Bu haber kez okundu.

Eğitimci-yazar Kafkas: Halkevleri Cumhuriyet’in aydınlık yüzüydü

Kaynak: Sözcü-Ayla ÖZDEMİR / [email protected]

“Halkevleri toplumun kültürel, sosyal ve eğitimsel dağıtım merkezleridir.” Eğitimci-yazar Gürşen Kafkas, 1932 yılında toplumsal değişim ve gelişim amacıyla örgütlenen Halkevleri’ni anlattı.

42 yıldır bilgi, deneyim, araştırma ve uygulamalarını kitapları ve makaleleri sayesinde toplumla paylaşan, 1985’te İstanbul-Fatih Çapa Ortaokulu müdürüyken eğitim ve öğretimdeki başarısı dolayısıyla yılın öğretmeni seçilen 57 yıllık eğitim emekçisi ve yöneticisi Gürşen Kafkas, ‘Cumhuriyet’in aydınlık yüzü’ halkevlerini anlattı.

“TEMEL İLKE TOPLUMSAL AYDINLANMAYDI”

Halkevleri, Cumhuriyet’in kuruluş sonrası, o günlerde halkın eğitim, kültür, ekonomi ve toplumsal koşullarının geliştirilmesi amaçlı kurulan yapısal bir değerdi. 1932 yılında toplumsal değişim ve gelişim amacıyla örgütlenen Halkevleri ile ilgili kuruluşuyla birlikte ekonomik, politik ve eğitsel birçok olumsuz söylemlerde birlikte geldi. Türk Ocaklarının yerine kurulan bu örgütte amaç; ulusal bilinç, bireyler arası sosyal ilişki, kültür, düşüncede eğitimi güçlendirmekti. Hedeflenen amaç halkın aydınlanması kültürel zenginliğe erişmesiydi. Köy, kent demeden toplumsal aydınlanmaydı temel ilke.


“HALKEVLERİ, CUMHURİYET’İN KAZANIMLARININ UNUTULMAZLARINDANDIR”

” Halkevlerinin çalışmaları dokuz sosyal ve kültürel kol etkinliğini kapsıyordu. Dil, edebiyat, güzel sanatlar, tiyatro, sosyal yardım, halk dershaneleri, kurslar, kütüphane, yayın kolu, köycülük kolu ile tarih ve müze kolları etkinlik zenginliklerini içeren sosyal çalışmaları alanlarıydı. Köycülük kolu Halkevleri yönergesinde köylerin toplumsal, sağlık, eğitim ve estetik açıdan, geliştirilmesi ve kentlilerle uyumlu bir sevgi, dayanışma ve bütünleşme duygularının güçlenmesi amacını içeriyordu. Halkevleri etkinlikleri köylere ulaştırılarak köylerin sosyal, kültürel ve eğitsel kazanımlı olmalarına çalışıyordu.

Halkevleri ulusal kültür ve sanat alanında gençlerin ve halkın yetiştirilmesi, geliştirilmesi amacıyla örgütlenerek, 19 Şubat 1932’de 14 ilde açıldı. 1950’de 478 şubeli ve 4500’e yakın halk odası ile etkinliğini sürdürmekteydi. Cumhuriyet’in kuruluşunda, düşüncede ve duyguda yerleşik etkinlikleri, toplumsal değerdeki kültürel, eğitimsel ve sosyal atılımları ile Halkevleri Cumhuriyet’in kazanımlarının unutulmazlarındandır. Ulusal, laik ve demokratik yapısını, çağdaşlaşma ve bilimsel katkılarıyla besleyen özgün bir örgüttü. Atatürk’ün ilke ve devrimlerini, Cumhuriyetimizin kazanımlarını sosyal, hukuksal, siyasal ve toplumsal değerleri halka ulaştıran, yayan ve uygulayan bir kuruluştu.

 


Halkevlerinde bireylerin çalışmalarında yaş, cins, din, mezhep gibi öğelerde ayrım yoktu. Her kesimden halkla bütünleşen, halkla birlik olan, resmilikten uzak örnek bir yaygın eğitim örgütüydü. Halkevleri, laik ve demokratik Cumhuriyet yönetiminin yapısını, işlevini ve kazanımlarını halkla ulaştıran önemli değerdi. Halkın aydınlanması amacıyla, yerel yöneticiler ve aydınlar Cumhuriyet kazanımlarını tanıtıcı, yaygınlaştırıcı seminer, kurs, panel ve benzeri çalışmalarda bulunuyordu. Halkevlerinde kurulan kültür merkezleri her tür gelişmenin, etkinliğin yeriydiler. Amaç: halkla bütünleşmek, onlarla işbirliği kurmaktı.

Halkevlerinde bireyin bireysel yetenekleri ve becerileri doğrultusunda katkıda bulunmak ve toplumsal dayanışmayı sağlamak temel işlevdi. Bireyleri kahve köşelerinden, kızları, kadınları evlerinin dört duvarından kurtararak eğitim ışığına yönlendirmekti istekleri. Ümmetçi toplum, bireyci topluma doğru gidiliyordu. Bilgiyi, sevgiyi, birleşme ve bütünleşmeyi öğreniyor, iş eğitimi, okuma alışkanlığı folklorik etkinlikleri ve üretkenlikleriyle övünüyorlardı. Mustafa Kemal’in “Gençlik, gelişen, yetiştiren bir çalışmanın içinde yaratılmalıdır. Millet, şuurlu, birbirini anlayan, seven bir halk kütlesine dönüştürülmelidir” anlatımıyla Halkevlerinin amacını açıklıyordu.”


Gürşen Kafkas, halkevlerinde işlevsel sorumluluğu da şöyle anlatıyor:

“AYDIN/HALK İKİLEMİNİ KALDIRMAYI BAŞARMIŞTI”

” Medeni haklara sahip her yurttaş, kendi uzmanlık alanı içinde, istek ve yeteneği doğrultusunda Halkevlerine üye olabilirdi. Halkevlerinde eğitsel kollara ve yönetime demokratik sistem doğrultusunda iki yılda bir seçimler yapılıyordu. Batılılaşma ve çağdaş uygarlık düzeyi bu örgütün yöneliş hedefiydi. Halkevlerinin aksayan yönlerinin iyileştirilerek, eksikler tamamlanarak toplumsal gelişime kaynakça olarak kalmalıydı.

Halkevleri, Türk toplumunun geçirdiği önemli bir yaygın deneyimi ve kazanımıydı. Bu örgüt “aydın/halk” ikilemini kaldırmayı başarmıştı. Toplumun yaratıcı çalışma, beceri ve üretkenliğe dönük özlemini giderici işlevler sergilemişti. Halkın bu özgün örgüte aktif biçimde katılması sağlanmış ve iz bırakan bir yaygın eğitim kurumu olmuştu.”

“KAPATILMASIYLA TOPLUMSAL BİR DEĞER YOK EDİLDİ”

” 1952’de Demokrat Parti yönetimince siyasi gerçeklerle Halkevlerinin kapatılması gerçekleşti. Cumhuriyet kazanımlarından eğitim, kültür ve sosyal dayanışma işlevleri ile halkı bütünleştiren bu yapı ne yazık ki kapatıldı. “Halkevlerinin kapatılması Cumhuriyet’e karşı yapılan en korkunç tezat girişimlerindendir” söylemi kulakları çınlatmıştır.

27 Mayıs 1960’ta Halkevleri yeniden örgütlendiyse de 1950’de çıkarılan bir yasayla taşınır ve taşınmazlarına el konulmuştu. Bu taşınmaz değerler geri verilemedi. İkinci kuruluşu, kamu yararına çalışan dernekler statüsünde olacaktı. Daha sonraları yine siyasi girdilerin etkinliği ile “yığınsal bazı olaylara karıştıkları gerekçesiyle” yeniden kapatıldı.

Halkın aydınlanması, çağdaşlaşmayı insanca yaşama erdemliğini öğrenmesi, birey olma, haklarını arama gibi önemli değerleri anlayacağı bu önemli yaygın eğitim kurumu kapatılmamalıydı. Siyasi nedenlerle, okuma alışkanlığını, dayanışma ve yetenek geliştirme yeri olarak işlevini sürdüren bu aydınlanma ışığı söndürülmemeliydi. Yazık oldu, toplumsal bir değer yok edildi.”

“HALKEVLERİ TOPLUMSAL DEĞERDE BİR DEVRİMCİ IŞIKTI”

” Halkevleri Cumhuriyetimizin toplumsal değişim ve gelişme kurumlarındandı. İşlevini sürdürdüğü süreçte kitlesel algılamalar çoğalmış, kitap okuyan sayısı artmıştır. Kitap okuma alışkanlığa ve tutkuya dönüşmüştü. Genç kızlarımız, kadınlarımız halkevlerinde sanat öğreniyor, okuma yazmayı kavrıyor, dahası kendine güvenmeyi ediniyorlardı. Tiyatro kültürünü alıyor, yöresel folkloru öğreniyor, giysilerini kendileri dikiyor, el becerileri gelişkinliği ile işe yarar bir birey olmanın sevincini taşıyorlardı.

Önemli bir görevi de bireylere insan ve halk ilişkileri, imeceyle yardımlaşma, sağlıksal sorunlarımızın çözümü, tarım ve hayvancılığın önemi ve bakımı konularında bilinçlendirici, üretici ve yaratıcı seminer ve çalıştaylar yapılıyordu.

Halkevlerinde bireyler istekleri ve yetenekleri doğrultusunda eğitiliyor ve yönlendiriliyorlardı. Katılımlar gönüllülük esasına göre sağlanıyordu. Zorlama ve baskı söz konusu değildi.

Köylerde “Halk Odaları” kurulmuştu. Halk evlerindeki köycülük kolu halk odalarını destekliyordu. Halkevleri illerde kültürel, sosyal ve eğitimsel dağıtım merkezleriydi.

Cumhuriyetin Onuncu Yılında kurulan “Halkevleri-Halk odaları” ile daha sonra kurulan “Köy Enstitüleri” halkın aydınlanma ve gelişme ve yenileşme kurumlarıydı. Bu üçlü saç ayağı “köylünün bütün yaşamını toplum içine almayı amaçlıyordu.” Halkevleri ve Köy Enstitüleri köylerin ve halkın gelişmesi amaçlı birer “Sosyal sorumluluk projeleriydi.” Cumhuriyet’in bu kazanımları kapatılarak eğitimin köylerdeki yüzü yeniden karanlığa çevrildi.

Halkevleri il ve ilçelerde sosyal gelişme ve yenileşmeye yönelik önemli çalıştaylar yapıyorlardı. Okuma yazma kursları, elişi-ev becerileri çalışmaları, resim, müzik, spor, folklor ve tiyatro aktiviteleri yetenekli gençlerin çekim alanıydı.”

“KAPATILMASAYDI TERÖR BELASI DA OLMAYACAKTI”

” Halkevleri ve Köy Enstitüleri bir bütünün yarısı gibiydiler. Cumhuriyet’in bu deneyimli kazanımına ilgi, ülkemizde eğitim sorunun tümüyle çözülmemiş olmasıyla bağlantılıdır. Eğitim sistemimizde kitlesel bir reform niteliğindeki bu deneyimle ülkemizi aydınlığa taşıyacaktır. Köy Enstitüleri ve Halkevleri kapatılmasaydı; Ülkemiz bugünkü durumu yaşamayacaktı.

—Bugün okumaz / yazmazımız olmayacaktı. Kültürel gelişkinliğimiz, toplumsal kalkınmamızı tetikleyecekti. Tüm yurtta Türkçe konuşuluyor olacaktı. Bütün yurtta kadınlar ve kızlar Türkçe konuşuyor olacak, eğitimli ve okuryazar olacaktı.

—Yer yer etnik köken arayışlarına gidilmeyecek, terör belası olmayacak, “Ulus devlet” kavramı yüreklere işlenecekti.

— Ülke bütünlük içinde gönençli (huzurlu) insanlarıyla toplumsal sevgide birleşecekti. Toplumsal sevgi, ulusal sevgi olacaktı

—Köyler eğitim, kültür ve sosyal gelişkinliğe ulaşacak ve kentlere göç bu çoğunlukta olmayacaktı. İllerde gecekondu sorunu yaşanmayacaktı. İşsizlik sorunu doğmayacak, tarım, hayvancılık, arıcılık, balıkçılık v. alanlarda bilimsel değerlendirmelere gidilecekti.

Yazık oldu. Ülke insanını aydınlığa ulaştıracak olan “çıra /yıldız” söndürüldü. Halk içine kapandı. Din korkusu, mistik değerler ve teoloji öne çıkarıldı. “Tarikat/ticaret/siyaset” üçlüsü halka egemen oldu. Halkın inanç duygusu sömürtüldü. Siyaset dinsel katmanlarla aldatan, çıkar sağlayan “Din Baronları” yarattı. 21. yüzyılda çağdaşımız ülkeler akıl ve bilimde hızlı yol alıyorken ülkemizde, akıl ve bilim dışı safsata yol alır oldu. Ülke yeniden karanlıklara sürüklendi. Cumhuriyet’in önemli kazanımı ve Türk aydınlanmasının köşe taşı “HALKEVLERİ’ne” yazık oldu. Kapatıldı, ülke de yeniden karanlığa durdu kitlesel aydınlıklar…”

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber