Bu haber kez okundu.

FAYDASIZ EĞİTİM YA DA EĞİTİMİN İFLASI

Yekta Saraç diyor ki “dört işlem bile bilmeyen mühendislik programına girebiliyor… Üniversiteler temel sayısal becerilerin, cümle kurmanın ve muhakeme yapmanın, yabancı dilin öğretildiği kurumlar olmamalı”…
 
Yani YÖK’ün başındaki isim diyor ki, “liseden mezun olanların hatırı sayılır bir kısmı cümle kuramıyor, dört işlem yapamıyor hatta muhakeme bile yapamıyor”.
 
Kısacası Sayın Saraç Türkiye’de eğitimin iflasını ilan ediyor. İlkokulda alınması gereken bu beceri ve melekeler üniversiteye kalmışsa artık hepimize geçmiş olsun. Üniversitede dört işlem öğretilemeyeceğine göre, muhakemesi olmayan öğrencilere yükseköğretimde cümle kurdurulamayacağına vs. göre eğitim sistemi çökmüş demektir.
 
Ancak, YÖK Başkanı topu sadece Milli Eğitim Bakanı’na atmakla kalmıyor, üniversitelerde de kalitenin yerlerde süründüğünü kabul ediyor. Hatta Tıp, Mühendislik ve Hukuk gibi alanlarda üniversitelerin verdiği diplomaların yeterli olmadığını, buna ek olarak bir de diğer kurumlarla birlikte yapılacak sınavların yapılması gerektiğini söylüyor. Yani üniversiteyi bitirdiniz diyelim, ardından bir büyük sınava daha gireceksiniz ve ondan sonra KPSS’ye, ALES’e, ÜDS’ye vs. gireceksiniz. Yani az sayıda kaliteli öğrenciyi bulana kadar aramamız sürecek…
 
Sayın Saraç diyor ki “Sıkıntının temelinde yükseköğretimdeki kitleselleşme trendi, okullaşma oranının birinci hedef belirlenmesi ve niteliğin sonra aranması var.” Başka bir deyişle, her ile üniversite, her üniversiteye kaldıramayacağı kadar öğrenci verilmesi bu sorunlara neden oluyor…
 
Sayın Saraç, yükseköğretimin kitleselleşmesini bir sorun olarak görüyor ve herkesin üniversite mezunu olmasını yanlış buluyor. Bu noktada Sayın Başkan’dan ayrılıyoruz. Çünkü Türkiye, üniversite mezunlarının topluma oranı açısından en gerilerde kalmış ülkelerden biridir... Gelişmiş dünyada üniversite mezunlarının oranı % 40, hatta % 50 gibi oranlara çıkmış iken Türkiye’de bu oran % 11-12 civarında dolaşıyor. Yani Türkiye’de kalitesizliğin nedeni kitleselleşme değil, büyüme ile orantısız yatırımlardır. Öğretim elemanı yetiştirilmeden okul açılması, en temel altyapısı olmayan yerlere bölüm açılması vs. gibi... Türkiye, hep kitleselleşmedeki açığı kapatmak zorundadır hem de kaliteyi arttırmak zorundadır...
 
İŞE YARAMAYAN EĞİTİM
 
Başkan Saraç’ın bir diğer tespiti ise üniversite mezunları arasındaki yüksek işsizlik oranı. Üniversite mezunu işsiz sayısının 1 milyonu aştığı tahmin ediliyor ve bu rakam her yıl birkaç yüzbin artıyor. Sorun hızla krize dönüyor. 4 yıl okuyan gençler mezun olduklarında mesleklerini yapamıyorlar. Hatta bırakınız mesleklerini yapmayı, sıradan iş dahi bulamıyorlar.  Ancak YÖK bu durumu olağan görüyor.
 
Şöyle diyor YÖK Başkanı:
 
“Her diploma alan, iş bulma garantisinin devlet tarafından kendisine verildiğini sanıyor. Oysa öyle bir durum yok. ILO’nun son raporuna göre kalkınmakta olan ülkelerdeki üniversite mezunu kişilerin iş bulma ihtimalinin bu tahsili görmeyenlere göre düşük olduğu ortaya çıktı. Üniversite algısının değişmesi gerekiyor. Bu algıyı biz YÖK olarak tek başımıza değiştiremeyiz. YÖK, İş ve İşçi Bulma Kurumu değildir. Üniversite sadece meslek edindirmez, birinci vasfı topluma yararlı, çevresine duyarlı, dünyadaki varoluş sebeplerini daha derinlemesine kavrayabilen, entelektüel düzeyi olan insan yetiştirmedir.”
 
Bu tespitlere de katılabilmem mümkün değil… Madem ki üniversitede insanlar “topluma yararlı, çevresine duyarlı, entelektüel düzeyi yüksek insanlar” olarak yetişiyorlar, mezun olduklarında neden iş bulamasınlar?
 
Bu kadar gelişmiş bir çalışanı hangi iş yeri istemez?
 
Sorun şu ki, üniversiteler mezunlarına bir mesleğin inceliklerini öğretemedikleri gibi, duyarlı, entelektüel bir birey olmayı da öğretemiyorlar. Bunda kendi hataları ve eksikleri büyük elbette. Ancak, YÖK Başkanı Saraç’ın işaret ettiği üzere, cümle kuramayan, en basit matematik işlemlerini yapamayan, yabancı dili bile olmayan lise mezunlarına ne verebilirsiniz ki?
 
Meselenin bir diğer boyutu ise eğitim-istihdam ilişkisidir. Yekta Saraç’ın verdiği ILO verileri normali değil, bir sorunu anlatıyor… ILO diyor ki, gelişmiş ülkelerin aksine bazı gelişmekte olan ülkelerin eğitim-istihdam rakamlarında sorun var. Çünkü aklın emridir eğitimli kişinin daha kolay iş bulabilmesi. Eğer insanlar eğitim aldıkça iş bulma şansları azalıyorsa orada ya gerçek bir eğitim verilemiyordur, ya ekonomi bilgi üzerinde yükselmiyordur, ya da her ikisinde de sorun vardır.
 
Dememiz o ki eğitim ile istihdam arasında doğrudan bir ilişki vardır ve bu ilişki pek çok deney ve araştırma ile kanıtlanmıştır. Krizlerden çıkmanın, ekonomik geriliği aşmanın yolu eğitilmiş insan gücüdür. Eğer siz milyonlarca diploma dağıttığınız halde işler hala kötüye gidiyorsa eğitim sisteminiz çökmüş demektir. Bunun anlamı ülkenizde 'diploma enflasyonu' olduğudur. Verdiğiniz diplomalar üzerinde yazılı olan uzmanlığı verememişse, verdiğiniz diplomalar ile alınması gereken beceriler arasında büyük bir açık oluştuysa buna 'diploma açığı' denir. Yani diplomanın gerçek değeri ile olması gereken değeri arasındaki açık. Bu durumda piyasalar ihtiyacı olduğu halde mezunlarınızı istihdam edemez, sindiremez. İşina slına bakarsanız piyasaların nitelikli çalışanı ihtiyacı had safhadadır, ancak üniversite mezunlarında bu özellikler bulunmamaktadır.
 
Buradaki bir diğer sorun da piyasaların Hükümetlerce bilgi-merkezli yapılandırılmamasıdır. Eğer tüm destekler, nitelikli çalışan gerektirmeyen sektörlere gidiyorsa bu durumda bilgi yoğun eğitim alan mezunlar yine istihdam edilemezler. Her iki halde de YÖK gibi kurumlar Hükümete akıl vermesi, onu yanlışından döndürmesi beklenir.
 
YÖK’ün iş bulma kurumu olmadığı iddialarına da katılamıyorum. YÖK’ün en temel işlerinden biri de ülkede istihdamın artması ve daha nitelikli hale gelmesidir. YÖK benzeri kurumlar, istihdam ve onunla ilişkili eğitim planlarını yapmak zorundadır. Hayata katkı sağlamayan bilim, faydasız bilimdir. Katkının önemli ölçütlerinin başında ise istihdam ve icatlar gelir. Bunların her ikisi de ekonominin özünü teşkil eder.
 
NOT: Eğitim konusundaki yazılarımı 'Neden Bizim de Bir Oxford'umuz Yok' adlı kitapta topladım. Daha detaylı bir analiz için o kitaba başvurulabilir.


e-posta: [email protected]

Sedat LAÇİNER
Kaynak:haberdar.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber