Öğretmen Diyarı

Eğitim Sistemi Bizi Nereye Götürüyor ?

Çelişkiler, çatışmalar ve birbiri ile uyumlu olmayan politikalar ile dolu bir ülkede yaşıyoruz maalesef. Diğer bütün alanlar uzmanlarınca her akşam pek çok açık oturumda tartışılıp duruyor. Bu yüzden ben kendi alanımda yani eğitimle ilgili birbiri ile uyumsuz sistem parçalarını ve tüm bunlarla hiç ilgisi olmayan gelecek vaatlerini konu etmek istiyorum bu yazıda. 

Ben göreve geldiğimden beri kaç Milli Eğitim Bakanı geldi gitti inanın artık saymıyorum. Eskiden bakanlıkta değişim olduğu zaman tüm eğitim camiası heyecanlanır ve yeniliklerle sorunların çözümüne gidileceğine dair heyecanlanırdık. Bu hiç olmadığı için artık kimse ne heyecanlanıyor ne de olumlu bir beklentiye giriyor. Ve fakat olumsuz beklentimiz hiç sönmüyor. “Eyvah yine ne değişecek…” kaosu içinde daha önceki değişiklikleri anlamadan, uygulayamadan yenileri ile ne yapacağımızı bilmez halde kalıveriyoruz öylece. Bunlar herkesin bildiği şeyler zaten…

Ancak yeni ve gelişen Türkiye vizyonuna gidildiğinin söylendiği son birkaç yıldır şaşkınlığım kat kat artıyor. Çünkü yeni ve gelişen bir ülke olmak için bir şeyler üretebilen ve kendi ekonomisini kendi içinde besleyebilen bir iç yapıya sahip olmamız gerektiği basit bilgisi hepimize malumdur. E denklem bu kadar basitken biz neden üretebilen, çalışkan ve azimli bireyler yetiştirme üzerine kurulu bir eğitim sistemine kavuşamıyoruz?
Amacımız kendini emperyalistlerin elinden kurtarmış, icatlar yapmış, üretmiş ve iç kaynakları zenginleşmiş bir millet olmaksa bizim eğitim sistemimizin bu amaçtan haberi yok sanırım.
Çünkü sınavlara dayalı olduğu için mecburen eğitim değil hatta öğretim de olmayan neredeyse tamamen ezbere dayalı bir yöntemle yetiştirdiğimiz çocukların bir şeyler üretmesini, icat etmesini ve ekonomiye katkı sağlayıp ülkeyi zenginleştirmesini nasıl bekleyebiliriz ben bilmiyorum. Bileniniz varsa açıklasın lütfen… 

Ezbere boğduğun, düşünmesine, araştırmasına, analiz etmesine fırsat vermediğin ve habire yaptığın sınavlarla okumaktan, öğrenmekten neredeyse nefret etmesini sağladığın gencin tamamen şans eseri sahip olacağı bir meslekle ülkeye yapacağı katkı seviyesi ne olabilir sizce?

Üstelik gençlerimizin, neredeyse kendinden nefret eder hale dönüştürerek tamamlattığımız eğitim hayatı sonucu edineceği meslekle ülkesine hizmet aşkı, milletine yararlı olmak güdüsü, vatanını ileriye götürmek arzusu duyarak topluma katılacağını beklemek gerçekçi bir beklenti mi sizce?

Ya da siz son yıllarda bu güdülerle mezun olmuş ve büyük bir aşkla mesleğine bağlanmış ülkesi için çalışan kaç kişi gördünüz?

Bu eğitim sistemi ve yöntemlerle gideceğimiz tek bir yön var o da;
Bir şey bile üretemeyen, tamamen tüketici olmak üzerine kurgulanmış, düşünemeyen, analiz edemeyen, çalışamayan, heves ve arzu taşımayan, yap denileni yapan, dur denildiğinde duran, kendi başına varlığını sürdürme becerisinden yoksun birer değersiz insan gücü yığını olmak. Bu yığın kimlerin işine yarar? Ülkemizin yaramayacağı kesin.

Bu yüzden Sevgili Anne-Babalar ve Öğretmenler;
Gideceğimiz yolu kendimiz seçmeli ve çocuklarımızı nasıl insanlar olarak yetiştirmek istiyorsak ona göre tutumlar geliştirmeliyiz. Başarabiliriz. Bunu yapabiliriz. Çünkü kim bize ne dayatırsa dayatsın aile olarak evimizin içi, öğretmen olarak sınıfımız bize ait. Eğer biz izin vermezsek bu alanlara kimse giremez.

Elbette içinde yaşadığımız toplum dejenere olarak hızla farklı bir yöne doğru gidiyor ve bu debdebede çocuklarımızı bunlardan korumak ve inandığımız değerlere uygun çocuklar yetiştirmek oldukça zorlu bir yolculuk. Ancak buna mecburuz. Yapabiliriz. İnandığımız değerlerden güç alarak insana saygılı, tartışabilen, sorgulayabilen, araştırabilen, çalışkan ve üretici çocuklar yetiştirebiliriz.

Biz Anne-Babalar ve Öğretmenler pes edemeyiz…

Tüm dünya farklı yöne gitse bile biz, çocuklarımızı değersiz insan gücü olmaktan öte ileriye götürebilmek için çabalamaktan vazgeçemeyiz…

Bunu nasıl yapabiliriz?
Aile bağlarını sıkı tutarak, çocuğumuz ile aramızdaki sevgi ve saygı ilişkisini bozmayarak…Hele bunu günümüz sınavları ve ödevleri vs için asla yapmayarak. Çünkü henüz daha öğrenciyken ailesi ile ilişkileri bozulan çocukların bu kaosta hangi yöne gideceğini kestirmek imkansız. Ne olursa olsun kopma çocuğundan ve senden kopmasına izin verme…

Elbette çalışacak ve bilginin hayatına katacağı muazzam zenginliğe her zaman açık olacak şekilde yaşamayı öğrenecek. Bunu biz öğreteceğiz ona. Sistem buna göre tasarlanmadığı için bizler müfredatla sınırlı kalmayarak araştırıp, dünyadaki gelişmeleri takip edip, paylaşıp, tartışıp, onların bize getirdikleri fikirlere açık olup ve en önemlisi de çocuklarımızın seçimlerine saygı duyup karakterlerini güçlendirerek yapacağız. Karakteri güçlü olmayan hangi diplomaya sahip olursa olsun değersiz insan gücü olmaktan bir adım öteye gidemez çünkü.

Üstelik çocuklarımızla aramızda ki kuşak farkını unutmadan onlara güvenmeyi öğrenerek yapacağız. Henüz bizim hayal dahi edemeyeceğimiz şeyleri yaşayacaklarını ve değişimin her an her yerde olduğunu biliyoruz. Bu yüzden fikirlerine, yeni yaratıcı heveslerine ve bizim anlamadığımız ilgi alanlarına yol açarak onları bizim eskimiş dünya görüşümüz ve sınırlı görüş alanımız içine mahkum etmeyerek yapacağız bunu. 

Sistem bizi ve çocuklarımızı küçük hücrelerde tutmaya ve dünya ile bağımızı koparmaya çalışsa da biz evrensel insanlar olarak, evrensel nitelikler ve yetenekler taşıyan çocuklar yetiştirmek için tüm gücümüzle çabalamalıyız yoksa çok yakında hem ülke hem de insan gücü olarak bir değer taşımayan hale düşeceğimiz günler kapımıza dayanacak…

Bunu yapmaya mecburuz…

Atatürk’ün gençlere duyduğu güven ile işaret ettiği aydınlık ufuklara doğru yürümek zorundayız…

Sevgilerimle...

Sema Deniz / Öğretmen Anne

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol