Bu haber kez okundu.

Eğitim Camiası Patlamaya Hazır Bir Bomba Gibi

Bu hafta eğitim camiası açısından çok yoğun bir hafta idi. Camianın gerimli havasının yanında bir de gündemin ağırlığı, 2013-2014 ders yılını tamamlayan eğitim kurumu yöneticileri başta olmak üzere öğretmenleri kasvetin derinliklerinde bir hayli yoracaktır diye düşünüyorum. Böyle düşünürken, birden üstat Nazım HİKMET’in “KEREM Gibi” isimli şiirindeki o dizeler aklıma geldi. Ne diyordu Nazım Hikmet söz konusu o şiirinde:

(…) Hava kurşun gibi ağır

Bağır,

Bağır,

Bağırıyorum

Koşun kurşun eritmeğe

Çağırıyorum. (…)

Bu şiiri, eğitim camiasının içinde bulunduğu hali de dikkate alarak şöyle uyarladım:

Gündem kurşun gibi ağır

Bağır,

Bağır

Bağırıyoruz

Koşun 15 Mayıs öncesi sahaya çıkan malum sen yöneticileri

Koşun

Kurşun eritmeğe sizleri çağırıyoruz…

Ne yazık ki, malum sen yöneticileri, şimdi de yayımlanan yöneticilerin görevlendirilmesine dair yönetmelik ve kılavuz gereği olarak üye toplamak için eğitim yöneticileri üzerinde baskılar oluşturmaktadır. Hatta; daha ileri giderek, makam atlayıp ilçe MEM, şube müdürü olan ve kendileri ile gönül bağı bulunan eski üyeleri üzerinden eğitim yöneticilerini kıskaca almaktadırlar. Bilinmelidir ki, bu kıskacın, bir gün eğitim camiasında oluşan birikmiş gerilimi, ağır bir şekilde dışa vuracağını öngörmek zor olmasa gerek. Artık, eğitim camiası içinde bazı bürokratların ve malum sen yöneticilerinin arsızlığının ve pervasızlığının diz boyu olduğu şu dönemin ortaya çıkardığı görüntülerden, durumlardan, olaylardan hicap duyuyoruz. Dileriz ki, bir gün bu durumlar, olaylar, görüntüler başka bir senin tarafına döndüğünde; bu günlerin hicap edilen durumları, olayları ve görüntülerini ortaya çıkaranlar, başka bir senin onlar için beklenmedik tavırlarını görerek hicap ederler. Yoksa, eğitim camiasında gidişat öyle bir yöne evriliyor ki, bu evrilme içerisinde yaşananlar, öğretmenliğin onurlu, kişilikli bir meslek olmaktan çok çok uzaklara doğru yol aldığını gözler önüne seriyor. Yalnızca, öğretmen değil, bu camianın içinde bulunan herkes, kişilikten, ahlaktan ve edepten uzak bir evrim geçiriyor. Mesleki her şey dumura uğruyor. Politik dilde kullanılan makyavelcilik kavramının anlamı, bu evrim hallerinin nedenlerini çok iyi açıklıyor sanırım. Bu kavramın sözlük anlamı şöyle: “Politikada, amaca ulaşmak için ahlaka aykırı da olsa her türlü aracı hoş gören anlayış.” Bu politik anlayışın en tepeden başlayarak, hiyerarşik bir şekilde tüm kurumların alt katmanlarına sirayet ettiğini söylemek yanlış olmaz kanaatindeyim. Zira; Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ’ın dediği üzere, Türkiye tümüyle parti devleti olma yolunda adım adım ilerliyor. Eğitim camiasında da, çeşitli yasa, yönetmelik değişiklikleri ile oluşturulmaya çalışılan da, bu politik anlayışı kurumların göbeğine yerleştirmeye çalışarak, kurumlardaki kişileri her bakımdan evirip, kişisel çıkar göbek bağı ile hegemonya altında almaktır. Bu durumda, Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ’ın belirttiği parti devleti tam anlamıyla kurulmuş olacak, parti devleti içinde partizanlar peydah olacak ve bu partizanların her iş/işlemlerinde militanca hareket edecekleri müşahede edilecektir. Ve bu hal, devletin her yanına sirayet edecektir. Öngörülerimiz, eğitim camiasında şu ana kadar yaşananlar, olup bitenler ışığında düşünüldüğünde su götürmez bir gerçektir. Şöyle ki;

Yöneticilerin görevlendirmelerine ilişkin yönetmeliğin eklerinde yer alan görevleri uzatılacak olan yöneticiler için değerlendirme formundaki, İlçe MEM, Şube Müdürleri, Öğretmenler, Okul Aile Birliği Başkanı ve Başkan Yrd., Öğrenci Temsilcisinin üzerinde değerlendirme yapacakları ölçütlere bakıldığında zaten puanlamanın yani değerlendirmenin formaliteden öteye gitmeyeceği açık ve kesindir. Ölçütlere şöyle bir göz gezdirdiğimizde, ölçütlerin formaliteden ibaret olduğu bariz bir şekilde görülecek ve anlaşılacaktır. Malumunuzdur ki, önceki yıl okul müdürlerinin seçiminde yapılan sözlü sınavlarında da gördük ki, jüri üyelerinin önüne konulan değerlendirme kriterleri eften püften olarak görülüp, örtülü başka kriterler üzerinden müdür adaylarının değerlendirilmesi yapılmıştır. Eğitim yöneticilerinin ataması ve göreve devam edip etmemesi ile ilgili değerlendirilmesini, fırsata, ranta ve peşkeşe çevirenlerin, fırsatçıların bu çevirmelerine çıkan tüm yolları tedbir amaçlı kapatmasının, MEB’in bu süreçteki en büyük sorumluluğu olduğunu düşünüyorum… Yoksa, MEB açısından vebali ve faturası çok ama çok ağır olabilir…

Ayrıca bazı iller, söz konusu yönetmeliğin yayımı ile birlikte bundan vazife çıkarıp şıpıdık resmi sitelerinde yöneticilikte 4 yılını dolduran yönetici listelerini yayımladı. Asaleten yöneticilikte 4 yılını dolduran okul yöneticileri, listelerde de isimlerini görünce, yöneticilikte devam etmek için şipşak yollar aramaya başladılar. Duyumlarımıza göre değerlendirmelerde büyük paya sahip olan ilçe MEM, şube müdürleri, öğretmenler sendikal kanallar; küçük paya sahipler ise özel ya da siyasi kanallar üzerinden bağlanmaya çalışılmaktadır. Değerlendirmelerde, büyük paya sahip olacak olan kişilerin belli referanslar üzerinden o makamlara geldikleri göz önüne alındığında, onların da göbek bağı oldukları birilerinin olduğu ve kanallarının açık olduğu anlaşılacaktır sanırım. Kanaatimce, referanslarla gelenler, referanslarla görevlerine devam etmek isteyecekleri çok iyi anlayacak ve buna göre hareket edecektir. Yani bu nedenlerden ötürü adil çizgi, LİYAKAT ayağı kullanılarak İLTİMAS gözleri ile yan çizilecek, kayma ya da sapma gösterecektir. Bu bağlamda, İLTİMAS gözleri, haksız-hukuksuz okul yöneticileri ile ilgili atama-yer değiştirme- göreve devam edip etmeme iş/işlemlerinin nedeni olacaktır. Buna karşılık, haksız-hukuksuz söz konusu iş/işlemler ile ilgili idari yargı yoluna başvurulacaktır. İşte tam da bu yolun kapatılıp, idareye yeni yeni işlerin çıkarılmaması için meclise bir kanun teklifi sunulmuştur. Şöyle ki;

2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda değişiklik öngören kanun teklifinde, görevden alınan memur idari yargıya bununla ilgili başvurduğunda lehinde bir karar çıksa dahi eski görevine dönemeyecek. Yani anlayacağınız, ipler tamamen idarenin elinde olacak. Bir nevi idarenin, bu yönlü işlemleri hukuka kapalı durumda olmuş olacak. Bu değişiklik, aslında birçok yöneticinin idari yargıya başvuru yollarına bariyer kurmaktadır. Soruyoruz, İDARİ YARGIYA ÇIKAN YOLLARI KAPATMAK DEĞİL DE NEDİR BU… Konuya dair Türk Eğitim Sen genel başkanı Sayın KONCUK’un facebook hesabı üzerinden açıklamasını aynen aşağıda sizlerle paylaşıyorum:

“MEMURA KARŞI BU AZGINLIK NE ZAMAN SON BULACAK?

AKP torba yasada idarenin memur ile ilgili uygulamalarına karşı yargı kararlarını işlevsiz hale getirmeye çalışacak.Tasarı bu şeklide yasalaşırsa, memur haksız uygulamalar karşısında, yargıya gidebilecek ama yargı kararı idareyi bağlayıcı olmayacak, yargı kararını uygulamayan idare suçlu sayılmayacak.AKP’nin memurlarla ilgili hakları elinden alma gayreti yeni değil, biz bunu yıllardır anlatıyoruz ama memurun tercihi yine de sarı sendikalar olmaktadır.Bu tuzaklar karşısında tüm memurların ciddi bir karşı duruş sergilemesi gerekmektedir.Bunun için ilk tepki sarı sendika üyeliğini sona erdirmek ve sonrasında 10 Ağustos’ta sandıkta gerekli cevabı vermektir.73 bin okul yöneticisinin görevden alınmasına karşılık, bir kısım yöneticilerin sağlam bir duruş sergilemek yerine, bu sonu kendisine reva görenlerin değirmenine su taşıması, neredeyse hiç tepki göstermemesi, gösterilen tepkilere yeteri kadar sahip çıkılmaması, diğer kurum ve kuruluşlarda çalışanların da benzeri teslim olmuşluğu sergilemesi, bu zulmü yapanları daha da şımartmaktadır.Bu azgınlığın bir sonu olmalıdır, bu sonun ne zaman olacağını belirleyecek olan yine memurların duruşu olacaktır.Kendine gelmenin zamanı bugün değilse, ne zaman? İş işten geçmeden tüm memurları harekete geçmeye davet ediyorum.”

Ayrıca, bir lisenin mezuniyet töreninde yaşanan hadise ile ilgili bir öğrenci hakkında uygulanan müeyyideye dair de yazmadan edemeyeceğim. Olay şöyle cereyan etmiştir, bir lisenin mezuniyet programında, okul birincisi öğrenci kürsüye çıkar ve bir konuşma yapar. Bu konuşmada, gezi parkı eylemleri ile ilgili olumlu düşüncelerini, Berkin ELVAN üzerinden programa katılanlarla paylaşır. Ve öğrencinin bu ifadeleri, suç olarak görülür ve suç sayılan ifadeleri ile ilgili idari yaptırım uygulanır. Okul birinciliği elinden alınır. İşte, ne kadar özgür bir eğitim ortamı öyle değil mi? Bir öğrenci, sırf düşündüğü ve düşüncelerini dile getirdiği için nelerle karşı karşıya kalıyor. BU DA, DÜŞÜNCELERİN ÖNÜNÜ KAPATAN YOL DEĞİL DE NEDİR? Unutulmamalıdır ki, bir gün gelir, düşünen bireylerin ifadeleri ve eylemlerine karşılık uygulunan bu gibi idari işlemler, eğitim camiasında 7′den 77′ye herkesi “YILKI ATI” yapar, o zaman merak ediyorum “YILKI ATLARI”NA işleyen ne gibi yaptırımlarınız olacak? Ama biliyorum ki, “YILKI ATLARI”NA öngördüğünüz ve uyguladığınız her yaptırımınız VIZ GELİP TIRIS GİDECEK…

Sonuç olarak, eğitim camiasının, öğretmeni, yöneticisi, öğrencisi ve velisiyle yani iç-dış tüm paydaşlarıyla bu kıstırılmışlık hali, bir gün büyük bir patlamanın nedenleri olabilir. Onun için eğitim öğretim iç-dış paydaşları patlama raddesine gelmeden, bu sıkıştırılmışlık, kıstırılmışlık halinden kurtarılmalıdır. Sendikalar, özellikle genel yetkilisi hariç zira genel yetkilisi yan çizerek yolunu çizmiştir zaten, konular üzerinde tek merkezde ortak bir tavır içerisinde mücadeleye girişmelidirler. Bir olmak, iri olmak, diri olmak için daha başımıza nelerin gelmesi bekleniyor?.. Doğrusu bunu merak ediyorum… Saygılarımla…

Yahya ASLAN

kamugazetesi

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber