Bu haber kez okundu.

Çocuklarımızı Devlet Okuluna Göndermeliyiz
 Türkiye’de çocuklarını devlet okuluna gönderen kesimin çok çok büyük bir çoğunluğu bunu ekonomik zorunluluktan ötürü yapıyor.
Geçen gün Deniz’in bir arkadaşının annesiyle sohbet ediyorduk. Konu tabii ki dönüp dolaşıp okula geldi.

Bu anne oğlunu özel okula göndermeye karar vermiş. Göndereceği özel okulun senelik ücreti 23 bin lira. Sene boyunca yok kırtasiye ücreti, yok eşofman ücreti, bıdı bıdı diyerek bir 2 bin lira falan daha alıyorlarmış. Servisiydi, şusuydu, busuydu derken 30 bine yaklaşıyormuş ücreti.

Çok iyi tanımıyorum, ama anladığım ve annenin anlattığı kadarıyla bu aile öyle süper zengin bir aile değil. Çocuğunu özel okula gönderen birçok aile gibi, bu işi özveriyle, bazı şeylerden vazgeçerek, bazı tercihlerini değiştirerek, bazı zevklerini kısıtlayarak yapacaklarını söyledi.

[Bu arada küçük bir güncelleme: Deniz'e bir sene daha yuvayı tekrarlatma konusunda kesin kararımızı verdik. Dolayısıyla okul konusunda karar verme (gerek hangi okul, gerekse ne tür -özel/devlet- bir okul) işini bir 6 ay kadar ertelemenin geçici rahatlığını yaşıyoruz şu sıralar]
Bu konuda konuşurken olay dönüp dolaşıp devlet okullarına geldi. Çocukları olmadan önce İngiltere’de yaşamışlar, “Hala orada olsaydık ne güzel devlet okuluna gidecekti oğlum” dedi bu anne. Orada çok çok zengin kesimin dışında herkesin çocuklarını devlet okullarına gönderdiğini söyledi.

Amerika’da da durum aynı. Hatta (Amerika’da yaşayan) bir arkadaşımla konuşurken, yuvaların/kreşlerin pahalılığından dem vururken “Neyse ki -çocukların yuvaya gittiği- ilk birkaç seneden sonra -devlet okuluna başladıklarında- rahatlayacağız” demişti.

Düşündüm. Türkiye’de çocuklarını devlet okuluna gönderen kesimin çok çok büyük bir çoğunluğu bunu ekonomik zorunluluktan ötürü yapıyor. Şartları el vermeyen birçok aile bile dişinden, tırnağından arttırarak özel okulda okutmaya çalışıyor çocuklarını. Neden? “Devlet okullarının hali içler acısı.”

İyi de, niye içler acısı, hiç düşündünüz mü? Özel okulların pıtrak gibi yayıldığı son 20 senede devlet okulları terk edildiler de ondan. Öğretmenler daha iyi maaşlar vaadiyle, veliler de çocuklarına daha iyi koşullar, daha parlak bir gelecek sağlayacağı garantisiyle özel okullara göç ettiler. Zorunluluktan devlet okuluna gönderen kesim dışındakiler devlet okullarını terk etti.

Ha, “ben çocuğumu kesinlikle devlet okuluna göndereceğim” diyemiyorum. Emin adımlarla çıktığım bu yolda her geçen gün biraz daha ümitsizliğe kapılıyorum. Benimle birlikte “Ben de çocuğumu devlet okuluna göndereceğim” diyen birkaç kişi daha çıksa, çocuklarımız aynı okula gidecek olsalar, o zaman verdiğim kararın doğruluğundan emin olacağım. Ama etrafımdaki herkes, istisnasız herkes özel okulu tercih ediyor. Kimse de durup sormuyor ki bu özel okulların ücretleri neye göre belirleniyor. Yarın öbür gün tüm özel okullar bir araya gelse, ve “yıllık ücretimizi 25 binden 55 bine çıkardık” dese, yine birçok insan bu sefer 55 bin lirayı ödemeye tamam olacak. Ama rahatlıkla, ama zorlanarak.

Benim bu noktadaki şanssızlığım, İstanbul’un sosyo-ekonomik olarak rahat bir kesiminde yaşıyor olmam. Burada yaşayan ailelerin çoğunun kafasında devlet okulu bir alternatif bile değil. Çocuğunu hangi özel okula göndereceğini düşünüyor birçok kişi. Böyle olunca da devlet okulları iyice öteleniyor.

Şunu anladım: günümüz koşulları altında özel okulu tercih etmek değil, asıl devlet okulunu tercih etmek özveri işi. Çocuğunuzu özel okula gönderdiğiniz zaman kafanız rahat. Veriyorsunuz parasını, alıyorsunuz paketi. Sabah 8-8 buçukta gönderdiğiniz çocuğunuz akşam 5’te İngilizcesini öğrenmiş, sporunu yapmış, bilgisayarını kullanmış, belki piyanosunu çalmış olarak eve dönüyor. Ve evet, günümüz şartlarında bunlar artık lüks değil, yaşamın ileriki yıllarına yatırım yapmak için gerekliler listesinde bulunuyor. Dolayısıyla devlet okuluna gönderdiğiniz çocuğunuzun bu tür uğraşlarla ilgilenmesi için iş size düşüyor. Sabah çıkıp öğlen gelen, ya da sabahı evde geçirip öğleden sonra okula giden çocuğunuzun gerek boş gezenin boş kalfası olmaması, gerekse yaşıtlarından entelektüel anlamda geri kalmaması için dışarıdan aktivitelerle desteklemeniz gerekiyor. Gitar dersiyse gitar dersi, sporsa spor, neyse ne. Ben eğer devlet okuluna karar verecek olsam, zamanımın önemli bir kısmını Deniz’in derslerini takip etmek, onu sosyal anlamda geri bırakmamak için aktivitelere koşturmakla geçirmem gerektiğini düşünüyorum.

Biliyorum, özel okulların hepsinin yıllık ücreti 25 bin lira değil. Biliyorum, çok iyi devlet okulları da var. Ancak şu bir gerçek ki, çocuğunu –ama rahatlıkla, ama zorlanarak- özel okulda okutma imkânı olan ebeveynlerin çok çok büyük bir çoğunluğu devlet okulunu düşünmüyor bile.

Bu ülkede devlet okullarının bırak normu, birçok aile için seçenek bile olmamasından üzüntü duyuyorum. Ve devlet okulunun 67 kişilik bir sınıfında okumuş, orada aldığı eğitim ve öğretimle Türkiye’nin sayılı okullarından birine girmiş bir kişi olarak da bu konuda kendimi şahsen sorumlu hissediyorum. Ben de “yumurta kapıya dayanınca çocuğunu devlet okuluna göndermeye kıyamayan” velilerden biri olursam kendim hakkında çok hayal kırıklığına uğrayacağım. (Lütfen yanlış anlaşılmasın, özel okulu tercih eden velileri kınıyor değilim, sadece kendimle ilgili beklentim bu)

Elbette imkanı olan her ebeveyn çocuğunu en iyi şartlarda yetiştirmek istiyor. Bunların başında da iyi bir eğitim, dolayısıyla iyi bir okul geliyor. Ve tabii ki özel okullar, devlet okullarına göre göz boyuyor. Çocuğumuzun arkadaşları (ya da “denkleri” diyeyim) özel okullarda hijyenik tuvaletler, gitar dersleri, kapalı spor salonlarından faydalanırken kendi çocuğumuzun dört duvar arasında, bahçesiz bir binada, belki de -benim okulumda olduğu gibi- “bahçede koşmak yasaktır” felsefesiyle yetişmesini kendimize yediremiyor, çocuğumuza “kıyamıyor,” geleceğini riske atamıyoruz.

“Devlet okullarındaki iyi öğretmenler özel okullara gitti” diye duyuyoruz. İyi de hiç durup düşünüyor muyuz ki özel okullarda haftada en az 60 saat köle gibi çalıştırılıyor bu öğretmenler? Resmi tatillerde bile okula gidip sunum hazırlayan öğretmenler var, “Yersen” diyor onlara özel okullar, “sen gidersen git; ben elimi sallasam ellisi.” Hiç soruyor muyuz kendimize: bu kadar çok çalıştırılan öğretmenlerin bırak öğrencileri, kendilerine bir faydası oluyor mu?

Bence ne yapmalı, biliyor musunuz? Bence veliler bir araya gelmeliyiz. Ve bu özel okul hegemonyasına bir son vermeliyiz. Birbirine yakın yaşayan aileler toplanmalı, toplaşmalı, çocuklarımızı hep birlikte aynı devlet okuluna kaydettirmeliyiz. Özel okullara -ama rahat rahat, ama ite kaka- ödeyeceğimiz 25 bin lira yerine belki 5 bin lirayı gözden çıkarmalı, devlet okullarını adam etmeliyiz. Bunu da ancak bir araya gelirsek yapabiliriz.

Çok mu ütopik bir düşünce oldu?

 

Elif Doğan’ın yazısı Blogcu Anne adlı bloğunda 12 Ağustos 2011 tarihinde yayınlanmıştır.

Kaynak:
www.egitimpedia.com
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber