Bu haber kez okundu.

Çin, Eğitim Sisteminde Değişikliğe Gidiyor

Çin’de artık öğretmenlerden sınavlarının içeriğini zenginleştirmeleri ve ezberci yaklaşımdan uzaklaşmaları isteniyor. Böylece öğrencilerin algılarının daha kıvrak olması ve sosyal açıdan daha becerikli olmaları hedefleniyor.

Buna göre ulusal merkezi sınavlar da daha farklı alanları ve bilişsel becerileri kapsayacak şekilde düzenlenirken, öğretmenin baskın olduğu ders anlatma şeklinden de uzaklaşılıyor. Yeni sınavda öğrencilerin, çok farklı konulara yayılmış olan daha fazla bilgi üzerinde karmaşık analitik becerilerini uygulamaları gerekiyor. Lisede öğrencilerin seçmeli derslerde gösterdikleri performans da ilk kez matematik, Mandarince ve İngilizce derslerindeki başarılarının yanı sıra üniversiteye kabullerinde dikkate alınacak. Ayrıca en iyi üniversiteler, başvuruları değerlendirirken öğrenci adayının yaşadığı çevreye katkısını da göz önünde bulunduracak.

Okullar, Amerikalı benzerlerini gölgede bırakmaya can atarken ironik bir şekilde Batı gibi sadece ileriye doğru gitmeye çalışmıyorlar. Çin’in eğitime ilişkin yoğun planları, John Dewey’den Mao Zedong’a kadar farklı isimlerin eğitimle ilgili fikirlerini harmanlıyor.

Çin’in gaokao olarak bilinen ulusal merkezi sınavları, onuncu yüzyıldan beri Çin toplumunda yükselebilmenin bir aracı olarak görülüyor. Şu an yirmi altı yaşında bir üniversite mezunu olan Haiyan, “Sınavlar benim çok işime yaramayacak belki ama, sınavlarda başarılı olamazsam daha iyi yerlere gelemeyeceğimin farkındayım” diye düşündüğünü söylüyor. Haiyan, iki yüz haneli bir köyde büyüdüğünü ve ulusal sınavda bölge dördüncüsü olarak Pekin’de iyi bir üniversiteye kayıt yaptırabildiğini anlatıyor.

Eski sınavlarla yoğurulmuş yüksek beklentili eğitim –Çin kültürünün temelini hala oluşturmaya devam eden, okuryazarlığın yüceltildiği Konfüçyüs öğretisi bir yana- en azından uluslararası sınavlardaki performanslarına bakılacak olursa, matematikte “canavar” gibi öğrenciler yetiştirmeye ve keskin bellekli mezunlar vermeye devam ediyor. Şanghay’daki öğrenciler her yıl Finlandiyalı ve Singapurlu akranlarıyla uluslararası OECD sıralamalarında en üst sıralara yerleşiyorlar. Ancak bu didaktik eğitimin ve güdümlü sınavların, genç insanların teknolojik yenilikler üretmelerini ya da mühendislikte çığır açacak tasarımlar yapmalarını sağlamadığı giderek daha çok ortaya çıkıyor. Çin, sanat, kültürel buluşlar ve akademik araştırmalarda gerilerde kalıyor. Sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen ve çoğu da zaten sürgünde yaşayan hayranlık uyandıran yazarlarının dışında ülkenin, sosyal bilim alanında öne çıkan çok az ismi bulunuyor.

Kişilerin yeteneklerine göre yükselmesinin önündeki engeller de ortadan kalkmaya başlarken bu durum yöneticileri uyandırıyor. Üniversiteyi kazanabilme umudu çok düşük olan ulusal merkezi sınava katılan öğrencilerin sayısı 2008’den 2010 yılına, 10,5 milyondan 9,3 milyona gerilemiş durumda. Sınavlarda en yüksek puanları alan öğrencilerin bir kısmı, özellikle de yeni zenginlerin çocukları, Çin üniversitelerinin gözüne görünmeden ülke dışına gidiyorlar. Çin politikası uzmanlarından John Morgan ve Bin Wu, bir makalelerinde, Çin’in üniversiteye öğrenci alımlarındaki hırslı reformunun, “ortaokul öğrencilerine ve öğretmenlerine, ezberci eğitime odaklanmanın daha üst bir eğitim seviyesine geçmelerine yeterli olmayabileceği” mesajını verdiğini söylüyorlar.

Ancak sınav sisteminin değişmesiyle birlikte öğretmenlerin, bilgileri ezberletmektense analitik ve eleştirel düşünmeyi öğretmeye geçip geçmeyecekleri net değil. Bazı durumlarda Çin hükümeti tam da bu tarz sorgulayıcı düşünme şeklini bastırarak engelliyor. 1989 yılında, Tiananmen Meydanı’nda Pekinli bir mezun öğrenci olan Xiaoyan, “Öğretmenler demokrasi öncesi hareketten söz ediyorlar” demişti bana. “Ancak ulusal merkezi sınavda bu konuda soru çıkmadığı için öğrenciler onları ciddiye almıyor.” Öte yandan hükümette, okullardaki yaratıcı düşünmenin önünü kesmek isteyenler de var. Medyada, Eğitim Bakanı Yuan Guiren’in bu yılın başlarında “Sınıflarımızda Batılı değerlerin propagandasının yapılmasına hiçbir koşulda izin veremeyiz” dediğine yer verilmişti.

Öte yandan, çok az sayıda devlet okulunda, “öğrenmeye yönelik sınıflar” olarak bilinen Batı tarzı eğitim stratejileri uygulanıyor. Bu okullardaki öğrenciler, uygulamalı projeler üzerinde çalışıyor ya da yaşadıkları semtin sorunlarını çözmeye uğraşıyorken, yöneticiler de öğrencilerle ve yöneticilerle eşitlikçi ve arkadaşça ilişkiler kuruyorlar. Bu sırada yeni mezun öğretmenlerin çoğunluğu, devlet tarafından finanse edilen ama öğrencileri nasıl eğiteceklerine kendileri karar veren daha özerk “anahtar” okullarda iş arıyorlar. Bu yenilikçi okullarda öğrencilerin daha karmaşık konularla ve farklı kültürlerin edebiyatlarıyla ilgilenmeleri ve de çok iyi İngilizce bilmeleri gerekiyor. Daha önce çocuklarını eğitim için yurtdışına gönderen Pekin’in yeni gelişen burjuvası ve üst düzey yöneticiler bu okullara akın ediyor.

Amerikan eğitim sistemi, ülkenin eğitim sisteminin ne olmaması üzerine yoğunlaşırken –çocukların üstüne fazla yüklenmemek, eğitim standartlarını merkezileştirmemek gibi-, Çinli eğitimciler ve ebeveynler çocuklarını daha açık bir topluma ve sınırlı bir ekonomiye nasıl hazırlayacaklarını sormaya başlıyorlar. İşte bu noktada eğitimin esas amaçları üzerine ortaya çıkan tartışma; caddelerde işporta arabalarıyla son model Mercedeslerin yan yana gezmesi ya da Pekin nüfusunun üçte birini oluşturan göçmenlerin çocuklarının kaliteli devlet okullarına alınmaması gibi sosyal dokudaki erozyonun tetiklediği maddi ve ahlaki öncelikleri hatırlatıyor.

Bu unsurlar, basit bir test sonucuna göre bir üniversiteye kapağı atmaya çalışmaktansa, Çinli öğretmenlerin karakterlerinin daha sağlam olmasını ve öğrencilerin de çok yönlü olmasını gerektiriyor. Capital Normal Üniversitesi’nde eğitim profesörü olan Fei Zhao’ya göre Pekin, okul saatlerinin iki saat kısaltılması dahil olmak üzere eğitim sistemindeki yükün azaltılmasına yönelik reformları onaylıyor. Üstlerindeki baskının azaltılması için yapılan bu iyileştirmeye rağmen Çinli öğrenciler, dünya ortalamasında akranlarına göre günde bir buçuk saat daha az uyuyorlar.

Sonuçta bütün bu dayatmalara rağmen, ihtiyaçları karşılamak için her iki ebeveynin de çalışmak zorunda olduğu Çinli ailelerin rahatlaması kolay değil. Pek çok aile, genç çocuklarının rekabet edebileceği alanlar yaratabilmek için onlara özel ders aldırıyor, spor ve müzik eğitimleri için para harcıyor. Zhao, “Pekin’de çocuk yetiştirmek çok pahalı” diyor.

Okullar bu reformlarlla ve taze heveslerle çalkalanırken, Çinli liderler diğer toplumlara “üçüncü bir eğitim modeli” ihraç etmeyi dile getiriyorlar. Bu sonbaharda bir üniversite görevlisi beni kenara çekip, bir taraftan okulları canlandırırken diğer taraftan ulusal merkezi sınavları da destekleyen ama aynı zamanda Batının bencil değerlerinden ve eski Sovyetler Birliği’nin boğucu sınıflarından uzakta kalırken; zorlayıcı ulusal merkezi sınavlarla güçlendirilmiş okulların nasıl canlandırılacağına dair bu yazının yazılması için yardımımı istedi.

Şimdi Şanghay’ın dışında yeni öğretmenler yetiştiren, UC Berkeley’den eski öğrencim Jiajia, “Biz tıpkı Batı gibi olamayız, kendimizi rahat hissedeceğimiz bir model bulmamız gerekiyor” demişti. Bunun nasıl olacağını sorduğumda da gülümseyerek cevap vermişti. “Henüz bilmiyoruz.”

Kaynak: http://www.theatlantic.com/education/archive/2015/12/china-education-system/420234/

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber