Bu haber kez okundu.

Bakan Avcı\'nın Skytürk\'teki Konuşmasının Tam Metni

Millî Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı'nın 17.11.2013 tarihinde SKYTURK360 Televizyonunda Katıldığı Programın Deşifresi:

CENGİZ ÖZDEMİR-- İyi akşamlar, Stüdyo 360'a hoş geldiniz.
Dün ve bugün Diyarbakır'da gerçekten de tarihi tanıklıklarla büyük bir buluşma yaşandı. Öncelikle Diyarbakır'ı konuşacağız, öncelikle Diyarbakır'da yaşananları konuşacağız. Ama onun ötesinde, dershanelerden tutun Şubat ayıyla ilgili atama bekleyen öğretmenlere varıncaya kadar konuşmamız gereken çok şey var. Bütün bunları konuşacağımız konuğumuz Millî Eğitim Bakanımız Sayın Profesör Doktor Nabi Avcı.
Hoş geldiniz efendim.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Hoş bulduk.
CENGİZ ÖZDEMİR--Evet, önce ayağınızın tozuyla geldiniz, Diyarbakır'dan hoş geldiniz diyorum. Diyarbakır'da 37 yıl sonra Şivan Perwer, 21 yıl sonra Mesut Barzani ve Sayın Başkanın Diyarbakır merkezde, Bismil'de, Ergani'de, sonra Eğil'de yaptığı mitinglerle bütün Türkiye'nin biraz şaşkınlıkla, biraz heyecanla takip ettiği yoğun 2 gün yaşandı. Biz de Sky Türk olarak oradaydık, biz de canlı yayınlar yaptık. Siz de oradan geldiniz, oradan gelen ve konuyu çok yakinen bir isim olarak nedir değerlendirmeniz?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Bir defa, sizin de muhtemelen televizyonlarda izlediğiniz ve izlettirdiğiniz gibi, gerçekten meydanlarda bugüne kadar görmeye çok alışık olmadığımız, bölgede görmeye çok alışık olmadığımız müthiş bir heyecan vardı, müthiş bir umut dalgası vardı, beklenti ve mutluluk vardı. Muhtemelen meydanların dışını televizyonlarda çok fazla görme şansı olmayabilir vatandaşlarımızın, beni asıl mutlu eden meydanlardaki coşku kadar sokaklarda, caddelerde Sayın Başbakanın konvoyuna gösterilen vatandaşın yakın ilgisi, coşkusu gerçekten çok sevindirici manzaralılardı. Doğrusu biz de Diyarbakır'da çok heyecanlı bir 2 gün yaşadık. Sadece Diyarbakır merkezde değil, sizin de söylediğiniz gibi Bismil'de, Ergani'de...
CENGİZ ÖZDEMİR--Ve Eğil'de.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Eğil'de miting yapılmadı, sadece oradaki peygamber kabirleri ziyaret edildi, ama orada da yine Sayın Başbakanın geleceğini duyan vatandaşların adeta bir miting kalabalığı oluşturdukları doğru.
Dolayısıyla, dolu dolu bir 2 gün yaşandı. Pek çok ilk yaşadı sizin de vurguladığınız gibi, yıllar sonra bölgenin sevdiği 2 sanatçı, İbrahim Tatlıses ve Şivan Perwer güzel bir jest yaptılar orada, Sayın Başbakanın davetine icap etmeleri çok anlamlıydı.
Dolayısıyla, sanıyorum televizyonlarda görüntülere yansıyanın, fazlaca bir söze hacet yok, gerçekten güzel günlerin habercisi, bahar havası vardı.
CENGİZ ÖZDEMİR--İnşallah diyelim, oradan çözüm süreci ve ana dilde eğitim konusunda yine dün Sayın Başbakanın zikrettiği bir ifade oldu, işte bir annenin çocuğuyla kendi ana diliyle konuşamıyor olmasından daha büyük azap ne olabilir diye.
Ana dilde eğitim konusunda bu mevcut tartışmaları siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Şimdi ana dilde eğitim konusu bugünkü anayasal hükümlere göre, biliyorsunuz anayasanın ilgili maddesinde Türkçeden başka hiçbir dil Türkiye Cumhuriyeti okullarında Türk vatandaşlarına ana dil olarak okutulamaz diye bir hüküm var. O hükmü de, yani netice itibarıyla o da bir anayasa hükmü olmakla birlikte pek ala değişen koşullara göre elden geçirilebilir denilebilir. Ama en azından ben bu soruyu Millî eğitim Bakanı olarak cevaplandırmam gerekirse, bugünkü imkanlar ve kabiliyetler, yani Bakanlığımızın eğitim sistemimizin bugünkü imkanları itibarıyla meseleye baktığım zaman, elinizde şimdi bu konuda yapabileceklerimizi ve yapamayacaklarımızı değerlendirebileceğimiz adeta bir pilot uygulama diye bileceğimiz seçmeli dersler var, seçmeli Kürtçe, Kırmanci ve Zazaki lehçeleri ... seçmeli ders uygulamasından çıkarttığımız dersler diyelim var. Ve onlar bize gösteriyor ki, bu konularda bizim epeyi bir hazırlık yapmamız gerekiyor, yani bugünkü altyapımız itibarıyla, gerek fiziki, ama daha çok da beşeri eğitim-öğretim kadroları itibarıyla bir anda öyle farklı dil ve lehçelerin eğitim ve öğretiminde daha geniş kapsamlı kullanılabileceği bir eğitim ortamını oluşturmak için zamana ihtiyacımız var.
En azından şimdi mesela şunu biliyoruz: Seçmeli derslerde 2 yılın sonunda, geçen yıl başladık, bu yılın sonunda hangi illerde, hangi okullarda daha çok bu seçmeli dersler seçiliyor ve buna dayalı olarak bir öğretmen planlaması yapmamız gerekiyor.
Şimdi özellikle Mardin Artuklu Üniversitesi'nden mezun olan Kürt dili ve edebiyatı mezunu ve bu konuda yüksek lisans yapan, formasyon alan gençlerimiz neden bir an önce kadrolu olarak bu derslerin öğretmeni olarak atanmadıklarını sık sık sorguluyorlar. Ben de müteaddit defalar bu konuda yaptığım açıklamalarda şunu izah etmeye çalıştım: Biz hiçbir seçmeli dersimize şimdilik kadrolu öğretmen tahsis edemiyoruz. Niye edemiyoruz? Çünkü bu seçmeli derslerin hangi okullarda hangi oranlarda seçileceğini bilemiyoruz, ancak sınıflar oluştuktan sonra, en az 12 öğrencinin talebiyle bir sınıf oluştuktan sonra kaç sınıf olduğunu görüp ona göre öğretmen tahsis edebiliyoruz. Ama ikinci yılın sonu, yani bu yılın sonunda inşallah ilk düzeyinde en azından hangi illerimizde seçmeli dersler için ne kadar öğretmene ihtiyacımız olduğunu görüp ona iller düzeyinde, okula tahsisli değil, ama ile tahsisli ve dolayısıyla farklı okullardaki seçmeli dersleri yürütecek kadrolar tahsis edebileceğimizi ümit ediyorum.
Onun dışında, son yapılan değişikliklerle biliyorsunuz özel okullarda bazı derslerin farklı dil ve lehçelerde, burada kastedilen veya en çok merak edilen ve bölgeyle ilgili hemen sorduğunuz için onun üzerinden örneklendireyim, bazı derslerin Kürtçe veya işte Kırmanci veya Zazaki dillerinde okutulmasına ilişkin imkan bu son düzenlemeyle sağlanmış oldu. Önümüzdeki ders yılından itibaren bu konudaki müracaatlar netleşir, ona göre bu özel okullarda bu dersler farklı dillerde, Türkçenin dışındaki dillerde Kürtçenin farklı lehçelerinde okutulabilir hale gelecek.
Buradaki uygulama nasıl olacak? Yani mevcut mevzuat üzerinden konuları söylüyorum, tıpkı bugün halk arasında kolejler diye bilinen özel okullarda biliyorsunuz farklı dillerde eğitim yapan özel okullarımız var hazırlık okullarının dışında. Yani Türk okulları diyelim İngilizce ağırlıklı eğitim yapıyor veya Almanca ağırlıklı eğitim yapıyor, Fransızca ağırlıklı eğitim yapıyor, ama bu okullarda da bütün dersler İngilizce veya Fransızca veya Almanca okutulmuyor bildiğiniz gibi, buralarda da yine kanunun amir hükmü gereği, o tanımlanmış kanunda, hangi derslerin Türkçe okutulması gerektiği yasal bir zorunluluk olarak yasada var. Bu değişmediği sürece, bu da değişebilir, yani bu derslerin kompozisyonu da değiştirilebilir, ama mevcut durumu anlatmak için söylüyorum, özellikle işte dil ve edebiyat dersleri, tarih dersleri, daha çok sosyal dersler Türkçe okutulmak zorunda, işte inkılap tarihi ve Atatürkçülük dersi gibi, din kültürü ve ahlak bilgisi dersi gibi dersler Türkçe okutulmak zorunda, mevcut uygulamada öyle, onun dışında işte fen bilgisi dersleri, matematik, biyoloji gibi, bunlar İngilizce, Fransızca veya Almanca okutulabiliyor. Ama dediğim gibi, bu okullar için de yeni kurulacak olan farklı lehçelerde eğitim yapacak okullar için de bu derslerin hangilerinin mutlaka Türkçe olması gerektiği, hangilerinin başka bir dilde de okutulabileceği meselesi yasal bir düzenlemeyle genişletilebilir, bu kompozisyon değişebilir.
CENGİZ ÖZDEMİR--Buradan yine Diyarbakır'a dönmek istiyorum.
Diyarbakır'dayken siz öğretmen evinde farklı branşlarda 25 öğretmenle bulup bir toplantı yaptınız bildiğimiz kadarıyla. Çözüm süreci Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde eğitimi nasıl etkiledi? Bu çatışmasızlık döneminde öğretmenlerden ne tür geri bildirimler aldınız?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Biz bu toplantıları öğretmenlerimizle illere gittiğimiz zaman toplantıları hemen her gittiğimiz yerde yapıyoruz ve bu toplantılarımıza sadece farklı branşlardan öğretmen arkadaşlarımızı davet ediyoruz ve onlarla daha çok mesleki sorunlarımızı, öğretmenlerimizin sorunlarını, hem genel olarak eğitime ilişkin onların görüş ve değerlendirmelerini, hem de özel olarak kendi mesleki taleplerini, beklentilerini, önerilerini, eleştirilerini, bunları alıyoruz. O yüzden zaten rahat konuşalım diye veya rahat dedikodu yapalım diye yöneticileri almıyoruz bu toplantılara.
Diyarbakır'daki toplantıda da yine öğretmen arkadaşlarımızla genel olarak eğitimimizin sorunlarını, kendi branşlarına ilişkin önerilerini, eleştirilerini ve değerlendirmelerini aldık. Ama bu arada tabi bölgedeki özel sorunlarına da kendilerinin, uzun yıllar çünkü bölgede veya mesela Diyarbakır'da uzun yıllardır öğretmenlik yapan arkadaşlarımız var batı illerinden gelip, zorunlu görev süresi dolduğu halde Diyarbakır'da isteyerek, severek görev yapmaya devam eden arkadaşlarımızı dinlemek doğrusu benim açımdan sevindirici bir deneyimdi.
CENGİZ ÖZDEMİR--Ne tür siz yorumlar aldınız?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Şunu söylüyorlardı: Mesela özellikle batı illerimizden mezun olup veya batı illerimizde doğup büyümüş, ama okul bitirip Diyarbakır'da veya bölgede görev yapan öğretmenler, Diyarbakır'daki eğitim koşulları, öğretmenlik yapma koşullarıyla ilgili olarak bu taraflarda çok haksız ön yargılar olduğunu, buralardaki eğitimin zorluğu konusunda abartılı söylemler olduğunu... Bir de özellikle çocuklarımızın gönül köprüsü türü gezi programlarıyla mutlaka batı illerimizdeki öğrencilerimizin doğuyu, doğu illerimizdeki öğrencilerin batıyı tanımaları gerektiğini, aynı şey kuzey-güney için de geçerli, yani farklı bölgelerdeki öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin olabildiğince gezilerle birbirlerini daha yakından tanımalarına imkan tanınması gerektiğini vurguladılar. Sadece öğrenciler için değil, mesela anlattıkları anekdotlardan kendi ailelerini de kendilerini ziyarete geldikleri zaman nasıl şaşırdıklarını ve mutlu olduklarını, çünkü onların çok daha namüsait şartlarda görev yaptığı.
CENGİZ ÖZDEMİR--En çok şaşırtan nedir mesela?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Yani öğretmenlerin bölge halkı tarafından nasıl benimsendiğini, nasıl bağrına basıldığını görmekten ailelerin nasıl mutlu olduğunu anlattılar mesela. O yüzden bu hakikaten gezilerin filan çok büyük faydası olur.
Bir de şunu söylediler, yani hep böyle olumlu şeyler değil, bazı eleştiriler veya önerileri de vardı: Mesela bazı ders kitaplarımızdaki örneklerin bölge koşullarına uygun seçilmesi gerektiğini ısrarla vurguladılar.
CENGİZ ÖZDEMİR--Mesela?..
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Yani diyelim bir derste, matematik dersinde bile olabilir bu, bir problem formüle edilirken işte çocuğun hiç bilmediği meyveler üzerinden problem formüle ediliyor, çocuk bu sefer problemin özüne odaklanmaktan çok diyelim kivi ne diye kafaya o takılıyor. Bu basit bir örnek ama, benzer şey coğrafya derslerinde, Türkçe derslerinde, edebiyat derslerinde, özellikle İngilizce derslerinde. İngilizce derslerinde bu örnekler daha da uzaklardan verildiği için, genellikle İngiliz ve Amerikan kitaplarından adaptasyonla bu kitaplarımızın hazırlanmasının doğru olmadığını, örneklerin mutlaka yerelden verilmesi gerektiğini, diyelim bir yol tarifi verirken Times Square nasıl gidilir cümlesini değil de, işte Bağlar semtine gidilir örnek cümlesi verilirse öğrencinin gündelik deyimleriyle daha uyumlu bir eğitim olacağını vurguladılar.
Buna benzer bir de şeyi özellikle vurguladılar, olabildiğince öğretmenlerin kendi doğup büyüdükleri dışında farklı illerde görevlendirilmelerinin öğretmenlerimiz açısından da daha uygun olacağını vurguladılar.
Hatta, biz gerçi bu görüşmelerimizi olabildiğince bir sohbet havası içinde yaptığımız için dışarıyı da çok fazla tartışmıyoruz veya konuşmuyoruz ama, öğretmen sirkülasyonunun daha hızlandırılması gerektiğini de, dolayısıyla tecrübeli öğretmenlerimizin Doğu'da, Güneydoğu'da daha çok görev almalarını sağlamamız gerektiğini vurguladılar. Bu da çok haklı bir eleştiri ve ona dayalı haklı bir öneri. Çünkü maalesef biz Doğu ve Güneydoğu illerimize genellikle ilk atama öğretmenlerimizi gönderiyoruz. Yani işte son yaptığımız 40 bin atamada da en büyük payı ister istemez oralarda çok büyük açık olduğu için Doğu ve Güneydoğu illerimize yapıyoruz. Bu ne demek? Göreve yeni başlayan, yani daha deneyimsiz öğretmen arkadaşlarımız Doğu'da ve Güneydoğu'da daha çok görevlendiriliyor. Oysa, bölgedeki okullardaki öğrencilerimiz ve aileler de haklı olarak tecrübeli öğretmenlerle çocuklarının eğitilmesini istiyorlar, daha çok tecrübeli. Yani en azından bu kadar yeni öğretmenle değil de, yenilerin yanı sıra daha çok sayıda tecrübeli öğretmenin de bölgede görevlendirilmesinin bir yolunu bulmamızı istiyorlar. Bu tehlikeli rotasyon talebine getiriyor bizi, ama bunu düşünmemiz lazım.
CENGİZ ÖZDEMİR--Buradan şuna gelelim: Biraz sıcak gündem, sosyal...
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Tehlikeli dediğim gibi, bazı arkadaşlarımız rotasyon deyince birden kulaklarını dikiyorlar da onun için söyledim. Ama mutlaka bir sirkülasyonu bir şekilde, bu öğretmen dağılımındaki, tecrübeli ve tecrübesiz öğretmen dağılımında adaleti, bölgeler arası dengeleri ve adaleti sağlamak için bu faktörün önemli olduğunu düşünüyorum.
CENGİZ ÖZDEMİR--Ülkenin farklı yerlerinde herkesin sorumluluk
alması.
Buradan şuna gelelim: Gerçi Türkiye'de böylesi tartışma konularımız hiç eksik olmuyor ama, dershanelerin ve özel etüt merkezlerinin özel okullara dönüştürülmesi yasa tasarısı, birdenbire özellikle sosyal medyada çok da garip bir biçimde tartışılmaya başlandı. Ben bu akşam gördüğüm tweetlerden bir tanesini takdir ederek ifade etmek istiyorum. Sayın Erol Gökağ Bey herhalde daha bizim öncesinde tartışma abadını öğrenmemizle ilgili bir dershaneye ihtiyacımız var gibi güzel bir şey yazmıştı, onun hakkını da teslim etmek istiyorum.
Sonrasında şunu söyleyeceğim: Zaman Gazetesi'nde eğitime büyük darbe, Samanyolu Haber kanalında eğitime sıkıyönetim dönemi gibi haberlerle önümüze çıkmış oldu böyle bir yasa tasarısının varlığı. Siz bu haberleri yalanladınız, bununla ilgili çeşitli açıklamalar yaptınız. Ama ben dahil kamuoyunun bu konuda net bilgilere sahip olmaması dolayısıyla bilgi kirliliğinin de önünü almak için adım adım sormak istiyorum. Nedir bu tasarısı, dershaneler kapatılacak mı?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Şimdi önce terminolojiden müsaade ederseniz başlayarak adım adım ben de gideyim.
Bir defa ortada henüz bir yasa tasarısı yok. Çünkü bir şeyin yasa tasarısı olabilmesi için, biliyorsunuz Bakanlar Kurulunda görüşülmesi ve Bakanlar Kurulunun Meclise bunu bir kanun teklifi olarak iletilmesi. Daha doğrusu, Parlamentoda iki tip yasalaşma süreci var.
Bir; milletvekilleri tarafından verilen öneriler üzerine yapılan yasalar. Milletvekillerinin verdiklerine teklif diyoruz.
Bir de hükümetin verdiği öneriler var, yani . bunlara da tasarı diyoruz. Yani bir metnin yasa tasarısı olabilmesi için Bakanlar Kurulu tarafından görüşülüp kararlaştırılıp Bakanlar Kurulu tarafından Meclis Başkanlığına gönderilmesi gerekir.
CENGİZ ÖZDEMİR--Şu andaki metin nedir?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Şu anda ortalıkta dolaşan metin değil metinler bu konuda hazırlanacak olan kanun tasarısı için yapılan ön hazırlıkların müsveddeleri. Biz de zaten onun için o açıklamayı yapma ihtiyacı duyduk. Yani Millî Eğitim Bakanlığı'nın, evet, biz şimdi bu konularda netleştirdik düşüncelerimizi, şimdi bunu alıp Bakanlar Kuruluna götüreceğimiz metin budur denilebilecek bir metin üzerinden yürümüyor bu tartışmalar. Şimdi böyle bir yasal hazırlık içine girdiğiniz zaman, pek çok yerden size pek çok öneriler gelir, hele bu kadar geniş bir kitleyi ilgilendiren, bu kadar çok paydaşı ilgilendiren bir yasa çalışması, bir ön hazırlık sürecinde pek çok sivil toplum kuruluşundan, bürokrasinin farklı kademelerinden, kesimlerinden, farklı genel müdürlüklerden, farklı bakanlıklardan, çünkü bunlar bir bakanlığı ilgilendiren çalışmalar da olmadığı için pek çok farklı bürokrasinin farklı katmalarından, bölümlerinden görüşler alınır; bunların içerisinde sizin benimsedikleriniz olur, benimsemedikleriniz olur, sizin nihai taslağınıza koyacaklarınız vardır, daha çok da koymayacaklarınız vardır.
Şimdi bu tartışmaları tetikleyen veya ateşleyen ilk o sizin sözünü ettiğiniz Zaman Gazetesi'nin eğitime büyük darbe başlıklı haberine mesnet teşkil eden taslak, bizim, evet, az-çok nihai taslağımız budur diye hazırladığımız dosyada olmayan unsurlar içeriyordu, olan ve olmayan unsurlar.
Şimdi olan ve olmayan unsurlar içerince şunu anladık: Demek ki, bu arkadaşlarımızın elinde hem bize ulaştırılmış farklı metinler var, bizim benimsemediğimiz, kaale almadığımız veya üzerinde düşünüp belki hayır, bu uygun değil diye bir kenara bıraktığımız metinler var ellerinde, hem de bizim nihai taslağımız var.
Şimdi burada gazetecilik ilkeleri bakımından iki şey atlanmış.
Bir; böyle bir şey söz konusu olduğunda, böyle bir haber hazırlanırken en azından konunun ilgili muhataplarına bir sorulur. Yani bizim elimizde sizin şöyle şöyle hazırlıklar yaptığınıza dair birtakım çalışmalar veya müsveddeler var, bunlar ne kadar sizi bağlıyor, ne kadar sizin metniniz veya bunlar doğru mu?
CENGİZ ÖZDEMİR--Bunlar doğru mu, böyle bir başvuru size yapılmamış.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Şimdi Bakan olarak bana sorulmadı. Doğrudan haberlerde ona atfediliyor bu çalışmalar Müsteşarımız; ki o da yanlış. Müsteşar Bakandan bağımsız, onun bilgisi dışında böyle korsan çalışmalar Millî Eğitim Bakanlığı, daha doğrusu bizim bürokratik teamüllerimize uygun bir şey değil; böyle bir şey olabilir mi?
CENGİZ ÖZDEMİR--Siyasi sorumlusu sizsiniz.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Ayrıca. Yani bütün bu yaptığımız çalışmalar benim bilgim dahilinde, Müsteşarımızla, Bakan Yardımcımızla, ilgili genel müdürlerimizle koordineli bir biçimde yürüyen çalışmalar. Dolayısıyla, sanki bir de ayrıca farklı bir ekip tarafından bir korsan çalışma yapılıyormuş üslubuyla da iş takdim ediliyor; o da yanlış. Ama ona da sorulmadı, yani Sayın Müsteşara da böyle bir şey, Bakan Yardımcımıza da sorulmamış.
Şimdi ben Zaman Gazetesi'nin Kurucu Genel Yayın danışmayım.
CENGİZ ÖZDEMİR--Ben de tam orayı vurgulayacaktım...
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Ki beni en çok yaralayan tarafı da bu işin.
CENGİZ ÖZDEMİR--Yani Zaman'ı eğer konuşacaksak, şahsen bizlerin de çok uzun yılları ... Zaman'ı o etkili döneminde hatırladığımız dönemdeki Zaman'la öne çıkmış isim sizsiniz, Kurucu Genel Yayın Yönetmenisiniz, Zaman.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Genel Yayın Yönetmeni Fehmi Bey, ben Genel Yayın Danışmanıyım. Yani bu gazetenin kuruluşunda emek vermiş muhatabınız var karşınızda. Yani herhangi bir gazete olsa bu kadar belki alınmayabilirdim ama, ya Zaman Gazetesi'nde bir haber hazırlarken bana sormayacaksa kime soracak? Benimle ilgili, bizimle ilgili, bizim Bakanlığımızla ilgili bir haberi sormak bu kadar mı zor? Sorulsaydı biz onlara derdik ki, kardeşim, sizin elinizdeki bilgiler bizim nihai taslağımızda olan bilgiler değil, bizim nihai taslağımızda şu şu şu unsurlar var. Ama biraz daha bekleyin, biz bunu ilgili paydaşlarla tartışıp sonra Bakanlar Kurulunda görüştükten sonra bir tasarı haline gelme aşamasında kamuoyuyla zaten paylaşacağız, o aşamada size de bunu ayrıntılı olarak aktarırız derdik. Şimdi bu şey atlandı ne yazık ki ve bunun üzerine bir sürü yanlış ve insanları yanıltıcı tartışmalar icra edildi.
CENGİZ ÖZDEMİR--Sonrasında bir temas oldu mu?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Müsteşar Bey zannediyorum Genel Yayın Yönetmeniyle görüştü gazetenin, ben bu yayınlarda bir şekilde etkili olduğunu düşündüğüm kişilere işin aslının bu olmadığın anlattım. Ama bir kere bu iş kitleye bu şekilde yansıtıldı, hala da bir şekilde devam ediyor. O zaman da ben doğrusu, yani buradaki asıl meselenin teknik olarak dershanelere ilişkin yapılacak düzenlemeden çok başka bir şey olduğunu.
CENGİZ ÖZDEMİR--Ne olduğunu?..
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Bilemiyorum. Ama dershanelerle ilgili veya böylesine teknik düzeyde önce konuşulması gereken bir konunun böyle işin içine bir sürü psikolojiler, duygusal söylemler, haksız suçlamalar, isnatlar katılarak tartışılması işi teknik bir eğitim meselesi olmaktan çıkarıyor ve bu yayınları yapan arkadaşların da bunu münhasıran bir dershane meselesi olarak, dershanelerin geleceğine ilişkin, doğru ya da yanlış, bunun geleceğine ilişkin yapılan bir çalışmayı aşan bir sorgulamaya dönüşüyor. Bu beni rahatsız ediyor, yani beni değil hepimizi rahatsız etti, kurumsal olarak bizi rahatsız ediyor, siyaseti de tabi rahatsız eder.
Şimdi birkaç tane örnek üzerinden somutlaştırarak nelerin atlandığını.
Şimdi bana da, başka bakan arkadaşlarımıza, milletvekillerimize de, il teşkilatlarına yapılan ziyaretler var, oralarda dile getirilen, efendim, okuma salonlarımızı, okuma odalarımızı kapatmayın. Şimdi bu bize ait değil dediğimiz veya bizi bağlamıyor, bizim nihai taslağımızda yok dediğimiz, o diğer müsveddelerde, ne nihai taslağımızda bu konuda hiçbir şey yok, yani okuma odalarıyla ilgili.
Efendim etüt merkezlerimiz. Bakın, bizim SODES diye bir programımız var illerde sürdürülen ve özellikle Doğu'ya ve Güneydoğu'ya yönelik projeler geliştiren Kalkınma Bakanlığı'nın bir proje demedi SODES, sosyal destek projeleri. Bunun özellikle Güneydoğu'da yüzlerce açtığı etüt merkezleri var. Ya kendisinin valilikler ve kaymakamlıklar üzerinden veya projesiyle müracaat eden sivil toplum kuruluşlarına imkan sağlayarak, karşılıksız fon vererek, mali destek sağlayarak açtırdığı, açtığı etüt merkezleri var. Deniyor ki, bunlar.
Ha, şu var: Bu açılan etüt merkezlerinin paralı eğitim veren kurumlar haline gelmesini istemiyoruz, çünkü amaç bu değil. Zaten bizim bu SODES projesiyle verilmesinin sebebi, bunların yoksul çocuklar için bir imkan olmak üzere buralarda eğitim almalarını sağlayacak bir proje olarak düşünüldüğü için bunun parasız olması lazım.
Eğer birileri bunları paralı, aynı zamanda bir ticaret grubu haline getirirlerse, bu bizim projenin baştaki amaçlarına aykırı zaten. Onun için bunun tedbirini de almamız gerekli, çünkü bunun örnekleri de var. Yani etüt merkezi adı altında açılıp buradan ticari bir şeye dönüşme, onu önlememiz lazım.
CENGİZ ÖZDEMİR--Peki adım adım gitme adına şunu sorabilir miyim: Benim anladığım...
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Şunu bir kere daha söyleyeyim mi?
CENGİZ ÖZDEMİR--Söyleyin.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Televizyonlara insanlar çıkartılıyor, okuma salonlarımızı kapatmayın diye ağlayan çocuklar çıkartılıyor; böyle bir şey yok, okuma salonlarının kapatılması diye bir şey yok. Münhasıran bizim açtığımız, desteklediğimiz etüt merkezlerini, SODES projesi kapsamında Doğu'da ve Güneydoğu'da açılmış etüt merkezlerinin kapatılması diye bir şey söz konusu değil.
Dershanelerin de kapatılmasından çok dönüştürülmesinden söz etmek daha doğru olur. Çünkü.
CENGİZ ÖZDEMİR--Bunu soracağım. Benim anladığım kadarıyla, eğer 2'ye bölersek, bir, yöntemle ilgili takip edilen zaten bir yol var. Yöntemle ilgili şu anda ortada Bakanlar Kurulunda tartışılmış bir tasarı yok, böyle bir Bakanlar Kuruluna sunulmuş bir metin bile yok.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Yok. Muhtemelen yarın onu biz Bakanlar Kuruluna sunma şansımız olacak.
CENGİZ ÖZDEMİR--Öyle mi? Böyle bir metin sunulacak, Bakanlar Kurulunda tartışılacak; yöntem olarak bu.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Yarın bir sunum yapacağız, yani Bakanlar Kuruluna biz bu işin bugüne kadarki gelişimini, değerlendirmelerini, bu konuda yapılabilecek yasal düzenlemeler konusunda Bakanlığımızın görüşünü Bakanlar Kuruluna arz edeceğiz.
CENGİZ ÖZDEMİR--Oradaki ayrıntılar mutlaka ki Hükümetin iç çalışması ama, en azından üst başlıklarıyla dershane okul konusu, dershanenin okula dönüşmesi nedir? Kamuoyuyla paylaşmak istediğiniz taraflarıyla biz neden söz ediyoruz? Yani, oğlu-kızı dershanede olanlar belki bunu biliyorlar, belki yaşamışlar bilmiyorlar. Ama içerik olarak baktığımızda, biçimini bir kenara bıraktığımızda, şu anda sizin tespitleriniz genel manada nelerdir?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Şimdi bizim tespitlerimiz. Birkaç şey gösterebilir miyim?
CENGİZ ÖZDEMİR--Tabi, görelim.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Şimdi size bazı gazete kupürleri.
Türk Eğitim Derneği Başkanı, dershanelerin sayısı liselerden fazla, bir araştırma yapmış Türk Eğitim Derneği ve ülkede 3557 genel liseye karşı 4193 tane dershane bulunduğunu belirterek Maliye Bakanlığı'ndan konuyu incelemesini istedi; haber bu. Bu haberin tarihi 2010, şimdi 2013'teyiz, 2013 bitiyor, 3 yıl önce.
Bir başka köşe yazısı, dershane imparatorluğu. Gazete ismi filan vermeyeyim.
CENGİZ ÖZDEMİR--Verebiliriz de.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Gazete Vatan, tarih 2006, 7 sene önce, dershane imparatorluğu.
Dershanecilik sektörü nereye gidiyor? 2006.
Dershaneyi ÖSS besliyor.
Otomobil fiyatına dershane, 2007.
Sınav stresi hem bünyeyi, hem de bütçeyi vuruyor, burada dershanelerin astronomik şeylerin bahsediyor, 2007.
Dershane enflasyonu kaliteyi tersine düşürdü, 2008.
Dershaneler kazandı. Yani neyi kazandı? 1 milyon 530 bin gencin hayalleri için ter döktüğü ÖSS'nin asıl kazananı dershaneler oldu, kaybeden aileler oldu. Dershanenin bir aileye maliyeti en az 10 bin YTL, 2008.
Dershane öğretmeni mutsuz. EĞİTİM-SEN Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, 50 bini bulan dershane öğretmeninin eğitim emekçileri arasında yer aldıkları halde görmezden gelinen bir kesim olduğunu belirtti, 2008.
Dershane borcu intihara sürükledi, 2010. Ondan sonra dershaneler açıklamalar yapıyorlar bizim öğrencimiz değildi diye peş peşe.
Sayın Başbakan, hani öğrenciler dershane garabetinden kurtulacaktı?
2010.
CENGİZ ÖZDEMİR--Kim söylüyor bunu?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Abbas Güçlü. Başbakan dershaneler bir garip fiyatlar, bir garip filan diyor. Abbas Bey de diyor ki, hani bu işi halledecektiniz.
Dershaneler ve 45 bin dava, 2010. Bu senet imzalatılan velilerle dershanelerin arasındaki davalar.
CENGİZ ÖZDEMİR--Davalık olduğu vakalardan söz ediyoruz.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Böyle gidiyor.
Şimdi bunları niye gösterme ihtiyacını duyuyorum?..
CENGİZ ÖZDEMİR--İyi oldu, bunları görmüş olalım, neyi konuştuğumuzu bilelim.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Bugün durup dururken sanki, Bakan da değişmiş, yeni gelen Bakan da ben de şöyle tarihe bir imza atayım diye ne yapabilirim? Şu dershanelerle bari uğraşayım demiş ve böyle bir mesele çıkmış veya Hükümette; böyle değil. Bu yıllardır. Bu seçtiklerim çok bugünkü söylemlere benzediği için bunları seçtim, yoksa geriye doğru gittiğimiz zaman bu konuda çok daha fazla başka yayınlar, değerlendirmeler, eleştiriler, beklentiler, Hükümete, Millî Eğitim Bakanlığı'na bu işe niye bir çekidüzen vermiyorsunuz türünden eleştiriler geriye doğru çok daha fazla. Dolayısıyla, bu eski bir sorun.
Ha, biz de demişiz ki 10 yıllık AK Parti iktidarının başından beri, biz bu sorunu çözeceğiz. Ve şöyle çözeceğiz: Bu dershaneler paralel eğitim kurumları olarak çocuklar hem okula gidiyorlar, hem dershaneye gidiyorlar, hem dershane için masraf ediyorlar, hem okul için masraf ediyorlar. Ayrıca, okul dışında dershanelere gittikleri için de çocukların başka hiçbir faaliyet, sanatsal, sportif, sosyal hiçbir şeye vakitleri kalmıyor. Burada manşetler de var, çocuklarımız test ve tost kuşağı oldu, araya sıkıştı, çocuklar yarış atına döndü filan türünden çok eleştiriler de var. Bu zaten bilinen şeyler.
Dolayısıyla, 2003 yılından, 2004 yılından itibaren bu konuda bazı çalışmalar başlatılmış; yani zaman içerisinde biz bu dershaneye olan ihtiyacı nasıl azaltabiliriz ve dershaneleri hem genel ekonomi açısından, hem aile ekonomileri açısından daha verimli hale nasıl getirebiliriz? Bunun bir yolu, sınavın baskısını azaltmak, çünkü sınavlar olduğu için dershaneler bu kadar rağbet görüyor diye bir tez var.
Ha, onun için, en son işte mesela o da çok eleştirildi, dendi ki, bu SBS sınavı. SBS'yle ilgili de benzer veya SBS türü tek sınavlar için benzer eleştiriler varken yıllar öncesinden, biz SBS'yi kaldırıp normal yazılılarla çocukların kendi sınavlarında strese girmeden, telafisi bir sınav düzeni kurduğumuz zaman da bunlar eleştirildi.
Ama şunu gördük: SBS'nin kalkmasıyla birlikte özellikle o yaş grubunda, SBS'ye hazırlanan yaş grubunda dershaneye olan talep çok ciddi manada düştü. Ha, demek ki biz sınav düzenimizi, müfredatın ağırlığını, sınıftaki yapılan işlerin, öğretmenin verdiği dersin ağırlığını, önemini öne çıkardıkça, dershanelere olan talep, zaten onu da herkes kabul ediyor, azalacak.
Şimdi dershaneler diyorlar ki, biz okulda kazanamadığı birtakım becerileri kazandırdığımız için çocuklar bize geliyorlar, veliler bize geliyorlar. Nedir o beceriler? O beceriler test becerileri, yani çocukların müfredatta eksik kalan bilgilerini tamamlamak değil. Bir soru nasıl sorulursa, hangi teknikler kullanılarak test sınavında buna daha yaklaşık cevaplar verilebilir, bunun belli yöntemleri, teknikleri var, çocuklar test tekniği öğreniyorlar. Bizim uzun vadeli veya orta vadeli hedeflerimizden bir tanesi de, sınavlarımızı, hem okul içi sınavlarımızı, hem de yerleştirmeye esas olan puanların verildiği sınavları açık uçlu hale getirmek, test sınavı olmaktan çıkartıp açık uçlu sınavlar, yani klasik sınavlar, yani gerçekten çocuğun muhakeme kabiliyetini, analiz kabiliyetini, ifade kabiliyetini ölçen, klasik, ezberin ötesinde birtakım test teknikleriyle değil, gerçekten bilgiye ve muhakemeye dayalı cevaplar vermesi sağlayacak sınavlara dönüştürmek istiyoruz.
Ve FATİH projesi bunun için bize çok önemli bir imkan sunuyor. FATİH projesiyle biz 3 yıl içinde inşallah bütün çocuklarımıza, yani o yaş grubundaki, 9'un, 10'uncu, 11'inci, 12'nci sınıflardaki çocuklarımıza öncelikle tablet bilgisayarlarımızı dağıttığımız zaman, her sınıfta biz anlık değerlendirmeler yapabileceğimiz esneklikte ve çabuklukta yazılı sınavlar yapabileceğiz. Çocuk yazılı sınavın sorunlarını kendi tablet bilgisayarında cevaplandıracak, sonra onlar bir veri merkezinde toplanıp, kimin kağıdını, kağıt diyorum ama, kimin cevaplarını okuduğunu bilmeyen öğretmenlerin bilgisayarları üzerinden değerlendirecek; sadece bir öğretmen değil, belki iki öğretmen tarafından değerlendirecek ve ortalaması üzerinden nihai notu alacak. Böylece, değişen teknolojinin imkanlarından yararlanarak biz sınavlarımızın biçimini de değiştirebileceğiz. Bu da dershanelere olan ihtiyacın iyice minimize olacağı bir noktaya gitmekte olduğumuzu gösteriyor. Bunun hazırlığı içinde baştan beri söylediğimiz dershanelere, eğer siz gerçekten nitelikli okullardan daha nitelikli veya okullar kadar nitelikli eğitim verdiğinizi iddia ediyorsanız, buyurun, özel okula dönüşün. Bunun için yaptığımız araştırmalar var...
CENGİZ ÖZDEMİR--Dershanelere böyle bir fırsatı hazırlıyorsunuz, dershaneler özel okula dönüşme fırsatına sahipler.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Tabi. Zaten bunun için daha önce dershanelere yönelik araştırmalarımız var. Millî Eğitim Bakanlığı'nın 2 sene önceden başlayarak dershane yöneticilerine, öğretmenlerine, işletmecilerine, siz hangi koşullarda özel okula dönüşebilirsiniz? Bizden ne tür destek alırsanız özel okula dönüşebilirsiniz diye yaptığımız araştırmalar var. Bu araştırmaların neticesinde gördüğümüz şu: Bir defa dershanelerin yüzde 70'i, eğer uygun koşullar sağlanırsa biz özel okul isteriz diyorlar.
Peki, yüzde 70'i istiyor ama, kaçı gerçekten olabilir, yani bugünkü koşulları itibarıyla? Şimdi bu neye bağlı?
Bir; bizim özel okul olmak için ön gördüğümüz koşullara bağlı. Kimler özel okul kurabilir veya en az hangi altyapıya sahip olanlar özel okul olabilir? Bunun için özel okullar yönetmeliğimiz var bizim, bahçesi şu kadar olacak, penceresi bu kadar olacak, öğrenci başına şu kadar metrekare alan olacak filan gibi çok ince ince belirlenmiş kriterlerimiz var.
Şimdi mevcut dershanelerin yüzde 20'si, yani 5'te 1'i bu kriterlere uyarak özel okula dönüşme kabiliyetine haiz gibi görünüyor şu anda. Peki geri kalan? Geri kalan da diyor ki büyük kısmı, biz şimdi bu şartlara haiz değiliz ama, bize arsa kolaylığı verirseniz. Bunlar dershane işletmecileriyle 2 yıl öncesinden beri yapılan görüşmelerden çıkan özet beklentiler. Bize okulumuzu kurmak için, yani özel okul altyapısı kurmak için arsa temininde kolaylık sağlarsanız, kredi kolaylığı sağlarsanız, biz özel okula dönüşmek isteriz. Şu andaki imkanlarımız buna elvermiyor, ama bize belli bir vadeyle bu kolaylıklar sağlanırsa biz özel okul olmak isteriz.
Hükümet de diyor ki şimdi, imkanlarımız şimdi buna elverişli hale geldiği için Hükümet de diyor ki, tamam, ben size veya Hükümetin demesini istiyoruz biz Millî Eğitim Bakanlığı olarak, hazırladığımız taslağın şeyini aktarıyorum, eğer Hükümet de bunu benimserse; ki benimseyeceğini. Zaten biz bu çalışmanın çerçevesini de Sayın Başbakanın 5 seneden beri dershanecilere ve kamuoyuna yönelik söylemlerinin üzerine inşa ediyoruz.
Nitekim, bunun bir gereği olarak da 2009 yılında hazırlanan Millî Eğitim Bakanlığı strateji belgesi var. Her bakanlığın biliyorsunuz en azından 4-5 senelik strateji belgeleri hazırlanıyor. Millî Eğitim Bakanlığı da Sayın Nimet Baş döneminde 2009 yılında bir strateji belgesi hazırlıyor; bu strateji belgesi başlığı 2010-2014 Millî Eğitim Bakanlığı Strateji Belgesi. Burada diyor ki, stratejik hedef olarak, Millî Eğitim Bakanlığı'na yüklenen bir stratejik görev olarak, 2014 sonu itibarıyla mevcut dershanelerin yüzde 70'nin özel okula dönüşmesi sağlanacaktır.
CENGİZ ÖZDEMİR--Bu kesin olarak o stratejik belgede de var.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- 2009 yılında hazırlanan 2010-2014 Millî Eğitim Bakanlığı Strateji Belgesi.
Şimdi hani deniyor ya, nereden çıktı bu? Şimdi bunu dershane sahipleri, işletmecileri çok iyi biliyorlar aslında, 2009 yılında zaten onlarla yapılan bu araştırmalar, görüşmeler, onların beklentilerinin tespit edilmesinin neticesinde bu strateji belgesi hazırlanıyor? Niye yüzde 100'ü demiyor? Çünkü o görüşmelerden, o araştırmalardan ortaya çıkmış ki, o tarihte, 2009 tarihinde biz mevcudun yüzde 70'ini 2014 sonu itibarıyla özel okula dönüştürebiliriz, böyle bir stratejik hedef koyabiliriz kararı bütün bu istişarelerin neticesinde verilmiş bir karar. Dolayısıyla, öyle bir gece yarısı baskınıyla kimseyi önceden bilgilendirmeden, herkesi zora düşürecek bir operasyon hazırlığı filan söylemleri çok yakışıksız söylemler. Bu 2009 yılında hazırlanan strateji belgesinde açıkça var. Öyle sağda, solda dolaştırılan, ne olduğu belli olmayan müsveddelerden çıkarılan bir bilgi değil. Herkesin elinde kamuoyuna açıklanmış bir strateji belgesi.
CENGİZ ÖZDEMİR--Peki şunu sorayım: Bütün bu dershaneleri, bilmediğim için soruyorum, temsil yeteneğine haiz herhangi bir kurum var mı, kuruluş var mı?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Tek bir kuruluş yok, çünkü dershane işletmecileri de kendi aralarında farklı çatılar altında örgütlenmişler, en azından bütün sektörü bir şekilde temsil ettiğini varsayabileceğimiz 4 şey var. Ama tabi bunlara üye olmayan, kendisi bağımsız çalışan, daha küçük ölçekli birliktelikler de var.
Şimdi bir de bir meselenin...
CENGİZ ÖZDEMİR--Şu konuda bir tespitiniz var mı: Peki bu kadar dershanenin, yani şu anda açıkça konuşmakta yarar görüyorum, çünkü bu muhalif veya bu adeta bir kampanyayı andıran tavrın arkasında Fethullah Gülen Hocaya yakın bir-iki yayın organı var. Şimdi bu dershanelerin mesela ne kadarı bu camiayla ilintilidir?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Şimdi tabi böyle kimsenin kapısında ben şu grubun veya şu sivil toplum kuruluşuyla irtibatlıyım diye yazmıyor. Ama kamuoyunda zaten az-çok ismiyle bilinen dershaneler üzerinden yaptığımız tahminler doğrultusunda, yüzde 20'si civarında, yani bütün dershane sektörünün yüzde 20'sinin adına konuşulduğunu varsayabiliriz.
Şimdi bu konudaki genel büyüklükler -bu soruyu sorduğunuz iyi oldu- üzerinden de bazı bilgileri paylaşmakta yarar var, çünkü çok farklı rakamlar dolaştırılıyor, yani dershanelere devam konusunda filan.
Bir defa personelle ilgili bilgileri vereyim, yani bu dershanelerde ne kadar personel var? Öğretmen olarak 39 bin 677, emekli öğretmen, yani ... öğretmen olarak 2798, uzman öğretici 21 bin 410, emekli uzman öğretici 257.
CENGİZ ÖZDEMİR--Yaptığınız çalışmada dershane sahipleriyle ilgili onların özel okula dönüşmesi fırsatını hazırladığınız gibi, mevcut öğretmenlerle ilgili de nasıl bir çalışma var?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Hangi koşullar sağlanırsa özel okula dönüşebilir bilgisi sadece dershane sahiplerinin niyetlerine bağlı olarak ölçülmüyor, oradaki eğiticiler de bu araştırmalarda fikri sorulan kitle arasında. Yani onlara da bu dershane, onlar yıllardır diyelim burada ders veriyorlar, burası, bu kurum hangi koşullar sağlanırsa sizce bir özel okula dönüşebilir sorusuna aslında onların verdiği cevaplar bizce daha da makul cevaplar, onlara da sorulmuş.
Şimdi o kadar anlamlı rakamlar var ki hangisini paylaşacağımı bilemiyorum. Ama önce rakamlar, şeyi söyleyelim, yani ne kadar öğrenci katılıyor bu işe?
2012-2013 eğitim-öğretim yılında toplam kurum sayısı 3858 dershane, 3858 geçen yılki dershane sayısı ve buraya devam eden öğrenci sayısı da 1 milyon 280 bin.
17 Kasım 2013, yani bugün itibarıyla diyelim, 3635 dershane var. Geçen sene 3858, bu sene 3635, 200 azalma var. Tam öğrenci sayısını bilmiyoruz, çünkü kayıtlar yenileniyor filan, yeni öğrenci kayıtlarıyla, ama burada ciddi bir azalma trendi olduğunu görüyoruz.
Şimdi deniyor ki, dershaneler özellikle başka türlü üniversiteye girme şansı olmayan çocuklarımız için ilave bir destek sağlıyor. Yani bir anlamda Millî Eğitim'in okullarında veremediği sosyal adaleti dershane takviyesiyle dershaneler veriyor. Yani Millî Eğitim'in okulları arasında fark var, bazı okullar çok iyi, bazı okullar o kadar iyi değil, bu dezavantajlı okulların öğrencilerini dershaneler diğerleriyle yarışabilir hale getiriyor. Peki, rakamlar öyle mi acaba?
Şimdi bakın, genel liselerde dershaneye giden öğrencilerin yüzdesi, 9'uncu sınıflarda yüzde 1.94, 10'uncu sınıflarda 6.5, 11'inci sınıflarda 20.18, 12'nci sınıfta yüzde 42. Demek ki, genel liselerdeki 100 öğrenciden, son sınıfı esas alalım, 12'nci sınıfı, yüzde 42'si, yüzde 58'i dershaneye hiç gitmiyor.
Fen ve sosyal bilimler liseleri, buralar genel liselere göre daha avantajlı olan liseler. Buradaki öğrencilerin dershaneye devam oranı nasıl? 12'nci sınıf öğrencini vereyim sadece, diğerlerinde de yüksek ama, 12'nci sınıfta yüzde 94,55.
CENGİZ ÖZDEMİR--Yüzde 94.55?..
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Yani fen ve sosyal bilimler liseleri, bunla bizim en seçkin liselerimiz, sınavla alınan liselerimiz, en yüksek puanla alınan liselerimiz ve bunların dershaneye gitme oranı yüzde 95. Yani fen ve sosyal bilimler liselerindeki öğrencilerin yüzde 95'i dershaneye giderken, genel liselerimizde yüzde 42'si gidebiliyor. Şimdi...
CENGİZ ÖZDEMİR--Aradaki farkı kapatma açısından.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Bir de şeyler var, Anadolu liseleri, bunlar da yine bizim sınavla alan liselerimiz, dezavantajlı değil, diğerlerine göre daha avantajlı olduğu varsayılan liselerimiz, Anadolu liselerinin yüzde 91'i dershaneye gidiyor.
Özel okul öğrencilerin dershaneye gitme oranları yüzde 52. Genel lise neydi? Yüzde 42. Yani dershanelere giden öğrencilerin büyük çoğunluğu zaten yarışa önde başlamış olanlar, bunlar bir de dershane takviyesi alarak aradaki farkı biraz daha açmış oluyorlar.
Bir de mesleki ve teknik lise öğrencilerimiz var, dahi en dezavantajlı. Deniliyor ki, mesleki ve teknik liselerdeki öğrencilerimiz çok dezavantajlı olduğu için dershaneler onların işte bu fen liseleriyle, Anadolu liseleriyle olan açığı kapatmak için özellikle işlevsel oluyorlar. Mesleki ve teknik liselere giden 12. sınıfta oranı yüzde 18.
Şimdi bakın, fen ve sosyal bilimler liselerinde yüzde 95 mesleki liseler yani dershaneler zaten başarılı olan veya zaten önde koşan çocukları ayrıca alıyorlar ve diyorlar ki, biz aslında üniversitelerde, üniversiteye girişlerde veya eğitimin diğer aşamalarında dezavantajlı kesimleri diğerleriyle eşitlemek için bir sosyal adalet işlevi görüyoruz. Hayır, dershaneler öğrencilerin büyük çoğunluğu Anadolu lisesi, fen ve sosyal bilimler liseleri, özel okullar şeyler daha genel liseler mesleki ve teknik liseler daha aşağıya düşüyor.
Bir de deniliyor ki, illere göre biz özellikle dezavantajlı bölgelerde varız ve çalışıyoruz. Şimdi lise öğrencilerinin illere göre, dershanelere dağılımı dershaneye devam eden İstanbul'daki öğrencilerin yüzde 9'u küsurları atlıyorum. Ankara'daki öğrencilerin yüzde 14'ü, Kocaeli'ndekilerin yüzde 9'u, Bursa'dakilerin yüzde 11'i, İzmir'dekilerin yüzde 12'si, Antalya'dakilerin yüzde 16'sı, Van'dakilerin yüzde 5,7'si hadi buna 6 diyelim. Ardahan'dakilerin yüzde 9'u, Ağrı'dakilerin yüzde 7'si, Bayburt'takilerin 8'i, Yozgat'takilerin 11'i, Diyarbakır'dakilerin 6'sı, Şanlıurfa'dakilerin 8'i, Hakkari'dekilerin 6'sı bu dershaneye devam öğrencilerin illere göre dağılımı lise öğrencilerinin. Ortaokul öğrencilerinde daha da...
CENGİZ ÖZDEMİR--Burada savunulan tezi destekleyecek bir veri yok.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Yok. Şimdi bütün bunlara rağmen biz dershanelerin verdikleri eğitim niteliği itibariyle, özellikle biz burada sosyal bir işlev görüyoruz, biz bu işi ticaret için değil, eğitime katkı olarak yapıyoruz. Yani kuruluşlar için çok anlamlı olduğunu zannettiğimiz, olacağını zannettiğimiz bir düzenleme yapmaya çalışıyoruz.
CENGİZ ÖZDEMİR--Bu düzenlemeyi yapmazdan önce veya planlamazdan üzerinde çalışırken de zaten bu dershanelerle sıkı bir işbirliği içinde olageldiniz değil mi?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Gayet tabi, bunların hepsi ilgili taraflarla uzun uzun konuşularak. Şimdi muhtemelen şunu diyebilir dershane: Yani derken çatı dernekleriyle görüştünüz mü? Bunlarla da benim dönemimde değil ama, bu çalışmalar yapılırken bunlarla da bütün bu görüşmeler yapıldı. Kaldı ki, zaten bizim önerdiğimiz, önermeyi düşündüğümüz bu dershanelerin özel okula dönüşme aşamalarındaki en önemli aşamalardan bir tanesi açık lise uygulaması. O bugün bazı dershane zincirleri tarafından zaten fiilen başlatılan yani şartları görüp, bunun için doğru çözümü budur diye düşünen bazı dershaneler başlamaya başladılar. Müsaade ederseniz onu şimdi kısaca özetleyeyim nedir?
CENGİZ ÖZDEMİR--Elbette buyurun.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Şimdi Türkiye'de açık lise diye bir uygulama var. Ne zamandan beri var? 1992-93 eğitim öğretim yılından beri var. Niçin kurulmuş u açık lise uygulaması? O zamanlar yani 20 yıl önce lise öğrenim çağını geçmiş ama daha sonra bir şekilde lise eğitimini tamamlamak isteyen çağ dışı nüfus diyelim yani okul çağını geçirmiş yetişkinler için açık lise diye bir uygulama başlatılmış. Bu uygulamada öğrenciler sene başında kayıt oluyorlar, kitaplarını alıyorlar ve sadece sınavlara geliyorlar yüz yüze eğitim boyutu yok. Bir de açık mesleki lise var o da yine benzer biçimde uzaktan eğitim için düşünülmüş, ama bazı dersler mesleki dersler özellikle uygulama gerektiren mesleki dersler sınırlı sayı da ders saati içinde meslek okullarında yapılıyor, onun dışında yine falanca sadece kendisi çalışıp sınavlara geliyor. Bu 4+4+4 düzenlemesinden sonra bütün Türk vatandaşları için 12 yıllık eğitim zorunlu hale gelince, biz özellikle bazı dezavantajlı gruplar mesela mevsimlik işçiler veya çocuklarını bu aşamada en azından örgün eğitime kaydettirmekte daha çekimser davranan aileler bunları da sistemin içine çekebilmek için açık liseyi çağ nüfusundaki öğrencilerinde devam edebileceği hale getirdik. Yani bugün bir ortaokul öğrencisi, ortaokulu bitirdikten sonra nasıl Anadolu lisesine, imam hatip lisesine, çok programlı liseye, meslek lisesine kaydını olduğu şartları taşımak koşuluyla yaptırabiliyorsa, açık liseye de müracaat ediyor. Açık liseye kayıt olmanın ön şartı yok. Yani ortaokulu bitiren herkes açık lise öğrencisi olabilir. Nitekim bugünde 1,5 milyon öğrenci açık lisede eğitim görüyor. Nasıl bir eğitim görüyor? Yüz yüze boyutu yok, sadece kitaplarını alıyor ve sınava geliyor, kendisi çalışıp sınava geliyor. Şimdi biz diyoruz ki, hem bu açık lisenin biraz daha nitelikli hale gelmesi için hem de dershanelerin özel okula bildiğimiz anlamda özel okula dönüşte kabiliyeti olmayan dershanelerin zaman içinde hazırlanabilmeleri için açık lise uygulamasını başlatalım. Yani dershanelere diyoruz ki, senin imkanların varsa özel okula dönüş, imkanların yoksa açık lise ol ama, bir yüz yüze eğitim modülünde olsun. Yani öğrenciyi kayıt ettiğin zaman onunla haftanın en az şu kadar saati yüz yüze eğitim yap.
CENGİZ ÖZDEMİR--Esasen özel okula dönüşme kabiliyeti olmayanlara da bir başka seçenek daha sunuyorsunuz.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Evet, yani diyor ki, benim laboratuvarım yok, spor salonum yok, bahçem yok dolayısıyla, ben sizin istediğiniz standartlarda özel okul olamam. Peki, bizim istediğimiz standartlarda özel okul olabilmen için sana belli bir vade için belli bir ara çözüm önerelim. Açık lise ol bulunduğun yerde çünkü 50 bin derslik var dershanelerde. Bu 4 bin dershanenin derslik sayısı yaklaşık 50 bin. Bu 50 bin derslik, bir kısmı özel okula dönüştü. Diyelim ki, 40 bini açık lise formülü üzerinden örgün eğitime dahil olmuş olur yani bunlar Millî Eğitim sistemine entegre edilmiş olur. Buralarda bu dersliklerde siz hafta da normal okullarda 40 saat eğitim yapılıyor, siz 20 saat. Bu rakamları şimdi ... rakamlar için söylemiyorum fikir vermek için söylüyorum. 15 saat veya 20 saat bunun optimumunu mesela bizim dershanecilerle yaptığımız görüşmelerde şu niye 20 saat diyorum onu da söyleyeyim, benim bizzat dershanecilerle görüştüğümüzde sizin mevcut kapasitenizle açık liseye dönüşmeniz halinde sisteminizi döndürebilmek için, ekonomik olarak da döndürebilmek için asgari kaç öğrenci vardiyasıyla kaç saat ders yapmanız gerekir diye sorduğumuzda, biz haftada 20 saatlik yüz yüze eğitimle çarkımızı döndürürüz diyorlar. Tamam, şimdi ne olur böyle olursa? Hiç devam mecburiyeti olmayan açık lise öğrencileri veya açık lise uygulaması asgari bir devam mecburiyeti olan yani örgün eğitime geçiş için asgari bir alt yapıyı oluşturmaya başlamış olan kurumlara dönüşür. 20 saat yüz yüze eğitim yapın hani siz çok yeteneklisiniz, çok kabiliyetlisiniz, Millî Eğitimin normal okullarında veremediği dersleri çok daha sınırlı hafta sonlarındaki kurslarda veriyorsunuz ve o yüzden çocuklar Millî Eğitimdeki birikimleriyle değil de, sizin verdiğiniz eğitimlerle üniversiteleri kazanıyor diyorsunuz ya, alın size 20 saat eğitim imkanı özel okul olarak, açık lise olarak 20 saat eğitim imkanı ve bu potansiyelinizi değerlendirin. Böyle olduğu zaman bir; zaten mevcut dershanelerdeki öğretmen kadroları istihdamı garanti olacağı gibi, ayrıca yeni öğretmene de ihtiyaç duyacaksınız. Çünkü siz hafta sonunda şu kadar saat ders yapabilirken şimdi biz size hafta da 20 saat yüz yüze eğitim yapabileceğiniz bir imkan sunuyoruz. Ve bunu da belli bir vade içerisinde bu 2 yıl olur, 4 yıl olur, 3 yıl olur bunu tartışabiliriz. Bizim hesaplarımıza göre 2 yıl uygun bir vade gibi görünüyor. 2 yıl sonra da siz burada göstereceğiniz başarının da katkısıyla yani en azından bu konuda bir isim yapacaksınız, özel okul olduğunuz zaman öğrenci cezbedebilecek bir kurumsal imaj oluşturuyorsunuz 1-2 içerisinde. 2 sene sonra da bugünkü veya geçiş koşullarındaki özel eğitim, özel okul kriterlerine uygun okullara dönüşün diyoruz teklifimiz bu. Ve bunu konuştuğumuz zaman da bu bize uygun diyorlar yani deneyenlerde olduğunu başka yerden duyuyoruz ama, en azından camianın, dershane sektörünün bu konuda bunu rasyonel bir çözüm olarak gördüklerini düşünüyoruz.
Şimdi bunun da dışında bir de öğrenim çağını geçmiş, mezun olmuş, üniversiteye girmek için şey yapmış ama girememiş dolayısıyla, ek bir takviyeye ihtiyaç duyan öğrencilerde var. Deniyor ki, bize tamam açık lise formülü güzel bu dershaneye gitme talebinde olan öğrencilerin çünkü normal örgün eğitimden alınıp, açık liseye kayıt ettirilip dershaneye devam ettirilen öğrencilerde var, demek ki böyle bir talep var peki, onu da açık liseler üzerinden biz çözelim. Ama mezun olmuş ve herhangi bir okulla ilişkisi kalmamış olan, fakat böyle bir dershane takviyesine ihtiyaç duyan öğrenciler ne olacak? Bizim daha önce uygulanan Millî Eğitim Bakanlığı'nın uyguladığı halk eğitim merkezlerinde destek kursları var Millî Eğitim Bakanlığı öğretmenleri tarafından verilen. Ayrıca okullarımızda da biz geçmişte hafta sonlarında destek takviye dersleri yapmışız, yapıyoruz şimdi onu tekrar başlatıyoruz. 2007 yılında benim anlamlandıramadığım bir şekilde belki dershane sektörünün artık piyasaya çok hakim olmasının bir sonucu da olabilir bu bilemiyorum. Halk eğitim merkezlerinde ve okullarda verilen kurslar kaydırılmış. Şimdi bir de daha sonra iptal edilmiş mahkeme kararıyla bu kaldırma kararı biz onu tekrar başlattık. Şimdi halk eğitim merkezlerimizde de, okullarımızda da ayrıca ücretsiz. Herkese açık, ücretsiz kurslar düzenlemenin planlamasını yapıyoruz.
Dolayısıyla, ben okulu bitirdim herhangi bir şekilde açık liseyle veya bir başka özel okula kayıt olarak tekrar hazırlanmam mümkün değil, diyen, takviye ihtiyacım var diyen mezunlar içinde bizim halk eğitim merkezlerindeki kurslarımız bir çözüm olarak görülüyor.
Şimdi bir şey daha söyleyeyim, dershanelerin sosyal adalet vurgusu çünkü bunun üzerinden çok duygusal cümleler kuruluyor, biraz duygu istismarı da yapılıyor gibi.
CENGİZ ÖZDEMİR--Çok şey yapılıyor şu bile söyleniyor: İşte dershanelerin diyelim ki, Güneydoğu'da, Doğu'da terör konusundaki yardımcı fonksiyonuna varıncaya kadar inanılmaz derecede ortada birtakım bilgiler uçuşuyor. O yüzden sizin yine altını çizmekte önem gördüğünüz bu tarafıyla devam edelim.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Evet, şimdi dershane deyince insanların aklına doğrudan konuyla ilgili olmayan pek çok insanın aklına mono blok, homojen, tek düze, hepsi aynı nitelikle eğitim veren kurumlar gelebilir oysa böyle değil. Dershane var, dershane var.
CENGİZ ÖZDEMİR-- Millî Eğitim Bakanımız Sayın Nabi Avcı'yla konuşmaya devam ediyoruz. Profesör Doktor Nabi Avcı Millî Eğitim Bakanı konuğumuz ve konuştuk Diyarbakır'ı konuştuk, günümüzdeki güncel meseleleri konuştuk, dershaneleri konuşuyoruz, dershanelerin dönüştürülmesiyle ilgili bir çalışmanın içinde Millî Eğitim Bakanlığımız bu çalışmanın ayrıntılarını, bu çalışmanın ana başlıklarını konuşmaya başlamıştık. Özellikle sizin değindiğiniz tarafları oldu. Bu dönüşümün dikkat edilmesi gereken psikolojik tarafları da var dediniz ve noktayı koyduğumuz yerden devam ediyoruz söz sizin.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Noktayı değil bir virgül koymuştuk hatırlarsanız, dershane var, dershane var demiştik onu şunun için söylemiştim: Şimdi dershanelerde aynı nitelikte herkese aynı nitelikte eğitim veren kurumlar olmadığını bir defa seçtikleri öğrenciler üzerine veya müracaat eden dershanelerde eğitim alan öğrencilerin profiline baktığımız zaman görüyoruz. Buralara daha çok zaten avantajlı durumda olan kesimlerin daha çok devam ettiğini. Bir de hangi dershaneye devam ettiği de önemli. Dershaneler arasında ücret politikası bakımından ciddi katmanlar var. Yani çok uygun veya çok dar gelirli öğrencilere yönelik 25-30 kişilik sınıflarda diyelim ve çok da diğerlerine göre usta olmayan eğiticiler tarafından ders verilen dershaneler olduğu gibi bir de halk arasında VİP dershane diye adlandırılan işte çok seçilmiş 4-5 öğrenciye bir öğretmen üzerinden hazırlık yapan dershaneler bunların tabi çok astronomik. İşte okuduğum kupür gerçi 2010 yılına aitti ama otomobil fiyatına dershane dedikleri bu tip şeyler ve bunların sayısı 2010'dan sonra daha da bu tür ayrışmalar daha da artmış vaziyette. Yani zaten çok ileriden başlamış olanlara bir de ayrıca böyle bir doping yapan dershaneler var. Dolayısıyla, dershanelerin münhasıran sadece veya büyük ölçüde dezavantajlı, dar gelirli çocukları diğerlerine yetiştiren kurumlar olduğu iddiası rakamlarca doğrulanmıyor. Rakamlar bize gösteriyor ki, dershanelerin asıl hızlı koşturdukları zaten hızlı koşmakta olanlar.
CENGİZ ÖZDEMİR--Yani siz dershaneler fırsat eşitliği sağlıyor tezine katılmıyorsunuz.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Evet katılmıyorum, rakamlarda katılmıyor. Şimdi ben bir önceki şeyde...
CENGİZ ÖZDEMİR--Peki, dershanelerin dönüşmesi durumunda dershaneler doldurduğu bu boşluğun farklı biçimde doldurulacağı ve bazı evlerin adeta merdiven altı dershaneye dönüşeceği gibi bir teze katılır mısınız?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Yani bu mümkündür dediğim gibi dershaneler varken bile birileri çok özel uygulamalar yapabiliyorlarsa dershaneler özel okula dönüştükten sonra da pekala bu özel ilgiler yapılabilir, yapılır bu kaçınılmaz bir şey. Ama sistemin buna ihtiyaç duymayacak bir biçimde dönüşmesi hazırlığı içindesiniz. Yani bizim yapmaya çalıştığımız değişim aslı işte sosyal bakımdan daha dezavantajlı durumda olanların, gelir durumu bakımından daha dezavantajlı durumda olanların daha çok istifade edebileceği okul türlerini çoğaltmak, daha doğrusu onlara da bu okullar aracılığıyla bir imkan hazırlamak. Ayrıca dediğim gibi yani 40 bin yakın dersliğin özel açık liseler üzerinden sisteme entegre edilmesiyle birlikte bizim kendi okullarımız yani şu andaki mevcut örgün eğitim kurumlarında da sınıflarda bir rahatlama olacağını düşünebiliriz yani sınıflar üzerindeki baskı da çünkü bu çocuklar aynı zamanda okula gidiyorlardı. Şimdi ya okula ya dershaneye daha doğrusu ya örgün okula ya özel açık liseye devam etmek imkanı verildiği zaman örgün okullardaki illa ben ayrıca takdir almak isteyen öğrenciler için ilave bir kapı açılmış olacak.
Şimdi bir de geçen oturumda ben bu liseleri söyledim ama, ortaokullardaki rakamda çok çarpıcı. Bakın özellikle ortaokul öğrencilerinin illere göre dağıtımını bir daha söyleyeyim liseyi söyledim, ortaokullarda, İstanbul'da yüzde 10, Ankara'da yüzde 12, Kocaeli'nde yüzde 11, Bursa'da yüzde 12, Şırnak'ta yüzde 3, İzmir'de yüzde 13, Antalya'da yüzde 14, Van'da yüzde 2, Ardahan'da yüzde 3, Ağrı'da yüzde 1, Diyarbakır'da yüzde 3, Hakkari'de yüzde 2 bütün iller için küsuratları atladım. Dolayısıyla, dershaneler özellikle dezavantajlı yörelerdeki çocuklar içinde bir imkan sunuyor tezi de rakamlarca doğrulanmıyor. Sayılara baktığınız zaman İstanbul'da, İzmir'de, Antalya'da daha çok takviye alınıyor. Bizim özellikle SODES projesi kapsamında açtığımız etüt merkezleriyse öncelikli olarak Doğu'da ve Güneydoğu'da faaliyet gösteriyor. Dolayısıyla inşallah bu halk eğitim merkezlerindeki takviye kurslarımızda öncelikli olarak bu dezavantajlı bölgelerde ve bir de dediğim gibi ücretsiz olacağı için özellikle dar gelirli çocuklarımız için ilave bir imkan anlamına gelecek inşallah.
CENGİZ ÖZDEMİR--Bu dershane tartışmasını ben acizane şöyle yorumluyorum: Bakıyorum ki ortada son derece teknik, son derece taraflarla konuşulması gereken, şimdiye kadar konuşulmuş, bundan sonra da konuşulacak bir hazırlık ve bu hazırlığın devam eden safhaları var Bakanlar Kurulu da dahil olmak üzere. Bunu bazı mecralarda uhrevi temelli bir tartışmaya dönüştürülmesi bu işin teknik hüviyetiyle hiçbir alakası olmayan, hiçbir mantığı olmayan, hiçbir ilgisi olmayan bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Bunu şu netlikte açıklıkla söylemek istiyorum: Biz sizi de, Sayın Başbakan'ı da, AK Parti iktidarını, Fethullah Gülen Hoca Efendi'yi de ona bağlı yayın organlarını tanıyan ve bunlarla teşvik-i mesaisi olan bir yerden bakarak bunu söylüyoruz. Orta da benim gördüğüm kadarıyla, benim de kısmen vakıf olabildiğim son derece teknik ve henüz çalışması devam eden bir süreçten söz ediyoruz.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Bu çalışmada özellikle vurgulanan dar gelirli, dezavantajlı, yoksul Anadolu çocuklarına yönelik ilave bir düzenleme. Bu yapılanlar özellikle bu yapılanlar bu düşündüğümüz açık, özel açık değilse özel bizim kendi okullarımızda vereceğimiz destek kursları halk eğitim merkezlerinde vereceğimiz eskiden verdiğimiz ve vereceğimiz ücretsiz kurslar artı bakın bizim daha önce yaptığımız bir uygulama var, şimdi o pilot uygulama üzerine daha genel bir çalışma hazırlıyoruz. Aydın Millî Eğitim Müdürlüğümüz üzerinden yaptığımız bir pilot uygulama e-kurs uygulaması yani uzaktan eğitimle ve uzaktan ama gerçek zamanlı yani öğrencinin internet üzerinden öğretmenine sorular sorabildiği, eğitimin adeta yüz yüze uzaktan ve online olarak yapıldığı bir uygulama. 45 bin öğrencimiz bu uygulamadan geçti ve çok da başarılı oldu. Buralara seçtiğimiz bu dersleri verecek, e-kurs derslerini verecek öğretmenlerimiz de kendi alanlarında, kendi branşlarında dersi en iyi anlattığı varsayılan ve bunu da kanıtlayan öğretmenler, özel olarak seçilmiş öğretmenler. Dolayısıyla biz, en dezavantajlı okulumuzda okuyan öğrencimizi bile, en iyi okulun öğretmenleriyle böyle bir uygulama üzerinden yüz yüze getirme şansına da sahibiz artık teknoloji buna da el veriyor. Bu sadece mesela küçük bir gruptan söz ediyor olabiliriz ama diyelim yetişkinler için herhangi bir şekilde bir eğitime yüz yüze eğitime erişim imkanı olmayan kesimler hapishanelerde bile bu eğitim uygulanabilir. Yani bugünkü teknolojiyle artık insanların illa aynı mekanda yüz yüze olmak o da iyidir tabi, ideal olanı odur ama o imkana sahip olmayan içinde ilave kulvarları açmak bugünkü teknolojiyle mümkündür.
CENGİZ ÖZDEMİR--Dershanelerle ilgili özellikle bu bahsi kapatmayı tasarlıyorum. Söyleyeceğiniz başka bir şey var mıdır? Dershanelerle ilgili süreci şimdi yarın Bakanlar Kuruluna siz gerekli sunumu yaptıktan sonra zannediyorum bundan sonrasında Bakanlar Kuruluyla da tartışıldıktan sonra kamuoyuyla paylaşılacak kısımları devam edecek ama bu akşam eklemek istediğiniz başka bir şey yoksa bir başka konuya geçelim.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Bu akşamın özeti olarak ben doğrusu son 3-4 günkü tartışmaların özeti olarak şu kısa cümlelerin herkes tarafından duyulmasını, bilinmesini arzu ediyorum bir. Biz dershaneleri dönüştürüyoruz, dönüştürmek istiyoruz, özel okula dönüştürmek istiyoruz bunları mümkünse tam zamanında özel okullara dönüştürmek istiyoruz.
Mümkün olmayan kesimi de belli bir daire içerisinde açık lise düzenlemesiyle özel okullaşmaya hazırlamak istiyoruz. Bunun da kapsamadığı kesimler içinde halk eğitim merkezlerimizde ve okullarımızda takviye kursları açıyoruz. Ayrıca SODES üzerinden yaptığımız türden bunları daha da genişleterek takviye imkanları hazırlamak istiyoruz. Okuma salonları, ücretsiz çalışan bakın okuma salonu adı altında dershanecilik yapılırsa bu yanlış olur. Ama gerçekten biz eğitime katkıda bulunmak istiyoruz, yoksul kesimlere, dezavantajlı kesimlere hizmet götürmek istiyoruz diyenler için ücretsiz okuma kursları, projelerini zaten SODES destekliyor. SODES'in yaptığı desteğin çok büyük bir bölümü sivil toplum kuruluşları aracılığıyla yapılıyor Doğu'da ve Güneydoğu'da ve gerçekten de rağbet görüyor. Diyelim ki, bu Kalkınma Bakanlığının finanse ettiği yani şu an ben hatta fotoğrafını da çektim şimdi şeyimde var ama buradan göstermek herhalde teknik olarak zor. Dün Diyarbakır'da Sento Caddesinde bizim şeyi gördüm SODES projesiyle açılmış olan Etüt merkezi fotoğrafını da çektim bunu belki halkı biliyor ama buralarda insanlar daha çok Batı'da, Ankara'da, İstanbul'da bilmiyor olabilirler. Bu etüt merkezleri, okuma salonları vesaire bunların büyük bir kısma bizim Kalkınma Bakanlığının SODES projesi kapsamında desteklediğimiz, maddi olarak desteklediğimiz uygulamalardır. Yani öyle vatandaşları sadece belli sivil toplum kuruluşları falan düşünüyor değil, bunlar devlet desteğiyle de yapılan hizmetler.
CENGİZ ÖZDEMİR--Peki, bu dershaneler konusuyla ilgili devam edecek, belki bizim bu tür tartışmalarda üslup konusundaki eksikliğimizden olsa gerek mesela 4+4+4'te son derece o dönemde şiddetli tartışmalarla konuşuldu, gündeme geldi, işin farklı tarafları farklı tezler gündeme getirdi. Bugün gelinen noktada nasıl ne görüyorsunuz, uygulama başladıktan sonra nereye geldik? Bugünkü durumuyla ilgili bir değerlendirmenizi almak isterim.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Şimdi biz bu konudaki hazırlıklarımızı Bakanlar Kurulunun da bilgisi dahilinde netleştirdikten sonra sanıyorum tartışmalar daha insaflı, daha makul, daha bilgiye dayalı ve daha çözüm odaklı tartışmalara dönüşecektir. Yani biz nihai tasarımızı ortaya koyduktan sonra zaten bunun bir Parlamento süreci var bu gece yarısı baskınıyla falan değil. Bu Meclis Başkanlığına gönderilir, Meclis Başkanlığı ilgili komisyon olan Millî Eğitim Gençlik ve Spor Komisyonuna havale eder, komisyonda tartışılır varsa eksiği, yanlışı orada düzeltilir, oradan geçtikten sonra Genel Kurul'a iner. Genel Kurul'da yine bütün bu aşamalara rağmen hala itiraz edilecek, eksik bulunan, fazla bulunan, yanlış bulunan, doğrusu olan, öneriler olduğu zaman onlarda Genel Kurul'da değerlendirilir ve ortaya inşallah herkesin içine sinen ve bütün bu tartışmaların aslında ne kadar yanlış bir zeminde sürdürülmekte olduğunu herkesin göreceği bir neticeyi inşallah hep birlikte alırız.
CENGİZ ÖZDEMİR--İnşallah. Buradan tekrar etmiş olayım, 4+4+4'le ilgili bugünkü uygulama bu hale dönüştükten sonra ki durumla ilgili değerlendirmenizi alarak diğer sorularımızla devam edelim.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Şimdi 4+4+4 uygulaması en
• /V
başta orada bir teşekkür borcum var. Bütün Millî Eğitim camiamıza, MİLLÎ Eğitim Bakanlığının merkez bürokrasisine, okul yöneticilerimize, MİLLÎ Eğitim Bakanlığının taşra yöneticilerine ve özellikle öğretmenlerimize çünkü 4+4+4 uygulaması gerçekten çok köklü bir dönüşüm projesiydi ve bütün bu saydığım paydaşlarımızın ve öğretmenlerimizin gerçekten geçen yıl yaz tatilini hiç yaz tatili yapmayarak fedakarane çalışmaları neticesinde bizi korktuğumuzdan çok daha suhuletle ve kolaylıkla hayata geçirildi.
CENGİZ ÖZDEMİR--Şu anda ikinci yılı yaşıyoruz değil mi?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- İkinci yılı yaşıyoruz. Dolayısıyla, bu zaman içerisinde kendi ince ayarlarını da yaparak oturan bir düzenleme oldu, oluyor. Dediğim gibi bu açık lise uygulaması ve özel okula dönüşme programı da inşallah benzer bir süreçle sonuçlandığı takdirde sistemin orta vade de, uzun demiyorum orta vade de herkesin özellikle test sınavlarına yönelik çocukların sadece bilgi yüklenen değil, aynı zamanda eğitim görmesi talebine de cevap veren bir düzene doğru geçeceğiz. Şimdi eğitimle ilgili çalışmalar, projeler, düzenlemeler onu çok kısa vade de hemen ertesi gün sonuç alan şeyler değildir yani şu 444 diyelim kısaca 444 uygulamasının olumlu sonuçlarını biz 12 yıl içerisinde alacağız yani bu uygulamaya başlamış olan çocuklarımız çünkü bu sadece okula başlama yaşıyla filan ilgili değil veya eğitimin...
CENGİZ ÖZDEMİR--O konuda bazı tartışmalar vardı mesela okula başlama yaşıyla ilgili şu anda başladıktan sonra uygulama ne durumda?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Orada geçen yılki uygulamaları da esas alarak okula başlama yaşı daha çok itiraz edilen bu kadar erken yaşta çocuklar birtakım ... becerileri edinemeyebilirler endişesi vardı. O eleştirilerin bizim gördüğümüz, yaptığımız çalışmalarda çok daha haklı olmadığı ama burada asıl belirleyici faktörün sınıf mevcudu olduğunu gördük. Yani çocuğun yaş grubundan çok, öğretmenin her çocukla daha yakından ilgilenmesini sağlayabilecek sınıf sayılarını oluşturabilirsek ki bu mutlaka 30'un altında olmak demek. O zaman hele 20'nin altına düşürebilirsek o yaş grubu için çok başarılı olduklarını görüyoruz çocuklarımızın.
CENGİZ ÖZDEMİR--Oradan başka bir şeye geçeyim yine bildiğim kadarıyla bu sene ilk kez uygulanacak bir sınav merkezi sistem ortak sınavı MESOS 8. sınıfların liseye geçmek için girecekleri bir sınav var. Bu sınav ile öğrenci yerleştirme oranı kriterleri nelerdir diye sorsam MESOS sınavıyla ilgili doğru mu?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Şimdi ben SODES'le ilgili notuma bakarken sizin sorunuzu kaçırdım.
CENGİZ ÖZDEMİR--MESOS Merkezi Sistem Ortak Sınav, 8. sınıfların liseye geçmek için girecekleri ve bu sene ilk kez uygulanacak bir sınav değil mi?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Biz öyle bir adlandırma yapmadık belki onun için sorunuzu tam şey yapamadım. Şimdi bizim yaptığımız işi yani SBS dediğimiz merkezi sınavı kaldırdık ilk defa bu sene farklı bir yöntemle çocuklarımızın ileri de yerleştirmeye esas olacak puanlarını belirlemeyi amaçladık. Ne yaptık? Önce SBS neydi? Yılda bir kere yapılan 8. sınıf öğrencilerinin girdiği ve ortaöğretime geçişi planlamada kullanılacak notların verildiği, puanların verildiği tek bir sınav vardı, telafisi yoktu ve bu işte bu 2010-2006 yıllarındaki kupürlerde de gördüğümüz üzere, velilerin, öğrencilerin eğiticilerin öğrenciler adına isyan ettikleri bir uygulama gibi görünüyordu. Şimdi biz hepimizin okul yıllarımızda yaşadığımız yazılılar var okullarda, yazılı yoklamalar yapılıyordu bugünde yapılıyor. Bu yazılı yoklamalar aslında çok güvenilir notlar üretebilse sadece bunlara bakarak çocuklarımızın okul içi başarılarını değerlendirmeyi esas alabiliriz. Fakat bütün bu dershaneler, bütün yoklamalarda bütün okullarda aynı sorular sorulmadığı için ve aynı kriterlerle değerlendirilmediği için öğrencilerin notları arasında niteliksel farklılıklar oluşuyor. Bunu giderebilmek için önce sadece 8. sınıflarda ve temel altı dersten birer yazılıyı kontrollü yapalım dedik. Yani 8. sınıfta okuyan öğrencilerimiz, altı temel dersten bazı derslerden üç yazılı yapılıyordu, bazı derslerden iki yazılı yapılıyor. Bunlardan birer tanesini biz merkezden gönderelim yani bütün Türkiye'deki çocuklar o yazılı da aynı sorulara muhatap olsunlar ki, başarılarını karşılaştırabilelim. Aynı soruları soralım, sonra bunları da biz değerlendirelim Millî Eğitim Bakanlığı olarak merkezde biz değerlendirelim. Böylece bütün çocuklarımızın değerlendirmeleri de ortak ve objektif bir kriterle yapılmış olsun. Ayrıca bu sınavla çocuklarımızın kendi sınıflarında, normal yazılı sınavlarına girdikleri yerde aynı şekilde yapılsın. Yalnız öğretmenlerimizin baskı altında kalmaması, farklı taleplerle karşılaşmamaları için bu sınavlar yapılırken gözlemci olarak, gözetmen olarak her öğretmen farklı bir sınıfta, farklı bir okulda, farklı bir öğrenci grubuna gözetmenlik yapsın. Yani hiçbir öğretmenimiz kendi sınıfında, kendi öğrencilerinin gözetmeni olmasın, böylece her türlü şaibeden arınmış sonuçlar alalım. Yani filanca sınıfta öğretmen kendi çocuklarını başarılı göstermek için onlara ilave destek yaptı sınavda denmesin, böylece öğretmenlerimiz şaibe altında kalmasın diye gözetmenleri de farklı okullardan, farklı okul öğretmenleri üzerinden yapıyoruz. Ayrıca telafi imkanı da veriyoruz, çocuk o gün rahatsız olabilir farklı nedenlerle o sınavda başarılı olamayacak bir durum da olabilir o zaman haklı bir mazereti olan çocuklarımız içinde mazeret sınavı ihdas ettik. Bunu ilk defa bu yıl uyguluyoruz. Kasım ayının son haftasında birinci dönemin bu ortak sınavları yapılacak, Nisan ayının son haftasında da ikinci dönemin ortak sınavları yapılacak altı dersin ortak sınavları yapılacak, bu koşullarda yapılacak ve sonra bunlar bunların buradan alınan noktaların yüzde 70'i ortaöğretime geçişte değerlendirmeye alınacak, yüzde 70'i. Geri kalanın yüzde 30 nereden sağlanacak? SBS sınavında da yapılıyordu bu 6.-7. ve 8. sınıfın ders ortalamaları. 6. sınıfın ders ortalamasının yüzde 10'u, 7. sınıfın ders ortalamasının yüzde 10'u, 8. sınıfın ders ortalamasının yüzde 10, toplam yüzde 30. Yüzde 70'te ortak sınavların ortalaması topladığımız zaman yüzde 100 üzerinden bunlar değerlendirilecek.
CENGİZ ÖZDEMİR--Sizi bulmuşken sormak istediğimiz çok soru var internetten de gelen sorular var ama.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Ben sizin sorunuzu kaçırmadan hemen o notu şimdi ilave edeyim.
CENGİZ ÖZDEMİR--O zaman buyurun diğer soruya geçmeden onu
alalım.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Evet, geçmeden. Şimdi hani demin dedim ya biz özellikle Doğu'da, Güneydoğu'da SODES desteğiyle Kalkınma Bakanlığının başlattığı 2 yıldır uyguladığı sosyal destek projeleri kapsamında zaten dezavantajlı gruplarımıza, bölgelerimizdeki öğrencilerimize destek veren projeleri destekliyoruz dedim ve rakam vereceğim şimdi. Bakın 2008'den bu yana 5 yıldır SODES üzerinden 967 STK'yla birlikte son 2 yılda bunlar farklı desteklere de açıldı da onun için son 2 yıl dedim. Ama 5 yıldan beri 967 STK sivil toplum kuruluşuyla birlikte 156 bin öğrencinin yararlandığı, 1708 proje yürürlüğe kondu, bunlar için 282 milyon lira harcandı, öncelikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde. Bunların 1400'ü bu 1708 projenin içinde olanları söylüyorum, hazırlık kursu ÖSS, 3600 ilde SBS hazırlık kursu olarak yapıldı. Şimdi bu SBS kalktığı için bunlar takviye dersler olarak yapılıyor. Ayrıca yine bu SODES desteğiyle Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da 1220 okuma salonu açıldı hani kapatılacak deniyor ya okuma salonları böyle bir dezenformasyon dolaştırılıyor. SODES projesiyle bizzat Kalkınma Bakanlığının desteğiyle 1220 okuma salonunu biz açtık.
CENGİZ ÖZDEMİR--Evet, bunu tespit ettikten, bunu da aktardıktan sonra yine bize internet üzerinden gelen sorulardan bir tanesi olarak bunu size sormak isterim. Özellikle öğretmen atamaları, Şubat atamaları konusunda yoğun bir biçimde internet üzerinden soru yayıyor. Bu konuda sizden daha önce alınan müjdeye benzer bir ek açılama isteniyor bana gelen sorularda, bu konu da ne söylersiniz? Böyle bir şey deniyor siz daha öncesinden böyle bir müjde vermiş olmalısınız.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Herhalde şu olabilir biz geçen hafta Bütçe Plan Komisyonunda Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi görüşüldü bu görüşme sırasında da bu konu gündeme geldi. Ben de orada dedim ki, biz bunu tekrar bir daha düşünelim ama şu bilgiyi de vermem lazım. Şimdi yasal olarak bizim öğretmen atamaları yıldı bir kere yapılıyor. Bunun istisnai uygulamaları oldu Şubat ayında istisnai uygulamaları oldu. Bu senede yapılması her sene zaten bu talep gelir yani her sene Şubat ayında da atama istenir niye? Şimdi daha sonra KPSS'ye giren öğretmen adayları belki bu sene tutturdukları puanı tutturamayacakları endişesiyle hazır elimizde bizden üst sıralarda olan öğretmen adayları haklı olarak hazır elimizde böyle bir ek atama yapılırsa değerlendirilebilecek bir puanımız varken Şubat'ta da atama yapılsın biz de bu önümüzdeki puanla özellikle üst sıralar için söylüyorum bu ek atamalardan yararlanalım diye böyle bir talepleri var. Ama bu sadece Millî Eğitim Bakanının veya Bakanlığının kara verebileceği bir konu değil bunu bir sürü mali boyutu var yani çünkü netice itibariyle bir atamayı Ağustos'ta yapmakla, Şubat'ta yapmak arasında maliye bakımından da bizim ayrıca kendi kontenjan hesaplarımız bakımından da, norm ihtiyaçlarımız bakımından da değerlendirilmesi gereken tarafları var. O bakımdan ben hani şimdi tamam Şubat'ta biz bunları değerlendireceğiz, değerlendireceğiz derim de, atama yapacağız diye bir şey söylemem mümkün değil. Zaten daha önce de bu konu da bu atamanın yıldı bir kere yapılacağı, müteaddit defalar uygulandı.
CENGİZ ÖZDEMİR--Son sorumuz şu olsun: Esasen birikmiş çok soru var ama Muharrem Ayı içinde de olmamız hasebiyle bunu sormayı arzu ediyorum. 2011-2012 eğitim öğretim yılında okutulmak üzere din kültürü ve ahlak bilgisi dersi müfredatına Alevilikte dahil edildi. Bu konuda tabi olumlu karşılayanlar ama, yanı sıra çeşitli örgütlerden de farklı itiraz ve değerlendirmeler de geldi. Gelecek senelerle ilgili yeni bir çalışma yapmayı planlıyor musunuz, bu konuda müfredata dahil ettikten sonra ne tür geri bildirimler aldınız? Bunu sorarak sohbetimizi bu akşam bağlamak isterim.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Şimdi bizim Alevi Bektaşi kültürün temel değerlerinin ve ilkelerinin de öğrencilerimiz tarafından öğrenilebilmesi için daha önce yapılmış bir çalışma var müfredatta. Sayın Hüseyin Çelik zamanında başlatılmış bir çalışma zaten vardı ve bu da Alevi Bektaşi kültürünü bir şekilde temsil ettiği düşünülebilecek kanaat önderleriyle de istişareleri olarak yapılan çalışmalar soncunda din kültürü ve ahlak bilgisi dersimiz müfredatına bu konularda ilave edilmiş oldu. Ama hepimiz zaman zaman bunun tezahürleriyle karşılaşıyoruz. Bunu yetersiz bulan kesimlerde var veya kendi Alevi Bektaşi yorumuna göre bunun çok yetersiz veya uygun bulmayanlarda var. Dolayısıyla, bu istişarenin daha da geniş bir çerçevede yapılıp belki o tür beklentilerinde karşılanacağı müfredat düzenlemeleri yapmak için çalışıyoruz. Sadece bakın bu yani din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin belli üniteleri için değil, biz bütün derslerimizin hem programları hem de ders kitapları için çok yoğun bir elden geçirme faaliyeti yürütüyoruz. Tarih kitaplarımızı da, Türkçe kitaplarımızı da oralarda da pek çok yetersizlikler, pek çok yanlışlıklar, eksiklikler var. Mesela benim işte Diyarbakır'da öğretmenlerimizle yaptığımız görüşmelerde Türkçe öğretmenlerimiz mesela seçilen parçaların özellikle ana dili Türkçe olmayan çocuklarımız için çok ağır olduğu, dolayısıyla Türkçe derslerinde Türkçeyi daha sonra öğrenmiş olan çocuklarımız için daha hafif ve daha kolay anlaşılabilir metinler seçilmesinin uygun olacağına dair bir öneri geldi. Bence bu çok anlaşılabilir, makul bir öneri yani onu da not ettik değerlendireceğiz. Dolayısıyla biz sahadan gelen, her türlü geri bildirimi müfredatımıza, ders kitaplarımıza, programlarımıza yansıtmaya çalışıyoruz bu da en önemlilerinden bir tanesi. Gelen her türlü eleştiriyi, öneriyi program içerisinde gerekli revizyonu yaparak değerlendireceğiz, değerlendiriyoruz.
CENGİZ ÖZDEMİR--Sayın Bakan, size çok teşekkür ediyoruz. Ayağınızın tozuyla Diyarbakır dönüşü konuğumuz oldunuz, kamuoyunun tartıştığı konulara açıklık getirmeye çalıştık umarım başarılı olmuşuzdur. Size teşekkür ediyorum.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Ben size çok teşekkür ediyorum. Gerçekten kamuoyunun bana da ulaşan sorularına tercüman oldunuz. İnşallah biz de verdiğimiz cevaplarla bir şekilde endişeleri gideren, daha doğru bilgilenmeyi sağlayan bir program yapmışızdır birlikte inşallah.
CENGİZ ÖZDEMİR--Tekrar teşekkürler.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI- Çok teşekkür ederim.
CENGİZ ÖZDEMİR--Evet, bu akşam Ankara'daydık Stüdyo 360 bu akşam Ankara'dan yayınını gerçekleştirdi. Konuğumuz Millî Eğitim Bakanımız Sayın Profesör Doktor Nabi Avcı'ydı. Diyarbakır dönüşü ayağının tozuyla stüdyomuza geldi, kamuoyunda çok tartışılan konuları biraz programımızın zamanını da zorlayarak açıklık getirmeye çalıştık. İnşallah bundan sonraki meselelerde özellikle tartışma üslubu konusunda hepimize düşen hassasiyete dikkat ederek bu süreçleri yaşarız diye ümit ediyoruz. Çünkü bu Cumartesi, Pazar Türkiye'de bir yandan heyecan, bir yandan şaşkınlık, bir yandan umut ve mutlulukla karşılanan güzel olaylara vesile oldu. Cumartesi, Pazar yoğun olarak canlı yayınlarımızla biz de Diyarbakır'daydık, arkadaşlarımız halen oradalar. Biz de bu akşam Nabi Avcı Bey'le Millî Eğitimi ve meselelerini konuştuk. Perşembe günü normal saatimizde, Perşembe günü 21:30'da Türkiye'ye yön veren bir başka isimle yine Türkiye'nin gündemini konuşmaya devam edeceğiz, hayatı anlamak ve anlamlandırmak için.

 

Kaynak: Egitimhane.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
öğretmen 10 ay önce

biz aciziz demek ki. kaç yıllardır öğretmene saygı gösteren, öğretmeni için çaba sarf eden bir bakan nasip olmadı. inşallah bundan sonra olur. imreniyorum, diğer bakanları görüyoruz personeline sahip çıkıyor. darısı başımıza.

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber