Bu haber kez okundu.

Erdoğan\'dan sert Osmanlıca çıkışı!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Osmanlıca tartışmalarına bu kez İstanbul'dan cevap verdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Eğer sen, yüzlerce yıllık hafızanı, birikimini, medeniyetini siler atarsan, işte sadece bazılarının uzaya gidişini seyredersin." dedi.

 

Ülkede isminin başında profesör yazan; ancak hala Osmanlıca'nın yazı dili olmadığını bilmeyenlerin olduğunu söyleyen Erdoğan, "Hele hele dedesinin mezar taşını okuyamıyor olmaktan mahcup olmak yerine 'Ne yapacağım mezar taşını okuyup da' deyip, hiç kimse kompleksini böyle cesaretle lütfen itiraf etmesin" diye konuştu.

 

Erdoğan, Üsküdar Belediyesi tarafından Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen Hattat Hasan Çelebi'ye Saygı Gecesi'nde yaptığı konuşmada, Üsküdar Belediye Başkanı ve çalışma arkadaşlarına, önemli ve anlamlı geceyi düzenledikleri için şükranlarını ifade etti.

 

Adına düzenlenen bu merasim vesilesiyle Çelebi'ye hürmetlerini sunan Erdoğan, Allah'tan sağlıklı, uzun ve hayırlı nice ömür niyaz ettiğini söyledi.

 

Erdoğan, "Hocam elinize sağlık, gönlünüze sağlık, yüreğinize sağlık. Allah sizden razı olsun. Rabbim bir ömür boyu mürekkeple, kalemle, kamışla, kağıtla dostluk yapmış o parmaklarınıza güç, kuvvet versin. Rabbim bir ömür boyu harflerin sırrının peşinde koşmuş, harflerin sırrına vakıf olmuş ve harflerle sırdaşlık yapmış yüreğinizden ferahlığı hiç ama hiç eksiltmesin. İnşallah ömrünüz boyunca öğrettiğiniz her bir harf için Rabbim size misliyle mukabele etsin, muamele etsin. Sadece yazdığınız, okuduğunuz, öğrettiğiniz harfler için de değil, sizin hatta döktüğünüz ve okunmasına vesile olduğunuz her bir harf için de Rabbim inşallah size misliyle ecir versin. Sürekli 'bizim medeniyetimiz' diyoruz ya. Bizim medeniyetimiz hattat Hasan Çelebi hocamızın engin gönlündeki birikimdir" diye konuştu.

 

Adeta medeniyetin ete kemiğe bürünerek Hattat Hasan Çelebi olarak görüldüğünü ifade eden Erdoğan, Çelebi'ye bakıldığında sadece hat sanatının değil, bütün medeniyetin görüldüğünü kaydetti.

 

Van Merkez Camisi ile Üsküdar Selami Ali Camisi'nin ortak yanının kıblesi ve Çelebi'nin hatları olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Eskişehir'de Reşadiye Cami ile Medine-i Münevvere'de Ravza-i Mutahhara'nın ortak yanı ezanıdır, bir de hattat Hasan Çelebi'nin hatlarıdır. Kazakistan Almatı Camisi'nde de onun el emeği vardır. Belçika Yunus Emre Camisi'nde de onun göz nuru vardır. Hocası merhum Hamid Aytaç'ın mezar taşında da Mihrimah Sultan'ın Eyüp Sultan'daki kabrinin kitabesinde de onun ustalığı vardır" dedi.

 

Hat sanatının sadece güzel yazı olmadığını, coğrafya, harita ve büyük bir medeniyetin, kadim bir medeniyetin, sınırları olmayan coğrafyanın ortak dili olduğunu vurgulayan Erdoğan, dil neyse dünyanın da o olduğunu kaydetti.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kullanılan kelimelerin, kurulan cümlelerin sayısı neyse kişinin dünyası, tefekkürü ve tasavvurunun da o olduğunu söyledi.

 

"Dil medeniyettir"

 

Dile sadece iletişim aracı demenin büyük bir haksızlık olduğunu belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

 

"Dil medeniyettir, gönüldür. En önemlisi de dil hafızadır. Çocukluğunuzu, bebekliğinizi bir hatırlamaya çalışın. Belli bir yaşın atında hiçbir şey hatırlayamadığınızı göreceksiniz. Çünkü dil yoksa hafıza yoktur. Bebek ne zaman ki dili öğrenir, kullanmaya başlar, işte o zaman kaydetmeye, hafızaya yazmaya başlar. Sadece bebekler için değil, dil milletler için de hafızadır. Merhum Cemil Meriç diyor ki: 'Milletin ana vasfı devamlılıktır'. Dilde, terbiyede, gelenekte devamlılık. Evet dil medeniyetin, hafızanın, millet olabilmenin ana vasfıdır. Bir toplumdan dilini alırsanız, o toplumun milliyetini, medeniyetini, hafızasını da almış olursunuz. Bunun bedelini çok ağır ödemiş bir millet olarak bunu söylüyorum. Bir toplumun diline kastederseniz, o toplumun dinine, kültürüne, sanatına da edebiyatına da kastetmiş olursunuz."

 

Birinci Dünya Savaşı'nın yıl dönümü olduğunu anımsatan Erdoğan, çok kan aktığını, çok masumun katledildiğini, sınırların yeniden çizildiğini, yeni bölgeler icat edildiğini, yeni sömürü alanlarının ihdas edildiğini anlattı.

 

Erdoğan, bütün bunların gelip geçebileceğini, bu düzenlemenin, bu kurgunun bozulacağını ifade ederek, "Ama o süreçte çok geniş bir coğrafyanın diline ve kültürüne de kastedilmiş, dil ve kültür üzerinde de kurgular yapılmak istenmiştir. İşte en tehlikelisi de budur. Allah bizi bundan muhafaza buyursun. Allah'a hamdolsun bizi bundan muhafaza buyurmuştur. Yapılan onca saldırıya rağmen Arapça, Osmanlıca, Kürtçe hayattadır. Onca saldırıya rağmen Türkçe hayattadır. Örselenmiş, törpülenmiş olabiliriz. Acımasızca hızarlardan, değirmenlerden geçirilmiş, öğütülmeye çalışılmış olabiliriz. Ama dilimiz, dillerimiz büyük bir millet olmamızı temin edecek şekilde dimdik ayakta, dimdik hayattadır" diye konuştu.

 

Cemil Meriç'ten, "600 yıldır cerrahi bir ameliyatla içtimai uzviyetinden koparılıp atılınca Türk düşüncesi boşta kalmıştır. Çünkü Batı'ya da tutunamamış, sırtını Batı tefekkürüne de dayayamamıştır. Uydurca ile bir 'Hürriyet Kasidesi', bir 'Sis', hatta bir 'Erenlerin Bağından' yaratılabilmesi için en az bir 600 yıla daha ihtiyaç var" şeklinde alıntı yapan Erdoğan, "Evet çok büyük bir tahribat yaşanmıştır ama inanıyorum ki 600 yıla gerek kalmadan bu büyük tahribatı, bu büyük millet yeni nesillerle, genç nesillerle inşallah telafi edecektir" dedi.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dünyada hangi millet vardır ki medeniyetinin üzerine inşa edildiği yazıyı okuyamaz? Var mı böyle bir millet? Dünyada hangi millet vardır ki dedesinin mezar taşını okuyamaz? Dünyada hangi millet vardır ki iftihar ettiği şairleri, yazarları, münevverleri, alimleri ilk kaynağından öğrenemez? Dünyada hangi millet vardır ki yazının merkezi bir şehirde devasa arşivlerde bulunan milyonlarca belgeleri okuyamaz?" diye sordu ve "George okur, Hans okur ama Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin okuyamaz" dedi.

 

Erdoğan, "Babalarımız, dedelerimiz, yerde yazılı bir kağıt gördüklerinde alırlardı, öperlerdi; adeta bir ekmek gibi onu muhafaza eder ya da yüksekçe bir yere koyarlardı" ifadelerini dile getirerek, çok kimsenin bununla alay ettiğini, istihza ile yaklaştığını, "Anlamını bilmediği kağıdı Kur'an zannedip öpüyorlar" diye dalga geçtiğini söyledi.

 

Bu kişilerin, "milletin yazıya, hatta kaleme, kağıda muhtevası her ne olursa olsun, hürmet gösteren bir millet olduğunu anlamadığını" söyleyen Erdoğan, "Arapça ya da Osmanlıca harfler olduğu için değil, o, yazı olduğu için yerden alır, öper, yüksek bir yere koyarlardı. Manasını bilseler de bilmeseler de okuyabilseler de okuyamasalar da yazı onlar için muhteremdi, mübarekti" diye konuştu.

 

Erdoğan, zaman zaman "Bizde neden kitap, gazete okunmuyor?" diye tartışıldığına, konuşulduğuna değinerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

 

"Acaba yazıya gösterilen o hürmetin yitirilmiş olmasından olabilir mi? Bizde okuma yazma bilmeyene cahil denmez. Cahil başka bir şeydir, ümmi başka bir şeydir. Haşa, Hazreti Peygamber Aleyhissalatü Vesselam okuma yazma bilmiyordu yani ümmi idi. Cehaleti yok eden okuma yazma bilmek değildir, mektep medrese görmek değildir, kitaplar okumak, diplomalara sahip olmak değildir. Cehaleti yok eden idraktır, irfandır, ahlaktır ve hikmettir. Aramızda isminin başında profesör unvanı olan hocalarım var, tenzih ederim. Fakat Osmanlıca'nın bir yazı şekli olduğunu bilmeyen, Osmanlıca ile Türkçe'nin farklı iki dil olduğunu zanneden çok sözümona okumuş görürsünüz. Meseleye yine de müspet cepheden bakmakta fayda var. Hafızamızı, damarlarımızı, köklerimizle olan irtibatımızı koparmaya yönelik tüm gayretlere rağmen Allah'a hamdolsun, dilimiz gibi tarihimizle aramızda köprümüz olan yazımız da ayakta kalmış, hayatta kalmış, bugünlere ulaşabilmiştir."

 

Hattat Hasan Çelebi'nin sadece hattat olmadığını, onun aynı zamanda "bu medeniyeti dipdiri ayakta tutan, geçmişten alıp bugüne taşıyan bir pınar, bir kaynak" olduğunu ifade eden Erdoğan, "Hattat Hamid aynı şekilde ömrünü bir medeniyetin diri kalmasına vakfetmiş gerçek bir kahramandır. Bizim medeniyetimiz, kılıçlarla şekillenmiş değil, kalemle, kağıtla, mürekkeple, hokkayla şekillenmiş bir medeniyettir. Bizim medeniyetimiz, sevgi medeniyeti, aşk medeniyeti olduğu kadar, evet, aynı zamanda meşk medeniyetidir. Şunu hiçbir zaman unutmayacak ve hiçbir zaman unutturmayacağız; Kur'an-ı Kerim Mekke'de nazil olmuş, Kahire'de okunmuş, İstanbul'da, bu topraklarda yazılmıştır" diye konuştu.

 

"Bırakalım çocuklarımız o eskimeyen yazı ile yeniden buluşsunlar"

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'un yazının merkezi, her köşesiyle yazı ve hat olduğunu dile getirerek, "Dünyada hangi millet vardır ki medeniyetinin üzerine inşa edildiği yazıyı okuyamaz? Var mı böyle bir millet? Dünyada hangi millet vardır ki dedesinin mezar taşını okuyamaz? Dünyada hangi millet vardır ki iftihar ettiği şairleri, yazarları, münevverleri, alimleri ilk kaynağından öğrenemez? Dünyada hangi millet vardır ki yazının merkezi bir şehirde devasa arşivlerde bulunan milyonlarca belgeleri okuyamaz?" diye sordu ve "George okur, Hans okur ama Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin okuyamaz" dedi.

 

"Bugün bile evlerimizin kapısına yazılan 'Ya hafız' lafzını okuyamayan, anlayamayan bir nesil düşünülebilir mi?" diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

 

"Hamdolsun, milletiz ki içimizden en azından bazıları bunları okuyabiliyor, içimizden bazıları okuyacak talebeler yetiştirebiliyor. Fakat bu bize yetmez. Hiç kimse bundan farklı manalar çıkarmaya kalkışmasın. Meseleyi farklı zeminlere çekip, böyle hayati bir meseleyi hiç kimse kör ideolojik bir zeminde lütfen ele almasın. Hele hele dedesinin mezar taşını okuyamıyor olmaktan mahcup olmak yerine 'Ne yapacağım mezar taşını okuyup da' deyip, hiç kimse kompleksini böyle cesaretle lütfen itiraf etmesin. Bırakın bu üslubu müstemlekeciler, oryantalistler kullansın. Bu milletin evladı, bu toprağın evladı dedesiyle, ecdadıyla kendi öz medeniyetiyle irtibat kurmaya yönelik her gayret karşısında azıcık da olsa heyecan duyar.

 

Ne diyorlar? 'El uzaya gidiyor, biz Osmanlıca'yı tartışıyoruz' diye meseleyi sulandırmaya çalışanlar var. Eğer sen yüzlerce yıllık hafızanı, birikimini, medeniyetini siler atarsan, işte sadece başkalarının uzaya gidişini seyredersin. Mesele budur. Üstelik daha nice asırlar boyunca da seyretmeye devam edersin. Kimse Osmanlıca'dan, Osmanlıca'nın öğrenilmesinden ve öğretilmesinden korkmasın. 'Bana bir harf öğretenin kölesi olurum'. Bizim anlayışımız budur. Bizim çocuklarımız bırakalım bizi öğrensinler. Biz o imkanlara nail olamadık, en azından çocuklarımız, torunlarımız o imkanlara nail olsun. İstanbul'a belediye başkanı olduğum andan itibaren açtığımız kurslarda bunları başlattık. Eski yazı yoktur, eskimeyen yazı vardır. Bunu öğretmeye başladık. Bırakalım çocuklarımız o eskimeyen yazı ile yeniden buluşsunlar."

 

"O dualar ki işte bizi bugünlere ulaştırdı"

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hattat Hasan Çelebi'nin Erzurum'un Oltu ilçesinden yola çıktığını, dayandığını, direndiğini, sabrettiğini, sebat ettiğini, her yasağa, her engele, her darbeye hatta sürgüne rağmen eskimeyen yazıyı bugüne kadar taşıdığını, onun gibi nice kahramanın eskimeyen yazıyı bugünlere taşıdığını anlatırken, "İnanıyorum ki Osmanlıca'nın daha yaygın öğretilmesi, en çok da onlar için büyük bir mana taşıyor. Hayatlarını ve hürriyetlerini verdikleri bir davanın bugün yeniden özgürlüğüne kavuşuyor olması, inanıyorum ki en çok da hattatlarımızı umutlandırıyor" ifadelerini kullandı.

 

Hattat Hasan Çelebi'ye hitap ederken de Erdoğan, şunları söyledi:

 

"Bugün eğer 77 milyon bir tek milletsek, bu sizin, sizlerin sabrınızın, sebatınızın bir eseridir. Bugün eğer medeniyetimizin temeli olan eskimeyen yazıyı hala muhafaza edebiliyorsak, bu sizin sarsılmaz, o ısrarcı davanızın eseridir. Bir kez daha Allah sizlerden razı olsun. Bir kez daha sizin gibi bu davaya gönül verenlerden Allah razı olsun. Bu davaya bir ömür adadığınız kadar talebe yetiştirdiğiniz için sizden, diğer hocalarımızdan, ahrete irtihal etmiş tüm hocalarımızdan da Allah razı olsun.

 

Bugün eğer büyük Türkiye, yeni Türkiye diyebiliyorsak, gelişen, değişen Türkiye diyebiliyorsak, 77 milyonun birliğini, beraberliğini, kardeşliğini daha güçlü vurgulayabiliyorsak, tüm dünyada mazlumların sesi, nefesi olabiliyorsak, bunda hiç şüphesiz sizin dava sebatınızın ve sabrınızın tesiri vardır. Yıllarca Rabbi Yessir yani Rabbim Kolaylaştır ayet-i kerimesini meşk etmişsiniz ya inanın boşuna değil. O dualar ki işte bizi bugünlere ulaştırdı. Rabbim sizi ve sizin gibi aşk ustalarını, meşk ustalarını, medeniyet mimarlarını bu milletin başından eksik etmesin. Hiç endişeniz olmasın, Allah'ın izniyle asırlar da geçse o hani 'Edeb ya hu' yazan, 'Hiç' yazan, 'Ya hafız' yazan eskimeyen yazılarınız, medeniyetimizin levhaları olarak kalmaya devam edecek. Bir kez daha Allah'tan sizlere uzun, hayırlı, sağlıklı ömür niyaz ediyorum. Cezaevinden çıkarken gene bir üstadımız bana bir tablo getirmişti. Orada da şu yazıyordu, 'Bu da geçer ya hu' diyordu. Hamdolsun geçti."

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Üsküdar Belediyesi'ni etkinlikten dolayı tebrik etti. Erdoğan, Ankara'daki yoğun mesai nedeniyle geciktiğini dile getirerek, "Hakkınızı helal edin" dedi.

 

Hattat Hasan Çelebi, Erdoğan'a "Allah bütün işlerinizde yardımcınız olsun" hadis-i şerifinin yazılı olduğu bir hat tablosunu hediye etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Hattat Hasan Çelebi'ye bir plaket verdi. Daha sonra aile fotoğrafı çekildi.

 

internethaber.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber