Bu haber kez okundu.

Eğitimin \'Yaprak Dökümü\

EĞİTİMİN “YAPRAK DÖKÜMÜ”

“DÜN MUALLİM BUGÜN ÖĞRETMEN”

                        Karlı, fırtınalı bir kış günü kendimi sıcak bir çay hayaliyle öğretmenevine atıyorum, eski bir öğretmen, emekli bir meslektaşımla tanışıp sohbete dalıyoruz. “Eski bir radyo” misali, bana eskilerden haberler aktarıyor adeta, dinledikçe değerli büyüğümün paha biçilemez bir “antika eser” olduğuna ikna oluyorum. Öğretmenlik yıllarında, kurtlardan, köpeklerden kurtulmak için ağaca tırmandığından, içine hayvan leşi düşen su kuyularından günlerce su içmek mecburiyetinde kaldığından, hayvanlarla aynı yerde kaldığından, günlerce karda - tipide görev yerine ulaşmaya çalıştığından dem vuruyor. Övünerek, bıkmadan - usanmadan, hiç de şikâyet etmeden anlatıyor. Anlattıkları arasından en çok dikkatimi çeken ise o günlerdeki öğretmenin sosyal değeri. Hatta o günlerde öğretmenle her “babayiğidin” her önüne gelenin konuşmaya cesaret edemediğini, toplum nazarında o denli saygı gördüğünü anlatıyor, şaşırıyor, hayretler içerisinde kalıyorum, karda - boranda bulduğum bu “antika eserin” anlattıkları karşısında.

            Ben öğretmenlerimizi, eski değerlerini yitirmiş, teknolojinin yaygınlaşmasıyla birlikte toplumdaki eski saygınlığı kaybolmuş, artık çok kimsenin “kulak asmadığı”, zamanında başköşede ağırlanan, en güzel işlemelerle süslenen, baş tacı edilen zamanın o değerli cihazlarına, radyolara benzetiyorum.

            Günümüzde artık tablo çok net. Öğretmenler tıpkı radyolar gibi eski değerlerini, ihtişamlarını, büyülerini kaybetmişler, onlarca sorunla baş başa bırakılmış, özellikle tek maaşlı öğretmenler iyiden iyiye geçim derdine düşmüşler. Öğretmen sorunlarını say say bitmez, ilk aklıma gelenler; illere yığılmış norm fazlası öğretmenler, fiziki darp ve şiddete maruz kalan öğretmenler, yirmi - otuz yıllık müdürlükten sonra öğretmenliğe dönen müdürler, beş - on yıldır bulunduğu köyden - ilden çıkamayan öğretmenler, 4+4+4 ile okutacak sınıf, atanacak kadro bulamayan sınıf öğretmenleri, atama bekleyen öğretmenler, kariyer ve diğer bir takım özlük haklarından yoksun bırakılmış öğretmenler, eski saygınlıkları, itibarları ellerinden alınmış öğretmenler ve daha neler neler.

            Öğretmenlerimiz, öğrenci karşısında da tamamen korumasız ve yetkisiz bırakıldılar. Öğrenci ve ergenlik psikolojisi gibi güçlü zırhlarla donanmış öğrenci velileri eğitim - yöntem ve tekniklerimizi, öğretmenliğimizi bile sorgulamaya kalkışıyorlar, küstahça. Veli, çocuk psikolojisi, öğrenci psikolojisi, öğrenci hakları derken öğretmenlerimiz tamamen edilgen bir hâl aldılar. Okulda, evde nerede olursa olsun, her zaman her yerde öğretmen haksız, öğretmen suçlu. Öğrenci saygısızlık yapar, işi gücü muziplik - yaramazlıktır, ders dinlemez, öğretmeni kale almaz ama o öğrencidir, henüz daha ergendir. Esas suçlu onca dert ve tasasına rağmen “çocuklar bir şeyler öğrensin” diye kendini paralayan, canı gönülden dersini anlatmaya çalışan öğretmendir.

 

            BBC Türkçe servisinin öğretmenlerle yaptığı anket sonuçlarından dikkat çeken bazı sonuçlar şöyle;

Ankete katılanların:

“Yüzde 96,5'i öğretmenlerin toplumsal itibarlarını kaybettiğini düşünüyor.

Yüzde 89,2'sinin borcu var. Kredi kartı olanların yüzde 42,2'si aylık borcunun tamamını düzenli ödeyemiyor. Yüzde 82,9'u son 11 yıl içinde banka kredisi çekti.

Yüzde 66,9'u 'Tükenmişlik sendromuna' yakalandığını söylüyor. Bu sendrom, 'çalışanlarda yorgunluk, hayal kırıklığı, motivasyon ve enerji kaybı, isteksizlik, işinden soğuma ya da işi bırakma' şeklinde kendini gösteren bir sendromdur.

Yüzde 37'sinde işe bağlı olarak stres ve sinirlilik hali var.

Yüzde 77,7'si toplu sözleşmelerde öğretmenlere yönelik kayda değer bir kazanım olmadığını söylüyor.

Yüzde 78,9'u yönetici atamalarındaki sözlü sınavların adil yapılmadığı görüşünde. Katılanlar, " bu mülakatlarda kul hakkı yeniyor" diyor.

Yüzde 76,5'i SBS (Seviye Belirleme Sınavı) yerine getirilen yeni sınav modelinin öğrenci başarısını artıracağını düşünmüyor.

Yüzde 31,9'u öğrenci, veli şiddetine maruz kalmış.

Yüzde 89,3'ü öğretmenlerin kaybettiği itibarlarını Bakan Nabi Avcı ile geri kazanabileceklerine inanmıyor.

Yüzde 59'u iş güvencelerinin ellerinden alınacağına dair endişe taşıyor.” (www.bbc.co.uk)

            Hâl bu iken biz bir tek 24 Kasım'larda hatırlıyor öğretmenlerimizi, hepimizin yetişmesinde, toplumumuzun şekillenmesinde büyük çaba ve emekleri mevcut elleri öpülesi insanları, sonra ne oluyor sonrası malum; yılın 364 günü aklımıza bile gelmiyorlar.

Öğretmenevinde bulduğum “antika eseri” hatırlıyorum. İçim burkuluyor, boğazım düğümleniyor, o günleri düşündükçe. Yahu ne çabuk unutmuşuz bu ülkede öğretmenlerin kıymetini, ne zaman ve niçin öğretmenlik mesleği değersizleşmiş, değersizleştirilmiş. Bu ülkedeki herkesin bir öğretmeni yok mu, her meslek kesiminin yetişmesinde öğretmenlerin katkısı yok mu? Hani “doktor hata yapar bir kişi ölür, öğretmen hata yapar toplum ölürdü”, hani “atı at yapan içgüdüleri, insanı insan yapan ise öğretmenlerdi,” hani “Öğretmenini çoban yerine koyan bir toplum, koyun yetiştirmeye mahkûmdu” sözleri?  Nerede bu sözler ne zaman, kim kaldırdı bu sözleri rafa, kim silip attı bu sözleri hafızalarımızdan?

Şu an ve on beş -  yirmi yıl öncesindeki “ben öğretmenim” diyen bir kişinin toplum içindeki oluşturduğu algı ve öğretmenin “sosyal statüsü” arasında epey fark var. Dün, öğretmenin “yarısı” kadar maaş alan memur kesimleri bugün öğretmenin neredeyse “iki katı” maaş alıyor. Kimse kusura kalmasın maddiyatçı bir toplumuz ve artık biraz da karşıdaki kişinin gelirine göre de saygı gösteriyoruz, dürüst olalım. Öğretmenlerimiz eskisi kadar saygın değil toplum içerisinde, bu artık çok açık. Dedim ya yaprak dökümü baş göstermiş bir aileyiz diye, teknoloji ile birlikte bilgiye ulaşmanın kolaylaşması, izlenen eğitim politikaları kadar camia olarak biraz da biz suçluyuz aslında, biraz da biz “kendi ayağımıza sıkıyoruz”, “bir” değiliz, yanlış sularda yüzüyor ve saydıramıyoruz mesleğimizi.

Günümüzde bin bir dert ve sorunla yüzleşen, eskisinden daha az değer verilen öğretmenlerimizin eskisi kadar verimli olmalarını beklemek için ancak Polyannacı olmak lazım. Öğretmenin edilgen, velinin etken ve ön planda olduğu, öğrenci merkezli eğitim sistemimiz uçurumun kenarında. Öğretmenlerimiz on beş - yirmi yıl kadar öncesi gördükleri değeri mumla arar oldular günümüzde. Onlarca sorunla baş başa bırakılmış zamanın en gözde meslek grubu. Eğitimde ciddi bir sıçrama, gerçek bir atılım için yapılacak ilk iş; öğretmenlerimize değer vermek olmalı, hem de en az eskiden radyolara verdiğimiz değer kadar.

 

                                                                       Gürdal KARABIYIK

                                                              [email protected]

                                          Kamuajans.com/ÖZEL

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Anahtar Kelimeler:
Eğitimin Yaprak Dökümü

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber