Bu haber kez okundu.

Eğitim sistemindeki gereklilikler üzerine…

Eğitim faaliyeti ülkeler için toplumsal dönüşüm aracı olarak görülürken aynı zamanda bireyin sahip olduğu potansiyeli en üst düzeyde kullanarak her alanda ihtiyaç duyulan insan unsurunu sağlayan sistem olarak da görülmektedir. Eğitim bir yönüyle toplumun her tür varlığını yarınlara aktarılmasına katkı sağlayarak muhafazakâr bir işlev görürken yetiştirilen insan tipiyle de toplumu dönüştürme, çağın getirdiği yeniliklere uyum sağlama yönüyle de yenileşmeye, değişmeye yönelik işlev görüyor denebilir. Eğitim, kendisine atfedilen işlevleri bağlı olduğu genel yönetim sisteminin bakış açısına büyük oranda bağlı olarak yerine getirmeye çalışmaktadır. Eğitimi genel yönetim sisteminden ayrı düşünebilmek mümkün değildir. Bu nedenle genel yönetim kültüründen bağımsız bir eğitim uygulamasından söz edebilmek doğru bir yaklaşım değildir. Eğitim sorunları aynı zamanda genel yönetim sorunlarının tartışılmasını da gerektirmektedir. Yönetim sorunları ise toplumu ve toplumun içinde bulunan her tür bireysel, toplumsal ve kurumsal faaliyeti içermektedir.

Ülkemizdeki eğitim faaliyetlerine bakıldığında eğitim faaliyetini şekillendiren anlayış merkezde toplanmıştır. Merkezdeki ana yönetim birimi eğitimle ilgili her tür düzenlemeye yön verme gücüne de sahiptir. Eğitim sisteminin işleyişine dair kuralların belirlenmesi, değiştirilmesi, şekillendirilmesi, uygulanması, sisteme dair değerlendirmeler yapılması, kararlar verilmesi her şeyiyle merkezin elindedir. Eğitim sisteminin her kademesinde görev ve sorumluluk alacak bireylerin seçilmesi, görevlendirilmesi ve işlerin yapılışına ilişkin değerlendirme görev ve yetkisi de yine merkezdedir. Taşra birimleri merkeze bağlı olarak kendileri için belirlenen işlevleri yerine getirmeye çalışmaktadır. Merkez ve taşra arasında yukardan aşağı doğru giden hiyerarşik bir yapılanma söz konusudur.

Sisteme ilişkin düzenleme, değerlendirme ve şekillendirme yetkisi her ne kadar merkezde de olsa, eğitimin yerine getirmesi gereken işlevlerin uygulanması, sistemin yapılanmasındaki kadar merkeze bağlı değildir. Eğitimin merkez teşkilatı her ne kadar eğitim yapılanmasında güçlü bir konumda da olsa eğitim faaliyetinin bireye ve topluma yönelik işlevleri merkezden büyük oranda bağımsız olarak yerine getirilmektedir. Eğitim faaliyetinin bireye ve topluma yönelik işlevleri sınıflarda gerçekleştirilmektedir. Sınıflardaki bu faaliyetler merkez tarafından sistemin düzenlenmesindeki kadar etkin bir şekilde yönlendirilememektedir. Sistemin işleyişi ile ilgili kuralların konulması, değiştirilmesi, değerlendirmeler yapılması sürecinde etkin olabilen merkez sınıflardaki faaliyetlerin yönlendirilmesi sürecinde fazla etkin olamamaktadır. Bu durum eğitim faaliyetinin sınıf içi süreçlerinin yönetilmesinin güçlüğünden kaynaklanmaktadır. Sınıf içi süreçlerin yönetilmesi güç olduğu kadar karmaşık ve uzun süreli çalışmaları gerektirmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı eğitimin genel olarak yönetilmesi, eğitime dair kuralların belirlenmesi, kararların alınması, görevlilerin belirlenmesi ve görevlerinin başına gönderilmesi, okul ve kurumlara yönelik düzenlemeler yapma hatta sınıfların oluşturulması süreçlerine kadar eğitime dair önemli etkiye sahip olmakla birlikte eğitimin asıl işlevlerini oluşturan, bireye ve topluma yönelik işlevlerin yerine getirilmesi sürecinde yani sınıf içi süreçlerin yönetilmesinde daha az etkiye sahip olmaktadır.

Eğitimin ana işlevi eğitim öğretim faaliyetleri iken yönetim işlevleri yardımcı işlev niteliğindedir. Bu durum eğitime dair etkinin farklı olmasının da bir gerekçesidir. Eğitime dair kararlar alınırken ana işlev ile yardımcı işleve yönelik etkinin çerçevesinin dikkate alınması gerekmektedir. Eğitime dair değişim yapmayı hedefleyen bir bakış açısının ana işleve odaklanması gerekmektedir. Eğitimin yönetimine dair yapılan düzenlemeler eğitimle ikinci planda ilgili olduğu için etkisi de ikinci planda kalmaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığının yaptığı düzenlemelerin içeriğine bakıldığında daha çok yardımcı işlevlere yönelik düzenlemeler yapıldığı görülmektedir. Temel işlevler veya ana işlevlere yönelik düzenlemeler eğitime daha yakından dokunmayı gerektirecek türde düzenlemeleri gerektirmektedir ancak bu düzenlemeler Milli Eğitim Bakanlığının doğrudan müdahalesine açık değildir. Bu tür düzenlemeler daha çok öğretmenlerin aracılığını gerektirmektedir. Eğitim sistemi içinde mevcut öğretmenleri dışarıda tutan bir düzenlemeyi yapabilmek neredeyse imkansızdır. Düzenleme yapılacaksa mevcut yönetici ve öğretmenlerle, okul ve kurumlarla yapılabilir. Dolayısı ile mevcut yönetici ve öğretmenlerle mevcut okul ve kurumlara rağmen bir şeyler yapabilmek mümkün değildir. Bu imkansızlık Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitimi doğrudan etkileme gücünü de düşürmektedir. Eğitim sistemi ne kadar güçlü merkeziyetçi bir yapıya sahip olursa olsun bu gücünü artırabilmesi mevcut kurumsal, yönetsel işleyişle mümkün görünmemektedir.  

Öğretmenin sınıf içi eğitim öğretim süreçlerindeki sahip olduğu kritik nokta onu eğitim faaliyetinin de kritik kişisi haline getirmektedir. Öğretmenlerin yetiştirilmesi, hizmet öncesi yetişme süreçleri Milli Eğitim Bakanlığı’nın etki alanından oldukça uzaktadır. Üniversiteler öğretmen yetiştirme sisteminde kritik öneme sahip görevleri yürütmektedir. Bu durumda eğitim faaliyetine bakıldığında faaliyete ilişkin genel çerçeveyi çizen irade ile bu sistemi işletecek insan gücünü şekillendiren, yetiştiren irade arasında farklılıklar bulunduğu görülmektedir. Eğitim sistemine yönelik yapılacak düzenlemelerde etkin olan Milli Eğitim Bakanlığı sistemi dizayn etme gücünü elinde bulundurmakla birlikte sistemi işleten bireylere etki gücünü yeterince elinde bulunduramadığı içindir ki eğitime dair düzenlemeler istendik sonuçlar vermemektedir. Üniversite ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında bulunması gereken koordinasyonun gücü azaldıkça eğitime dair değişim faaliyetlerindeki etki de azalmaktadır.

Eğitimin yapılanmasındaki mevcut durum, eğitimin ana ve yardımcı işlevlerine yönelik düzenlemelerin etki gücü, bakanlığın bu işlevlere yönelik uygulamaları ve üniversite ile bakanlık arasındaki koordinasyon eksikliği gibi durumlara genel olarak bakıldığında eğitim sisteminin işleyişinde sonuç alıcı faaliyetlerin verimliliğine ilişkin çok da iyimser olunamamaktadır. Son dönemlerde eğitime dair düzenlemeler, yatırımlar, gelişmeler bu iyimserliği ne yazık ki güçlendirememektedir. Eğitime dair bir şeyler yapmayı düşünenler eğitimin ana işlevlerine yönelik neler yapmalıyız sorusu üzerinde öncelikle durulmasının gereğine inanmalıdır. Ardından eğitimi üstten alta dizayn etme uygulamaları yerine alttaki uygulayıcıların düşünce, duygu ve değerlendirmelerinin de mutlaka alınmasına öncelik verip bunu sağlayacak kanalların sistem içinde oluşturulması sağlanmalıdır. Üniversite ile bakanlık arasındaki koordinasyonu sağlama adına da hizmet öncesi alınan eğitimin niteliği ile hizmete giriş sonrası karşılaşılan sorunların karşılaştırılması, sorunlara çözüm sağlamak amacıyla etkin bir takip ve değerlendirme sistemi kurulması da önemli çalışmalar arasında yerini mutlaka almalıdır. Bu arada dünyadaki eğitim teorilerinin takibi kadar ülkemiz gerçeklerine uygun yerel, özgün eğitim teorilerinin geliştirilmesi, eğitim uygulamalarının yerel düzeyde geliştirilmesine yönelik bilimsel çalışmaların güçlendirilmesi amacıyla üniversitelerin daha fazla alana girmeleri gerekmektedir.

Soru, Görüş ve Eleştirileriniz için…..

Ali Hikmet DEMİR

[email protected]

http://blog.milliyet.com.tr

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber