Bu haber kez okundu.

EĞİTİM SİSTEMİMİZİN KANINI EMEN VİRÜS

Bu virüs, eğitim sistemimize öyle bir sızmış ki, akademik yeteneğe sahip olan çocuklarımızı; testlerden kafasını kaldırmayan, sadece sınavlarda başarılı olmaya odaklı ders çalışan, gereksiz binlerce bilginin hamallığını yapan, toplumdan kopmuş, anti sosyal ve pısırık bireyler olarak yetiştirirken; akademik becerisi yeterli olmayan çocuklarımızı ise; eğitim sürecindeki başarısızlıkları nedeniyle eğitimden faaliyetlerinden yılmış, okulu ve okumayı sevmeyen, mutsuz ve isyankâr bireyler olarak yetiştirmektedir.


Oysaki eğitimin öğrencilerle ilgili misyonu; mevcut yetenekleri çerçevesinde öğrenme becerilerini geliştirmiş, okumayı ve öğrenmeyi seven, kendisine güvenen ve kendisiyle barışık, 12 yıllık temel eğitim hayatından sonra mesleki ve toplumsal hayatı ile ilgili çizgisini belirlemiş, mutlu bireyler yetiştirmek olmalıdır.


Hemen hemen tüm eğitim kademelerinden gelen yollar eğitim sistemini geren üniversite sınavları kavşağından geçmektedir. Hedefse toplum içerisinde saygınlığı olan en fazla %20 istihdam alanına sahip akademik yetenek isteyen mesleklere yerleşme hayalidir. Maalesef ki çocuklarımız bu kavşaktan geçebilmek için acımasızca yarıştırılmaktadır. Oysaki ne yaparsak yapalım bu kavşaktan %20’den fazla kişi geçemeyecektir. Çünkü toplumun akademik yetenek gerektiren meslekler ile ilgili istihdam imkânı ancak %20 kadardır. Peki, daha fazla kişiyi bu kavşaktan geçirsek ne olur? Şu an yaptığımız gibi sadece diplomalı işsizler yetiştirmiş oluruz. Oysaki toplumun mutlu ve eğitimli doktora, öğretmene, avukata, mühendise ihtiyacı olduğu kadar; mutlu ve eğitimli kaportacıya, kuaföre ve aşçıya da ihtiyacı vardır. Peki bu virüsünden kurtarmak için ne yapalım:


İlköğretimde:


Öncelikle, ilkokuldan itibaren geçişkenlik özelliği olan seviye sınıfları oluşturarak öğrencilerin yeteneklerine uygun ortamlarda eğitim almaları sağlanmalıdır. Çünkü mevcut eğitim sistemimizde üniversiteye giriş sınavı kaygısı nedeniyle daha ilkokul 1. sınıfta öğrenciler birbirleri ile yarıştırılmaya başlanmakta, eğitim faaliyetleri tamamıyla akademik yeteneği yüksek öğrencilerin seviyesine göre düzenlenmekte, akademik becerisi yeterli olmayan bireyler ise eğitim faaliyetlerinden verimli bir şekilde yararlanamadığı gibi gereksiz yere yıpratılmakta, eğitimden yılmış, okulu ve okumayı sevmeyen, mutsuz, isyankâr benlik tasarımları bozulmuş ve eğitim faaliyetlerinde başarılı olamayacağı algısı yerleşmiş bireyler olarak liselere transfer edilmektedir. Meslek liselerindeki öğrenci profilinin bozuk olmasının temel nedenlerinden bir tanesi de budur. Ayrıca seviye sınıfları öğretmenleri de; birbiriyle yarışmaktan dolayısıyla sınıfta 3-5 tane üst seviyede öğrenci yetiştirme kaygısından kurtararak, sorumlu olduğu öğrenci gurubunu yeteneklerine uygun faaliyetlerle yetiştirmesi gerektiği gerçeğine odaklayacaktır.


Akademik Liselerde:


Akademik yetenek gerektiren mesleklerin gerek istihdam alanı, gerekse bu özelliklere sahip öğrenci sayısı sınırlı olduğuna göre; akademik liselerin sınıf geçme notu 70’e çıkartılıp programı ağırlaştırılmalıdır. Bu durum akademik liselerdeki öğrenci oranını %20’ye çekecek ve akademik liselerde sadece akademik becerileri yüksek bireyler eğitimine devam edebilecektir. Diğer taraftan da akademik becerisi yüksek olmayan öğrenciler akademik liselerle ilgili beklentilerini daha erken yıllarda bitirerek kendilerine mevcut yetenek ve yeterliliklerine uygun gerçekçi bir eğitim yolu çizeceklerdir. Bu durum TEOK ve benzeri sınavlara olan ihtiyacı da ortadan kaldıracaktır. Ayrıca eğitim sistemimiz her alanda bilgi yükleme yapısı nedeniyle bir alanda uzmanlaşmanın da önünü kesmektedir. Bu nedenle akademik liselerde alan eğitimine ağırlık verilmeli alan dışındaki derslerin programı hafifleştirilmelidir.


Meslek Liselerinde:


Ülkemizde uygulanan mesleki eğitim çok pahalı olmasına rağmen mevcut gelişmelere ayak uyduramadığı için toplumun gerisinde kalmakta, öğrencilere toplumun ihtiyacı olan mesleki eğitim becerilerini kazandıramamaktadır. Meslek liselerinin verimliliğinin attırılması için meslek liselerinde uygulanan akademik derslerin ağırlığının azaltılması, mesleki eğitimle ilgili teorik dersler meslek liselerinde verilirken, bütün uygulamalı eğitimlerin işletmelerde yapılması gerekmektedir. Ayrıca meslek liselerinde öğrenim gören öğrencilere devlet ve işletme katkısı ile anlamlı bir ücret ödenmelidir.


Üniversitelerimizde:


Ülkemizde üniversiteler mevcut yapılarıyla diplomalı işsizler üreten fabrikalar haline dönüştürülmüştür. Ayrıca mezun olduğu alanda istihdam edilemeyen bireylerin oranı da çok yüksektir. Bütün bunlara rağmen ülkemizde meslek edindirme kurslarına da yoğun bir şekilde ihtiyaç duyulmaktadır. Bu durumunun temel nedeni ise üniversiteye giriş sınavlarının sebep olduğu gerilimi azaltmak için akademik beceri gerektiren üniversitelere ülkemizin istihdam profilinin üstünde öğrenci alınmasıdır. Bu nedenle ülkemizde öncelikle istihdam profili çıkarılmalı, bu profilin gösterdiği oranlardan yararlanılarak üniversitelerimiz; akademik yetenek gerektiren (mühendislik, doktorluk, öğretmenlik gibi) üniversitelerle, akademik yetenek gerektirmeyen (ara insan gücü yetiştiren) üniversiteler şeklinde ikiye ayrılmalı, akademik üniversitelere yukarda belirtildiği gibi öğrenci sayıları sınırlandırılmış ve bir alanda uzmanlaşmış olan akademik liselerden, ara insan gücü yetiştiren üniversitelere de meslek liselerinden gelen öğrenciler alınmalıdır.

 
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber