arada pek çok mola/teneffüs/yemek saati arası veriyorlar. Ve bunlar da genellikle, yağmur da yağsa güneş de açsa dışarıda oluyor. Bu 15 -20 dakikalar, öğrendiklerini sindirmek, kaslarını kullanmak, bacaklarını esnetmek, biraz temiz hava almak ve “kurtlarını dökmek” için onlara zaman tanıyor. Bu araların pek çok nörolojik avantajları da var. Birbiri ardına yapılan araştırmaların hepsi çocukların öğrenebilmek için fiziksel olarak aktif olmaları gerektiğini söylüyor. Bedenin durgunluğu, beynin durgunluğuna ve odaklanamayan “hiper” çocuklara sebep oluyor.



Öğretmenler de aynı araları veriyorlar. Finlandiya’daki okullardaki öğretmen odaları çalışan, kahve içen, dinlenen, sosyalleşen ve zihinsel olarak kendini bir sonraki derse hazırlayan öğretmenlerle dolu oluyor. Ortaokul öğretmenleri dersler arasında genelde 10-20 dakika arası mola veriyorlar ve çoğu zaman hazırlık için ekstra zamanları da oluyor. Öğretmen odaları okuldan okula değişse de, temel formül şöyle görünüyor: Birkaç masa, birkaç koltuk, bir kahve demliği, bir mutfak, ücretsiz meyve ve atıştırmalık seçenekleri ve konuşabileceğiniz ve işbirliği yapabileceğiniz öğretmenler. Bu arada bazılarında masaj koltuğu bile var!



7. Daha Az Test = Daha Fazla Öğrenme



Kafanızın üzerinde “Demokles’in kılıcı” gibi sallanıp duran şu dev merkezi testler hiç olmasaydı, öğrencilerinizle yapabileceğiniz heyecan verici şeyleri hayal edin. Öğrencilerinizin test skorlarından bağımsız bir öğretmenlik hayatınızın olabileceğini hayal edin. Ne kadar eğlenceli ve ilginç derslerinizin olabileceğini hayal edin.



Her ne kadar Finlandiya’da da testler olsa da, öğretmenlerin üzerinde oldukça az baskı var. Öğretmenin zaten iyi bir iş çıkaracağına o kadar güveniliyor ki, bu yüzden sınıfların ve derslerin kontrolü öğretmenlerin elinde. Öğretmen isterse daha fazla risk alabiliyor, yeni şeyler deneyebiliyor ve öğrencilerinin gerçek dünyaya hazır beceri sahibi bireyler olabilmelerini sağlamak için heyecan verici, ilgi çekici bir müfredat yaratabiliyor. Böylece öğrencilerine, bir projeye nasıl başlanacağını ve bir hedefe ulaşmak için nasıl sistematik bir şekilde çalışmak gerektiğini bilen bireylere dönüşmelerini sağlayan becerileri öğretmek için zamanları kalıyor. Öğrencilerin dikiş dikmeyi, yemek pişirmeyi, temizlik yapmayı, ahşap işçiliğini ve çok daha fazlasını öğrendiği el becerisine dayalı eğitime de zamanları kalıyor. Ve bu muhteşem becerileri öğrenirken aynı zamanda matematik ve problem çözme ve yönergeleri takip etmeyi de öğreniyorlar.



8. Daha Az Konu = Daha Fazla Derinlik



Finlandiya’da beşinci sınıftan dokuzuncu sınıfa kadar pek çok matematik dersini gözlemleme fırsatım oldu. Bu beş yıllık eğitimde verilen müfredata baktım ve kendi ülkemde beş yıllık Finlandiya matematik eğitimini bir senede vermeye kalkıştığımı fark ettim. Amerika’daki “Fazla, daha iyidir” zihniyeti gerçekten işe yaramıyor. Eğer benden bir yılda yapmamı bekledikleri her şeyi yaparsam, gün aşırı yeni bir konu/ders anlatmam gerekiyor ve yine de her zaman kendimi geride kalmış hissediyorum. Amacının ne olduğunu ve nereye varacağını bilmediğim bu baskı, hem beni hem de öğrencilerimi çok zorluyor.



Finlandiya’da öğretmenler acele etmiyorlar. Bir konuya derinlemesine bakıyor ve biraz geride kalsalar ya da matematikteki her konuyu işlemeseler bile paniklemiyorlar. Ayrıca öğrenciler haftada sadece birkaç saat matematik dersi yapıyor. Hatta Paskalya tatilinden sonra bütün yedinci sınıf öğrencilerim haftada sadece bir kez matematik dersi gördü. Bunu duyduğumda kalbim hala panikliyor! Bunun yeterli olduğuna inanamıyorum! Testlere nasıl hazır olacaklar? Ah, bekleyin. Test falan yok ki! Acele etmeye gerek yok. Çocuklar yeni bir konuya başlamaya zorlanmadan önce öğrenmekte oldukları konuyu gerçekten anlıyorlar. Bir öğretmen bana bir ders kitabını gösterdi ve beş haftalık not dönemi için çok fazla konuyu içerdiğini söyledi. Tüm kitaba baktım ve gülmekten patlamamak için kendimi zor tuttum. Çünkü benim ders kitabımda aslında TEK bir bölümde anlatılan şeylere bakıyordum. Neden çocuklarımızı bu kadar fazla şeyi bu kadar çabuk öğrenmeleri için zorluyoruz? Bu kadar stresli olmalarına hiç şaşırmamak lazım!



9.  Daha Az Ödev = Daha Fazla Katılım 



OECD’ye göre Finlandiya’daki öğrenciler dünyada en az miktarda ödev yapan öğrenciler. Günde ortalama yarım saatten az ödev yapıyorlar. Bu öğrenciler dışarıdan özel ders/ekstra eğitim de almıyor. En yüksek performansı gösteren Asya ülkelerindeki öğrenciler saatlerce ekstra eğitim/özel ders alırken onların performanslarını zorlayan hatta geçen Finlandiya’daki öğrencilerin durumu oldukça şaşırtıcı.







Benim gözlemlerime göre Finlandiya’da öğrenciler işi sınıfta bitiriyorlar ve öğretmenler öğrencilerin okulda yapabildiklerinin yeterli olduğunu düşünüyor. Ödevler de genellikle açık uçlu ve ödevlere gerçekten not verilmiyor. Ancak öğrenciler sınıfta ödevler üzerinde özenle çalışıyorlar. Kendilerine yapmaları gereken bir şey verildiğinde öğrencilere neler olduğunu gözlemlemek oldukça ilginç. Dersi nerdeyse hiç dinlemeyen öğrenciler telefonlarını kenara koyuyor ve hemen önlerindeki işe koyuluyorlar. Sadece önerilen bir ödev bile olsa dersin sonuna kadar tüm dikkatlerini veriyorlar. Öğretmenler öğrenciler arasında sanki üzerinde hiç konuşulmamış bir anlaşma var gibi: “Eğer sınıftayken bunun üzerinde çalışırsan, sana ödev vermeyeceğim.” Bu sistem, günlük olarak verdiğim ödevin miktarı üzerine gerçekten düşünmeme sebep oldu.



10.  Daha Az Öğrenci = Daha Fazla Bireysel Dikkat



Bu gayet açık. Eğer daha az öğrenciniz varsa, öğrenmek için ihtiyaç duydukları ilgi ve dikkati onlara daha fazla verebilirsiniz. Finlandiya’da bir öğretmen günde 20 kişilik 3 ya da 4 sınıf görüyor. Yani günde toplam 60-80 arası öğrenciden bahsediyoruz. Bense her gün 180 öğrenci görüyorum. Bir sınıfta 30-35 öğrenci, peş peşe altı sınıf, haftada 5 gün.



11.  Daha Az Yapılandırma =  Daha Fazla Güven






Bütün sistemin anahtarı güven, yapılandırma değil. Sistemin çalışıp çalışmadığını görmek için birbirinden şüphe duymak ve tonlarca yapılandırma, kural ve test yerine sisteme güveniyorlar. Toplum, iyi öğretmenler işe alma konusunda okullara güveniyor. Okullar, öğretmenlerin çok iyi eğitilmiş bireyler olduğuna güveniyor ve bu yüzden öğrencileri için en iyi sınıf ortamını yaratmaları konusunda onlara özgürlük veriyor. Ebeveynler, çocuklarının öğrenmesini ve gelişmesini sağlayacak kararlar almaları konusunda öğretmenlere güveniyor. Öğretmenler, öğrencilerinin kendilerinden istenen çalışmaları yaptığına ve gerçekten öğrenmek adına öğrendiklerine güveniyorlar. Öğrenciler, başarılı olmaları için öğretmenlerinin ihtiyaç duydukları araçları kendilerine vereceğine güveniyorlar. Toplum sisteme güveniyor ve eğitime hak ettiği saygıyı gösteriyor. Sistem işe yarıyor ve sistem hiç de karmaşık değil. Finlandiya eğitimi çözmüş!



Az, Daha Fazladır. 





BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
osman 9 ay önce

halen sistemin çok önemli olduğunu,sistem olmadan başarı olmayacağını öğrenemedik.sistem iyi öğrenci,iyi öğretmen ve idareciyi bulur.veli kalitesi de çok önemli,ya tutarsa.

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber