Bu haber kez okundu.

Bırakın Öğretmenler İşini Yapsın

Son 10 yılda yaklaşık 169 bin 200 derslik yapıldı. Hükümet bu konuda üstün çaba  sarfetti ve ediyor. Yeni yeni okul binaları dikildi. Teknoloji ile donatıldı. Fatih projesi gibi  kapsamlı projeler hayata geçirildi.

Tabletler dağıtıldı. Yüz binlere varan yeni öğretmen  atamaları yapıldı ve yapılmaya devam ediliyor. Fakat ne yazık ki sonuçlar bir türlü  değişmiyor. Eğitim öğretim çıtası bir türlü yükselmiyor.İstenilen aşamaya geçilemiyor.  Hedefin gerisinde kalınıyor.  Demek ki bir yerlerde hata var, eksik bir şeyler yapıyoruz. Bunları sorgulamamız  gerekiyor.

Ne yazık ki ülkemizde yapılan bütün tatbikatlar, bütün çalışmalar bilirkişilerin(!)  raporlarına göre %100 başarı(!) ile sonuçlandığı için tedbir ve önlem için gereksiz bir  yaklaşım sergileniyor. 1999 depreminden önce Türkiye genelinde belki yüz binlerce tatbikat  yapılmış ve hepsi başarı ile sonuçlanmıştı. Fakat deprem olduktan, canımız yandıktan sonra  aklımız başımıza gelmiş, gerçekler ortaya acı bir şekilde faş olmuştu. Deprem  tatbikatlarındaki %100 başarısı sanal başarıdan ibaretmiş.

Eğitim ve öğretim de aynı şekilde  bundan farksız değil, benzer bir çizgide seyrediyor. Evet hakikaten hükümet bu konuda üstün  çaba sarf ediyor, farkındayız ve görüyoruz aynı zamanda tebrik ediyoruz.

Fakat her şey gayet  güllük gülistanlıkmış algısı da mevcut. Halbuki ciddi sıkıntılar var. Bu sıkıntıların oluşma  sebeplerinin arasında ailede eğitim, okur yazarlık, teknolojik gelişmeler, ekonomik  yetersizlik, akıllı telefon ve internet bağımlılığı, disiplin sorunları, parçalanmış aileler vs  olmakla beraber en büyüğü eğitimin vazgeçilmezi öğretmenlerin huzursuz edilmesi, bazen de  mobbing uygulanmasıdır.

Öğretmenler üzerinde çok büyük baskılar mevcut. Veliler, idareler,  medya, bilinçli veya bilinçsiz olarak öğretmenleri baskı altına almaya ve yıldırmaya yönelik  açıklamalar, yayınlar, istek ve arzular ile boğuyor.

İtibarsızlaştırma politikaları ile şevkini  kırıyor, atalete uğratıyor. Öğretmenlerin en ufak bir uyarısı durumunda bile çocuğunun  psikolojisinin bozulduğunu iddia eden, düşük not aldığında suçu öğretmene atan, evde ders  çalıştıramamanın ve tekrar yaptıramamanın sorumlusu olarak bile öğretmeni gören veliler  idarenin yolunu tutmakta, şikayet hatlarını aramakta, bakanlığa dilekçeler göndermekte ve işi  yokuşa sürerek eğitimin bel kemiğine darbe vurmaktadır. Ortada bir haksızlık varsa elbette ki  herkes hak arama yollarına gitmeli.

Fakat iletişim ve diyalog yolları denenmeden, tarafları  bire bir dinlemeden atılan her adım çözümsüzlüğe atılan bir adım olacaktır.Yine aynı şekilde  idareciler veya müfettişler en ufak bir şikayet durumunda öğretmenleri yıpratmak adına  ellerinden ne gelirse yapmaktadırlar. Öğrenci ve velilerden gelecek olası tepkileri bertaraf  etmek için adaletsiz bir yaklaşım sergilemektedirler. Basın hakeza aynı tavrı sergilemekte  adeta öğretmenleri hedef tahtasına oturtmaktadırlar.  Tabi burada bir bütün toplumu kastetmiyorum.

Saygıdeğer velilerimizi, şevkengiz  idarecilerimizi tenzih ediyorum. Elbette ki bu mezkur durumun muhatabı olan velilerimiz ve  idarecilerimiz denizde bir damladır. Hepsi birer istisna da olabilir. Fakat netice itibarına  bakacak olursak küçücük bir kibrit koca bir ormanı yakabilir ve zarar verebilir. Tahrip ciheti  anında külliyet kesb eder.

Bu yüzdendir ki moral bozmak, pasifize etmek çok esheldir. Yapıcı  olmak motive etmek ise çaba ister, emek gerektirir.  Neden iletişim yoluna gidilip sorunlar çözülemiyor? Anlamak hakikaten çok  güç...Öğretmenlere eğitimden el etek çektirirsek PISA'da da TIMSS'te de durum  değişmeyecektir.

Bırakalım öğretmenler işini yapsın. Emin olun o zaman çadırda bile olsa  eğitim ve öğretimin çıtası yükselecektir. Akıllı tahta olmasın, tabletler olmasın, kara tahta  olsun fakat öğretmenler huzurlu olsun.

Bu durumdan bir öğretmen arkadaşımız o kadar rahatsızlık duymuş olmalı ki sosyal  medyada paylaştığı ''Öğretmenlerin değerli olduğu dönemlerde öğrenci, öğrencilerin  değerli; öğretmenlerin değersiz sayıldığı dönemde de öğretmen olduk'' veciz ifadesine  hayran kalmamak mümkün değil. Elbette arkadaşımız bu gerçekliği durup dururken dile  getirmedi.

Sanırım toplum olarak hiçbir konuda hadd-i vasat yani orta yol üzerinde  anlaşamıyoruz. Ya ifrat ediyoruz ya da tefrite düşüyoruz.

Fakat bizim temennimiz hem  öğrencinin, hem velilerimizin, hem de öğretmenin değerli olduğu, kimsenin baskı altında  kalmadığı ve bırakılmadığı bir eğitim öğretim dönemidir. Umarım bu dileğimize sevgili  velilerimizle, saygıdeğer idarecililerimizle, değerli basınımızla el ele verip başarırız. 

 

Eğitimci-yazar SELÇUK TÜTAK

 

kamuajans.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber