Bu haber kez okundu.

Eskiden Taklayı Güvercinler Atardı!

 10 Haziran 2014’te yayınlanan “Yönetici Görevlendirilme” yönetmeliği henüz kişiliği tam oturmamış birçok eğitimcimizi, taklacı haline getirdi maalesef, üzülerek, utanarak - sıkılarak söylüyorum bunu. Görmedik mi hep birlikte o sendikadan diğerine, o şube müdürünün kapısından bir başkasınınkine takla üstüne takla atanları? Puanlamada bulunacak kişilere, üst makamlara, yönetici görevlendirme sendikasına karşı yakın olma yarışı, çıkar uğruna bir takım kişiler arasında yıllardır süregelse de yayımlanan bu yönetmelik bu yarışı iyiden iyiye kızıştırdı, taklacılığın dozunu artırdı, tadını kaçırdı. Hakkıyla yıllardır oturduğu koltuğu korumaya çalışmak istedi herkes önce. ‘Kimin gücü kime yeterseye’ dönmüştü artık iş. Korumak zorundaydı da, kalktığı anda koltuğu kaybedecekti, taklacılar koltuğun etrafında taklalar atarak uçuşuyordu çünkü. Gücü yeten koltuğuna sahip çıktı, gücü yetemeyen gariban eğitimcim koltuğunu taklacılara bırakmak durumunda kaldı, taklacılara karşı gücü yetemeyenlerden kimisi ise durumu gururuna yediremeyip; yeni bir hayat yeni bir düzen kurmak üzere il dışında aldı soluğu. 


Objektif ve somut kriterler dururken, sübjektif ve soyut kriterlerle yöneticileri değerlendiremeyeceği en baştan belli olan yönetmelik geçen sene gücünü, acımasızlığını ve adaletsizliğini ortaya koyunca koltuk sevdalıları, kişiliksizler ve taklacılar neredeyse sarı sendikanın ve milli eğitim müdürlüklerinin kapısında yatmaya başladılar, yalan mı? 


Birçok yerde kul hakkı yediklerini bile bile devletin koltuklarını kapış kapış ettiler, dünkü cemaatçiler, bugünün muhafazakâr dindarları, hem de dün bugünkü siyasi iradeye muhalif bu taklacılar vallahi acımadılar; çatır – çutur yediler insanların haklarını. Dün ezildik diye, bugün daha çok ezmenin caiz olduğunu düşünen ve hatta bunu dinle bağdaştırmaya çalışan bu taklacıların iddia ediyorum hiç birisi de dün ezilmemiştir, dün de düne uygun bir takla atmasını fevkalade becermiştir bana kalırsa. Böyle mi olmalı peki? Yakışır mı hiç toplumun kanaat önderi, hak ve hukukun en ilk savunucusu olması beklenen bir eğitimciye, kendi lehine, bir başkası aleyhine haksızlık yapılması için kişiliğini ayaklar altına sermek ve “taklacı” olmak, takvacılık ve kuldan utanmak dururken.Taklacı her zaman her yerde taklacıdır zaten, değiştiremezsiniz. Yönetici görevlendirme yönetmeliğinden önce hiç mi yoktu taklacılık? Elbette vardı ama bu kadar değildi. Dün cemaat evinden çıkmayan taklacı,bugün camide. Yarın nerede, nasıl ve hangi şekilde olur, onu da Allah bilir artık.Güç buldukça da devlete paralel güç oluşturma, yerel yöneticileri yönlendirme, devlet adına karar verme, verdirme fırsatlarının hiç birisini kaçırmayan taklacıların sayısı iyiden iyiye arttı velhasıl. Geçen sene puanlanan eğitim yöneticilerinin canı biraz da işte bu taklacılar yüzünden yanmıştır. Devletimiz eminim, bu taklacıların ekmeğine yağ sürecek şekilde bir yönetmelik çıkarmayacaktır bir daha. Camia içerisinden bu kadar kişi devlete küstürülmemeliydi bence. Adil, hakkaniyetli bir yönetici görevlendirme sınavı yapmak, parasını da adaylardan aldıktan sonra, hiç zor olmamalı şu devirde. Çünkü devlet, adil olduğu kadar büyüktür, adil olduğu kadar yaşar. Ama adil devletin vücut bulması için de adil fertlerin olması lazım gelir, taklacıların değil.


Taklacılar da kendi aralarında iç çekişmeye düşmedi değiller elbette. Çünkü birisi daha yeni taklacı olmuştu, birisi yılların taklacısıydı, bir diğeri takla atmakta diğerlerinden daha hünerliydi ama uğruna takla atılan koltuk bazı yerlerde bir taneydi, kimi yerde ise bir tanesi en değerliydi. Yönetici görevlendirmelerinde akıllarda soru işareti oluşmayan bir il ya da bir ilçe var mı örneğin bu süreçte. İşte suyu bulandıran, akıllarda soru işareti bırakanlar aslında bu taklacılardan başkası değildi.Şu anda kafaları çok da rahat değil aslında taklacıların. Şimdi de onların akıllarında soru işaretleri uçuşuyor. Çünkü yeni eğitim öğretim yılı başlamadan çok şey değişebilir, önümüz karanlık; mahkeme kararları, Danıştay iptalleri de iyice sıkıyor canlarını. Sonuçta hiçbir taklacı kadrolu değil, hepsi görevlendirme ve hepsi koltuğa bir A4 kâğıdıyla bağlı sadece.


Yönetmeliği yermek, MEB’i eleştirmek ne gayem, ne haddim. Gayem; taklacılığın eğitimcilerimize kesinlikle yakışmadığını, yöneticilik kadar taklacılığı beceremeyen kişilerin haklarının taklacılar yüzünden yendiğini, artık toplumun her kesimince de eğitim yöneticiliği için en büyük kriterin ikili ilişkiler, ideoloji ve en önemlisi taklacılık olduğunun bilindiğini anlatmaktan öte bir şey değil.“İyi Müdür İşte Budur!” başlıklı yazımda da bahsettiğim gibi eğitim, eğitim yöneticiliği hafife alınacak bir iş değil; geleceğimiz eğitimimize, eğitimimiz de müdürlerimize emanet çünkü.


Yapılanları görünce, duyunca ve düşününce şöyle derinden bir iç çekiyorum. Bir koltuk sevdası uğruna düştüğümüz durumu anlamakta zorlanıyorum kendi adıma. Kiri belli etmesin diye önlüklerin siyah ama yüreklerin pırıl pırıl olduğu; kaybolmasın diye silgilerin boyunlara asıldığı ama insanlığın kaybolmadığı; ahşap tabanına zift serili, küf ve nem kokulu, aralarında birer karış mesafeyle iki ince camın bir yalıtımlı ahşap cam oluşturmasından başka bir teknolojinin kullanılmadığı, sendikacılığın gerçekten öğretmen çıkarları üzerine inşa edildiği, taklayı ise bir tek güvercinlerin attığı o siyah - beyaz günleri özlemekten alıkoyamıyor kendini insan.

 

 

kamuajans.com


BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber