Öğretmen Diyarı

COĞRAFYA BİLİMİNDEKİ KÖTÜ GİDİŞE “DUR” DENMELİDİR

Hepimiz lise yıllarımızda Coğrafya dersi görmüş ve ülkemizi bu sayede anlamış ve öğrenmiş bulunmaktayız. Bu yüzden coğrafya dersinin önemini ifade etmeye satırlar yetmez. Lakin bu önemi özetlemek mümkün olmasa da şu cümle ile önemini belirtmeye çalışmak zaruridir diye düşünüyorum: “Coğrafyasını bilmeyen bir millet yaşadığı coğrafyaya sahip çıkamaz”...

Evet, dediğim gibi. “Coğrafyasını bilmeyen bir millet yaşadığı coğrafyaya sahip çıkamaz” Peki ama niye bunları yazıyorum? Zira son dönemde yaşanan bazı gelişmeler coğrafyanın kötü gidişini adeta gözler önüne sermiş ve ekmeğini coğrafyadan kazanan değerli coğrafyacı meslektaşlarıma konuyla ilgili bir çağrı yapmak tarihi bir yükümlülük gerektirecek kadar elzem durum teşkil eder olmuştur. Çağrımın sebebi bu yüzdendir.

COĞRAFYA BİLİMİ KONULARINA SAHİP ÇIKMALIDIR

Son dönemde Coğrafya bilimini ilgilendiren önemli gelişmeler yaşanmış ve yaşanmaktadır. Bunların başında yakın tarihlerde düzenlenen birtakım kongre ve panellerde konu iklim, yerşekilleri veya nüfus olmasına rağmen coğrafyacılara söz hakkının verilmemesi olmuştur. Hatta öyle ki, iklim ile ilgili YGS soruları artık Fen Bilimleri testinde sorulmaya başlanmıştır. Diğer bilimlerle ortak konular olabilir, lakin coğrafyacıların da bu konularda fikri alınmalı ve bu tip ortamlarda söz hakkının olabilmesi gerekir. Nemlilik hesabı Kimya’da, ekosistem-biyosfer konusu Biyoloji’de sorulmaya başlanmış ve müfredat değişikliği ile bazı coğrafya konuları daraltılmış ya da bilfiil kaldırılmıştır. Mesela, harita bilgisindeki bazı hesaplamaların kaldırılması gibi...

“COĞRAFYACI” UNVANI HÂLÂ BELİRSİZLİĞİNİ KORUMAKTADIR

Konu sadece bundan ibaret değildir. Nitekim “coğrafyacı” unvanının tanınmaması hasebiyle coğrafya bölümü mezunları iş bulmakta güçlük çeker olmuş üstüne bir de yeni bölümler eklenince ki; şu an 35 bölüm ve 13 ikinci öğretim olmak üzere toplam 48 bölümü bulunan coğrafya bilimi yoğun sayılabilecek sayıda mezun vermektedir. Bu mezun Genç Coğrafyacı meslektaşlarımızın başka bir iş bulamaması, yeteri kadar Milli Eğitimde kadro açılmadığı için atanamayacakları da düşünüldüğünde ne iş yapacakları meçhul bir durum arz eder olmuştur. Eskiden dersanelerin olduğu dönemde özel sektörde çalışan mezunlar için şimdi böylesi bir imkanda yoktur.  

COĞRAFYANIN AÇIKÖĞRETİMİ YA DA UZAKTAN EĞİTİMİ OLMAZ, OLMAMALI

Bu kadar sorunun üstüne bir de, İstanbul Üniversitesi-Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi-Coğrafya Programı gelmektedir. Bu uygulama yanlıştır. Nitekim coğrafya bilimi meslek bilgisi ve yeterliliği, uzaktan eğitim yoluyla kazanılacak kadar basit bir bilim değildir. Karabük Üniversitesi’nin ve başka üniversitelerin bir ara açtığı uzaktan eğitim coğrafya bölümü ise diğer örnekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk Coğrafya Kurumu, İstanbul Üniversitesi’nin bu girişimini desteklemekte ve ABD-AB gibi birçok ülke ve birliklerde bu eğitimin çoktan başladığını ifade etmektedir ve arkasından şunu ifade etmekten geri durmamaktadır: “Fakat mezunlarımızın iş bulma imkânları kısıtlıdır”. Mademki iş imkânları kısıtlı, o halde 5.123 kişilik kontenjanı (şimdi 1.333 kişiye düşmüş durumdadır) nasıl makul bir kontenjan olarak görmektesiniz? Zaten yeni açılan bölümlerle birlikte 2015 yılında 1354’ü birinci öğretim 872’si ikinci öğretim ve 50’si özel öğrenci olmak üzere 24 üniversiteden toplam 2.276 kişi mezun oldu (2015 yılında). Eğitim Fakültelerini henüz bu hesaba dâhil etmedik. Bu rakam bu sene 2800, önümüzdeki sene 3000 olacak. Buna karşı tepkimizi göstermez isek önümüzdeki senelerde uzaktan eğitim yapan üniversite sayısı 2’den 5’e sonra ise 10’a derken coğrafya ilmi bu detaylarda kaybolacaktır. Gerek devlet, gerekse özel üniversite coğrafya bölümü diye ayırt etmiyoruz. Ama bu iş uzaktan eğitimle olamaz. Bunca kişi iş bulamazken 1333 kişilik uzaktan eğitim açılamaz. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Bu kontenjanın makul görülmesini ise kesinlikle kabul edilemez talihsiz bir açıklama olarak görmekteyiz. Karayolları, MTA, Meteoroloji, DPT, vb. devlet kurumları coğrafyacı alımı yapmıyor, lise mezunu teknik eleman alıyor. O halde bunca kişiye niçin 4 yıl coğrafya eğitimi veriyorsunuz? Hadi 35 üniversitede coğrafya bölümü var ve her sene en az 2500 öğrenci mezun veriyorsunuz. Peki sormak isterim: “Kaç kişi atanabiliyor?” Kimseyi kandırmaya gerek yok. MEB’in ihtiyacı doğrultusunda kontenjan açılacak. Peki, bu sene kaç coğrafyacı atandı? Cevap: son yıllarda 300 aşağı yukarı. Yani bu demek oluyor ki, 2500 mezun verilecek ama 300 kişi atanacak. Önceden bekleyenleri de saymıyorum, düşünün... O halde neden daha uzaktan eğitimi açıyorsunuz? Hadi coğrafya ilmini düşünmüyorsunuz, kalitesi düşecek, mezun sayısı 7500 kişiye çıkacak, işsizlik başladı zaten, bu durum nereye gidecek?

Coğrafya ilminin uzaktan ve araziye çıkmadan, tartışmadan, görmeden öğrenilebilinecek kadar basit gören bu zihniyetin coğrafyaya saygısı kalmadı diyelim, ya bunca kişinin geleceğiyle oynamaya ne hakkı var? Bunu destekleyenler hangi gerekçeyle destekliyor?

COĞRAFYADA KURUMSALLAŞMA SORUNU

Bugün Türk Coğrafya Kurumu’nun geçmişine baktığımızda 1970’lerde kirasını ödeyemediği için Ankara-Cebeci’deki deposu tahliye edilen ve değerli eserleriyle ortada kaldığında ne devlet ne de bir kimse el atmıştır. İstanbul Üniversitesi bünyesine almayı kabul etmiştir. Devlet tarafından ödeneği kesilen, üyelerinin aidatlarıyla ayakta kalma mücadelesi veren TCK, İstanbul Üniversitesi’nin bünyesine sığınmıştır. Coğrafyacı sahipsiz kaldığı gibi coğrafya kurumları da sahipsiz kalmıştır.

YERLİ VE MİLLİ COĞRAFYA

Türk Coğrafyası’nın tarihsel geçmişine baktığımızda coğrafyanın üstadları arasında sayılan Prof. Dr. Sırrı ERİNÇ hocamızın 1973 yılında yayımladığı “Cumhuriyetin 50. Yılında Türkiye’de Coğrafya” adlı eserinde gördüğümüz üzere Türk Coğrafyası hep farklı ekolleri taklit etmiş ve yerli/milli olmaktan uzak bir görüntü sergilemiştir. 1943’den 1980 yılına kadar Kıta Avrupa’sı (bilhassa Fransa ve Almanya coğrafya ekolleri) altında gelişme göstermiş ve 1980-2000 arası dönemde ise içe kapanık bir bilim görüntüsü vermiştir. Bu dönemi milli dönem sayanlar bilmelidir ki, bu dönem milli değildir. İçe kapanmış bir bilimin çöküş dönemidir. Milli dönemden kastedileni yerli makale ve kitaplara dönüşten ibaret sayanlar bilmelidir ki, milli dönem kendini dışa kapatmak demek değildir. 2000 yılından sonra ise Anglo-Amerikan coğrafya geleneğinin içerisinde gelişme gösteren coğrafya bilimi sözde gelişme diye gösterilen lakin gelişmeden ziyade yurtdışını taklitten öteye gidemeyen durumu herkes görmeli ve gerekeni yapmalıdır. Bilimin gelişmesinde çözüm Avrupa Coğrafya Ekolü, Ada Coğrafya Ekolü ya da Anglo-Amerikan Coğrafya Ekolleri değil, çözüm TÜRK COĞRAFYA EKOLÜ olmalıdır.

COĞRAFYANIN SEÇMELİ DERS OLMASI KABUL EDİLEBİLİR DEĞİLDİR

Eskiden olduğu gibi ülkemizin daha iyi anlatılabilmesi adına bölge bölge ülkemizi ele alan “TÜRKİYE Coğrafyası” dersinin ünite olarak değil ders olarak işlenmesi gerekmektedir. Milli değerlerimizin daha iyi ifade edilmesi adına hem de milli güvenliğimizin gençlerimiz tarafından öneminin daha iyi anlaşılabilmesi adına müfredata bazı eklemeler yapılması yerinde olacaktır. Yine küreselleşen dünyamızı daha iyi tanımak adına “Ülkeler Coğrafyası” dersi de şarttır.

Coğrafya müfredatı kapsamında Türkiye Coğrafyası ile ilgili bilgilerin her kademeye dağıtıldığını ve ağırlıklı olarak 10-11-12.Sınıflarda yer aldığını lakin meslek liselerinde sadece 9-10.Sınıflarda coğrafya dersi olması nedeniyle meslek liselerine Türkiye Coğrafyası’nın bir bütün olarak sunulamadığı düşülürse “TÜRKİYE Coğrafyası” dersinin önemi daha iyi anlaşılacaktır. Nitekim 9-10.Sınıflarda zorunlu olan Coğrafya dersi, 11 ve 12.Sınıflarda seçmeli hale getirilmiştir. Bu durum bilimimizin çöküşünü bir kez daha göstermektedir.

SORUN ÇOK ÇÖZÜM SUNAN YOK

Coğrafya biliminin yapısal anlamda birçok sorunu birikimsel olarak günümüze kadar gelmiştir. Bunun sebepleri maddeler halinde sayılabilir. Belki, coğrafya eğitimindeki açmazlar, belki lisansüstü coğrafya eğitimindeki sorunlar, belki teorik yetersizlikler, belki de camia içindeki hizipleşmeler... Daha buna çok madde eklebilir. Lakin sorunları çoğaltmak değil, birlik ve beraberlik içerisinde sorunlara çözüm bulup mesleğimizin itibarı ve geleceği için hareket etme zamanıdır. Coğrafya eğitimi alanında çalışmalar yapan eğitimci, öğretmen ve araştırmacılar için bir platform oluşturulması, Türkiye’de coğrafya eğitimi alanında yapılan çalışmaların ve araştırmaların desteklenmesi ve niteliğinin yükseltilmesi, Coğrafya eğitimi alanında elde edilen araştırma sonuçlarının coğrafya öğretim ve öğreniminin geliştirilmesi amacıyla yaygınlaştırılması, toplumda vatan sevgisinin geliştirilmesi ve vatan bilincinin yaygınlaştırılması çalışmalarının desteklenmesi amaçları ile devlet/özel sektör atanmış/atanmamış ayrımı yapmaksızın tüm Coğrafyacı ve Coğrafya Öğretmenleri’nin bir bütün olarak kenetlenip ortak hareket etmeleri bugün itibarıyla daha büyük önem teşkil eder olmuştur.

Coğrafyacılar ve Coğrafya Öğretmenleri artık kurumsal olarak aktif bir rol üstlenerek mesleklerinin itibarını korumak ve son yıllarda yaşanan gelişmelerde söz sahibi olarak bilimin misyonunu korumakla görevlidirler. Bu duygu ve düşüncelerle saygılarımı sunarım.

Mehmet GÜLEÇ

Eğitimci-Yazar

http://www.mehmetgulec.com.tr/makale-23-cografya-biliminde-cokus-suruyor-care.html

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol