Bu haber kez okundu.

Eğitimde Başarı ve Öğretmenin Rolü

Bir Milli Eğitim Şurasını daha geride bırakırken, daha önceki eğitim şuralarını ve aldığı kararları inceleme fırsatı buldum. Alınan kararlar ve konuşulanlar bir tarafa bir şey dikkatimi çekti. 1939 yılında yapılan ilk Milli Eğitim Şurasında Dönemin Milli Eğitim Müdürü Sayın Hasan Ali YÜCEL bir konuşma yapar ve der ki;

"Muhterem arkadaşlar, kanaatimce bütün Maarif Teşkilatı tam ve mükemmel bir uzviyet alabilmek için her uzvunun birbiriyle alakalı, birbiriyle münasebetli bir surette işlemesi lazımdır. Ortaokul öğretmenleri, ilkokuldan gelen çocukların zayıf olduklarını söylüyorlar. Lise muallimleri aynı şikâyetleri, ortaokula yükletiyorlar. Üniversite ve yüksek mektepler ise liseden gelen çocuklarımız şu ve bu noktalardaki kuvvetsizliğinde ısrar ediyorlar. İlkokula giren çocuğun içinde yaşadığı dar muhitle başlayan bu şikâyet dairesi, burada kapanmış gibi görünür. Fakat aldanmamalıdır. Çünkü üniversitenin ve yüksek mektebin verdiği mezundan da hayat şikâyet ediyor ve devre, bu şikâyetin ancak umumi hayat ve geniş muhite dayanmasıyla kapanıyor. "

Eğitim her ne kadar ilk-orta-lise gibi ayrı çevre ve okullarda geçiyorsa da birbiriyle son derece bağlı ve yaşayan bir sistem olduğu yaklaşık 75 yıl öncesinden canlı örneklerle anlaşılmış. Bu güzel tespiti yapan Sayın Hasan Ali YÜCEL Bey konuşmasının sonunda şöyle bir soru soruyor;

 

"Mevcut öğretim bünyesini nasıl kurmalıyız ki her parçası birbirinden haberli olarak işleyebilsin?"

 

Zaman içerisinde zorunlu eğitim 5 yıla çıkarılmış sonra 8 yıla çıkarılmış şimdide 4+4+4 sistemiyle 12 yıla çıkarılmış durumdadır. Ancak görünen o ki bu dahi merhem olamamıştır bahsi geçen soruna. Örneğin birçok öğretmen arkadaşım ortaokula geldiği halde dört işlem becerisine sahip olmayan hatta okuma yazma bile öğrenememiş öğrencilerle karşılaştığından dert yanıyor. Peki neler yapılmalı?

 

Öncelikle ilkokul-ortaokul-lise öğretmenleri arasında bağ kurulmalı ve birbirleriyle akademik olarak yardımlaşabilecekleri iletişim ağları oluşturulmalı. Bunun yanında okul öncesi ve ilkokul eğitimine daha çok önem verilmeli öğrencilerin temelden sağlam yetişmeleri sağlanmalı. Tıpkı TEOG Sınavı için açılan kurslar gibi İlkokul öğrencileri içinde kurslar açılmalı. Örneğin okuma-yazma öğrenimi sırasında zorluk çeken öğrencilerine kurs açması için özendirilmeli sınıf öğretmenleri; ya da matematik dersinde özel desteğe ihtiyacı olan öğrencilerine, bir öğretmen tıpkı özel ders verir gibi kurs açması için teşvik edilmeli. Yani öncelikle mevcut sistemde başarısız öğrenciler ile daha çok ilgilenilmeli ve başarıya güdülenmeleri sağlanmalı. Bunun yanında öğrencinin akademik başarısı sadece okulda aldığı eğitime bağlı bir sonuç olarak görülmemeli ve bütün hayatı, yaşam çemberi dikkate alınarak öğrenciye ve ailesine rehberlik yapılmalı. Zira bizim için hiçbir öğrenci önemsiz değildir ayrıca Maide suresinde bahsedildiği gibi "kim bir insanın hayatını kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur."

 

Erikson'un Psikososyal Eğitim Kuramına göre başarıya karşı aşağılık-yetersizlik duygusu çatışmalarından başarı duygusunu kazanamadan ortaokula gelen çocuğun ise ilk olarak başarı duygusu yeterince tatmin edilmeli ve ilkokul döneminde kazanamadığı başarı duygusu çocuğa kazandırılmalı. Böylelikle bu öğrencilerin de dikkatleri çekilebilir ve yeniden okula karşı olumlu duygular taşımaları sağlanabilir. Yoksa öğrenci karşılaşacağı TEOG yarışında daha başlamadan mağlubiyet bayrağını sallayacak ve ilgisini okulun ve derslerin dışına kaydıracaktır.

 

Tüm bunların yanında okul ve öğretmen ikilisini ne lisede ne ortaokulda ne ilkokulda hatta ne de anaokulunda yalnız bırakmak mümkün değildir. Veli desteğini alamadığımız zamanlarda çaresiz kalmaktayız. Öğretmenler olarak birer ağaç gövdesi gibiyiz, dallarımız her bir öğrencimizi temsil ediyorsa, o dalları besleyecek büyütecek olan besinlerde velilerimizdir. Bizler öğrencilerimizi ne kadar doğru yönlere yönlendirsek de velilerimiz olmadan bir öğrencide başarıya ulaşmamız çok zor. Eğitimin çaresiz kaldığı bu fasılda tek yardımcımız okul-aile-öğretmen ağında kuracağımız sevgi bağlarıdır. Bu bağların gücü kadar güçlüyüz. Bir efsane olan Hababam Sınıfı filminin özellikle bu konuyu vurguladığı bir sahnesi vardır. Mahmut Hoca öğrencilerin karnelerini velilere verir ve der ki; "Bir çocuk, eline çanta verip okula yollamakla, cebine 3-5 kuruş para koyup okul köşesine atılmakla eğitilmez. Daha doğrusu ana babanın görevi burada bitmez. Bu yüzden benim kanımca tembel çocuk, hatalı çocuk, suçlu çocuk yoktur! Hatalı ve hatta suçlu ana baba vardır."

 

Velilerimize zaman zaman sorumluluklarını hatırlatmamız gerekebilir. Bu durumu öğrencilerle kuracağımız bağlarımızı velileri ile de kurup, güçlendirerek sağlayabiliriz. Ancak bunun sonucunda kendine, ailesine hatta vatanına hayırlı evlatlar yetiştirebileceğiz.

Sonuç olarak eğitim bütün bileşenlerinin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu hiç birinin bir diğerinden ayrı düşünülemediği bir sistemdir ve eğitimdeki başarı bu bileşenlerin birbiriyle etkileşiminden güç almaktadır. Öğrencinin ailesi, yaşadığı çevre, okulu, öğretmeni, ilgi ve ihtiyaçları gibi bir çok etken, öğrencinin akademik başarısını doğrudan etkilerken öğretmenin rolü sadece öğrenciye bilgi veren değil öğrencinin bu hayatını organize eden, eğitimin bütün bileşenleri arasındaki bağların güçlü olması için çabalayan ve konrolünü yapan bir konumda olmalıdır.

 

Selami Öktem

kaynak: mebpersonel.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber