Bu haber kez okundu.

Anaokulu Öğrencilerime Okumayı Öğrenmeleri İçin Baskı Yapmaktan Suçluluk Duyuyorum

Bir sabah sınıfımdaki 4 yaşındaki bir çocuk tam önümde durup benden bir tane kraker istedi. Bu küçük çocuğun ismi Josue. Kolları tuhaf bir şekilde sallanıp duruyordu. O kadar çok sallanıyordu ki masamın üzerindeki bir pastel boya kutusunu devirmek üzereydi. Ben de bir elimle devrilmesin diye kutuyu tutarken, diğer elimle krakerlere doğru uzandım. Bu hareketinin bir sebebi vardı.

“Kkk – kraker. Hangi harf bu Josue?” diye sordum. Çünkü dört sene boyunca öğretmenlik yaptığım bu anaokulunda bir kraker asla sadece bir atıştırmalık değildi. Tavandan tutun çember saati halısına kadar her detay, misyonumuz uğruna iki görevi birden üstleniyordu: Daha başarılı olmak için savaşmak. Küçük harfler ve büyük harfler, harflerin sesleri, kafiye ve yazma gibi kategorileri içeren bir “erken okuryazarlık tablosu”nu doldurmak için sadece bir yılım vardı. Çünkü ana sınıfına başladığında Josue’nun okuması bekleniyordu.

Tamamlanmış tablolarımla gurur duyuyordum. Çocuk isimlerinin yanında yer alan yüksek puanlardan oluşan “tertemiz” bir sıra; ebeveynlere güven veriyor, anasınıfı öğretmeni meslektaşlarımın yükünü hafifletiyor ve bir sonraki değerlendirme turunda öğrencilerimizin işini daha kolay ve daha stressiz bir hale getiriyordu.

Ama aynı zamanda Josue’yu ve pek çok diğer çocuğu zorlama şeklimden dolayı derin bir rahatsızlık duyuyordum. Erken çocukluk dönemi eğitimine yönelik araştırmalar, çocukları okuma konusunda acele ettirmenin onlara hiç de yardımcı olmadığını söylüyor. Daha da kötüsü anaokulunda okumayı öğrenmenin uzun vadeli kazanımlarına yönelik elimizde hiçbir araştırma kanıtı bulunmuyor. Eğitimde öngörülen standartlara ulaşmak için okuma yazma becerileri kazandırmaya yönelik harcanan onca zaman, çok büyük bir fırsata da mal oluyor. Ve zaman içinde öğrenme çıktılarını desteklediği kanıtlamış önemli bir öğeyi erken çocukluk sınıflarının tamamen dışında bırakıyor: Oyun.

Küçük çocuk olduğunuz zaman oyun asla zamanı boşa harcamak değildir. Anlamlandırmak ve deneyim kazanmaktır. Küçük harf değerlendirmelerinde gösterilen performanstan daha önemli olan şey, blokların olduğu alanda diğer çocuklarla fikir farklılıkları üzerinde çalışırken geçirilen zamandır. Çocuklar birlikte bloklardan bir şehir yaratırken, kendi seçtikleri mühendislik, kaynak paylaşma, uzlaşmaya varma, dil ve arkadaşlık problemlerini çözerler

Josue anaokulunda oyun oynamalı. Ve kesinlikle benim sınıfımda da oyun oynuyor olmalıydı.

Bazı çocuklar erken okur. Bildikleri şeyleri nasıl öğrendikleri konusunda hiçbir fikirleri olmaz, ama kitaplardaki “karalamalar” onlara aşinadır, yakın gelir. İyi hazırlanmış çocukların okuma yolculuklarına başlamaları için ihtiyaçları olan tek şey sözcük çözümleme konusunda hafif bir destek olabilir.

Ama bazı öğrenciler henüz hazır değildir. Josue sınıfıma ilk geldiğinde akranlarından binlerce kelime gerideydi. Bu küçük çocuğun birkaç ay içinde mutlaka okuması gerektiği beklentisi; onu ikna etmek, ezberletene dek tekrar ettirmek ve her okul sabahını küçük sandalyelerin olduğu alçak bir masa üzerinde müfredat tarafından istenen okuma kartlarını sınıflandırmakla geçirmesini sağlamak demekti. Bazen tüm bunları gayet iyi idare ediyordu. Ama bazen dayanabilmek için bir krakere ihtiyaç duyuyordu.

Sabah saatleri ilerlerken Josue’nun nasıl göz temasını kaybetmeye başladığını izlerdim. Stresi arttıkça alnına düşen inatçı bir kakül sanki daha fazla hareket etmeye başlardı. Kollarını sanki bir fırıldak gibi çevirirdi. 4 yaşındaki çocukların her zaman yaptıkları şeyleri yapma özlemi içindeydi: Koşmak, keşfetmek, etraftaki şeyleri ellemek, bol bol ses çıkartmak.

Kendi kendime şunu sordum: Acaba üzerimizdeki baskıyı – testler, raporlama, tekrar testler – üstüme alsam, sınıfın havasını değiştirsem ve çocuklar çok çalışırken aynı zamanda oyun hissi de yaşadıkları bir ortama çevirsem, o zaman her şey yoluna girerdi değil mi? Oyun hamurlarını okuma yazmaya ve küçük arabaları da matematiğe dahil ettim. Gülebilelim diye komik kitaplar seçtim ve çocuklarla bol bol “beşlik çaktım”. Tatlı ama her yeri el yazısıyla dolu sınıfımızda geçirdikleri saatler içinde düşen serotonin düzeylerine karşı onlara derin nefesler almayı öğrettim. Ben de bir çok derin nefesler aldım. Ama yaşadığım suçluluk duygusunu kontrol altına almak için.

İdeal olanı çocukların sorgulamak için kendi sorularını seçmesidir. Ama günün büyük bir bölümünde bu soruları onlar adına, bizden beklenen müfredattan ben seçiyorum ve sonra bunu onlara oyun olarak satmaya çalışıyorum. Duydukları sadece şarkı, kafiye ve cesaret veren kelimeler olsa da, aslında bu seslerin ardındaki şey askeri bir trenin ısrarlı çuf çufları gibiydi.

Her ne kadar bazı okullarda her tür oyunu tamamen devre dışı bırakan erken çocukluk dönemi programları olsa da, ben bir saatlik oyuna ve yarım saatlik teneffüse izin veren bir program dahilinde öğretmenlik yapıyordum. Dışarıdaki oyun alanında Josue’nun omuzlarının nasıl gevşediğini ve nasıl tekrar göz kontağı kurabildiğini görebiliyordum.

Erken çocukluk dönemi eğitimcilerinin bu kadar sık tükenmişlik sendromu yaşaması hiç de şaşırtıcı bir durum değil. Sorun, enerji dolu küçük çocuklarla çalışmak değil. Sorun, kendini bir eğitim kahramanı gibi hissetmek ile gerçek düşmanla tanışmış gibi hissetmek ve bunun da biz eğitimciler olduğunu fark etmek arasında yaşadığımız aşırı yıpratıcı gelgit. Hem de gün boyunca.

Peki ya bunun yerine kendimize gelsek ve gerçekçi olmayan, kötü tasarlanmış eğitim standartlarını bir kenara atsak? Josue gibi çocukları tanıyan ve değer veren herkesin – ebeveynlerin, okul yöneticilerinin, öğretmenlerin ve kanun yapıcılarının – üzerinde hemfikir olması gereken şey şu: Anaokulu ya da anasınıfının değil de, çok daha fazla sayıda çocuğun gelişimsel olarak hazır olduğu ilkokul birinci sınıfın okumayı öğrenmek için en iyi zaman olduğu gerçeği. O zaman anasınıfında okuma öncesi becerileri geliştirilebilir. Peki 4 yaşındakiler? Onlar, harika kitapların ve merak uyandıran sohbetlerin olduğu okuryazarlık anlamında zengin bir ortamda oyun oynamalılar. Erken okumaya meyilli olan çocuklar bu ortamda zaten bu fırsata sahip olacaktır. Daha fazla gelişmek gibi gayet normal bir ihtiyaç duyan çocuklar ise çocukluklarının bir yıl daha tadını çıkarabilirler. Josue ve onun gibi olan bütün çocuklar bu tür bir çocukluğu hak ediyor.

Bu yazı BÜMED MEÇ OKULLARI tarafından desteklenmektedir.

 

Kaynak: https://www.washingtonpost.com/opinions/i-pushed-my-pre-k-students-toward-reading-and-i-feel-guilty-about-it/2015/01/23/a78561d0-a0b5-11e4-903f-9f2faf7cd9fe_story.html

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber