Bu haber kez okundu.

Ders Çeşitliliği “EĞİTİMDE KALİTEYİ” Sağlar Mı?

Öğretim programlarımız, talep edilen insan modelini inşa etmek amacıyla, bireyin ve toplumun ihtiyaçları gözetilerek, benzer temaların içerik olarak oluşturduğu “dersler” şeklinde düzenlenmiştir. Her bir dersin kendi özel amaçları ve kazanım alanları belli yöntemlerle ve uzmanlar tarafından hazırlanmaktadır. Derslerin ve ders içeriğinin belirlenmesinde bireyin gelişim aşamaları ve okul türleri belirleyicidir. Temel eğitim kapsamına giren ilkokul ve ortaokullarda ağırlıklı olarak, çocuğun birey olarak kendi yeterliliğinin geliştirilmesine yönelik temel beceriler ve yaşanılan çevreye entegre olma ile toplum hayatında daha sağlıklı ilişkiler kurmayı sağlayıcı(birey ve vatandaş olma bilinci) dersler konulmuştur. Bu kapsamda temel eğitim sürecinde, çocuklarda belirli beceri ve duyarlılıklar belirli derler aracılığıyla kazandırılmaya çalışılır.

Program geliştirme işi teknik ve dinamik bir yapı arz eder. Çağın öngördüğü insan modeli, değişen şartlar ve ihtiyaçlar program geliştirmenin sürekli olmasını gerektirir. Öğrenme teorilerinin gelişimi de programların değişiminin gerekçesidir. Örneğin, yapılandırmacı öğrenme modeli yeni kabul gören öğrenme teorilerinin bir sonucudur. Bu programa göre içerik daha çok tematik anlayış üzerine kuruludur. Bu anlayışta çocukta kazandırılmak istenilen kazanımlar tek bir konu ve ders kapsamında ele alınmamaktadır. Belirli kazanımlar farklı ders ve konularla, faklı yöntemlerle kazandırılmaya çalışılır. Ara disiplinler bir yöntem olarak uygulanır.  Kısaca, çocukta kazandırılmak istenilen davranış, tek ve belirli bir dersin işi değildir.

Gelelim güncel konuya. Toplumsal yaşam içerisinde karşılaşılan müşterek sorun ve krizlerde hemen eğitim sistemimiz gündeme gelir. İnsan olarak arızalı olduğumuz alanların tedavi edilmesi için evvela okullarımız akla gelir ve okullardan doğal olarak kriz oluşturan davranışların giderilmesi için çocuklarımızın eğitilmesi istenir. Her sıkıntılı alanımız için öğretim programımıza yeni dersler konulması da bir adet olarak her zaman gündeme oturur. Örneğin, ülkemizde katliam düzeyinde gerçekleşen trafik kazaları ekseriyetle insan hatasından kaynaklanması nedeniyle okullarımızda “Trafik ve İlk Yardım Eğitimi” dersi ana ders olarak okutulmaktadır. Son dönemlerde benzer şekilde,  “değerler eğitimi” önemli bir konu olarak gündeme gelmiş ve bu alanla ilgili olarak, hem örgün eğitim  kurumlarında(okullarda) hem de yerel sivil alanlarda(belediye/dernek/vakıf) farklı proje ve etkinliklerin  ana teması olarak etkinlik programlarına alınmıştır.  

En son olarak, ülkemizde sık sık yaşanan iş kazalarını asgariye indirmek için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca ‘Güvenli Başla' adı altında iş sağlığı ve iş güvenliğinin eğitim ve öğretimle ilişkilendirilmesi için çalışma yapıldığı medyada gündeme geldi. Bu çalışmaya göre, 6. ve 7. sınıf ders kitaplarına iş sağlığı ve güvenliği bilgilerinin entegre edilmesi ve ortaöğretim ders kitapları için de benzer bir çalışmanın yürütülmesi çocuk ve gençlerin küçük yaşlardan itibaren dolaylı öğrenme yoluyla iş sağlığı ve güvenliği kavramı üzerinde bilinçlenmenin amaçlandığı belirtilmektedir.

Bu tür çalışmalar elbette belirli duyarlılıkların artırılması noktasında çekilen kaygının bir göstergesidir. Ancak, her problem oluşturan alan için öğretim programlarına ek konu ya da derslerin konulması bireysel ve toplumsal öğrenmeye(bilinçlenme) bir katkı sağlamakta mıdır?

Zaten okullarımızda uygulanan programların hedeflerinde bu tür konular(hedefler/kazanımlar) belirli temalar olarak derslere entegre edilmiş durumda. Yeni öğretim programlarının genel dokusuna uygun olarak okullarımızda güvenlik, kaza, değerler vs. konuları zaten işlenmesi gerekir. Müstakil bir ders olan  “Trafik ve İlk Yardım Eğitimi” dersi yılladır zorunlu olarak okutulmasına karşın, her gün ve özellikle Bayram tatillerinde istatistiksel olarak asgari yetmiş seksen vatandaşımızın ölmesi gerçeğini hep birlikte kabullenmiş durumdayız. Durumumuz o kadar vahim ki, bayram öncesinde trafik kazalarındaki ölüm sayısını (yetmiş, seksen gibi) tahmin etmeyi adet edinir hale geldik. Sonrada televizyon karşısına geçerek hadiseler sonrasında haklı çıkmanın acısını yaşar hale geldik.

Bunun neden böyle olduğunun karar merciinde bulunan bürokrat ve uzmanların oturup düşünmesi gerekir. Okullarımız bireye neyi ne kadar kazandırmakta ve bu hususlarda toplumsal duyarlılığımız hangi düzeyde?

Nedense belirli bir konuda bilincin arttırılması için öğretim programına müstakil olarak alınan derslerin pratik faydasını görmek şöyle dursun; sanki gündeme gelen ders ve tema konularında gerileme oluyor gibi... (Yaşanan olaylar ve pratiklerimiz bu yönde seyir göstermekte) Bu noktada, okulların ne yaptığı ve neyi nasıl yaptığının ya da “eğitilmiş insan olma” noktasında okulların neyi ne kadar yapabileceğinin temelli olarak sorgulanması daha sahici bir yaklaşım olacaktır. Eğitim adına okulda yapılanların cidden sorgulanması gerekir. Vesselam…

  

Zafer ÖZER-Eğitimci

Kaynak: kamudanhaber.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber