Bu haber kez okundu.

Cin Ali Geri Döndü

Cin Ali kitapları, özgün halleriyle yeniden kitapçılarda. Yani aynı kağıt ve aynı boyutla. 1968’de doğduğundan beri önemli bir kültürel simge olan Cin Ali’nin hikâyesini, yaratıcısı Rasim Kaygusuz’un kızı Nevin Kaygusuz Apaydın anlattı. Ve karşımıza bir dönemin çocukları ve kültürü çıktı.

Neredeyse yarım yüzyıldır birçok kuşağa okumayı öğreten, birçok kişinin ilk edebi kahramanı olarak hayatlarına giren, dönem dönem gözden uzaklaşsa da Türkiye’de eğitim kültürünün ve popüler kültürün her zaman önemli bir parçası olan Cin Ali eski dostlarına ve naif hikâyelerini ilk defa okumaya hazırlanan yeni kuşaklara bir kez daha merhaba diyor.

Kareye yakın formatı, renkli kapakları ve sonuncusu dışında siyah beyaz çizimleriyle on hikâyeden oluşan Cin Ali Serisi, 1960’ların sonunda ilkokul öğretmeni Rasim Kaygusuz tarafından yaratılan, Selçuk Seymen’in çizimleriyle özgün halleriyle yeniden kitabevlerinde. Cin Ali’nin okumayı yeni öğrenen on binlerce çocuğu özel bir yerinden yakalamış olan hikâyelerinin 45 yıl önceki ruhuna sadık kalınarak yeniden canlandırılmasının arkasındaki isim, Cin Ali’yle çok özel bir bağı olan birisi. 1988 yılında aramızdan ayrılan Rasim Öğretmen’in kızlarından, Nevin Kaygusuz Apaydın.

Nevin Kaygusuz Apaydın’la Cin Ali’nin yaratım sürecini, Türkiye’de ilköğretime neler kattığını, popüler kültürde sürekli canlı kalmasını ve bu çizgi adamı gelecekte nelerin beklediğini konuştuk. 

Cin Ali’ye “çöp adam” deme eğilimindeyken, Apaydın’ın “çizgi adam”ı kullandığını duyup, biz de bu kasketli ufaklığa bundan böyle “çizgi adam” demeye karar veriyoruz. “Çizgi çocuk” daha uygun olabilirdi ama ne de olsa arkasında koskoca bir tarih var Cin Ali’nin.

On yıl öncesine kadar 1. sınıflar için müfredatın parçası olan Cin Ali’nin doğuş sürecini Apaydın’dan öğreniyoruz. Rasim Kaygusuz, 17 yıllık öğretmenlik deneyimi sonrasında çocuklara okumayı öğretmede yardımcı olabilecek bir kitap seti fikri geliştiriyor. Kaygusuz, bir ilkokul öğretmeni ama deneyimi ve yüreği 1. sınıf öğrencilerinin yanında. “Babam 27 yıllık öğretmenliğinin 17 yılını 1. sınıfları okutmakla geçirdi,” diyor Apaydın. “1. sınıf öğretmenliğini önemserdi.” Hatta Kaygusuz’a göre, “1. sınıf öğretmenliğinin ayrı bir branş olması gerekiyordu.”

Uzun yıllar Ankara’da öğretmenlik yapan Kaygusuz’un Cin Ali hikâyeleri ve okuma-yazmaya katkıda bulunmak için geliştirdiği diğer yöntemler yalnızca Ankara’da değil, tüm Türkiye’de popüler oluyor. 

“Başka kentlerden pek çok öğretmen babamın geliştirdiği okuma-yazma sistemini öğrenmek için Ankara’ya gelirdi,” diyor Apaydın. Cin Ali kitapları için Türkiye’nin dört bir yanından gelen siparişlere başta Rasim Kaygusuz’un eşi Remziye Kaygusuz olmak üzere tüm aile destek oluyor. “Aile içinde siparişlere hep beraber bakardık,” diyen Apaydın, çocukluğunun geçtiği eve gelen yığınla siparişi nasıl hazırladıklarını ve Türkiye’nin değişik yerlerine gitmek üzere nasıl PTT’ye götürdüklerini anlatıyor.

UÇURTMA UÇURAN SEVİMLİ BİR YÜZ 

Peki Cin Ali’yi benzerlerinden ayıran, büyük toplumsal değişim süreçlerinden sonra bile güncelliğini korumasını sağlayan ne? Apaydın, bunu öncelikle Cin Ali kitaplarının “zekice oluşturulmuş basit yapıları”na bağlıyor. “Her sayfada birkaç cümle ve çocukların taklit edebilecekleri çizgi karakterler var.” İlk kitap “Cin Ali’nin Atı”nın birinci sayfası şu sözcüklerden oluşuyor: “Cin Ali, bak! At. Bak, Cin Ali, bak. Bu at. Baba, o atı bana al.” Yazıların üzerinde de kafaları hariç çizgilerden oluşan bir çocuk, bir adam ve bir at bulunuyor. Cin Ali’nin kafasında bir kasket, saçları dökülen babanın gözlerinde bir gözlük. Ata ise gülümseyen bir surat, birkaç çizgiden oluşan bir yele ve kuyruk eklenmiş.

“İlk kitap sadece yirmi sözcükten oluşuyor,” diyor Kaygusuz. ”Her kitap bir öncekinden biraz daha zorlaşıyor.” 10. ve son kitap, “Cin Ali Kır Gezisinde,” “İlkbahar gelmiş, her taraf yemyeşil olmuştu,” cümlesiyle başlıyor ve “Anneleri için topladıkları kır çiçeklerini de ellerine alarak, şarkı söyleye söyleye, uçurtmalarını uçurarak okullarına döndüler,” gibi uzun bir cümleyle sona eriyor.

Apaydın, 1970’ler ve 1980’lerde pek çok ilkokul çocuğunun okuduğu ilk kitabın “Cin Ali’nin Atı” olduğunu söylüyor. “Okumayı söken çocuk önce Cin Ali kitaplarını okur, daha sonra diğer kitapları okumaya başlardı,” diyor Apaydın. “Cin Ali’nin arkasında çok ince bir hesap, deneyim ve büyük bir emek var.” Cin Ali kitaplarının, okumayı yeni söken çocuklara şöyle bir yardımı olduğunu da söylüyor Apaydın: “Her şeyden önce çocuk bir kitap okuduğunu hissediyor. Her Cin Ali kitabında ayrı bir hikâye örgüsü var.”
“Düzgün bir hikâye örgüsü olmadığı için, örneğin, Tonton Ali yerine geçemiyor Cin Ali’nin,” diyor Apaydın ve Cin Ali’nin taklitlerinden söz ediyor. “Can Ali, Bıdık Ali, Tonton Ali gibi yaklaşık 30 taklidi yayımlandı 1980’lerde,” diyor Apaydın ve korsan baskısı yapılan ilk kitabın Cin Ali olduğunu ekliyor. Taklitleri, çalakalem çizilmiş figürlerle hikâye örgüsü olmayan sözcük kümelerinden oluşunca ve yaratılış sürecinde eğitim yöntemleri dikkate alınmayınca, birkaç baskıdan daha fazla hayatta kalma şansını da yakalayamıyor.

1960’ların kent yaşamının naifliği

Rasim Kaygusuz’un 1. sınıf eğitimine verdiği önem yalnızca Cin Ali kitaplarıyla da sınırlı kalmıyor. Apaydın, Cin Ali’nin Kaygusuz’un geliştirdiği okuma ve yazma öğretimi sistemlerinden yalnızca birisi olduğunu söylüyor. Oyunla Okuma Öğretimi, Resimli ve Hareketli Fişler, Çarpma ve Sayma Öğretimi, Kaygusuz’un kendisinin tasarladığı ve ürettiği sistemlerden bazıları. Üzerinde hikâye ve heceleme delikleri bulunan, çocukların büyük bir çemberi döndürerek sözcükleri ve tümceleri tamamladıkları, bir hikâye yarattıkları Çözümlü Alfabe ise, Kaygusuz’un eserlerinden belki de en dikkat çekici olanı.

On kitaptan oluşan Cin Ali serisine sırasıyla baktığımızda, ilk başlarda kırsal bir yaşam göze çarpıyor. İlk hikâyelerde at arabasına binen, çayırda topuyla, topacıyla oynayan, Karagözlü Kuzusunu gezdiren bir Cin Ali var. Daha sonra Cin Ali okula başlıyor ve okuluyla, ailesinin yaşadığı evle, sokaklarıyla daha şehirli bir görüntü kazanıyor. Apaydın, Cin Ali ve ailesinin her zaman şehirde yaşadığını söylüyor: “Cin Ali kitaplarında 1960’ların kent yaşamının ayrıntılı bir tasvirini bulursunuz.”

Cin Ali kitaplarında karşımıza çıkan şehir, caddeleriyle, üst geçitleriyle, AVM’leri ve giderek azalan yeşiliyle bugünün şehrinden çok farklı bir görüntü çiziyor. “1960’ların kenti tam da Cin Ali’de anlatıldığı gibidir,” diyor Apaydın. “Ağaçların tepesinde evcilik oynanan, her evin bahçesinde meyve ağaçları olan, 200-300 metre ilerideki çiftlikte bulunan horozların ötüşüyle uyanılan, at arabasının nakliye aracı olarak kullanıldığı bir kenttir. On dakika yürüyüp piknik alanına ulaşırsınız ve okullar kapanmadan önce mutlaka orada piknik yaparsınız.”
Cin Ali’nin anne, baba ve iki kızkardeşten oluşan çekirdek ailesi ise bugünün şehirli aile yapısına benzerlik gösteriyor. Bir de, Rasim Kaygusuz’un kendi ailesine. Cin Ali’nin kız kardeşleri Suna ve Selma, Nevin ve Nesrin’den esinlenerek ortaya çıkıyor. “Ben ailedeki küçük kardeşim diyor,” diyor Apaydın. 

Yarım yüzyıllık bu önemli kültürel simge yalnızca yeniden ziyaret ettiği raflarda değil, Kaygusuz ailesinin geleceğe yönelik projeleriyle de canlanmaya hazırlanıyor. Cin Ali Vakfı bu projelerden birincisi. Apaydın’ın, “eğitimle ilgili bir misyonu” olmasını istediği vakıf çok yakında Cin Ali’yi birçok koldan yeni ve eski nesillerle buluşturmaya hazırlanıyor.


GAZETEVATAN

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Anahtar Kelimeler:
cin ali geri döndü

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber